Nimet-i İslâm
— 507 —

KİTAB-UZ-ZEKÂT

(ZEKÂT)

Zekât, senelik bir malî ibadettir ki, müslimlerin zenginleri, seneden seneye, mallarının kırkta birini, müslimlerin fakirlerine vermelerinden ibarettir.Nemâ ve taharet, mânâlarından müştaktır.

﴿ وَالَّذِينَ فِى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ ٭ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ ﴾

vâd-i kerimine mebni, mal için zekât, berekât ve artmayı mucip olduğu gibi, hem de tahareti, muciptir.

Taharet, mala teallûk edip onun, - hakkullahın - çıkarılarak mustehak olanlara itasiyle temizlenmesi, hâsıl olduğu gibi, mûtî nefis için dahi taharettir ki, onu buhl pisliklerinden ve muhalefetten, temizler.

﴿ اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَٓاءِ وَالْمَسَاكِينِ ﴾

âyet-i kerimesindeki (sadakat), zekâttan ibaret olduğu gibi,

﴿ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا ﴾

(tevbe:103)Kulun ubûdiyyetteki sıdkına delâletten dolayı, zekâta şeriat dilinde (sadaka) dahi denilmiştir.

kavl-i kerîmindeki (sadaka) dâhi, zekâttır.

Malûm olduğu üzere, sevap için hibe edilen, yâni, karşılıksız fakire temlik kılınan mal diye tarif olunan (sadaka) farz ve tetavvû olmaktan hâli olmayıp, tetavvû olan sadaka, belli değil ise de  farz olan
— 508 —
sadaka, - miktaren ve masrifen - bellidir ki, bizim mevzuumuz olan zekât, işte odur. 
Zekât lâfzı: Tasrif (çekim) yönünden, salât lâfzı gibidir. Zekât vermeğe tezkiye  ve verene - musallî vezninde - müzekkî denir.

Zekât lâfzı: Tasrif (çekim) yönünden, salât lâfzı gibidir. Zekât verne, şartına, müteallıkına, masrifine dair olmak üzere, mütenevvidir.

Zekâtın hakikati: Mali mahsusu, şahsı mahsusa temliktir.

Mali mahsus: Kırkta bir demek olan öşrün dörtte birinden ve onun makamına kaim olan, malın cüzünden ibaret olup, şahsı mahsus dahi: Masrifinde mübeyyen bulunan müslim fakirdir.

Zekât, vücup ile mevsuf olmak ve taalluku itibariyle vücup, mükellefin fiillerinin sıfatı olup, fıkıh ilmi mevzuu dahi, mükellefin fiili bulunma hasebiyle zekâtı, mükellefin fiili olan temlik ile, tarif etmek, sahih olduğu gibi, (âtüz-zekâte) kavl-i kerîminde itâya  müteallik olan mal, kasdedilmiş olmakla, zekâtı ona isim kılmak dahi, sahihtir. 
Zekâtın sıfatı: Fariza-i muhkeme olmasıdır.  Kitabı kerîmde, otuz iki mevzide  zekât, salâte mükarin olarak, mezkûrdur. İslâm beş temel üzerine kurulmuştur hadis-i şerifinde zekât, İslâmın üçüncü rüknü olarak, mezkûr olduğu gibi, diğer hadis-i şerifte dahi"Allahtan korkunuz, beş vaktinizi kılınız, bir ay orucunuzu tutunuz, malınızın zekâtını veriniz, emre itaat ediniz ki Rabbiniz sizi cennete girdirsin." buyurulmuştur. 
Zekât, oruç gibi, hicreti seniyyenin ikinci yılında ve oruçtan evvel farz olmuştur. Kavli müftabih üzere, vücubu, fevrîdir  ki, özürsüz tehir eden, günahkâr olur ve şehadeti reddolunur.
— 509 —

Zekâtın vücubünü idrakte aranacak, nükte ve meaninin esası, ikidir: Biri nefsi, buhl rezilesinden kurtarmak, ve diğeri ehli hacâta, yardımda bulunmaktır ki, bunlardan evvelkisi nefsin tehzibine ve ikincisi de, memleketin tedbir ve idaresine âit, iki mühim maslahattır.

Zekâtın hükmü: Dünya cihetinden, teklif vazifesini yapmak, ve âhiret cihetinden de, cezadan halâs ve sevaba nâil olmaktır. 
Sadaka demek olduğundan, müzekkînin verdiği zekâttan dönmesi câiz olmamak dahi, zekâtın hükmündendir. 

Zekâtın rüknü: Temliktir ki, menfaatini - her vecihten - kendinden kesmek yoluyla, malının cüzünü, masrifi olan fakire, vermektir.

Kendinin borçlusu bulunan fakirin, zimmetini zekâtına karşı tutarak, ibrâ etmek,  yahut zekât niyyetiyle, kul azat eylemek veya cami yaptırmak ve hac ve umre eylemek, temlik ve zekât olmadığı gibi, usul ve furudan olan fakir temlik dahi, menfaatini - kendinden Milliyetle kesmemiş olmak cihetiyle, zekât değildir. (Mal) kaydiyle, menfaat hariç kalmıştır ki, - meselâ, zekâtına karşılık tutarak, fakiri mülkinde iskân etmek -dahi, zekât değildir.
Zekâtın sebebi: Nisaptır. Her şeyin asıl ve mercii demek olan (nisâp), şeriat ıstılahında, malın zekâtla alâkalı olan, miktarına denir ki, gümüşten iki yüz dirhem ve altından yirmi miskal en'âmı sâimeden (çobansız otlakta otlayan dört ayaklı ehlî hayvan demektir), devede beş ve sığırda otuz ve ganemde kırk, adettir. Mezkûr nisap, nâmî (artması) ve havlî (tam bir senelik) olmak şartiyle, sahibin memlûkü olmak,  zekât vermesi için, sebeptir. 
— 510 —

Bundan azına, zekât terettüp etmez.

