KİTAB-UL-HAC(HAC)
(Hac ibâdeti) ömürde bir defa olmak hasebiyle, herkesin bilmediği, bir ibâdettir. Onu, hülâsa olarak bilmek için, önce bu husustaki tâbirleri ve İstılâhları beyân edecek. Mesâil ve vesâilin beyânından sonra da hac fiillerini, terkip edeceğiz.
HAC VEUMRE:
Malûm olsun ki, bir hac, bir de umre vardır. Bunların ikisi de, ehli İslâmın kıblesi olan, Kâbe-i Mükerremeyi, ve onun civarında bulunan müşerref yerleri, ziyaretten ibarettir.
(Ziyâret): Görmeğe varmak ise de, burada maksat, ihram üzere tavaf ve sâyden ibaret olan, (Fiili mahsus) tur.
O (fiili mahsus), belli vakitte olur ve vakfeyi dahi, hâvi bulunur ise, (HAC), ve vakti mahsusa tâbi olmayarak, yalnız tavaf ve sâyden ibaret olursa, (umre) adını alır. {(1) Saiy, erkândan değil ise de, umreyi izah için, zikr olunmuştur, âtide kendi faslında mübeyyen olduğu üzere, (ihram, tavaf, saiy ve tıraş, yahut taksirden ibaret, dört şeydir. İkisi rükün ki, ihram ve tavaftır. Diğer ikisi vâciptir ki, saiy ve tıraş veya taksirdir.)}
Bunların evvelkisine (Hacc-ı ekber) ve ikincisine (Hacc-ı asgar) dahi denir. {(2) Berâetün (Tevbe) sûresinin üçüncü âyetindeki "yevmel-haccil-ekber" kavli kerimin mânâsı budur. Kühustânî dahi "Hacc-ı ekber, hacc-ı islâmdır, hacc-ı asgar ise umredir." dedi.}
Hacc-ı ekberin, Cuma gününe mahsus olması, vârit değildir. Cumaya müsadif olan arefe gününün, sevabının ziyâdeliği, "Günlerin en efdali arefeye tesadüf eden cuma günüdür. Bu yetmiş hacdan daha efdaldir." hadis-i şerifiyle mübeyyendir. Nitekim, eyyam (Günler) bölümünde ayrıca anlatılacaktır.
Hem hac ve hem umre etmelidir ki, hadis-i şerifte: "Hac ettiğiniz vakit, umre ve umre ettiğiniz vakit, hac dahi ederek onlardan birine, diğerini tâbi kılınız ki, hac ile umre arasında vâki olan mütâbaat, demirci ocağının, demir kirini giderdiği gibi, fakr ve zünubü giderir..."buyurulmuştur.
Haccın vaktine {(1) Bundan murat sıkışık vakittir ki, Mekke-i Mükerremenin, en kalabalık zamanı olan, zilhiccenin onudur. Nitekim, âtîdeki ifadelerden zahirdir.} (Mevsim), fillerine (Menâsik) tâbir olunur. {(2) Menâsik, umrenin fiillerine de şâmildir ki, bâzı fıkıh kitaplarında kitabül-hac, (kitabül-menâsik) ünvaniyle ünvanlandırılmıştır. (Nüsük), taattir, "İnne salâtı ve nüsükî" âyetinde olduğu gibi.}
(Mevsim) âtîde mezkûr, hac aylarının, son on gününden ve (menâsik), tavaf, saiy ve vukuf fiillerinden ve bunların mütemmimatından ibârettir.
Hac etmemiş kimseye - ki, (Sarûr) denilir - şartlarının tahkikinde hac etmek - kendi niyyeti üzere - farzdır.
Haccı tekrar edenin, ikinci ve üçüncü ve... , haccı, nafile ve tetavvûdur. Nezir ile, vâcip dahi olur. umre sünnettir.
Hac edene, Hâcc cem'ine de (Huccac) denir. Beyti muazzama, (Mahcûc) tâbir olunur.
Umre etmeğe (İtimar) ve edene (Mûtemir) denir. (Âmir) dahi, mûtemir mânâsınadır. Cemî, ummar olur. Haccın ekseri, hem de ummardır.
EŞHÛRİ HAC: (HAC AYLARI)
Eşhûri hac, hac ayları demektir ki Şevval, Zilkaade ve Zilhiccedir. Hac fiillerine, Şevvalden evvel başlanmaz. Hattâ hac için, ilk tavafı takip edecek olan sâiy, ancak eşhuru hacta câiz olur. (Afâkî) olan için, ilk tavaf eşhûri haccın dışında dahi, mesnûn olur.
MEKRİ VE ÂFÂKİ:
Hüccac ve Ummarın Mekkîsi ve Afâkîsi olur. Mekke-i Mükerreme ve civarı sekenesinden olanına (Mekkî) ve bizim gibi, hariçten olanına (Afâkî) tâbir olunur.
HACC-I KIRAN, HACC-I TEMETTU, HACC-I İFRAD
Haccın fasılasız umre ile birleşmesine (Hacc-ı kıran) ve fasılalı içtimaına, {(1) Haccı, umreden ayırmak, fiillerini icradan sonra, tıraş olup, ihramdan çıkmak ile olur ki, vakti hulûlünde, hac için, yine ihram edileceğinden, aradaki aralık müddetinin ihtilâfiyle muhtelif olur. Kıranda hac ile umrenin ihramı bir olur. Temettuda, onlar için başka, başka ihram edilmiş olur.} (Hacc-ı temettu) ve umresiz olanına (Hacc-ı îfrad) tâbir olunup, işleyenlerine İsm-i fail sigasiyle: (Karin), (Mütemettî), (Müfred) denir.
Mekkîler - ekseriyetle - (Müfred) ve afâkiler (Mütemetti) bulunur. (Karin) olanları da olur. Ciddeden doğruca, Arafata çıkan - deniz yolcuları - gibi, (Müfred bil-hac) afâkîler ve mütemetti, yahut karin mekkîler dahi, bulunur.
İhramlı olarak edilen tavaf ve saiy fiilleriyle, her ne vakit olsa, bir umre hâsıl olur. Hac etmek için, vaktinde intizar olunur.
İHRAM, TIRAŞ, TAKSİR:
(İhram): Niyyet ve telbiyeden ibârettir ki, haccı yahut umreyi ve kırana göre, her ikisini niyyet ederek, ihrama dahil olmaktır.İhram, haccın sıhhatinin, şartıdır. (İhram) edene (Muhrim) tâbir olunur.
Ondan evvel kendisine, helâl olan (sayd ve nisâ) gibi şeyler haram olmak üzere, dikişli ve (yapışıklı) libaslardan soyunup, kefenli meyyit gibi, ve fakat baş ve ayaklarının üzeri, açık olarak örtü içinde, bulunur. Bedenini tanzif ile pasl edilir, yahut abdest alınıp, {(2) Mümkün olursa, yıkanmak efdaldir. Ve bu gasl tanzif kabilinden olduğuiçin onu âdet halinde olan kadın dahi yapabilir. Nitekim, Kitab-ut-taharede geçmiştir.} hamam hâli gibi, bir
peştemal ve bir omuz havlusu tutulunur, ve iki rekât namaz kılınır ve telbiye edilir.
Peştemal tarzında, belden aşağı olanına (İnzar) ve omuzdan örtülenine (Rida) tâbir olunur.Bunlar, erkeğe göredir. Kadınlar mestûredir.
İhrama girmek böyle, umre veya Hac fiilerinin hitamında, ihramdan çıkma tıraş veya taksir iledir.
(Hâlk): Saç tıraş etmektir. (Taksir): Saçı kırpıp kısaltmaktır. Bunlar mekânen, hareme ve zamanen yevmi nahre, muhtas olur.Bunlar da, erkeklere göredir.
TELBİYE:
Telbiye, lebbeyk okumaktır ki, sünnet olduğu üzere, ihramlı olarak,
diyerek, sesini yükseltmektir. (Hac fiilerinin terkibine bakınız).
Ref'i savt - ki, ona ihlâl ve (Acce) tâbir olunur - yine erkeklere mahsustur. Nâbi:
"Azm eder göklere mânende-i peyk, Nefes'i gulgulenâk-i lebbeyk"
İhramda olana (Muhrim) denildiği gibi, (haram) dahi denir. Cem'i (Hurum) gelir. "ve entüm hurum" âyetindeki hurum lafzı celili gibi.
Bu mânâda dahi; (Haram) ın zıddı (Helâl) dır ki, ihramda olmayan demektir.
MEVAKİT (MİKATLER):
İhrama girmek için, belli mevziler vardır ki, onların her birine (Mîkat) denir. Cemî (Mevâkît) gelir. Mevâkîti, ihramsız geçmek, cinayettir. {(1) Onları ihramlı olmayarak geçip sonra ihrama girene, kan lâzım gelir. Eğer mikata ihramlı olarak avdet ederse, dem sâkıt olur.} Onlar, şu beş yerdir: Zülhüleyfe, Zâtî irk, Cahfe, Karen, Yalemlem Medîne ehli. Zülhuleyfeden ve Bağdat ve Basra ahalisi, Zâti ırktan
ve Şam ahalisi, Cahfeden ve Ehli Necid, Karenden ve Yemen ahalisi, Yalemlemden, ihrama girerler.
Kızıldenize, bizim gibi, Süveyşten giren huccac, (Râbiğ) hizasında ihram bağlar ki, Şam ahalisinin mîkati olan (Cahfe) yakınındadır.
Zikr olunan mevziler, Haremi beyti muazzamın hududu demek olmakla, Mekke-i Mükerremeye gidenler, bu yerleri ihramsız geçemezler.
Olicak vâsılı haddi mîkat İki ihramdan aç; iki kanat
KÂBEİ MÜKERREME:
(Kâbe): Mekke-i Mükerreme câmiî şerifi dahilinde - ki. mescidi haram ve haremi şerif tâbir olunur - dört köşe bir âli binadır. {(1) Mekke-i Mükerremede, mescidi haramdan başka cami yoktur. Ona (haram) itlâki, ihtiramdandır. Hurmetinin hetki, helâl olmadığı için, Mekke-i Mükerremeye dahi (beledi haram) tâbir olunur. (Mescidi haram) - ki, ona haremi şerif, dahi denir - bizim ıstılahımızca olan, mescitler gibi değil, en büyük camilerden ve hattâ, Ayasofya cami-i şerifinden daha büyüktür.
Mimberi ve Makam-ı İbrahim aleyhisselâmı ve zemzem kuyusunu ve dört mezhep ashâbı için, başka başka dört makamı havidir. Her taraftan bir çok kapılan ve yedi minaresi vardır. Şadırvan avlusu gibi etraftan kubbeli ve ortası açıktır. Beyti muazzam ve diğer namı ile, Kâbe-i Mükerreme, işte onun orta yerinde, şadırvan misillidir. Ve tamamen kisve ile örtülüdür.}
Kâbe-i Mükerremenin, Hâtimi, Mîzâbı, Bâbı, Hacer-i Esvedi vardır.
Şimâl kenarındaki, iki köşesinin biri (Rükn-i Şâmî) ve diğeri (Rükn-i İrâkî) dir.
Altınoluk tâbir edilen (Kâbenin Mîzâbı), bu iki rüknün arasında ve Hanefî makamı önündedir.
Oluğun musıbbı, yarım daire bir duvar ile, muhat olup, onun muhiti olan yarım duvara (Hatim) ve muhatına (Hicrül-Kâbe) tâbir olunur. Hicr, kucak demektir. O da, Kâbeden madûddur. Orada namaz kılınır. Duâ olunur. Muhîti, Kâbe duvarına bitişik olmayıp, iki taraftan açık bulunduğu için, Beyti muazzamın etrafını, oradan dolaşmak dahi mümkün ise de, (tavâf), hatîmin gerisinden yâni o muhitin arkasından edilir.
Cenup kenarındaki, iki köşenin biri (Rüknü Hacer), yâni Hacer-i esved mahalli ve diğeri (Rüknü Yemânî)dir.
(Bâb-ı Beyt-i Muazzam) Hacer-i esved mahalline yakın ve şarka nâzir olan kenarındadır. Atebe (Eşiği)si, yetişilmiyecek derecede yüksektir.
(Hacer-i Esved) isminden anlaşıldığı üzere, bir siyah taştır ki, tavâf başlangıcının nişânesidir.
Öteden beri, muazzam ve muhterem olup, sıkışıklığın ziyâdeliği ile beraber ziyâretçilerden, tekarrüb edebilenler, onu lems ve takbil ile, tebcil ederler. Sokulamayanlar ise, uzaktan istilâm (selâmlamak) sûretiyle, ona ihtiram eyler oldukları için "Hacer-i esved cennettendir." medîha-i seniyyesine mazhar, mutlu bir taştır. Onun için, esved yerine (Es'ad) vasfiyle dahi, tavsîf olunur.
Kâbedir mahzen-i esrârı Hûda Zâdehüllâhu teâlâ şerefâ Kürsi-i memleket-i rabbâni Südde-i bârigeh-i rahmânî Hacer-i Esvedîdir senk-i şifa Bûsegâh-ı leb-i mahbub-i Hûda.