Zekâtın şartı: Müzekki, müslim, hür ve mükellef (âkil ve bâliğ) ve borçtan ve aslî hacetten hâlî olan, mâlın nisabına malik olmak, ve müzekkâda, nemâ, havelân, semeniyet, yahut saimiyyet veyahut ticaret niyyeti, bulunmaktır.

Müslim olmayan, zekât ile mükellef olmadığı gibi, zekât için islâm, hem de beka şartı olduğundan, - vâcip olduktan sonra - irtidat edenden dahi zekât, sakıt olur.

Harp diyarında müslim olup senelerce kalarak, zekâtın vücubünü bilmeyen kimseye dahi, zekât terettüp etmekle,  islâm diyarına dahil olduktan sonra, o kimse geçmiş senelerin zekâtını, itâ etmekle mükellef değildir.
Memlûk kul, - ticarette izinli - dahi olsa zekât ile, mükellef olmaz,  müdebbir, Ümm-ü veled, mükâtip dahi öyledir. Müstes'i dahi İmam ebû Hanîfe indinde, mükâtip hükmündedir. 
Mükellefiyyet şartına mebni, sabî ve mecnûn zekât ile mükellef olmaz.  Bunamak dahi, bir nevi cünun olmakla, bunak olan, oruç, namaz ile mükellef olmadığı gibi, zekât ile de, mükellef değildir.

Nisâba malik olan, müslim ve hür sabî (çocuk) baliğ oldukta, sene iptidası bülûğ vaktinden muteber olur.

Nisaba malik olan, müslim ve hür mecnunun, deliliği bir sene devam ederse, ifakat bulduktan sonra, o senenin zekâtı, ona lâzım olmaz. Malın

— 511 —
nisabından sonra, senenin evvelinden veya âhirinden, az çok, bir müddette ifakat bulmuş olursa, zekât lâzım olur.  Baygınlık - ne kadar uzarsa uzasın - zekâtı iskat etmez.

Nisaba malik olmayan, hür mükellefe zekât vâcip olmadığı gibi, borçtan ve aslî hacetten hâlî olmayan, nisaba malik olana dahi, zekât vâcip olmaz.

(Deyn) ki, borçtur - zimmette sabit bir vasıftır, eseri mütalebede zâhirdir - maksut nisabı aşmış olup,  ibat tarafından talep olunan borçtur: Gerek ödünç, satın alınan emtia bedeli, ziyâ' borcu, kefalet, zevcesinin mihri muacceli gibi, hukuku ibad olsun ve gerek zekât, mahsulâtın öşrü, ve haraç gibi - hukuku ilâhî - bulunsun.

Nezir ve keffaret ve hac borçlarının, kullar tarafından mutalibi olmamakla, onlar mânî değildir.

Aslî hacet: Nafaka, mesken,  yazlık ve kışlık elbise,  sanat alât ve edevatı, ev eşyası, binek hayvanı,  hizmet memlûkları,  kitaplar, silâhlar  gibi şeylerdir ki, bunlar nisaba dahil edilmez.

(Nema) - ki malın artması ve çoğalmasıdır - hakikî ve takdiriden eam olup, (hakikî nema): Temettü, ticaret, tevalüd, tenasül iledir. (Takdîrî nema): Mal kendi sahibi, yahut vekili elinde bulunmakla, onu nemalandırmağa, maliki mütemekkin olabilmekledir.

— 512 —

Nisab, nâmî olmadıkça ona zekât terettüp etmediği gibi, havelân hâsıl olmadıkça dahi, zekât terettüp etmez.

(Havelân) - ki, sene mânâsına olan (hevle) izafetle, havelânı havl dahi denir - senenin deveranı mânâsınadır ki, nisap, bir kamerî sene, yıllanmış olmaktır.

Yıllanmakta, sahibinin - milki tam - ile memlûkü bulunmak dahi, meşrut olduğundan, iki kişi arasında müşterek bulunan nisaba, iki şerikten biri - bilâhare - tamamen malik olmak takdirinde, geçmiş sene için, zekât terettüp etmediği gibi, rehin olan mal dahi, nisap miktarında olarak, sahibinin makbuzu olduktan sonra, rehinde kaldığı müddetler için, ona zekât terettüp etmez. 
(Malî dımar) takdiren dahi nemalar olmadığından, havelân olsa da, onun için zekât müterettip olmaz.  Dımar; kabili istifade olmayan mal, demektir.
Mal, mevcut olmakla beraber, kendisine erişilmesi mümkün olmayan mala dahi (dımar) tâbir olunur: Ticaret memlûklerinden olan, kul âbik, (âbik, kaçak demektir), kayıp mal ki; gasben veya müsadereten ahz ve zapt edilmiş veya denize düşmüş veyahut, kır bir yerde veya geniş bir arsada gömülüp te, yeri unutulmuş, yahut bilinmeyen bir kimse nezdinde emanet kalmış olan mal gibi ki, bunlar bir vakit sonra, sahibinin eline geçse, onun elde olmadığı seneler için, zekâtını vermek, lâzım gelmez.Alacak zekâtı, âtide zikrolunmuştur. 

Malın bir sene içinde, bir halde kalması nadirattan olmakla, bidayetinde ve nihayetinde tam olmak şartiyle, havl esnasında eksilmesi, zarar

— 513 —
etmez. Eğer, nisap tamamen yok olursa, havl dahi bâtıl olmuş olur. 

Senenin iki başında, nisabın kemali şart olduğuna mebni başka malı olmayan kimsenin, nisap kıymetinden aşağı olarak, malik olduğu ticaret malı sene sonunda, nisap değerini bulsa bile, o sene için, ona zekât lâzım olmaz.

Havelân şartı, aslî nisap içindir. Havl sırasında dahi, istifade olunan mal,  kendi cinsine münzam olarak, aslî havlinin tamamında cümlesinin zekâtı, verilir.
Nisaba sahip olan kimse, birkaç senenin zekâtını, önceden peşin olarak verse de olur. 
(Semeniyye): Bilhassa, altına ve gümüşe aittir ki, onlar hilkat aslında, paradır.  Binaenaleyh, her ne veçhile imsâk olunsalar, zekâtla alâkalıdırlar. Nukut zekâtına bakınız.
(Saimiyyet) ki, ona sevm dahi denir: En'am hayvanat zekâtına göredir.  Sevaim zekâtına bakınız.
(Ticaret niyyeti): Uruz zekâtındadır. Bunlar, vücup şartlarıdır. 

Zekâtın vücubüne, erkeklik şart değildir. Vücup şartları kendisinde tahakkuk etmiş olan kadın dahi, zekât vermekle mükelleftir.

Zekâtın edâsı sıhhatinin şartı: Zekâta niyet eylemektir. Zekâtı verirken, yahut vermek üzere vekiline (işlerini idare edene) teslim

— 514 —
ederken,  yahut malının zekâtını tamamen veya kısmen ayırırken,  niyyet eyler.

Niyyetin, itaya hükmen mukareneti dahi, kâfidir. Niyyetsiz verip te, fakirin elinde mal istihlâk edilmeden niyyet etmek gibi.

Niyyet sırasında, fakirin. mecliste hazır - olması şart olmadığı gibi kendisine verilen şeyin, zekât olduğunu bilmesi dahi, şart değildir. 

Hattâ fakire, zekât niyyetiyle verdiğini, veren hibe, yahut borç adıyla verse, edânın sıhhatine zarar vermez.

Akrabasının çocuklarına, bayramlık namiyle verdiği paralar bile, niyyet ile, zekât olur.

Zekâtın mütaâllâkı - ki, taallûk ettiği türlü emval demektir - şunlardır: Nukut, uruz, sevaim.

Ziraat mahsulleri ile madenlerin zekâtı bunlara zeyl olabilir. Hububat ve meyvelerin zekâtı öşür (onda bir), veya öşrün yarısı (yirmide bir) dır. Madenlerin zekâtı ise humus (beşte bir) tur.

ZEKATI NUKUT (NAKİT PARANIN ZEKÂTI):

Nukut - ki, nakdin cem'idir - altın ve gümüş gibi paradan ibarettir. 
Gerek külçe veya sikke, gerek ziynet veya ev eşyası  olsun, cümlesi zekâta tâbidir.

Zekâtın sebebinde beyan olunduğu üzere, gümüşte nisap, iki yüz dirhem ve altında yirmi miskal olduğu gibi, bunlarda zekât dahi, (rubu öşür) den, yâni (kırkta bir) den ibaret olmakla, gümüşün, her iki yüz dirheminde - havl - den sonra beş dirhem ve altının her yirmi miskalinde, (yarım miskal) verilir.

Bir dirhem, on dört kırattır. 

Bir miskal, yirmi kırattır. Her kırat, beş arpadır.

Rubu öşürden daha az zekât olmamakla, zikrolunan nisaplardan fazla olanı, onların humsuna baliğ olmadıkça, zekâta mütaallik olamaz. Gümüşe

— 515 —

göre, iki yüz dirhem humsu, kırk dirhem olduğu gibi, altına göre, yirmi miskalin humsu dahi, dört miskal olmakla, gümüşün nisabı olan iki yüz dirhemden sonra, her kırk dirhemde bir dirhem ve altının nisabı olan, yirmi miskalden sonra, her dört miskalde iki kırat, zekât verilmek lâzım gelir.

Nisap sahibi için, halis gümüş veya altının ayninde, vücuben ve edaen Vezin muteber olup, iki yüz dirhem kıymetinde yüz elli dirhem gümüş ibriği olan kimseye zekât lâzım olmadığı gibi, iki yüz dirhem vezninde ve fakat üç yüz dirhem kıymetinde gümüş ibriği olana dahi, lâzım olan yedi buçuk dirhem kıymetinde, beş dirhem vermektir. Beş dirhem kıymetinde, beş dirhem dahi, verse olur.

Cinsin hilâfından vermekle - icmaan - kıymet itibar olunur.

Hâlis olmayıp ta, karışıklığında galip bulunan, altın ve gümüş dahi hâlis hükmündedir.

Bir adedi, kırk paraya râyiç olan, mecidiye kuruşu altı kırattır.

Bir adedi, yirmi kuruşa rayiç olan, mecidiye yüz yirmi kırattır.

Bir adedi, beş kuruşa rayiç olan, altılık altmış dört kırattır. 
— 516 —

Gümüşün altın ile dökülmüş olanında, itibar galibinedir. Altını galip olan, altındır. Gümüşü galip olan gümüştür.

(Magşuşe) tâbir olunan meskûkât gibi, Gaşşi galip olan, rayiç nukutta, urûz gibi, kıymet muteberdir.

URUZUN ZEKÂTI:

Uruz - ki, arazın cem'idir - nukut ve sevaimin gayri olan mallar mânâsınadır. Ticaret niyyetiyle edinilmiş olduğuna göre, onların dahi, havlî nisabı için, sene be sene, kıymetinin kırkta biri verilir.

Tacirin malı: Gerek keylî (ölçülen) veya vezni (tartılan) yahut ziraî veya sınaî, adedî (sayılan) ve gayr-i adedî (sayılmayan) mislî veya kıyemî,  cinsten olsun.
Nukut ile sevaimin gayriye, zekât taallûk etmemek asıl olduğundan, ticaret için olmayan uruzun, zekâtı olmaz. Binaenaleyh, cevahir ve inciye zekât terettüp etmez. 

Meğer ki, tâcir onları da, ticaret niyyetiyle temellûk etmiş ola.

Ticaret niyyetinin - zekâtın tekerrürünü müeddi mâniin ademi şartiyle beraber - akit sırasında olması, meşruttur. Meselâ, öşre tâbi araziyi iştirâ ve hâsılının öşrünü itâ ettikten sonra, mahsulâtını, ticaret için, anbara doldurdukta, ona zekât terettüp etmediği gibi,  akitten sonra, ticarete niyyet etmek veyahut nefsi için, birşey edindiği zaman, kâr bulursa satmayı niyyet eylemek suretinde dahi, ona zekât terettüp etmez.