TAVÂF VE METAF:
Tavâf: Beyti muazzam etrafını dolaşmaktır ki, Rüknü Hacerden Kâbe kapusu cihetine doğru, sağa gidilmek şartiyle, beyti muazzam sola alınarak Hacer-i esvedden başlayıp, orada son bulmak üzere, yedi devre yapılır.
Her devre, bir şavt tesmiye olunur ki, bir gayeye gelmek demektir. Her yedi şavt, bir tavâftır. (Onun dört şavtı, rükün ve üç şavtı, vâciptir) Her tavâftan sonra, kerahet vakti dışında, iki rekât namaz kılınır. Bu namaz Haccın vâciplerindendir.
Tavâf edene, Taif denir. Kâbe-i Mükerreme çevresinde, tavâfa mahsus olan mahalle de, Matâf tâbir olunur ki, Hâtimin gerisinden dolanan bir yoldur. {(1) Tavâf edenlerin, o yolu, - taştıkları - da olur. Tavâf mekânı, mescidi haram dahilinde beyti muazzamın etrafıdır. Uzaktan, sütunlar arkasından dolaşılsa bile, olur.}
Bu ne devlet ne saâdet bu ne câh Ki olasın tâifi dergâh-ı ilâh Eyle meydân-i metâf üzre hirâm Cebhen et, ferş-i reh-i rükn-i makam Dili pervâne-i şem-i harem et Tavf-ı dergâh-ı veliyy-i niam et.
Tavf dahi tavâf mânâsınadır. {(1) Buna, istitafe ve tetavvuf dahi, denir.}
Belli vakti olmamak üzere, gece gündüz birçok tavâf edilebilir ki, onlar nafile tavâftır. Ve âfâkiye göre, nafile namazdan efdâldir. Mevsimin gayride, mekkî için, dahi böyledir. Mevsiminde ise mekkîye nafile namaz nafile tavâftan efdâldir.
Tavafta, telbiye edilmeyip, tekbîr ve tehlîl edilir, ve salâvatı şerife okunur.
Hacca bağlı olarak tavâfın üç nevi vardır: Tavâfı Kudum, Tavâfı Ziyaret, Tavâfı Sader.
Tavafı Kudum, Mekke-i Mükerremeye varıldıkta, edilen tavâftır ki, ona Tavafı Tahiyyet ve Tavâfı Lika ve (Ahdi bil-beytin ilk tavâfı) dahi denir. Âfâki için, sünnettir.
Tavafı Ziyaret ki, ona Tavâfı ifaza dahi denir: Arafattan inildikten sonra, edilen tavâftır. Haccın erkânından olan tavâf, işte budur ki her hac edene farzdır. Onun için, bu tavafın bir ismi de, Tavâfı Rükün'dür.
Tavâfı Sader ki, buna Tavafı Vedâ dahi denir: Nahr günü, cimâr remyi ile, nihayet bularak, minâdan Mekke-i Mükerremeye inildiği vakit, edilen tavâftır. Âfaki hakkında bu, vâciptir. Menasik, bununla sona erer.
Sader, avdet mânâsınadır. Huccac, o vakit ihramdan çıkmış ve âfâki olanlar, Kâbeye veda edip, beldelerine dönmek üzere, bulunmuş olurlar. Onun için, mezkûr tavâfın bir ismi de, Tavâfı Veda olmuştur.
Kâbetullâh dil-i insanı kebîr
Hacer ol kalbe süveydây-ı zâmîr
Ârif-i mertebe-i âb ve kil ol Var dolan dairesin dil bedii ol
Tâ sana zâhir ola nokta-i kâr
Ola gör dâiresinde perkar.
İZTİBÂ, İSTİLÂM VE REMEL:
İztibâ: Tavâfa {(1) Maksut, sonunda saiy edilecek olan tavâfı kudum veya tavâfı ziyarettir.} başlamadan önceden ridânın bir ucunu {(2) Rida, hakkında evvelce izahat verilmiştir.} sağ koltuğu altından alarak, sol omuzu üzerine atmaktır. Erkeğe sünnettir.Bu tarz üzere olan muhrime Muztabî denir.
İstilâm: Selâmlamaktır ki, tavafa gerek başlama sırasında, gerek tavâf esnasında, Hacer-i esved önüne gelindikçe, ona istikbal ederek, namaza durur gibi, el kaldırıp, tekbîr ve tehlîl ile, haceri müşarun-ileyhe el koymak ve onu takbil eylemek, ve mümkün olamadığına göre, uzaktan el işareti yapmaktır.Tavâf selâtından sonra, dahi Hacer-i esved istilâm olunur.
Remel, emel vezninde, iztibâ halinde, tavafın ilk üç devresi -adımlar kısaltılmak ve omuzlar silkelenmek veçhile- süratli ve çalımlı icra olunmaktadır.
Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz hazret-i ashabı ile birlikte umre ederlerken, {(3) Bu umre-i seniyye, Hicretin altıncı senesindeki, Hudeybiyye sulhü mucibince, ertesi sene zilkaadesinde vâki olmuştur ki, ona Kaza umresi ve Kısas umresi denilmiştir.} müşrikin, gerek Seyyidül-mürselin efendimizin, gerek ashabı güzînin, usret, cehd ve şiddet içinde olduklarını söyleşerek, -Dâr-un Nedve- önünde saf olup, seyre durmuş bulunduklarından, efendimiz hazretleri, rida-i şerifiyle iztiba edip sağ bazularını açmış ve yürüyüşlerinde, remel ve hervele. {(4) Tavafta, mezkûr veçhile edilen sürate remel, saiyde meyleyni ahdareyn arasında edilen sürate (hervele) tâbir olunur. Niteldin beyânı gelecektir.} etmişler ve: Bugün kendisini, onlara kuvvetli gösteren kişiye, Hak rahmet etsin." buyurmuşlardır.
Erkekler için, haccın sünnetlerinden olan İztibâ ve Remel her tarafta değil, kendisini saiy takib edecek olan, tavafta yapılır. Nafile tavâfta saiy olmadığı cihetle, iztibâ ve remel olmadığı gibi, vâcib olan, veda tavâfından sonra, dahi, saiy olmadığı cihetle, onda da iztiba ve remel yoktur. Tavâfı kudumda remel icra olunur ise ne âlâ ve illâ, ziyaret tavâfında yapılır. {(5) Hem de, sünnete değil de, farza tâbi kılındığı için, remelin ziyaret tâvafında icra edilmesi efdal sayılmıştır. Lâkin ihramdan çıkılmış bulunduğundan, bu remel iztibasız olur.}
SAİY VE MES'Â:
Saiy: Mekke-i Mükerreminin içinde ve mescidi haram dışında (Safâ) ve (Merve) tâbir olunan, basamaklı iki tepe arasında, Safâdan başlayarak Merveye ve Merveden Safâya, yedi kere gidip gelmektir.
Saiy dahi, yedi şavttır. Safâdan Merveye, her gidiş bir şavt olduğu gibi, Merveden Safâya, her geliş dahi, bir şavttır. {(1) Bir gayete gelmek, demek olan (şavt) ın o mânası, saiyde daha münasip düşmüştür.} Dört Gidiş ve üç Geliş olur. Mebde: Safâ ve Müntehâ: Merve bulunur. Her birinde, Kâbe görününceye kadar, {(2) Binalar mânî olmakla, Merveden Kâbe bilfiil görünmez.
Saaye, tâvaf denir. Şavtın cemî (egvat) olmakla, gerek tavâf, gerek saiy (yedi şavt) olmak üzere, zikrolunur.} basamaklara çıkılır.
Saiy, hac ve umrenin vâciplerindendir. Ve her biri için, birerden ziyade değildir. Tavâfı kudumdan sonra, umrenin sa'yi ve tavâfı ziyaretten sonra haccın sâ'yi yapılmış olur. {(3) Sader tavâfından sonra, saiy yoktur.}
Tavâf mahalline Metaf, saiy yerine de Mes'â denilir.
Sürmedir dîdeye hâk-i mes'â Sâha-i merve tarabgâh-ı safâ
HERVELE:
Her tavâftan sonra, saiy olmadığı gibi, saiyi takip etmeyecek tavâfta ve onun da, üç şavtından sonrasında, remel dahi olmadığı sabık ifâdeden anlaşılmıştır.
Saayin her şavtında, erkek için bir hervele yâni, sürat {(4) Kamus mütercimi (remel) ve o mânâda olan (remelan) kelimelerini linklink gitmek ve (hervele) yi yelmek diye, bildirmiştir.} vardır ki, Sâfa ve Merve arasında olan, her gidiş gelişte, meyleyn ahdareyn tâbir olunan iki yeşil direk arasında, süratle geçilip, sonra yavaş yürünür.
Bu da, tavâftaki remel gibi, sebebi zâil ve kendi bâkî olan, sünnetlerdendir.
VUKUF:
Ayakta gitmeyip, durmak demek olan Vukuf, menâsik istılahında arefe günü, arafatta bulunmak mânasınadır. Gününe izâfetle, ona Arefe Vukufu dahi denir.
Bir de, Müzdefile vukufu vardır ki, nahr günü sabahı Müzdelife de Meş'ari Haram denilen yerin yakınında bulunmaktadır.Evvelki, haccın rüknü âzamidir. İkincisi, haccın vâciplerindendir.
Arafat: Mekke-i Mükerremenin şarki cenûbisinde, altı saat mesafe dedir.
Müzdelife: Minâ ile Arafat arasındadır. Aralarındaki mesafeler, ikişer saattir. Arafat yolu üzerinde, mekkeden iki saat sonra Minâ ve ondan iki saat sonra, Müzdelife ve ondan iki saat sonra Arafattır.
Arefe sûret-i meydân-ı nüşûr Rûz-u divân-ı hudâvend-i gafûr
Yazmada afvı maâsîye berât Satr ber satr sufûr-ı Arafat
Şastedir onda olan nâme siyah Olur âzâd esîrân-ı günâh
Muhrimân dâire bende sîmîn Cebel-i rahmet ona fass-ı nîgîn
Cürm ile rahmet eder bey'u şerâ Bâyâ ve müşterîi sûk-u mınâ
REYM-İ CİMAR:
Remy, malûm olduğu üzere, atmaktır. Cimar, cemrenin cemidir.
Kâmus tercemesinde, mübeyyen olduğu üzere, Cemre, ateş parçasına denildiği gibi, ufacık taş mânasına gelir ki, ona Arapçada Hasâ dahi denir. Misbah sahibinin beyanına göre, Cemre ufacık taş kümesi demektir.
Evvelkine göre, Remyi Cimar terkibi, ufacık taşlar atmak mânâsına olup, ikinciye göre cemerata hasayat atmak demektir. Mastar mefulüne muzaf kılınmış olur.
Reym-i cimar, Haccın vâciplerindendir. Eyyamı nahrda, yâni Kurban Bayramı günlerinde, Minâda mevazi-i mahsusasında olur. Birbirinden
birer ok atımı uzakta, üç cemre, yâni ufak taş yığını vardır ki, Cemre-i Ulâ, Cemre-i Vustâ, Cemre-i Akebe tesmiye olunur. Onlar üç gür. taşlanır ve her gün, her birine yedişer taş atılır, ve atılırken "Allâhu Ekber" denir. (Efâli haccın terkibine bakınız.)
"Mânasik, bütün efâl-i enbiyâdır." "Kâr-ı güzîdegân püsendîde-i Hüdadır."
EYYAM:
Eyyâm, malûm olduğu üzere, yevmin cemidir. Murad, Kur'anı Kerimde varid, eyyamı malûmat ve müdûdattan olan günlerdir.
Eyyâmı malûmat, Zilhiccenin onuncu günüdür ki, yevmi terviye ve yevmi arefe ve yevmi nahr, o cümledendir.
Yevmi Terviye, Zilhiccenin sekizinci günüdür ki, huccac o gün Mekke'den Mina'ya çıkarlar. {(1) "Yevmi terviye", zilhiccenin sekizidir ki, arefe gününden bir önceki gündür. Huccac o gün, Mina'ya azimet edip, onda su olmamakla kendilerini ve bineklerini gereği gibi, suya kandırdıkları için, itlak olundu. Yahut İbrahim (aleyhisselâm)zebh rüyasını o gece görmekle, o günde gördüğü rüyayı, terevvî ve tefekkür eyledi. Ertesi gün rahmânî olduğunu bilip, onuncu günde, zebh işine mübaşeret eyledi. Müellif, yevmi arefenin dahi, tesmiye veçhine telmih eylemiştir.}
Yevmi Arefe, Zilhiccenin dokuzuncu günündür ki, Huccac o gün Arafatta bulunurlar.