Nisapta nakden - aralarındaki semeniyyet topluluğuna mebni -

— 517 —
birbirine kıymeten, zam ve ilâve  olunduğu gibi, ticaret eşyasının kıymeti dahi, nakdine zam olunur.  Ve zekât nakdine bedel, kıymeten eşya verilmesi, sahih olur. Para yerine kumaş vermek gibi.
Gerçi ticaret kasdiyle kullanılan sevaim dahi, urûzdur. Ve lâkin sevaim zekâtı ile ticaret zekâtı, miktaren ve sebeben muhtelif olmakla,  birinin havelânı diğerine bina edilemez.

Ticaret zekâtının senesi, saimelik niyyetine iktiran ile, batıl olacağından, ticaret için iştirâ ettiği hayvanatı, saime yapmak isterse, sene iptidası, niyyet vaktinden muteber olur.

Urûzdan, kıymeten olduğu gibi, aynen dahi, zekât verilebilir. Meselâ, iki yüz dirhem gümüş kıymetinde, iki yüz ölçek zahiresi olan tacir, havelânı havlden sonra, zekâtını aynen veya kıymeten itâda muhayyer olup, aynen itâ suretinde malının kıymeti gerek artmış gerek eksilmiş olsun, beş ölçek verir. Kıymeten verildiği takdirinde, vücubün tahakkuku günündeki kıymetini, vermek lâzım gelir.

Nisaba bâliğ olan deynin (alacağın) dahi, zekâtı vardır. Ve bu bapta deyn (alacak) üç kısımdır: Kavî deyn, vasat deyn, zayıf deyn. (Kavî deyn), ödünç ve ticaret bedeli olan, alacaktır.

İkrarda bulunan yani üzerinde olduğu ve hattâ güç halde bulunan ikrarda olanın veya müflisin  üzerinde bile bulunduğu takdirde,  onu alacaklı aldığı vakit, geçen senelerin zekâtını verir.
— 518 —

Şu kadar ki, zekâtta hums nisabın aşağısı mâfuv olmakla, geçen müddet bir seneden ibaret olduğuna göre, zekâtın edâsının vücubü, mezkûr deynden en az kırk dirhem kabz edilinceye kadar, teehhür eder.

(Vasat deyn): Ticaret için olmayan malın - meselâ gündelik elbisenin ve hizmet memlûkünün ve süknâ yerinin - karşılığı olan, alacaktır.

Bu gibi malların parası, müşteride zimmet kalarak, üzerinden sene geçtiğinde, tam nisap kabz edilmiş olmadıkça, zekât lâzım olmaz, ve geçmiş seneler, mezkûr alacağın müşterinin zimmetine, lüzumu vaktinden muteber olur.

(Zayıf deyn): Bir şeyden bedel olmayarak, zimmette kalandır. Mehir  ve vasiyet  muhâlâa bedeli  demi amitten sulh,  diyet,  bedeli mükâtibe,  bedeli say  gibi ki, bunlardan nisap miktarında kabz olunmadıkça, ve alındıktan sonra, üzerinden sene geçmedikçe ondan zekât lâzım olmaz.

Hibe edene hibe ettiği nisap miktarındaki malın zekâtı lâzım olmadığı gibi, - havlden sonra - rücû etmek suretinde, hibe edilene dahi lâzım olmaz. Rücû gerek (hükmen) gerek (rızaen) olsun.

— 519 —

SEVAİM (SÜRÜLER)'İN ZEKÂTI:

(Sevaim) - ki, saimenin cem'idir - alûfenin zıddıdır. Ahırda beslenen hayvanlara alûfe,  kırda yayılarak beslenen hayvanlara da saime denir.

Alûfelik ve saimelik, senenin - en çok - müddeti itibariyledir. Senenin en çok zamanını ahırda - yem yiyerek - geçiren hayvanlar (alûfe) olduğu gibi, senenin ekser müddetini kırda yayılan, hayvanlar da (saime) dir.

Senenin en çoğunda ve hattâ yarısında, alûfe olanlar (saime) sayılmadığı gibi, hususî otlaklarda, mer'a parası verilerek, yaydırılan hayvanlar dahi, (saime) sayılmaz.

Saime olan hayvanlardan, zekâtla alâkalı olan, yalnız şu üç nevi hayvandır: Deve, sığır, ganem. (İbil), develerdir. (Bakar), mandaya da şâmil olmak üzere, sığırlardır. (Ganem), koyunlar ve keçilerdir.

Atlar, katırlar ve eşekler, saime dahi olsalar, onların zekâtı olmaz. Meğer ki, bunlar, ticaret için, edinilmiş olsunlar.

Ticaret için beslenen, her nevi hayvanlar, alûfe bile olsa, urûzdan mâdut olmakla, zekâtla ilgili olabilir.

Nitekim, zikrolunan saimenin, saime olarak zekâtla alâkalı olması, binmek veya yük yüklemek, yahut ticaret etmek için olmayıp ta, mahza üretmek ve süt vermek için, edinilmiş olması şarttır.

Alûfeye ve çalıştırılan ve yük taşıtılan, sığır ve deve saimelerine zekât olmadığı gibi, ticaret ve et için saime olan davara dahi, ticaret zekâtından başka, zekât lâzım gelmez.

Ticaret için olan mallarda urûz ahkâmı câri olmakla, onda alûfelik dahi, zekâta mâni olmaz.

Sâimede ve zekâtla alâkalı sair mallarda, nisâbın aşağısına, zekât terettüp etmediği gibi, nisabın mülk olması dahi meşrut bulunduğundan - vakıf olan sevaime - dahi, zekât terettüp etmez.

Milk olan ve nisâba bâliğ bulunan mezkûr üç nevi saimenin, erkekleri ve dişileri ve muhtelitleri, zekâta tâbidir.