Yevmi Nahr, Zilhiccenin onuncu günüdür ki, Nahr yâni kurbanların kesildiği gündür. On birinci ve on ikinci günler dahi, Kurban günü olduğundan, hepsine birden Eyyâmı Nahr ve o zamanlarda, huccac Minâda, mukîm bulunmak itibariyle, Eyyâmı Minâ dahi denir. {(2) On birinci günün, bir adı da, (yevmül karr) olduğu, İbnî Esîrde görülmüştür.}
Eyyâm-ı Madûdat "fi eyyâmin mâdûdât", kavl-i kerîmi mucibince, namazlar akabinde tekbirler alınan günlerdir ki, yevmi arefeden itibaren Kurban Bayramının dördüncü, yâni Zilhiccenin on üçüncü gününe kadar olan, beş gündür.
İçlerinde teşrik tekbirleri bulunması hasebiyle bu günlere Eyyam-ı teşrik dahi denir. (Nitekim Kitab-us-salâtın Ahkâmı ideyn faslında anlatıldı.)
Hakikatte (Eyyamı Teşrik): Zilhiccenin on birinci, on ikinci ve on üçüncü günleridir. Nitekim, beyan olunmuştur.
Eyyamın efdâli, Cumaya tesadüf eden, yevmi arefedir. Vukuf arefesi Cuma gününe vâkî olan hac ona müsadif olmayan, yetmiş hactan efdâldir. Nitekim, hac ve umrenin tarifinde, hadîs olarak, geçmiştir.
HEDY:
Hacda kesilen kurbandır. Âfâki olan huccac, seferber bulundukları için, Kurban ile mükellef olmadıklarından Hedy Kurban demek değildir. Hacc-ı kıran veya Hacc-ı temettû edenler, hac ve umre nüsükünü cemetmeğe muvaffak olduklarına teşekküren, kurban kesmek, onlara vâciptir. Hacc-ı îfrad yapanlara ise, müstahaptır. Hedy işte, bu kurbanların ismidir.
Ceza ve keffaret için olan deme yâni kesilecek kurbana dahi, (Hedy) itlâk olunur. Hedy'in zebh mahalli, haremi Mekkedir. Âtide faslı mahsusunda açıklanacaktır.
HİL VE HAREM:
Harem lâfzından, haremi şerif dediğimiz, mescidi harâm mânası anlaşılır ise de, Harem ondan ibaret olmayıp, Hil mukabili olarak dahi, istimal olunur.
Mekke-i Mükerreme ve civarının nebatı kesilmemek ve hayvanatı avlanılmamak üzere, etrafından hudut tâyin buyurulmuş ve nişan edilmiştir. İşte, o hududun dahili Harem ve harici Hil'dir. Bu tâyin edilen hudut, mevakitten başkadır. (Mevakit), ihram hudududur. Onlar, Mekke-i Mükerremeye daha uzaktır. {(1) Harem sekenesi, Mekkî sayılır. Hil sekenesine bizim gibi âfâkî denir. Haremi Mekke, Medine-i Münevvere cihetinden (3) ve İrak ve Tâif ve Yemen cihetlerinden (7) ve Curâne semtinden (9) ve Cidde tarafından (10) mil mesafededir.}
Hillin en yakını, garb canibinden, Mekkeye üç dört mil mesafede olanıdır ki, Mekke-i Mükerremeden, umre çıkanlar, ihram için oraya çıktıklarından umre tesmiye olunur. Asıl ismi, ten'imdir. (umre faslına bakınız.)
MEŞAR-İ HARAM:
Müzdelifenin müntehasında, bir yerdir ki, Cebeli Kuzah yakınındadır. Misbah sahibinin beyanına göre, nefsi cebeldir. Mimin fetha ve kesri ile olur. Müzdelife vukufunun, orada olması, efdâldir. Çünki Nebi Aleyhisselâtu vesselâm efendimizin durduğu yerdir.
(Meş'âr), Mahall-i şiâr demektir. Şiâr, alâmet mânâsınadır. O yere Meş'âr denmesi, ibadet yeri olduğuna ve haram diye, tavsifi hürmetine, mebnidir.
FEVAT, FESAD, İHSAR:
Fevat, Haccın fevt edilmesidir ki, arafe vukufunu fevt etmekle olur.
Fesad, Haccın veya umrenin fasid olmasıdır. Haccın fesadı, hali ihramda, arafattan evvel, ve umrenin fesadı, hali ihramda tavâftan evvel, mucamaatledir.
İhsar, hac ve umre erkânından, memnû kalmaktır. Bunlar, ahkâmı ile birlikte,ilerde beyan olunacaktır.
CİNAYET:
Haccın cinayeti, mahzurattan ve memnûattan ibarettir ki, bazısı, ahkâmı ihrama ve bazısı ahkâmı hareme taâllûk eder. Kendi babında tafsilatlı olarak anlatılacaktır.
MESAİL-İ HAC (HAC MESELELERİ)
Hac mesaili: Haccın lûgaten ve şer'an olan mânâsına, sıfatına, sebebine, şartlarına, erkânına, vâciplerine, sünnetine, âdâbına, mahzuratına müteallik olmak üzere; mütenevvidir.
Hac, lûgatte hanın fethi ve kesri ile, kasdi muazzam mânâsına olup, {(1) Bir kavle göre, teyemmüm gibi mutlak kasdtır.} şeriat dilinde: Mekanı mahsusu, zamanı muayyende, belli efdâl ile, kasd eylemektir.
Mekân-ı mahsûs: Kâbe ve Arafattır.
Zaman-ı mahsus: Ziyaret tavâfı ile arefe vukufu zamanıdır ki, evvelkisi, yevmi nahrın, fecrinin tulûundan başlıyarak umre sonuna kadar olan zamanın eczasından bir cüzü ve ikincisi, yevmi arefenin, zeval vaktinden nahr gününün fecrinin tulûuna kadar olan zamanın eczasından "bir cüzüdür. {(2) Hac fiillerinden birini, onun haricinde yapmak kâfi olmayacağı beyaniyle, zamanı mahsusu - eşhürü hac - ile tefsir edenler dahi olmuş ise de, tahtâvi bu veçhile tefsiri, evlâ, görmüştür.
Ziyaret tavafının, nahr günlerinde edilmesi vâcibattandır. Tehirine kan terettüp eder. Nitekim, hac efalinin terkibinde, zikr olunur.
Behcetül-fetvada, şöyle mezkûrdur: Üzerine hac farz olan kimse, hacca gidip, ihramdan sonra, arafatta badel-vukuf, ziyaret tavafını terk edip, ondan sonra beş altı ay mürurunda, ziyaret tavafını etmeden, ölse, hac farzı o kimseden nakit olur mu? Cevabı: Olmaz. Fakat bir sene sonra dahi ziyaret tavafını yapsa haccı tamam olur.}
Fiil-i mahsus: Vukuf ve tavâftır.
Haccın sıfatı: Fariza-i muhkeme olmasıdır ki, hac farzı gayr-i mensuhtur. Esteîzu billâhi teâlâ.
kavl-i kerîmi, ehli istitaat olanlara haccı emretmektedir. Münkiri kâfirdir. {(3) (Farzın hükmü: İşlenmesine sevap ve terkine ikap inkârına küfür terettüp etmektir.)}
Hac, farzı ömrî ve fevrîdir ki, muktedir olana, ömründe bir kere haccetmek fevri olarak farzdır. Bu sene mümkün ve yolun emniyetinden kalbler mutmain iken, gelecek seneye tehiri, mübah değildir. {(4) Bu, müftabih olan imam Ebû Yusufun kavlidir. İmam Ebû Hanîfe hazretlerinden olan, iki rivayetin en sahihi dahi, budur. İmam Mâlik mezhebi dahi, bunun üzerinedir. İmam Muhammed Hazretlerince, hac, vazife-i ömür olduğu için, farziyyet - alet terâhî - olmakla, ömür müddetince, mümteddir. İmâm Şâfiî ve İmâm Ahmed dahi böyledir. Cevhere sahibi: İmameyn arasındaki ihtilâf - zannı galip - selâmet olmak suretindedir. Amma, maraz, yahut herm cihetiyle, - zannı galip - mevt olmak suretinde, haccın vücubu icmaan fevrîlik kesp eder, demiştir.}
Haccın sebebi: Beyti muazzamdır. Hiccul-beyt terkibindeki izâfet, sebebiyet delilidir. "Emir tekrar iktiza etmemek" İktizasınca, ibâdattan mütekerrir olanlar, sebeplerinin tekerrürüiledir. Bunda tekrar yoktur. {(1) Kâbe-i muazzama, esteizu billâhi teâlâ "inne evvele beytin" kavl-i kerîmi ibaresinin delâleti veçhile, Makam-ı İbrahimi haiz, bir beyti şerifi kadim olup, insanların ibadetine kıblegâh olmak üzere tevhid dini adına yer yüzünde dikilmiş ilk mabettir.
Hazret-i İbrahim Halil (aleyhisselâm) in dini hanîfi üzere, olmak iddiası bilcümle ehli milleti semaviyye için söz konusu iken bu müddeaya beyyine ikamesi, yalnız, ehli İslâma müyesserdir ki, Hazret-i Halilin bünyanı olan, Kâbe - bifadlillah teâlâ - ehli İslâma kıbledir. Onu veçhi mahsus üzere, ziyaret dahi müstakil bir ibadettir. Hadis-i şerifte: "Fısk ve fücur etmeyerek, hacca giden anasından doğduğu gündeki gibi döner." buyurulmuştur.}
Haccı emreden mezkûr âyeti kerîme, dokuzuncu hicret yılında nâzil {(2) Gerçi, "ve etimmul-hâcce vel-umrete lillah" âyeti, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. Bu âyet-i kerime, başlanılan haccın ve umrenin yarıda bırakılmayıp, tamamlanmasını emr etmektedir. Onda haccın farz olduğuna delâlet eder bir şey yoktur.} olmakla, Hazret-iResûl-ü Ekrem (sallâllâhu teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz o sene Hazret-i ebû Bekir (radiyallâhu teâlâ anhu) a câhiliyye âdetlerinin ilgası ile, halka menasiki tâlim etmek, ve İslâmın emirleri dâiresinde, hac ettirmek üzere, hac emiri kılmışlar ve ertesi sene kendileri dahi, hac farizasını ifâ buyurmuşlardır ki, vedâ haccidir.
Haccın şartları: Vücubünün şartları, edâsının şartları, {(3) Zimmet, mükellefin ifa ile memur olduğu işine (nefsi vücub) ve onun ifası lüzumuna (vücubu eda) deriz.} sıhhatinin şartları olmak üzere üç nevidir. {(4) İbni Hümamın telinizi, Sâdi (lübâbul-menâsik) ismini verdiği, eserinde dördüncü nevi, olarak ilâve etmiştir ki, o da, haccın farz vakti olmasının şartlarıdır ve dokuzdur. İslâm, ölünceye kadar islâmiyette bekâ, akıl, hürriyet, bülûğ, kudreti olana kendinin edâ etmesi, nafile olarak niyyete bulunmamak ifsat eylememek, başkası için niyyette bulunmamaktır.}
#546)
Vücub şartları, sekizdir: İslâm, âkıl, bülûğ, hürriyet, vakit, geçinme kudreti, yol masrafı kudreti ve haccın farziyyetini bilme.
İslâm vücubunun şartı olmakla, küfür halindeki istitaati olan kimseye, hac vâcib olmayıp, {(1) Bu da, küffarın şeriat furuu ile, muhatap olmamalarına mebnidir. Muhatap olmaları hakkındaki, Irâkiyyunun kavillerine göre, islâm şürutü sıhhatten olur.} o kimse fakir düşüp müslim olsa, evvelki istitaatinden dolayı, kendisine haccı edâ, vâcip değildir. Müslim bunun aksinedir ki, muktedir iken, hac etmeyerek fakir düşse, haccı edâ vücubü, onun boynunda borç olarak kalır.
Hac ettikten sonra, - Allah korusun - mürted olana, dahi, tövbeden sonra, istitaati olursa bir hac daha etmek, lâzım gelir.
Delilik, bunaklık, çocukluk, vücübe mâni olduğundan mecnun ve mâtûh ve sabî, hac ile mükellif değildir. O hallerde, onlar hac etseler bile, farz vâkî olmaz. İfakat bulduktan ve büluğa girdikten sonra, muktedir olurlar ise, yine hac etmeleri, lâzım gelir.
Hür olmayanlar, bedenî ibâdet ile mükellef olsalar dahi, ibâdetin hac gibi hem de, malî olanı ile mükellef değildir. Efendileriyle birlikte, hac etseler bile, ettikleri hac, farz vâki olmamakla azad olduktan sonra istitaat husulünde yine hac etmek, lâzım gelir.
Vakit ki, vukuf ve tavâf vaktidir. Vücubün şartı olduğundan, onu müdrik olmayana, hac vâcib olmaz.