— 520 —

DEVELERİN ZEKATI:

Saime olan develerin, beşten az olanına zekât lâzım gelmeyip,  üzerlerinden sene aşan, beş saime devede bir şat (koyun veya keçi) verilir ki, beş devenin zekâtı odur. Yirmi beş deveye kadar, her beş devede - bir şat - verilip, iki nisap arası, mâfûv olur.

Develerin adedi, tam yirmi beş oldukta, bir binti mahat (iki yaşına, girmiş bir dişi deve) vermek lâzım gelir. Otuz beşe kadar, verilecek zekât budur.

Develer otuz altı oldukta bir binti lebun (Üç yaşına girmiş bir dişi deve) verilir. Kırk beşe kadar, verilecek zekât budur. Develer kırk altı oldukta bir hikka (4 yaşına girmiş bir dişi deve) verilir. Altmışa kadar verilecek zekât budur.

Develer altmış bir oldukta, cezea (beş yaşına girmiş bir dişi deve) verilir. Yetmiş beşe kadar verilecek zekât budur.

Develer yetmiş altı oldukta, iki binti lebun verilir. Doksana kadar, verilecek zekât budur.

Develer doksan bir oldukta, iki hikka verilir. Yüz yirmiye kadar verilecek zekât budur.

Yüz yirmi deveden sonra, iki hikka ile beraber, her beş devede bir şat verilip, deve adedi yüz kırk beş oldukta, iki hikka ile, bir binti mahâd verilmek lâzım gelir.

Yüz elli devede üç hikka verilir. Yüz elliden sonra, fariza - istinaf -olunup, üç hikka ile beraber, her beş devede, bir şat verilir. Yirmi beşte yâni, develer yüz yetmiş beşe baliğ oldukta, üç hikka ile bir binti mahâd, ve otuz altıda yâni, yüz seksen altı devede, üç hikka ile bir binti lebun, ve yüz doksan altı devede, dört hikka verilir. İki yüz deveye kadar, zekât budur. İki yüz devenin zekâtını, dilerse her ellide bir hikka olmak üzere, dört hikka verir, ve dilerse her kırk devede, bir binti lebun olmak hesabiyle, beş binti lebun verir. İki yüz deveden sonra, fariza istinaf olunup, yüz elliden sonra olan, hesap veçhile, başlanır.

Zekâtın ifasında, her nevi deve birdir: Gerek tek, gerek çift hörgüçlü olsun.

Küçükleri ve körleri ve topalları.., tâdada dahil olsa da, onlar zekât olarak verilmez.En seçkinleri dahi, alınmayıp vasatları alınır.

— 521 —

SIĞIR VE MANDA ZEKATI:

Saime olan sığır cinsinin, otuz adetten azına, zekât lâzım gelmeyip, onlar otuz olup ta, üzerlerinden sene aştığında, bir tebî, (tam bir yaşını doldurmuş erkek veya dişi buzağı) verilir.

Kırk adede kadar, zekât budur. Sığırların adedi tam kırk olduğunda, bir musin (tam iki yaşını doldurmuş olan erkek veya dişi dana) verilir. Altmışta, iki tebî verilip, altmıştan sonra, kırklar ve otuzlar, itibar olunur ki, her kırkta bir musin ve her otuzda bir tebî verilir. Yetmişte bir musin ile bir tebî verilir ve seksende, iki musine ve doksanda, üç tebî ve yüzde bir musin ile iki tebî verilir.

Bakarın adedi yüz yirmi olmak gibi musine ve tebîa takdirini, muhtemel oldukta, zekâtın hesabında dahi, muhayyerlik hâsıl olup, zekât veren kimse dilerse, kırkta bir musine olmak üzere, üç musine ve dilerse, her otuzda, bir tebîa hesabiyle, dört tebîa, verir.

İnek ve öküz ile manda karışık olan bakarı saimenin zekâtı onların ağlebinden alınır.

Matlup olan yaşta hayvan verilmezse, ednada farkı beraber verilir. Âlâda farkı, geri alınır.

GANEMİN (DAVARIN) ZEKÂTI:

Saime olan koyun ve keçi sürüsünün, kırktan az olanına, zekât lâzım gelmez. Ganem kırk olup, üzerlerinden sene aştığında, yüz yirmiye kadar, bir şat (erkek ve dişi olmak üzere, koyun veya keçi) verilir.

Yüz yirmi bir olduğunda, iki yüze kadar, iki şat verilir. Davarların adedi iki yüzü geçer, ve meselâ iki yüz bir olursa, üç yüz doksan dokuza kadar, üç şat verilir. Dört yüz oldukta, dört şat verilir ki, aradakiler, mâfüv olmak üzere, her yüzde, bir şat verilir.Sevaim zekâtında, Hazret-i Risaletin emri, bu veçhiledir.

Bir yaşından aşağı olan küçüklere ve kuzulara, müstakillen zekât terettüp etmez. Ancak, onlar sürüde tâdâda dahil olur. İçlerinde bir büyük bile olsa, nisaplarına zekât lâzım gelir.  Ve zekât olarak, o büyük alınır. Meğer ki, pek seçkin ola. O halde, o ahz olunmayıp bir - vasat şat -alınır.

Zekât olarak, aynen verilecek şey, daima vasattır ki, o ednâ ile âlânın arası ve ortasıdir.

﴿ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاٰخِذِيهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا فِيهِۜ ﴾

"İğrenmeden alamayacağınız şeyleri vermeye kalkmayınız. Ve Allahın müstağni ve övülmeye lâyık olduğunu bilin." (Bakara: 267)

Zekâtta, öşürde, haraçta, fıtrada, nezirde  ve köle âzât etmenin gayri olan keffarette,  ayne bedel, kıymetini vermek, câizdir.
— 522 —

Muteber olan, vacip olduğu gündeki kıymettir.

İmameyn, edası günündeki, kıymettir, dediler.

Sevaimde ittifakla - edası günündeki kıymet, muteberdir.

Bir kimse, malının zekâtiyle, bir cariye iştira edip, zekât için, o cariyeyi, fakir bir salihe verse, zekât yerine geçer mi? Cevabı: Geçer.

Zekât, helâl mala terettüp eder. Nisap, haram olur da, onun sahibi var ise sahibine verilmesi ve sahibi olmadığına göre, tasadduk olunması, vâciptir. 
Helâl mala, haram mal karıştırıp, temyiz olunamaz ise, cümlesinin zekâtı verilir. 
Zekât zimmete değil, ayne teallûk ettiği için,  vücuptan sonra (yâni, havelân tahakkuk ettikten sonra), nisabın helâkiyle sakit olur.
Nisap eğer havlden sonra istihlâk edilmiş ise, zekât teaddinin mevcudiyetine mebni tazmin olunur. 
Havelân husulünden sonra, nisabın ikraz ve iâre yoluyla telef olması helâk, ve saimeyi yemsiz ve susuz bırakarak nisap telef olmuş ise, istihlâktir. 
— 523 —

Vücubün tahakkukundan sonra, vâcibin düşmesi için çare aramak - icmâ ile - mekruhtur.

İmam ebû Yûsuf, zekâtın vücubünün def'i için çare bulmağı câiz görmüş ve İmam Muhammed, onu da mekrûh saymıştır. 

Saime olan hayvanatını, sene tamamından bir gün evvel - zekâtın vücubünden firar için - satmak, İmam Muhammede göre mekruh, ve İmam ebû Yûsufa göre, gayr-i mekruhtur.Nafaka için satmak - icma ile - mekruh değildir.

Sene ortasında, nisabı birine hibe edip, mal hibe edilen kimse yanında iken, sene tamam olduktan sonra, kaza veya rızâ ile, hibe edene rücû etmek, zekâtın - vâcip olmadan - iskatı için olan çarelerdendir ki, hiç birine zekât lâzım olmaz.

Nitekim, sevâim bahsinde dahi zikrolunmuş ve fıkıh bilmecelerinden kitab-uz-zekâtın, ilk meselesi bu olmuştur. 
Zekât, fakirler hakkı ise de, cebren alınamaz.  Ve niyyet olmadığı için, meyyitin terekesinden dahi, ahz edilemez. Meğer ki, kendisi, onu vasiyyet etmiş ola.  O takdirde, malının sülüsünden alınır. Verese izin verirse, malının mecmuundan dahi alınabilir.
Zekâtın masrifi,  ki verilecek yeri demektir. (Tevbe: 60) kavl-i kerîminde, tâdât buyrulan sınıflar: Fakir sınıfı, miskin sınıfı, köle sınıfı, borçlu sınıfı, Allah yolunda olan sınıf, yolcular sınıfı, memur sınıfı.

Bunların icmali: Zekâtın kendilerine sarf ve itâsı, şer'an sahih olan müslimden ibarettir. Gerek erkek, gerek kadın veya mümeyyiz sabî olsun.

Müslimlerin zenginlerine farz olan zekât, müslimlerin gayriye verilemediği gibi, müsliminin dahi, her sınıfına değil, ancak zikrolunan, fukara sınıflarına verilir.

— 524 —
Âyetin nazmında, bir de müellefe-i kulûp sınıfı mezkûr ise de, onlara zekâtın itası hususu, aleyhisselâm efendimiz hazretlerinin, son emirde, Hazret-i Muaz bin Cebele (radiyallahu teâlâ anhu) verdikleri talimatı seniyyede "onu zenginlerinden al ve fakirlerine ver" hadis-i şerifleriyle, mensuh olmuştur. 
Fakir: Nisaba baliğ mala ve onun kıymetine malik olmayan, kimsedir. Velev ki, sıhhati yerinde ve kendisi kazanç sahibi olsun. 

O miktar mala malik ise de, sahip olduğu mal, kendi hacetini karşılayacak derecede değil ise, o dahi fakirdir.

Birinin üzerinde, müeccel alacağı olan kimse, nafakaya muhtaç oldukta, alacağının vâdesi gelinceye kadar, kendisine kifayet edecek miktar, zekât almak câiz olur.

Alacağı eğer, gayr-i müeccel ise, borçlunun sıkıntıda olup olmadığına bakılır: Borçlu sıkıntıda olduğuna göre, alacaklının - ihtiyaç halinde -zekât alması - esah akval üzere - câiz olup,  borçlu zengin ve borcunu mukir bulunduğuna göre, alacaklıya zekât almak, helâl olamaz.

Miskin: Hiç bir şeyi olmayandır ki, zavallı tâbir olunan, fakirdir

Mükâtip: Kendisini kölelikten kurtarmak ve hürriyetini satın almak için, efendisiyle belli bir bedel üzerine, sözleşen köledir. 
Medyun: Borcundan, fazla nisaba ve onun kıymetine sahip olmayan, borçludur. 
Allah yolunda olan: Gazâ, yahut hac için, çıkıp ta, nafakasının tükenmesi ve bineğinin helâki sebebiyle, yolda kalmış olandır. 
İbn-i sebil: Yolcu demek ise de,  murad memleketinde mâlı olsa da,
— 525 —
yanında bulunmadığı için muhtaç kalan yolcudur. Eğer vatanına ulaştıracak kâfi şeyi var ise, ona zekât verilmez. 
Âmil: Zekât tahsiline memur olandır. Haşimî olmamak şartiyle, onun dahi, kendine ve maiyyetine, işleri ve gidip gelmeleri müddetinde - orta had ile - idarelerine kifayet edecek miktarda, mevcut zekât emsalinden, hakkı olur.  Gani dahi olsa, zenginliği almasına mâni değildir. Çünkü nefsini bu iş için, fariğ kılmıştır, kifayete muhtaçtır.

Zekât verecek kimse, zikrolunan sekiz sınıftan, her birine verebileceği gibi, hepsi mevcut iken, onlardan yalnız bir sınıfa dahi verebilir.