Vakitten, kendisinde hac ifâ edilebilen zaman, kasd olunur ki, o da, âfakiye göre, beldelerin ihtilâfı ile muhtelif olur. {(2) Buna binaen fetavay-ı Hindiyyede: Zâd ve Râhile gibi, vücup şartlarının vücudu, çıkış vaktinde muteber olup, hattâ beldesi ahalisinin, hac için yola çıkacakları zamandan evvel, mala sahip olan kimseye, onu dilediği yere, sarfetmek vardır. Mezkûr vaktin hulûlünde, onu hac hazırlığının gayriye sarf etmek yoktur. Eğer sarf ederse, vücup kendisinden sakıt olmaz denilmiştir.}
Geçinme kudreti: Yol azığına iktidar demektir ki orta halde yâni israf ve cimrilik etmeyerek mutadı olan maişetine ve sıhhatını koruyabileceği, nafakaya iktidardır. {(3) Hattâ et yemek, mütadı olan kimse, ekmek peynir tedarikine kaadir olmakla vücubün şartı olan kudrete malik olmuş sayılmaz.}
Yol masrafı kudreti; Bineğini tedarike iktidar demektir ki, ya yalnız başına, veya ortak {(1) Ortaklık, iki kişi şutuflu. bir deve tutup, her biri bir şutufa malik bulunur, olmaktır. Yoksa, nöbetleşe binmek üzere, iki kişinin, bir deve tutması, kâfi değildir.} olarak bir binek {(2) Rahile, binek devesidir ki, bizim hecin, dediğimizdir. Lâkin günden güne çoğalmakta olan, huccaca, Arabistan revahili, kifayet etmemekle, sonraları yük develeri dahil binek ve deve hükmünü almıştır ki, huccac şimdi, en çok yük develerine binmektedirler. Ciddeden Mekkeye ve Mekkeden Minâya ve Arafata, merkep üzerinde dahi gidenler olmakla İbni Nüceym merhum, Bahri Raikte "deveye binmek efdaldir. Himar üzerinde, hac etmek mekruh olur" dedikten sonra: "Kerahetin, efdale mukabil zikr olunmasından zahir olan, tenzihiyye olmasıdır" demiştir.} satın almak, veya kiralamak {(3). İştira, satın almak, demek olduğu gibi, iktira, dahi kiralamaktır. Birinin ibaha ve iare etmesi, kâfi değildir. Velev ki, babanın oğula, yahut oğulun babaya ibahası gibi, kendine minnet olmayan cihetten vâki olsun. Bu bapta hibe olunan malı kabul etmek dahi, ona vacip olmaz. Velev ki, vâhibin minneti âri dahi olmasın, çünkü, vücubün şartını tahsil, vacip değildir.} kudretine mâlik olmaktır. {(4) Hattâ, muktebe binmeğe kaadir olmayana, mahare tedarikine iktidar şarttır. Muktep, kazık deve dedikleridir ki, ona herkes binmeğe mütehammil olamaz.}
Bunlardan, yol azığına kudreti olmak hem mekkî ve hem âfâki hakkında, ve (binek tedarikine kudreti bulunmak), yalnız âfâkî olanlarda, şarttır.
Mekke içinde veya civarında bulunanlar, meşakkatsiz yürümek, kendilerine mümkün oldukça, -Cumaya gidiş gibi- yürüyerek hac etmek, lâzım gelir. Ve illâ, binek tedariki onlara dahi, şart olur.
Vücubün tahakkuku için, zâd ve rahileye, iktidarda istitaati maliyesinin, kendi nafakasından ve avdetine kadar, {(5) Bir kavle göre dönüşünden bir gün evvel veya bir ay sonraya kadar.} iyali {(6) Kişinin iyali: Nafakası üzerine, lâzım olanlardır. Onların nafakasında dahi lâzım olan, kendi nafakasında olduğu gibi, vasattır ki, israf ve cimrilik, olmamaktır.} nafakasından ve mesken veya onun tamiri parası ve ev eşyası ve sanat, hirfet edevatı, ve -var ise- borcunun ödenmesi gibi, kendisine lâbüd bulunan şeylerden fazla olması şarttır.
Ev eşyasından, ondan müstağni olanının bir takımını, hac etmek için, satmak, ona vâcip olmaz. Ve keza, nezdinde olan para ile mesken veya
hizmet cariyesi iştira edecek olsa, ondan sonrası, hacca kâfi olmaz derecede olanına dahi, hac vâcib olmaz.
Sekizinci şart olan haccın farziyyetine ilim: Harb diyarında müslim olup da, islâm şeriatini bilmiyene göredir. Dâr-ı İslâmda bulunmak, hacca vesair farzlara vâkıf ve âlim olmak, demektir. Ve bunda, islâm üzere neşet etmiş olup olmamak, müsavidir. {(1) Dâr-ı harpte bulunana dahi, iki erkeğin, veya bir erkek ile iki kadının, ve hattâ âdil bir kişinin ihbariyle, ilim hâsıl olur. İmameyn indinde, onda adalet büluğ, hürriyet bile şart değildir.}
Edâ vücubü şartları, beştir: Göz ve beden selâmeti, mâniin zevali, yolun emniyeti, iddetin yokluğu, mahreminin vücudü. {(2) Zevc veya mahremin, vücup şartı veya eda şartı olmasında, yolun emniyeti hususundaki ihtilâf veçhile, ihtilâf olunmuştur. Hilâfın semeresi, vasiyyetin vücubunda ve mahreminin imtinaı takdirinde, nafaka ve rahile vücubünde ve mahrem bulamayan kadına, beraberce hac etmek için teveccühün vücubünde, zâhir olurki, vücubün şartı deyenler, bunların biri, ona vacip olmaz, dediler. Çünkü, vücup şartının tahsili, vacip olamaz. Buna binaendir ki, kendisine mal ibaha olunan kimse, hac vacip olmamak için, onu kabulden imtina edebilir. Eda şartı diyenler, onların hepsini ona, vacip kıldılar.} Görme ve beden sağlamlığı, edâ vücubü şartlarından olduğundan zâd ve rahileye kaadir ve hür ve mükellef bulunan âmâya, hac edası vâcip olmadığı gibi, marîz veya mukîd, yahut meflûç, olana, dahi, vâcib olmaz. (Mukîd), kötürüm ve (meflûç) inmelidir.
Mâniin zevali: Mahbusiyyet gibi hissî mâniin zevalidir.
Yolun emniyyetine itibâr: Berren ve bahren, selâmetin galip bulunmasıdır. Selâmet gâlip ise, hacca gitmek vâcip, tehlike gâlip ise, vâcip değildir.
İddetin yokluğa İddetin adem-i kıyamı demektir ki, mutallâka veya zevci müteveffa olan kadın hakkındadır. Gerek bâyin, gerek ric'î talâk ile muallâkta olup veyahut zevci vefat edip de, henüz iddet içinde bulunan kadına, haccın edası vâcip değildir. {(3) Eğer - yola çıktıktan sonra - misafir iken, ona iddet lâzım gelirse, talâkricî olduğuna göre, zevci ondan ayrılmaz. Ve efdal müracaattır. Talâk, bâyin ise, zevcecnebi gibi olur.}
Mahremin vücudu: Mahremin bulunması demektir ki, bu dahi, kadın hakkındadır. Hacca giden kadın, arada sefer mesafesi bulunduğuna göre, gerek genç, gerek ihtiyar olsun zevci veya mahremi beraber bulunmak şarttır. {(4) Elli beş yaşında olup, Mekke-i Mükerremeye sefer müddeti uzak olan belde ahalisinden bir kadın, yanında zevci, ya mahremi yok iken, hacca gitmek, câiz olur mu? Cevabı: Olmaz.} (Zevç veya mahrem olmadıkça, kadın için istitaat, sabit olmuş olmaz.
Zevc hakkı, feraizde zâhir olamamakla, bu babta zevcin izni şart değildir. {(1) Kendisine hac farz olan bir kadın, zevci ahar diyarda olmakla, gelmesini beklemeyip, mahremi olan damadı ile, Mekke-i Mükerremeye gidip, hac farizasını iskat etmek, câiz olur mu? Cevabı: Olur.
Üzerine hac farz olan kadın, hacca gitmeğe niyyet etmekle ana baba bir olan kardeşlerini yanına alıp gitmek istedikte, zevci kendine mâni olabilir mi? Cevabı: Olamaz.
Mekke-i Mükerremeden sefer mesafesi uzak olan belde ahalisinden olan kadının, üzerine hac farz olmakla, hac murat ettikte, zevci beraber gitmekten imtina eylese, o kadın ana baba bir ve emin olan kardeşi ile varıp, hac etmek câiz olur mu? Cevabı: Olur.}
Kadının mahremi: Babası, dayısı, amcası, kardeşi, damadı, sütoğlu; gibi nesebî; sıhrî, ridâî olan karabet sebebiyle, nikâhı -ebediyyen- kendisine haram olan erkektir. Kadının kölesi, kaynı ve eniştesi, mahremi değildir.Kadının zevci beraber olursa, başkaca mahreme hacet olmaz.
Mahremine hür ve müslim olması şart değil, emniyetli olması şarttır. Mecusî olan mahremi, eğer münakahanın mübahiyyetine mutekid ise kadın onunla müsaferet edemez.
Mahremin mükellef olması, yâni sabî, bunak, deli olmaması dahi, lâzımdır. Murahik bâliğ gibidir.
Hac yolunda, mahremin zâd rahilesi, kadına aittir. Sıhhat şartlan; dörttür: İhram, zaman, mekân, islâm. {(2) İslâm, hem de vücubün şarttır. İbni Nüceym demiştir ki, bazıları ihrama bedel, niyyeti zikr etmişler ise de, ihram niyyet ve telbiyeden ibaret olmak cihetiyle, niyyeti de içine alır. Müellifin tâbirince, hac dört şey ile sahih olur. Onların ikisi, İSLÂM ve ihramdır. Diğer ikisi vukuf ve tavâfı ifazadır. Bunların iki evvelkiler (şart) ve iki sonrakiler (rükün) dür. İfademiz, fetevâyı Hindiyyeden alınmıştır.
Vukuf, zilhiccenin dokuzuncu günü arafatta, ve ifaza tavafı ve diğer ismi ile ziyaret tavafı, onuncu... , günü, metafta olur.}
Haccın rükmü: İki şeydir. Biri ziyaret tavâfı ve diğeri arefe vukufudur. {(3) Lâkin, "el-haccu arefetun" buyrulduğu cihetle, vukuf, tavaftan akvadır. Vukuftan evvel olan mücamaa ile hac fasit olur da, tavaftan evvel olan ile, fasit olmaz. Haccını vukuftan evvel mücamaa ile ifsat eden kimseye hac fillerinin geri kalanına devam edip, ertesi sene kazâ etmek lâzım gelir.}
HACCIN VÂCİPLER:
Haccın vâcipleri - ki, terkine dem terettüp eden fiilleri demektir -saiy, vukuf-u cemi, remyi cimar, tiraş yahut taksîr, sader tavâfı gibi şeylerdir. {(1) Hindiyyede, Tahtâvî şerhinden naklen, yalnız bu beş, mezkûrdur.} Bunlar:
1 - İhrama, mikattan girmek. {(2) Yâni, mikatı ihramsız geçmemek.}
2 - Arafatta, vukufu gurube değin temdid etmek. {(3) Gaye-mugayyada dahildir. Çünkü, vâcip olan, geceden dahi, bir lâhzaya yetişmektir.}
3 - Nahr günü, fecrinin tulûndan sonra ve güneşin doğmasından evvel Müzdelifede vukuf etmek.
4 - Remyi cimar eylemek.
5 - Kaarin yahut mütemetti kurban kesmek. {(4) Afakî olan huccac, misafir bulundukları için, bu kurban, udhiye değil, kıran ve temettü demidir ki, hac ve umre nüsüklerini cem'a muvaffak olduklarına teşekküren, kendilerine vaciptir. Kesemez ise, âtideki beyan veçhile, on gün oruçtutar. Müfred-bil-hac olan âfakîye, dem vacip değil, müstahaptır.}
6 - Tıraş veya taksir etmek.
7 - Onu, dahili hareme, ve eyyamı nahre tahsis eylemek.
8 - Remyi cimari, ondan evvel yapmak.
9 - Kurban kesmeği, remyi cimar ile tıraş veya taksir arasında yapmak. {(5) Yani, evvelâ remy, sonra kesim, ondan sonra tıraş, demektir.}
10 - Ziyaret tavafını, eyyamı nahrda îfa etmek.
11 - Saay etmek ve onu eşhürü hacda icra eylemek. {(6) (Eşhürü hac): Şevval, Zilkaade, zilhicceden ibaret hac aylarıdır.}
12 - Saayi, muteber bir tavaftan sonra yapmak. {(7) (Mütedün bih), muteber demektir. Tavafın itibarı - en az - dört şavtı husule gelmekledir. Çünkü, onun muazzamı rükündür. Eşvatın son üçü, vâciptir. Tavâfta taharet dahi, haccın vâciplerindendir.}
13 - Özrü olmayana göre, saayi yürüyerek yapmak.
14 - Saaye, Safâdan başlamak. {(8) Merveden başlar ise, ilk şavta, itibar olunmaz.}
15 - Âfakî olanlar, tavafı vedaı icra etmek. {(1) Mekkede kalacaklardan, ve ziyaret tavafından sonra adet gören kadınlardan, bu tavaf sakıttır.}
16 - Beyti muazzamı, her tavafta "Hacer-i esvedden" başlamak.
17 -Hacer-i esvedi, istikbal itibariyle sağa doğru giderek, yâni Kâbeyi, sola alarak tavaf etmek.
18 - Özrü olmayan, tavafı yürüyerek etmek. {(2) Hastalar, sedye üzerinde dolaştırılır.}
19 - Tavafta temiz bulunmak. {(3) Muhaşşinin ifadesine göre, vacip olan: Hedesten taharettir. Hebesten taharet, sünneti müekkededir. Ekser indinde, hadis-i şerifte "Beyti tavaf etmek namazdır"buyurulmuş olduğundan, onda, namazda olduğu gibi, hadesten taharet muteberdir. Şu kadar ki, taharetin, namazda itibarı farz ve tavafta vaciptir. Onsuz dahi, cevaz fevt olmaz. (Hadesli iken tavafın, dem ile telâfisi meselesi için, cinayet babına bakınız.)}
20 - Tavafta, mesturül-avre olmak. {(4) Avret uzvundan rubunun ve daha ziyadesinin keşfi sebebiyle, dem vacip olur.}
21 - Tavafı hatîmin gerisinden etmek.
22 - Tavafın tamamından sonra, iki rekât namaz kılmak.
23 - Ziyaret tavafının, son üç şavtını dahi yapmak.
24 - İhramın mahzuratını, terk etmek. {(5) (İhram mahzuratı), muhrim hakkında olan şeyler demektir. Erkeğin, dikişli, yahut yapıştırılmış elbise giymesi ve başını yahut yüzünü kapalı bulundurması ve av avlaması gibi.}
HACCIN SÜNNETLERİ:
Haccın sünnetleri: Tavafı kudum, remel, hervele, eyyamı nahr geceleri Minâda gecelemek, üç cemre arasındaki tertibe riyaet gibi, şeylerdir: Sayılacak olursa:
1 - İhrama girerken yıkanmak, yahut abdest almak. {(1) Velev ki, âdetli ve lohusa olsun. Çünkü, bu yıkanma temizlik içindir. Bu bapta - indel-acz - teyemmüm meşru değildir.}
2 - İki rekât namaz kılmak. {(2) Bunlarda, sünnetin faziletini ihraz için, sünneti ihramı niyyet eyler. İlk rekâtta kâfirûn suresini, ikincide ihlâs sûresini okur.}
3 - Beyaz bir ridâ ile, beyaz bir izar tutunmak. {(3) Bunların yenisi, yıkanmıştan efdaldir. Beyaz olması da, diğer renktekinden efdaldir. Lanlar, sünneti beyan içindir. Yoksa, setr-i avret kâfidir.}
4 - Güzel koku sürünmek. {(4) Bu da, ihram sırasında olur. İhramdan sonra olmaz. Muhaşşi der ki, Gülyağı gibi güzel kokulu temiz şeyi, elbisesine değil, bedenine sürünür.}
5 - İhram bağlanmış olduktan sonra, vasat derecede sesini yükselterek, bol bol telbiye ve salâvatı şerife etmek. {(5) Her namaz kılışta, her yokuş çıkışta, her iniş inmede her deve süvarisine rastlayışta seher, vakitlerinde.}
6 - Telbiyeyi her başlayışta, üç kere etmek.
7 -Resûl-ü Ekrem sallâllâhü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine, salâvatı şerife getirmek.
8 -Cenâb-ı Hakka duâ etmek. {(6) Salâvatı telbiyeyi ve ondan sonra da duâyı okumak.}
9 -Mekke-i mükerremeye duhul için, yıkanmak.
10 -Mekke-i mükerremeye gündüzleyin -muallâ- cihetinden dahil olmak. {(7) Mekke-i Mükerremenin kabristanı cihetinden demektir ki. Son zamanlarda o yoldan gündüzleyin duhul terk edilmiştir.}
11 - Beyti mükerremi müşahedede, dilediği duâyı etmek. {(8) Ki, o duâ müstecaptır. Duâsının makbuliyyetini istemelidir.}
12 - Beyti muazzam pişgâhında tekbîr ve tehlîl eylemek.
13- Eşhürü hac olmasa bile, âfâkî olan kimse, tavafı kudumu etmek. {(1) Geç kalıp ta, Mekkeye girmeyerek, arafata çıkanlardan, bu sünnet - bittabi - sakıt olur.}
14 - Tavafta erkekler, iztiba eylemek.
15 - Saayi takib edecek olan tavafın, ilk üç şavtında erkek kısmı, remel etmek.
16- Saay ederken, iki meyl-i ahdar arasında, erkekler hervele etmek,
17- Saayin, hervele mevziinden, -mâdâsında- yavaş yavaş yürümek.
18 - Tavafı çok etmek. {(2) Afâkî hakkında tavaf, nafile namazdan efdaldir. Haremde de mukim olan tavaftır.}
19 - Zilhiccenin yedinci günü, öğle namazından sonra, Mekkede hutbe okunmak. {(3) Bu hutbe tektir. Bunda celse yoktur. Hacılara menâsik tâlim olunur.}
20- Zilhiccenin sekizinci günü güneş doğduktan sonra, Mekkeden Minâya çıkmak.
21 - O gece Minâda kalmak.
22 - Zilhiccenin dokuzuncu günü, güneş doğmasından sonra, Minâdan arafata çıkmak. {(4) İmam, o gün arafatta, cem! takdim yapar ki, ikindi namazını vakti girmeden, öğle ile beraber, öğle vaktinde kılar. Ondan evvel - zevalden sonra - hutbe edip ve hutbesini iki kılıp, arada oturur ve onlarda, nâsa arefe ve Müzdelife vukuflarını ve o vukuflardan sonra yevmi natırdaki Akabe cemresini, kurbanı, ziyaret tavafını ve tıraşı (halk veya taksiri) talim eder.}
23- Gerek arafedeki cemi takdimde, gerek Müzdelifedeki cemi tehirde {(5) Cemi takdim ve cemî tehîr tâbirleri için Kitâb-us-salâtın vakitler bahsine bakmak lüzumu, hatırlatılır.} tadarrû ve huşûa ve göz yaşları dökerek, ağlamağa çalışmak, kendisi, ana babası ve din kardeşleri için, her iki dünya umuruna dair, dilediği duâyı etmek.
24 - Güneş battıktan sonra, ağır ağır arafattan inmek.
25 - Müzdelifeye inildiği vakit, gelen geçenlere, genişlik olmak için, batnı vadiden yüksekçe, cebeli kuzah kurbuna konmak. (Meşarı haram unvanına bakınız).
26- Bayram gecesi, orada kalmak.
27- Bayram sabahı Minâya inip, eyyamı nahrda bütün yükleri ve ağırlıkları ile, Minâda kalmak. {(1) Eşyasını, Minâda ibkadan emin oldukça, kendisi orada iken, yükünü Mekkeye göndermek mekruhtur.
Musalliye dahi, eşyasını (meselâ ayakkabısını ve el paketini), arkaya bırakmak kalbini meşgul ettiği için, mekruh olur.}
28- Remyi cimar için duruldukta, Minâyı sağa ve Mekke-i Mükerremeyi sola alarak durmak.
29- Cemre-i akabeye remyide, her vakit râkip, ve mescidi hayf kurbundaki cemre-i ûlâda ve keza cemre-i vustada, yaya bulunmak.
30- Cemre-i akebe remy ederken, batnı vadîde bulunup, cemreleri aşağıdan yukarı atmak. {(2) Bunun aksi, nâsı rahatsız edeceği için, mekruhtur.}
31- Remyi, ilk günü güneşin doğması ile zevali arasında ve diğer günler zeval ile gurub arasında olmak.
32- Yevmi nahrda dahi, bir hutbe edilip, onda menasikin geri kalanı beyan olunmak. {(3) Hac hutbelerinin, üçüncüsü işte budur.}
33- Minâdan Mekkeye nüzulü tâcil etmek isteyen kimse, Zilhiccenin, on ikinci günü, şemsin gurubundan evvel çıkmak. {(4) Eğer guruba değin durur ise, bir şey lâzım gelmez ise de, isaet etmiş, olur. Ve eğer Minâda on dördüncü günün fecri tulûuna değin, ikamet eylerse, ona o günün dahi, remyi lâzım olur. O gün, remyi zevalden evvel yapsa da, olur.}
34- Minâdan Mekkeye gelirken, Muhassab {(5) Muhassap, Mekke yakınında bir yerdir. Düz ve taşlıktır. Tahsip, oraya inmektir.} tabir olunan düzlüğe, bir müddetçik inmek.
35-Mekke-i mükerremeye gelinip, sader tavafının icrasından ve tavaf namazından sonra, zemzem suyundan çokça içmek.
36- Zemzem suyunu içerken, beyti muazzama karşı, durup ona bakmak.
37- Zemzem suyunu, hem içmek, hem dökünmek. {(6) Başına ve bütün bedenine dökmek. Kitab-ut-taharede geçtiği ve cinayet babında haşiyede zikrolunduğu üzere, zemzem suyu ile istinca, mekruhtur. İğtisal mekruh değildir.
Nâbî aleyhirrahme:
Olmuş âmâde-i tathiri usât
Çâhi zemzemden akan âb-ı hayât
Rûyüdür yan yüzünün hâki harem
Alemin yüzü suyudur zemzem
Âb-ı zemzemdir o dârûyu safâ
Ki verir hasta-i isyâna şifa}
38- Mültezemi iltizam etmek, yâni Hacer-i esved ile bâbı Kâbe meyânı olan mevzie göğsünü ve yüzünü koymak.
39 - Kâbe örtüsüne yapışıp, dilediği duâyı etmek.
40 - Beyti şerîf dahilinde -kimseyi incitmiyerek girmek mümkün olursa -edeb ve tâzim ile girip, iki rekât namaz kılmak. {(1) Hac efalinin terkibi keyfiyyetine bakınız.}
Haccın âdâbı: Borcunu ödeyip ve günahlarına tövbe {(2) Haksız olarak aldığını yerine vermek ve hak, husumet ashabı ile helâllaşmak kabilinden olan, tövbe şartlarına riâyet etmek.} ve taksir ettiği ibadetlerini kazâ ederek halâl malla gitmek {(3) Çünkü, haram nafaka ile edilen hac makbul olmaz. Şüpheli olan helâl mal ile hac etmek isteyen kimse, hac için istidane edip, kendi malından tediye eyler.} ve yolda kimse ile, cidâl ve şikak etmemektir.
Kitab-us-salâtta zikr olunduğu üzere, hayır işlerinde istihareye hacet olmayıp, bu babta edilecek istihare, fiilin kendine değil, vaktin tayyine mahmul olur. {(4) Kara yahut deniz yolu ile gitmek ve rahileyi iştirâ veya iktira etmek ve yol arkadaşını seçmek hususunda, dahi istihare edebilir.}
Haccın mahzurları: - ki, ihramın memnûatı demektir - iki nevidir Bir nevi, haccın kendi nefsinde işliyeceği ve diğer nevi, başkaları hakkında yapacağıdır.
Evvelkisi: Nikâhlısiyle buluşmak, tıraş olmak, tırnak kesmek, güzel kokular sürünmek, dikişli libas giymek, başında serpuşu bulunmak gibi muhrime câiz olmayan şeylerdir.
İkincisi: Ava, ya mübaşeret veya işaret, yahut delâlet sûretiyle taarruz etmek ve harem ağaçlarını kesmektir.
Mekke haremine âit olan, bu yasak sırf, hac ve ihrama mahsûs da değildir. Nitekim, cinayet faslında açıklanacaktır.
Haccın mekruhları, haccın terkibi efali faslında, sırası geldikçe zikr olunacaktır.
FEZAİLİ HAC
(HACCIN FAZİLETLERİ)
Kitab-ı Kerimde "Allah için haccetmek insanlar üzerine bir borçtur." (Ali İmran: 97) ve "İnsanları hacca çağır, onlar yürüyerek veya uzak yollardan gelen bineklere binerek sana gelirler." (Hacc: 27) buyrulduğu gibi, hadis-i şerifte dahi"İslâm beş temel üzerine kurulmuştur: Allahtan başka tanrı olmadığına ve Muhammed (S.A.V.) in Allahın resûlü olduğuna inanmak, Namazı kılmak, Zekâtı vermek, Hac etmek ve Ramazan orucunu tutmaktır." "Bilmez misiniz ki; İslâm kendinden öncesini, hicret kendinden öncesini, Hac dahi kendinden öncesini silip süpürmüştür." {(1) Son hadis-i şerif, Hazret-i İbni Ömere hitaben varit olmuştur.} buyurmuştur.