Zekât, müslimlerin zenginlerinden alınıp, fakirlerine verilir olduğundan, müslim olmayanlar, onunla mükellef olmadıkları gibi, ona masrif dahi olamazlar. Gayr-i müslime verilen zekât, sahih değildir. 

Zekât, zengin olan müslime dahi verilmez. Zengin: Nisaba malik olandır. Asıl havayicinden fazla olan nisaba ve yahut - hangi maldan olursa olsun - kıymeti nisaba müsavi şeye malik olana, zekât verilemez.

Zengin bir kimsenin, henüz baliğ olmamış olan çocuğuna dahi, zekât vermek sahih olamaz. Gerek babasının idaresi altında olsun, gerek olmasın. - Çünkü, babasının zenginliği ile, o çocuk, zengin sayılır. Büyük çocuk, öyle değildir.

Evli olan kızı hakkında, ihtilâf vardır. Esah olan, ona vermenin cevazıdır.

Zengin olan kadının çocuğu, babası ölmüş dahi olsa, ve validesi yanında bile bulunsa, zengin değildir. Ona zekât verilir.Zenginin, fakir olan zevcesine dahi, zekât verilir.

Benî Haşim, ganaim hissesinden istiğnaları cihetiyle, emvalin kirleri demek olan zekâtı,  almaktan siyanet olundular.  Hadis-i şerifte "Sadaka almak bize helâl değildir." buyuruldu.
— 526 —

"Kavmin âzâtlıları kendilerinden saydır." hadîs-i şerifi, beni Hâşimin âzatlılarını dahi, onlara ilhak etmiştir.

Zekâtı, müzekki kendi usul ve furuuna,  ve zevcesine dahi vermek sahih olamaz. 
Zekâtı, müzekki kendi memlûküne ve mükâtibine ve kısmen âzat olan köle veya cariyesine, vermek câiz olmaz. 
Arayarak, masrif zanniyle zekât verdiği kimse, yanlış çıksa, zekât - hakkullah - olup, onda da muteber olan - vüsu ve kudret - olduğu, ve müzekki dahi kendi - vüsunda - olanı yapmış bulunduğu için, câiz ve kâfi olur. Meğer ki, o kimse kendi kölesi veya mükâtip kulu, zuhur etmiş ola. 

Zekâtı, efdal olan - kendi ve furuundan gayri - en yakın

— 527 —
akrabaya,  sonra komşulara ve daha sonra sanattaşa, ve mahalle ve beldesinden olan, masrife, sarf ve itâ eylemektir.

Zekâtta muteber olan, malın bulunduğu mekânın fakirleri ve sadaka-i fıtırda muteber olan, edâ edildiği yerin fakirleri ve vasiyyette muteber olan, vasiyyet edildiği yerin fakirleridir.

Sene tamam olduktan sonra, zekât malını, kendi yakınının, yahut daha muhtaç olanın ve yahut daha mütteki bulunanın, yahut talim ile müslimlere daha menfaatli olanın gayrisi için, diğer beldeye - velev sefer mesafesi dûnunda bulunsun - gönderilmek, tahrîmen mekruh olur.

Harp diyarından, dâr-ı İslâma zekâtı nakletmek, orada masrifi mevcut olmak takdirinde dahi, mekruh olmaz.

Fakirin ihtiyacını temin ederek, kendisini dilenmekten iğnâ eylemek, mendup olup, lâyık olan, her fakirin ihtiyacı cihetinden, halin muktezasına, nazar olunmaktır.

Zekâtı, müteaddit fakirlere azar azar vermekten ise, bir fakire toptan verip, onun ihtiyacını defetmek evlâdır. 

Bir fakiri, zekât ile zengin kılmak, yâni kendisine borcundan ve havayicinden fazla olarak, nisap kalacak derecede, şey vermek mekruhtur.

Nisabdan fazla ve borcunu Ödeyecek kadar şey verilmesi mekruh değildir.

(Kitabın sonunda, Feyziyye fetvalarından alınan, dördüncü fetvaya bakınız.)

Zekâtı, mesacidin bina ve tamirine sarf etmek sahih olmadığı gibi,  meyyitin cihazına ve borcunu ödemeğe ve âzat edilecek kölenin, bedeline sarf eylemek dahi, sahih olmaz. 
— 528 —

FIKIH BİLMECELERİMİZDEN:

Mesele: İmam ebû Hanîfe hazretlerine göre, zengin olmakla zekât alması helâl olmayan, ve İmam Muhammed Hazretlerine göre, fakir olmakla, zekât alması helâl olan kimse kimdir?

Cevabı: Akarı olup ta, kirasından nisaba malik olmayandır. Akarın kıymeti cihetiyle, zengin sayılsa da, aldığı kira, idaresine kâfi olmadığı surette, zekât ve sadaka almakta, İmam Muhammed reyince, o kimseye beis yoktur.

Mesele: Hangi on kişidir, onlar ki, asıl havayiçten, dışında, yıllanmış on bin dirhem (biner dirhem) gümüşe malik oldukları halde, onlara zekât terettüp etmiş olmaya?

Cevabı: Bin dirhem gümüş istikraz etmiş, bir kimseye kefil bulunan, kişilerdir ki, malik oldukları mal, - kefalet sebebiyle - borçtan hâlî değil demektir. Çünkü, bir borç için, başka başka kefiller bulunmak suretinde, alacaklı - onlardan hangisine isterse, müracaat edebilir.

FETVA KİTAPLARINDAN:

1- Borçlu olan bir kimsenin malı olup, borcundan ziyadesi, nisababaliğ oldukta, o kimse üzerine zekât vacip olur mu?

Cevabı: Olur.

2- Zengin olan bir kimsenin, malının zekâtını, zevcesinin başka kocasından olan fakir evlâdına, vermek câiz olur mu?

Cevabı: Olur.

3- Bir kimse zekâtını, karanlıkta müslim zanniyle, bir Yahudiye verse ve bu sonradan anlaşılsa, verilen zekâtın iadesi lâzım olur mu?

Cevabı: Olmaz, kifayet eder.