Sahihi Buharîde şöyle anlatılmıştır. Hz. Âişe (R.A.)den rivayet olunmuştur ki, Efendimiz (S.A.V.)e "Ya Resûlullah biz cihadı, amellerin en efdali olarak görüyoruz. Biz cihad etmiyelim mi?" diye sorduklarında. Efendimiz: "Siz kadınlar için efdal olan cihad haccı mebrûrdur." buyurmuşlar. Ebû Hüreyre (R.A.)den mervidir ki: "Ben Resûlullahın, fısk ve refes işlemeden hacceden kimse anadan doğmuş gibi döner buyurduğunu işittim. ". {(2) Bu hadîs-i şerif, haç sebeplerinin hâmişinde de geçti.} Keşful-Gumme'de ise Efendimizin "Allahım hacıları ve onlara müzahir olanları sen affeyle!" diye duâ buyurduğu kayıtlıdır.
Hac, cihad gibi olmayıp farzı ayn olduğundan, {(3) Üzerine hac farz olan kimse, hacca mı gitmek efdaldir yoksa, gazâya mı gitmek efdaldir? Cevabı: Hacca gitmek efdaldir.} hacca gitmenin, cevazında, ebeveynin rizaları şart değilse de, {(4) Üzerine hac farz olan kimseye, hacca gitmek istedikte, babası - şer'a uymayan vecihte - kendisini hacca gitmekten men'e kaadir olur mu? Cevabı: Olamaz.} - ebeveynin rızaları olmaksızın - hacca gitmenin cevazı, ebeveynin istiğnalariyle mukayyeddir. Eğer, bir kimsenin ebeveyninden biri, hizmetine muhtaç ise, onun rızası olmıyarak, o kimsenin hacca gitmesi mekrûh olur. Ebeveynin olmaması halinde, ced ile cedde, ebeveyn gibidir.
Farz olan hac, valideyne taatten efdâldir. Nafile olan hac öyle değildir. {(1) Farz olan hac ile nafile hac için kitabın baş tarafına müracaat ediniz} Zenginin haccı, fakirin haccından efdâldir.
Mekke-i mükerremede mücaveret, beyti muazzamın hukukuna ve hareme hakkiyle, müraat olunamıyacağı cihetle, Hazret-i İmam nezdinde mekrûhtur. {(2) Hukuku müraat emrinde, kendisine itimadı olana göre kerahet yok demektir. Medine-i Münevverede mücaveret dahi, Mekke-i Mükerremede, mücaveret gibidir.
Kitâb-us-salâtta geçen ve kitabı Savmda da gösterilen (mesacidi selâse) ahkâmından zahir olduğu üzere, Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvereden efdaldir. Merkadı mukaddese-i Hazret-i Resûlü efham (salâvatullahi teâlâ aleyhi) bundan müstesnadır ki, o câyı dilâra, her yerden ve hattâ Kâbeden ve arz kürsîden efdaldir.} İmameyn, keraheti nefy eylemişlerdir. {(3) Seyyid Ebüs-sûudun ifadesine göre, onlarca mücaveret müstahaptır.}
HAC EFÂLİNİN TERKİBİ KEYFİYYETİ:
Hacca giden kimse râbiğ gibi (her düşünceden azade refah ve huzur içinde imiş gibi), bir mîkatten ihram giyer. Evvelce tırnak kesmek, koltuk temizlemek gibi nezafetler icrasından sonra, gasl eder, yahut abdest alır. Elbisesini çıkararak, sünnet üzere, bir izar ile bir rida tutunur Onlara ilik düğme yapmaz ve uçlarını düğümlemez. Başını ve ayaklarını açık bulundurur. Başına bir şey giymez ve örtmez (Şemsiye tutabilir). Ayaklarına, üstü açık ayakkabı giyer. İhramlı Allahın himayesindedir.
Abdest alıp, ihram bağlandıktan sonra, iki rekât namaz kılarak: "Ya rabbi ben haccetmek istiyorum onu benim için kolaylaştır." diye duâ {(4) Bu dua, hacc-ı ifrada göredir. Haccı temettüde, evvelâ umre ve hacc-ı kıranda, hem umre ve hem hac, için niyyet eder. Dualar dahi, ona göre olur.} eder ve "Lebbeyk" okuyarak sesini yükseltir, telbiye {(5) (Lebbeyk) ikamet mânâsına olan, ilbaptan alınarak: "Ben senin kapında kiraren ikamet ve nidana icabet eyledim" demektir ki, tesniye tekrir içindir.} lâfızlarından birini eksik söylemezsin. {(6) Çünkü, mekruhtur. Eksik söyleyen isaet etmiş olduğu gibi sesini yükseltmeyen dahi isaet etmiş olur.} Şunları ziyade edebilirsiniz.
Niyyet ile, bu telbiyeyi etmekle, muhrim olursun. Artık halîlen yanında ise, onunla -mücameatten- ve fuhş söylemekten ve füsuk ve meâsîden ve yoldaşlar ve hizmetçiler ve seyisler ile cedelleşmekten ve karada av avlamaktan, yahut avcıya onu göstermekten veyahut yerini ihbar etmekten
ve dikişli veya yapıştırılmış libas giymekten ve sarık sarmaktan ve ayağa mest giymekten, {(1) Yüzsüz yemeni bulamayan Kimse, mestin ve iskarpinin konçlarını topuklarından aşağısını kesip, onları yemeni gibi giyer.} başını yahut yüzünü örtmekten {(2) Muhatabımız erkek olduğundan, bunun kadına şümulü olamaz. Onlar her vakit örtülerini muhafaza ederler.} ve tıraş olmak ve tırnak kesmek ve koku sürünmekten sakınırsın.
İhramda iken yıkanmak ve hayme yahut mahmel altında ve ev saçağı gibi yerlerde gölgelenmek {(3) Baş değmeyerek demektir. Değerse, mekruh olur.} ve bele para bağlamak câizdir. {(4) Kemer ve silâh kuşanmak ve hatem takınmak ve kokusu olmayan sürmeyi çekmek ve hitan olma ve kan almak ve hacamat olmak dahi caizdir.}
Her namaz kıldıkça ve yolda yokuş çıktıkça ve iniş indikçe ve yolculara rast geldikçe ve seher vakitlerinde telbiyeyi, çokça yap.
Mekke-i Mükerremeye vardıkta müstahab olan, gusül etmektir. Gusül ederek, yahut abdest alarak, hemen harem-i şerife gidersin ve müstahab olduğu üzere bab-ı selâma varıp, oradan huşû ve tevazu veçhile, telbiye ederek ve makamın celâletini mülâhaza ile, tekbîr ve tehlîl eyleyerek ve salâvat-ı şerîfe okuyarak ve sıkışanlara lûtf ile muamele ederek Mescid-i Harama girersin ve beyti muazzamı müşahedede, dilediğin duâyı edersin. {(5) O dua müstecaptır. Hesapsız cennete girmeyi istemek, en mühim duâlardan biridir. "Borçtan, fakirlikten sabırsızlıktan ve kabir azâbından Allaha sığınırım." Bu duâ efendimizin duâsıdır.} Mescidi haramın tahiyyeti, tavaf olmakla, tahiyyeti mescid kılmayarak, hemen tavafı kudüm teşebbüsünde olursun Şöyle ki:
Telbiyeyi keserek tekbîr ve tehlîl ve salâvatı şerîfe ile. Hacer-i esvedi istikbal edip, ellerini namaza durur gibi kaldırarak mümkün ise, hacer-i esvede dokunur ve onu sessizce tekbîl edersin. Orası pek sıkışık yer olmakla kimseye ezâ etmeksizin, yanaşmaktan âciz olursan elini koymağı bırakarak onu uzaktan işaretle, selâmlarsın. Tavafın mebdei bu olur. Bâdehû Kâbeyi sola alarak, Bâb-ı Kâbe cihetine doğru gidersin ve hatîmin arkasından Kâbeyi dolaşırsın ve başladığın yere gelirsin. Metâf dahilinde {(6) Yâni beyti muazzam havlinde velev ki, metaf müte arefeden baid olsun. Nitekim, tavaf ve metaf başlıklı bahisteki haşiyede izahat vardır.} bu veçhile, yedi devr yaparsın. Hacer-i esvede her gelişte onu -mezkûr vech üzere- istilâm edersin. {(7) Rüknü yemâniyi dahi, istilâm hasendir. Zâhiri rivayette sünnet değildir. Diğer iki rükün - ki, biri irâkî ve diğeri Şâmîdir - selâmlanmaz.} Yedinci devrenin istilâmı ile. tavaf sona erer olduğundan, haremi şerif dahilinde -Makam-ı İbrahim-
denilen mübarek mevzie {(1) Makam-ı İbrahim bir taştır ki, Hazret-i İbrahim aleyhiselâm, Hazret-i Hacer ile oğlu Hazret-i İsmaili görmeğe geldikçe, deveden iner ve deveye biner iken, onun üzerinde kaim olur idi. Kademeyni mübarekelerinin eseri otaşta zâhir olmuştur. İşte o taşın bulunduğu mahalle dahi. Makam-ı İbrahim, itlâk olunur. Elân şâyi olan, itlâk budur. Tefasirde, mezkûr Haceri mübarek, Hazret-i İbrahimin nâsı hacce davet için, yahut beyt binasının yükselmesi için üzerine çıktıkları taş diye, mezkûrdur. Tahtâvînin zikrettiği - veçhi vecih - tefasirde yoktur. Yalnız Alûsî merhum, ona yakın diğer bir vech, zikretmiştir. Kadînın zikr ettiği, nâsı davet hususunun, cebeli kubeys üzerinde olduğu meşhurdur. İmam Nahaîden naklen, Keşşafta: Haremi şerifin kâffesi, Makam-ı İbrahimdir, denilmiştir.} varıp, iki rekât namaz kılarsın. Orada yer bulamaz isen, haremi şerifin neresinde kolayını bulursan, orada kılarsın. Sonra gelip, Hacer-i esvedi yine istilâm edersin.
Her tavafta lâzım değil ise de, bu tavafı kudumun, ilk üç şavtında. remel edileceğinden, bunda muztabî bulunursun. {(2) İztibâ, remel, istilâm, başlıklı bahiste bu hususa dair malûmat vardır.} İzdiham seni sıkıştırır ise, durup, remeli aralık buldukça edersin. {(3) Çünkü, remel lâbüd olmakla, onu dürüst yapmak için, izdihamda tevakkuf etmek lâzım gelir. Hacer-i esvedi istilâm etmek gibi değil ki, ona uzaktan işaret dahi bedel olur.}
Tavaftan ve onun namazından sonra, saiy etmek için, haremi şeriften çıkıp {(4) Hangi kapıdan istersen çıkarsın. Nebiyy-i Ekrem sallallahü teâlâ aleyhive sellem efendimiz hazretleri, sünnet olmak üzere değil, Safâya en yakın kapı olduğu için, bâbı benî manzumdan çıkmışlardır ki, orası şimdi (bâbus-safâ) tesmiye olunur. (Safâ), kaya mânâsınadır.} mes'âya gidersin. Saaye Safâdan başlamak üzere, (Sâfa) denilen basamaklı tepeye, Kâbe görününceye kadar, çıkarsın ve orada beyti muazzama dönerek, tekbîr ve tehlîl eder ve salâvatı şerife okur ve ellerini kaldırıp duâ eylersin. Sonra inip (Merve) cânibine yavaş yavaş gidersin. (Mes'â), iki tepe arası bir vadidir. Tepenin biri Safâ ve diğeri Merve'dir. Batnı vadîye, vusulünde karşılıklı ve biri, diğerinin istikametinde olmamak üzere, araları biraz uzak, iki yeşil sütun vardır ki, (Meyleyn Ahdareny) adı verilir. Onlar arasında hervele edersin. Yâni orasını pek süratle geçersin. Sonra yavaş yavaş yürüyerek, Merveye varırsın. Onun dahi, basamaklarından, Kâbe görünecek kadar {(5) Kâbenin görünmesi, evvelki zaman itibariyledir. Şimdi Merve ile beyti muazzam arasını binalar kapatmıştır. Lâkin yine müstakil Kâbe olarak durur. (Merve) beyaz taş parçasıdır.} üzerine çıkıp, Safâ üzerinde yaptığını, burada da yaparsın. Yâni, beyti şerif cihetine dönerek tekbîr ve tehlîl ve tasliye ve ellerini açıp ve kaldırıp duâ edersin. Bununla, saayin bir şavtı, hâsıl olmuş olur. Sonra Merveden inip,
yavaş yavaş yürüyerek ve zikr olunan (Meyleyn Ahdarayn) arasında hervele ederek, Safâya gidersin. Safânın üzerine çıkıp, evvel yaptığını ya parsın. Bununla da, saayin ikinci şavtı hâsıl olur. Sâfa canibinden dört gidiş ve Merve cânibinden üç geliş ile, yedi şavt hâsıl olur ki, bu eşvatı sebanın mecmuu bir saaydır. Gidip gelir iken telbiye eder ve hervele arasında "Allahım beni affet, bana acı ve bildiğin günahlarımın hepsini bağışla. Çünkü sen büyüksün."
Tarifimiz, hacc-ı ifrad olmakla {(1) Kıran ve temettü haccı, âtîdeki fasılda mübeyyendir.} saay ettikten sonra, Mekke-i Mükerremede, muhrim olarak mukîm bulunursun. Ne vakit istersen, beyti muazzamı bir çok tavaf edersin. Onlarda, remel ve saiy yoktur. Zilhiccenin sekizinci günü sabah namazını kıldıktan sonra hazırlanıp, Minâya gitmek üzre, tulûdan sonra Mekke-i Mükerremeden çıkarsın. O gün öğle namazını Minâda kılmak, müstahaptır.
Telbiyeyi, tavaftan başka hiç bir halde terk etmezsin, Minâda, mescid-i hayf yakınına konup orada geceleyip ve ertesi (arefe) günü, alaca karanlıkta, sabah namazını kılıncaya kadar, ikamet edersin, güneş doğduktan sonra, oradan arafata gidersin, öğleye değin, durup, öğle vakti, Nemre mescidine varırsın. Orada okunan hutbelerden sonra, cemaatı kübra ile, öğle ve ikindiyi ceman kılıp {(2) Kitab-us-salâtın evkat bahsine bakınız ki, mezkûr cemide, hem ihramın ve hem cemaati kübranın gart kılınması, Hazret-i İmamın mezhebidir, imameyn indinde, onun ihramında bulunmaktan başka şartı yoktur.} mahalli vukufa gidersin. {(3) Eğer cemaati kübraya yetişemezse, öğleyi ve ikindiyi, mutat olan vakitlerinde başka başka kılıp, mevkıfe gidersin. Aslın bu ifadesi, Hazret-i İmam mezhebine mebnidir. Bundan evvelki hamişe de bakınız.} Yalnız orada, vukuf olunmaz, olunsa da, kâfi olmaz. Arafatta vukuf için, zevâlden sonra mümkün olursa, gusl edersin ve cebeli rahmet kurbunda, ona karşı durup tekbir ve tehlil ve telbiye eylersin ve taam ister gibi, el uzatıp kendin ve ebeveynin ve din kardeşlerin için, duada, bütün gayretini ibzal edersin. Gözlerinden yaş çıkarmağa çalışırsın ki, kabul emâresidir. İcabeti, kuvvetle ümid ederek, duâda ilhah ve israr eyle.
(O gün niyaz ve tadarruda kısa etmemelisin ki, âfâkiye göre, tedarik ve telâfisi, pek kolay olmıyacak bir gündür. Onu, çadırlarda çay sohbetiyle zayî edivermek, lâyık değildir).
Vukufu, binek üzerinde etmek efdâldir. Yerde ayak üzeri durmak dahi, oturmaktan efdâldir.
Güneş batınca, herkes ile beraber, yavaş yavaş arafattan inersin. Kimseye ezâ vermeyerek, ara buldukça, sürat dahi edersin. Nâsın cahillerinin yaptıkları seyrin acele ve sıkışıklığından ve halka ezâdan daima ihtiraz üzere ol ki, onlar haramdır.
Müzdelifeye gelip, meşârı haram yakınına konarsın. Gelip geçenlere darlık olmamak için, en salim mahal orasıdır ki, batnı vadiden, biraz yüksek bulunursun. Orada akşam namazını, yatsı vaktinde, yatsı namazı ile beraber kılarsın. Akşam namazını, Müzdelifeye gelirken, yolda kılmak câiz değildir. Şayet kılmış bulunursa, fecrin tulûu olmadıkça, onu iâde eyler. İâde etmeden, fecir tulû ediverirse, o namaz, cevaza avdet eder. (Nitekim, kitâb-us-salâtın, evkat bahsinde geçmiş ve hâmişinde de zikr olunmuştur).
Müzdelifede gecelemek sünnettir. Fecrin tulûunda, imam sabah namazını erken kıldırıp, vukuf eder. Nâs dahi, beraber vukuf eder. Müzdelifenin (Batnı muhassir), {(1) Muhassir lâfzı, yormak mânâsına olan (tashir) dendir.} denilen mevkiinden başka her yeri mevkıftır. Duâsında, cehd ve gayretini ibzal ederek, vukuf edersin.
Ortalık gereği gibi, aydınlandıkta herkesle beraber, oradan -tulûdan evvel- kalkıp Minâya gelirsin. Müzdelifede iken, yahut yolda gelirken Minâda, remy etmek üzere ufacık taşlar toplamış bulunursun {(2) Taşların adetçe lüzumu, yetmiş yahut kırk dokuzdur. Yedisi ilk günü, cemre-i akebede atılır. İkinci, üçüncü, dördüncü günlerde dahi, her cemrede, behergün yedişer taş atılmak üzere, altmış üç taş sarfolunur. Ceman yetmiş olur. Dördüncü gün, Minâda bulunmazsa, yirmi bir taş eksik, sarfolunarak, atışın adedi kırk dokuz olur.} ves temizliklerine kani olmak için, onları yıkamış olursun. Çünkü, onlarla taat ikamesinde bulunacaksın. {(3) Temiz olmayan taşı atmak dahi, kâfi ise de mekruhtur.} Bir taşı, kırıp ufaklama, ve cemre yanındakilerden taş alıp atma.
Minâya geldikte, cemre-i akebeye remy edersin. Ve ilk atışta telbiyeyi kesersin. O bir yokuş yerde olduğundan akebe adı verilir. Nâsa ezâ olmamak için, onu yokuşun üstünden değil, altından taşlarsın. Hangi cemre olursa olsun, onun yanında biriken taşlardan alıp atmak, mekrûh olduğu gibi, {(4) Çünkü, onlar merdut şeylerdir.} cemreyi akebeye üst taraftan remy etmek dahi, nâsı rahatsız edeceği cihetle, mekrûhtur. Taşı sağ elinin baş ve şehadet parmakları ucuyla, tutup atarsın. {(5) Bu daha kolaydır. Taşı parmağının tırnağı üstüne koyup, şehadet parmağının yardımı ile atmak dahi, vardır. Her halde sünnet olan, sağ eli ile atmaktır.} Yedi taş atacaksın. Her birinde, (Allahu Ekber)
diyeceksin. Attığın taş, bir kimsenin üstüne düşüp kalırsa, remyi iâde edersin. Kalmayıp cemre yoluna ve yakınına düşerse, kifayet eder. Uzak düşerse, kifayet etmez. {(1) Bir arşından fazlası uzaktır. Onun aşağısı, yakındır.}
(Cemre-i akebe remyinden sonra, "Müfred bil-hac" dilerse kurban keser). {(2) Âfâki olan huccac, seferber bulundukları için, kurban ile mükellef değillerdir. Hacc-ı kıran veya haccı temettü yapanlar, hacc ile umreyi cemâ muvaffak olduklarına, teşekküren, onlara kurban vâciptir. Müfrede müstahaptır.}
Sonra tiraş veya taksir eder. Ondan sonra, ihram memnuatından olan her şey, ona, helâl olur. Yalnız kadın helâl olmaz. (Temsilimizde sen dahi, "Müfred bil-hac" bulunuyorsun.)
Badehû, o gün yahut ertesi gün veyahut daha ertesi gün Mekke-i Mükerremeye inip, {(3) Yâni o iniş, geniş mânalı vaciptir.} ziyaret tavafı edersin. Ondan sonra, sana nikahlın dahi helâl olur.
Mezkûr tavafın icrası için, Minâdan Mekkeye inmekte, eyyamın efdâli ilk gündür. Eğer onu, o üç günden de sonraya bırakırsan, vâcibi tehirinden dolayı, bir şat, yâni koyun veya keçi, kurban etmek lâzım gelir.
Ziyaret tavafından sonra Minâya avdet ve remyi cimar için, orada üç gün ikamet eylersin. Remyi cimar günlerinde, Minânın gayr-i mahalde, gecelemek, mekrûhtur. İkinci nahr gününde, güneş zevale erdikte, mescidi - havf yakınındaki, cemre-i ûlâdan başlayarak, cemrelerin üçünü de icra edersin. (Cemre-i ûlâ, vustâ ve akebe ismiyle üç cemre bulunduğu evvelce ifade olunmuştur). Cemre-i ûlâ ve vustâda yayan bulunarak, yedişer taş atar ve her birine tekbir edersin, ve bu iki cemrede, başka başka durup, kendin ve ebeveynin ve din kardeşlerin için, duâ ve istiğfar eylersin. Sonra, cemre-i akabeye gelip, onu - binek olarak - remy edersin ve onun yanında duâya durmayıp gidersin. Üçüncü gününde, yine - zevalden sonra -o veçhile üç cemre yaparsın.
Kavl-i kerîmi mefhumunca, Mekke-i Mükerremeye acele inmek istersen, o gün yâni bayramın üçüncü günü guruptan evvel inersin. Eğer, guruba değin teehhür edersen, mekrûh olur. Başka birşey, terettüp etmez. {(4) Kırk dokuz taş atmış olursun. Onun yedisi, ilk günü cemre-i akabede sarfedilmiş ve kalan kırk ikisi, yirmi birerden, iki günde atılmış olur.}
Tacil etmeyip kalarak, Minâda iken dördüncü günün, fecir tulûu vukû bulursa, o gün dahi, remyi cimar etmek lâzım gelir. Yine zevalden sonra, üç cemreyi remy edersin. {(1) İlk günü, cemre-i akabeye atılan, yedi taştan sonra, üç gün, yirmi birerden altmış üç taş ki, ceman yetmiş taş, tamamen atılmış olur.}
O güne mahsus olmak üzere, zevalden evvel, dahi, remyi cimar câiz olur. Şemsin tulûundan evvel, remyi etmek mekrûhtur.
Minâdan Mekke-i Mükerremeye rihlet ederken, tahsîb edersin, yâni muhassib {(2) Haccın sünnetlerinin otuz dördüncüsüne ve onun hâşiyesine bakınız.} denilen düzlüğe gelindikte, orada inip biraz, dinlenirsin. Sonra, Mekke-i Mükerremeye duhul ile, haremi şerife varıp sader tavafını diğer adi ile, vedâ tavafını icrâ edersin. Ve iki rekât namaz kılarsın. Ondan sonra, Zemzem kuyusuna varıp, kaadir isen suyunu kendin çekerek, beyti muazzama karşı durup, kaimen kana kana içersin ve içerken, birkaç kerreler, nefes alırsın, ve her defasında yüzünü, beyti muazzama dikip bakarsın. Mümkün olursa, Zemzem suyunu bedenine dökersin, yahut yüzüne ve başına sürersin. Onu içtiğinde: "Allahım ben senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa dilerim." diye, duâ edersin ki, bu seyyidinâ İbni Abbas Hazretlerinin, duâsıdır. {(3) Lâyık olan, büyük susama gününde, susuzluğu kesmek niyyetiyle içmektir.}
Zemzem suyunu içtikten sonra, babı Kâbeye varıp, atabeyi öpmek müstahaptır. Duhul, mümkün olursa girip, Hazret-iResûl-ü Ekrem (Sallalahü teâlâ aleyhi ve sellem) efendimizin namaz kıldıkları yere doğrulursun ki, babı Kâbeyi arka cihete bırakarak, ön tarafta olan, cidarın üç adım yakınına durup, iki rekât namaz kılarsın. {(4) İki sütun arası olan - yeşil taş döşenmiş olan mahal nebinin namaz kıldığı yer değildir.} Ve namazdan sonra yanağını duvara koyarak, Cenâb-ı Hakka hamd ve istiğfar edersin. Sonra beytin zaviyelerine varıp, hamd ve tehlîl ve tesbih ve tekbîr edersin. Ve haktan dilediğini istersin ve edebe mülâzim bulunursun. {(5) Avamı nâsın, Kur'andaki "urve-i vüska", beytin cidarındaki mevzi-i âliden ibaret olduğuna dâir olan sözleri, asılsızdır.}
Ondan sonra çıkıp mültezeme gelirsin ve yüzünü ve göğsünü oraya koyup, {(6) (Metâf, mültezem, tahtel-mîzâb, dahili beyt, zemzem, ve Makam-ı İbrahim mes'a, Safâ, Merve, Arafat, Müzdelife, Minâ, Cemerat) duâ, müntecap olan yerlerdir.} Kâbe örtüsüne yapışarak, Cenab-ı Hakka arzı hacet ve
tevazu ile şöyle söyle:
Mekkede kalmayacak olan kimse, vedâ tavafından ve onun namazından ve zikr olunan Zemzem ve mültezem...işlerinden sonra, yüzünü beyti muazzamdan ayırmayarak ağlaya ağlaya, ve ağlayamaz ise, beyitten müfarakta mütehassiren, ağlarcasına arka arka çekilip, haremi şeriften çıkar.
Kadın, hac efâlinin cemîsinde, erkek gibidir. Şu kadar ki, ihramda onların başları ve yüzleri dahi, örtülü bulunur. Ve onlar telbiyede seslerini yükseltmezler. Ve tavafta, remel ve saiyde, hervele eylemezler. İhramda mutâd üzere giyimli bulunurlar. İhramdan çıkmak için tıraş ve ya taksir etmezler. Hacer-i esvedi, istilâm için, erkeklerin arasına sıkışmazlar.