4- Fakir olan bir kimsenin, ahz ve kabzı müdrik olan ve fakat küçük bulunan fakir oğluna, zekât verilmek caiz olur mu?

Cevabı: Olur.

5- Babası olmayan ve kendisi ahz ve kabzı müdrik bulunan küçük ve fakir olana, zekât vermek câiz olur mu?

Cevabı: Olur.

6- Bir kimse, elbise yaptırmasa işinden ayrılması muhakkak bulunan hizmetçisine, yaptırdığı elbiseyi zekâta karşılık tutsa, zekât yerine geçer mi?

Cevabı: Geçmez.

7- İlim taliplerinden olmayıp,  aslî havayicinden fazla, nisap miktarında mala sahip olan kimseye, zekât almak helâl olur mu?
— 529 —

Cevabı: Olmaz.

8- Bir kimse malının zekâtını, fakir olan kardeşine, vermek câiz olur mu?

Cevabı: Olur.

9- Bir kimse malının zekâtını, baba annesine vermek câiz olur mu?

Cevabı: Olmaz.

10 - Bir kimse malının zekâtını, - iddeti munkaziyye olmayan - boşanmış zevcesine vermek, câiz olur mu?

Cevabı: Olmaz.

11 - Bir kimse zekât nisabından ziyade olan, bir miktar parayı, alacaklısına vererek, bu suretle borcunu ödese, beis var mı?

Cevabı: Yoktur.

12- Bir kimse, kölesini zekât niyyetiyle azat eylese, zekâtına mahsup olur mu?

Cevabı: Mahsup olmaz.

13- Nisaba malik olan bir kimse, malik olduğu malın üzerine, sene devr etmeden, bir sene veya daha ziyadesi için zekâtı takdim ve tâcil etmek, câiz olur mu?

Cevabı: Olur.

14 - Bir kimse, hadîs fıkıh ve âdaptan kıymeti nisaba baliğ ve bâzısı aynî olmak üzere ticaret kasdi olmayarak elinde kitabı bulunsa o kitaplar için, zekât vermek caiz olur mu?

Cevabı: Olmaz.

15- Bu surette, o kimse hıfz ve tedris için kitaba ve tashih için mükerrer nushaya malik olacak, kendisine zekât almak helâl olur mu?

Cevabı: Olur.

16- Bir kimse malının zekâtını, oğlunun fakir olan zevcesine vermek câiz olur mu?

Cevabı: Olur.

17 - Bir kimse malının zekâtını, anasının anasına vermek câiz olur mu?

Cevabı: Olmaz.

18 - Bir kimse aslî havayicinden ziyade olarak, on miskal altın bileziğe malik olup, ondan başka altın gümüşten bir şeye malik olmasa, o kadar altın için, kendisine zekât vermek vacip olur mu? Cevabı: Olmaz.

19 - Bir kimse, zengin kocanın fakir zevcesine zekât vermek câiz olur mu?

Cevabı: Olur.

— 530 —

20- Bir kimse malının zekâtı olan, parayı fakir zanniyle, zengin olduğu anlaşılan birisine verse, verdiğini geri alabilir mi?

Cevabı: Alamaz.

21- Bir kimse malının zekâtını, Zeyde vermek üzere Bekire verse, ve o dahi, dediğini yapsa, sonradan nâdim olan o kimse, verdiğini Bekire tazmin ettirebilir mi?

Cevabı: Ettiremez.

22- Ağnam resmini toplamağa memur olana, verdiği ağnam resmini, zekât niyyetiyle veren kimsenin, verdiği koyunlar veya nakit, zekâta geçer mi?

Cevabı: Geçer.

23- Örfi tekâlifi toplamağa memur olan kimseye, bir kimsenin bunam ile verdiği parayı, zekât niyyetiyle verince, zekât yerine geçer mi?

Cevabı: Geçer.

24- Bir tâcirin, ödediği gümrük resmini, zekât niyyetiyle verince zekât yerine geçer mi?

Cevabı: Geçer.

- HAYRİYE-İ NÂBÎ'DEN -

Zimmetinde koma bir habbe zekât Verki ola mâeyi hayr ve berekât Hakkıdır Hazret-i Hakkın ol mal Sen dahi etme edâda ihmâl Çünkü etmiş seni Hak, ehli nisap Sen de et tezkiye-i mala şitâp Fukarâ hakkıdır imsâk etme Pâk iken malını nâpâk etme Emri Hak üzre sen ettikçe edâ Bîrine on verir onun Mevlâ Vermez isen berekâtı kalmaz Nimetin sende sebâtı kalmaz Bî zekât obuadadır mal telef Nâibâte olur elbette hedef Tohumdur mâle, zekâtı meşrû Ki olur hâki kabule mezrû Tohumu pâşîdenin az'âfı biter İki âlemde sana dâhi yeter Eyleyen fakr ve gınâyı tekvin Etmiş onu fukaraya tâyin Seni iğnâ eden Allahu kadir Eylemiş onu da hikmetle fakîr Eyleme ketm-i hukuku fukarâ

Senesi geldiği dem eyle edâ İstemekten niceler şerm eyler Müstehakkin ara bul sen gönder Sadakatiyle kıl itmâm-ı zekât Fer'idir asl-ı zekâtın sadakat Fazlına yok sadakatin gâyet Çok, bu mânâyı müeyyet âyet Agniyâ âyînesidir fukarâ Zıddi'yle münkeşif olur eşyâ Def â kaadir mi olurdun takdir Seni onun yerine etse fakîr Fakr sız, hüsn-ü ginâdır zâyi' Böyle vazı eylemiş onu sâni Fakr dır, bâis-i şükrü nîmet Fakr dır zîver-i hüsn-ü devlet Fukaraya nazar-î merhamet et Unf ile etme, suhan-î mekremet et Devlet ve nimetine âlettir Sana haktan o da bir nimettir. Ne saâd bu. izzet devlet Ki yüzünden güle, ehli hâcet Ona şükr et ki, onun yerine sen Olmuş olsan, ne gelirdi elden