Âdetli olan kadın, âdetli halinde, tavaftan mâdâ, menasikin hepsini yapar. Ziyaret tavafı, temiz zamanına tehîr olunur (1). Çünkü onun -büyük hades halinde- icrası "beden"e -yâni deve veya sığır gibi büyük hayvan- kurban edilmesini icab eyler. Nitekim, cinayet babında zikrolunur. Eğer, âdetini ziyaret tavafından sonra görür ise, ondan veda tavafı Mekkede ikamet ediciler hakkında olduğu gibi sâkıt olur.
FASIL
İfrad Haca: Tarif olunan hacc-ı ifrad, faziletçe temettü haccından daha aşağıdadır.
(1) Ve nahr günlerinde temizlenmemiş ise, tavâfı tehir etmesinden dolayı, kendisine bir şey terettüp etmez. Eğer ziyaret tavafını veya onun ekserini, nahr günlerinde ifâ edecek müddet, temiz olmuş idiyse, tehirinden dolayı kendisine dem terettüp eder. Çünkü, özürsüz, vacibi terk etmiş olur.
"Adetli olan kadına, beytullahı tavaf etmek helâl olur mu? Cevabı: Olmaz. Bu surette o kadın, âdetli olmakla, ziyaret tavafını tehir eylese, kendisine kan yâni (kurban) lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.
Temettû Haccı, ondan efdâl olduğu gibi, Kıran Haccı da temettû haccından efdâldir.
Kıran Haccı, hac ile umreyi cem etmek, yâni bir ihramda, hem hac ve hem umre eylemektir. İhrama girerken kıldığı iki rekât namazdan sonra: "Yâ rabbi ben hem umre, hem hac etmek istiyorum, onları bana kolay getir ve kabûl eyle," diye niyyet ve duâ eder.
Sorara telbiye eder. Mekke-i Mükerremeye dahil olduğunda, umre tavafından başlayıp, iztiba ve remel eder ve tavaf namazından sonra, mesâya çıkıp, saiy ve hervele eyler. umre, bu fiiller ile tamam bulmakla, bundan sonra beyti muazzama varıp, hac için kudum tavafı eder ve iztiba ve remeli yapar. Tavaf ve salâttan sonra, mesâya çıkıp, yine saiy ve hervele eyler.
Bu iki tavafı namazları ile beraber arka arkaya yapmak ve sonra iki saayi birden etmek dahi câizdir. Ve lâkin bu, günahtır.
Sonra, muhrim olarak kalıp, vukuf ve tavafı ziyaret ve remyi cimar gibi, hac efâlinin bakiyyesini icrâ için, onların zamanına muntazır olur. {(1) Dilediği kadar tavaf eder. Artık onlarda, iztiba ve remel olmaz.} Zamanı geldikte, {(2) Ona başlangıç, zikrolunduğu üzere, zilhiccenin sekizinci günüdür.} onları icrâ ile haccını itmam edip ihramdan çıkar. Âfâkî ise, yâni Mekkede kalıcı değilse, vedâ tavafını dahi, tarif olunan teferruatiyle ifâ eyler.
Nahr günü, Minâda cemre-i akebeden sonra, vücûben kurban keser. Çünkü, Cenâb-ı Hak, onu iki nüsükün dahi edâsına muvaffak etmiştir.
Kesilen kurban, udhiye değil, kıran demidir. O da, ya bir şat yâni koyun veya keçi veyahut deve veya sığırın yedide biridir. {(3) Lâkin telbiye hâmişinde, süneni İbni Mâceden naklen ve ondan evvel, hac ve umre bahislerindeki huccac lâfzına dair olan hamişte geçen hadisler mefhumunca telbiyede (ac) yâni bağırmak mendup olduğu gibi, kanın akıtılmasında dahi (sec)yâni şuruldamak mendup bulunduğundan kurbanın - bedene - yâni bir deve veya sığır olması efdaldir.}
Kurban bulunmazsa, üçü nahr gününün hulûlünden evvel ve yedisi teşrik günlerinin geçmesinden sonra olmak üzere, on gün oruç tutar. {(4) Kitab-us-savmda zikri geçen, kurban orucu, işte bu, ve bir de, bu kabilden olan - âtîde zikrolunacak - temettü kurbanı orucudur. Niyyetin tebyit ve tâyini şart olan, savm aksamına bakınız.}
Eğer Nahr gününden evvel, üç oruç tutamadan, bayram oluverirse, şat zebhi, ona tahakkuk etmekle, sonraki -savm ve sadaka- kâfi olmaz.
Temettü Haccı: Hac ile umreyi başka başka iki ihram ile cem eylemektir. Mîkattan ihram ettiği sırada: "Yarabbi ben umre etmek istiyorum, onu bana teysîr ve kabul eyle," diye yalnız umre için, niyyet ve telbiye eder. Mekke-i Mükerremeye duhulde, önceki şekilde olduğu gibi, umre için, tavaf ve saiy ettikten sonra, tiraş veya taksir ile, ihramdan çıkar. {(1) Eğer, sevki hediy etmemişse ki, Minâya kurban göndermemiş ise demektir. Eğer müta kurbanını, kendinden evvel Minâya göndermemiş olursa umre ihramından çıkamaz.} Mekkede helâl olarak yâni muhrim olmayarak kalıp, mûtâd olan elbisesiyle tavaflar eder. {(2) Onda, kudum tavafı yoktur.} Ve her helâl fiili işler. Halîlesiyle -içtima- bile eder. Minâya çıkılmak günü ihrama girer, arafatta ve bayram gecesi Müzdelifede bulunup, sabahleyin oranın, vukufundan sonra Minâya gelir. Orada cemre-i akabeye remy ve vücuben kurban zebh veya nahr ettikten {(3) Zebh ile nahrın farkı, zebayih kitabında mezkûrdur. Kurban bulamayan(mütemetti), kaarin gibi, on gün oruç tutar.} ve tıraş veya taksirden sonra, Mekkeye inerek, ziyaret tavafını eder. Ve kudum tavafını müteakip, saiy etmemiş ise, onu da edip, yine Minâya çıkar ve remyi cimardan sonra, Mekke-i Mükerremeye gelerek, orada kalmayacak olduğuna göre, veda tavafını dahi yapar.
umre:
umre: İhram, tavaf ve saiy ile vücut, ve tiraş veya taksir ile hitam, bulan bir Hacc-ı asgardır.
İhram: Şarttır. Tavafın muazzamı, yâni dört şavtı: Rükündür. Mâdâsı vaciptir.
İhramsız umre olmadığı gibi, rüknün bedeli dahi olamaz. Vâcip, terk olunursa, ondan dem yâni kurban, bedel olur.
Zikr olunan, dört emirden mâdâsı, sünen ve âdâptır. {(1) Haccın sünen ve âdâbı, umrede dahi, sünen ve âdâptır.} Onları terk eden, günahkâr olur. Başka bir şey lâzım gelmez.
Umre eden dahi, gerek tavafta, gerek saiyde, hac edenin işlediğini işler.
Umre sünnet-i müekkededir. Senenin bütün vakitlerinde caizdir. Fait olmaz. {(2) Onda, haccın şartlarından vakitten mâdâsı muteberdir. Fevat ancak haçta mütesavverdir.} Ramazanı şerifte, menduptur. Yalnız şu beş günde mekrûhtur: Arefe günü, Nahr günü, Teşrik günleri.
Umrenin müfsidi Tavafın ekserinden evvel Muvakaa etmektir.
Henüz Mekkeye dahil olmayan, âfâkî umre kasdettikte, ihramını mîkatta giyinir.
Mekkede bulunan kimse, hille yâni haremi Mekke dışına çıkarak, oradan ihram eder. {(3) Hill ve harem, bahsine bakınız}
Tavaf ve saiy edip (Karin olmadığına ve mütemetti olup da sevki hediy etmediğine göre) tiraş olarak veyahut saçından kırparak ihramdan çıkar.
Bahş eder ömre terakki umre Hisse-i rahmet alır her zümre
FEVAT, FESAD VE İHSAR AHKÂMI:
Fevat: Haccın fevt edilmesidir. umrenin belli vakti olmadığı için, onda "Fevat" tasavvur olunmaz.
Haccın fevatı, arefe vukufunu fevt etmekledir. Hadîs-i şerifte: "Hacarefe demektir." buyurulmuştur. Arefe günü veya akşamı, arafatta bulunmayan kimse, haccı fevt etmiş olur.
O halde, bir umre ederek, ihramdan çıkar. Gelecek sene, haccı kazâ eder.
Başka bir şey lâzım gelmez. Başlamış olduğu hac, gerek farz, gerek nafile veya nezir olsun.
Fesad: Haccın veya umrenin fasid olmasıdır. Hacı, hali ihramda, arefe vukufundan evvel, mücameat etmekle, hac fasid olur. {(4) Velev ki, inzalsiz olsun. Ve unutarak yahut mecbur kalarak veya uykulu halde, vuku bulsun.}
Haccını, bu suretle ifsad etmiş olan kimse, bir kurban keser ve -sahih hac gibi- hac fiilerine ve ihram mahzurlarından çekinmeğe, devam ile beraber, nafile dahi olsa, gelecek sene haccı kazâ eyler.
Mücameatı, arefe vukufundan sonra ve ziyaret tavafından evvel etmişse,
haccı fasid olmaz. Ancak, bir -bedene- yâni deve veya sığır kurban etmek lâzım gelir.
Ziyaret tavafından sonra, mücameat etmeğe, bir şey lâzım gelmez.
Fesad, umrede dahi cari olabilir. umrenin fesadı, hali ihramda, ta vefattan evvel {(1) Murat: Tavafın ekseri, yâni dört şavttır. Ondan sonra edilen mücameat umreyi ifsat etmeyip, bir bedene kurban etmek lâzım gelir.} mücameat etmekledir. Onun dahi devamı ve kazâsı lâzım olur. umre tavafından sonra, {(2) Ve hattâ, onun en çoğundan.} edilen muvakaaya bedene terettüp eder. {(3) Bedene, deve ve sığır gibi, büyük kurbandır.}
İhsar: Hac erkânından veya umre erkânından, memnû kalmaktır. Memnû kalana, (muhsar) tâbir olunur.
Muhrim olan kimse, ya hastalanarak veya parası tükenerek, yahut düşman ile mahsur -ve kadın olduğuna göre, mahremsiz- kalarak, vukuf ve tavafa, ve -umreye göre- tavaf ve saaye kaadir olmasa, muhsar demek olmakla harem dahilinde ise, bir kurban keserek, {(4) Hacc-ı kıran ediyor idiyse iki kurban keser.} değil ise, bir kimseye bir kurban veya parasını verip-sözleşmekle- tayin ettiği günde, o kimse tarafından, harem dahilinde kurban kesilerek -muhsar olan muhrim- ihramdan çıkar.
Mezkûr kan, tiraş olmağa veya saç kestirmeğe, bedel olduğu için, onlara hacet kalmaz. "Eğer muhsar kalırsanız kolayınıza gelen bir kurban gönderiniz." (Bakara: 196) buyurulmuştur.
Mâniin zevalinden sonra, hac ve umre edebilecek ise, yine ihram ederek haccı veya umresini eder. Ve illâ, diğer senede kazâ eyler: Muhsar bil-umre idiyse umreyi ve muhsar bil-hac idiyse, hem hac ve Hem umreyi kazâ eder. Eğer kıran haccında muhsar olmuş idiyse, bir hac ve iki umre kazâ eder.
İhsar kurbanı, eğer umre için ise, nahr gününde kesilmek -ittifakla- lâzım olmayıp, nahr gününden evvel dahi, zebh olunabilir. Hac için ise, indel-imam yine öyledir. İmameyn indinde, onun nahr gününde zebh olunması lâzımdır. Her iki takdirde, zebh yeri haremdir. Hill değildir:
HAC CİNAYETLERİ:
Cinayet: Ağacın yemişini koparmak mânasından alınarak -fil-asıl- kötülük çıkarmak, mealinde masdar olup -hâsılı masdar- olarak haram olan şeyi işlemeğe isim olmuştur. İster mala, ister cana taalluk etsin.
Fıkıh kitaplarının, cinayet babında, cana ve âzaya aid olan, şerre mahsus olduğu gibi, haccın babı cinayatında dahi, haremde ve ihramda câiz olmayan, fiillere has olmuştur.
Haccın cinayetleri: İhram mahzurlarına münhasır olmamak üzere, iki kısımdır: Bir kısmı ihrama ve diğer kısmı hareme aittir. İkinci kısım cinayetin, muhrime ihtisası yoktur.Muhrime muhtas olan cinayet, birkaç nevidir.
Demi mucib olan, sadakayı mucib olan, tasadduku mucib olan, kıymeti mucib olan.
Dem, itlâk olunduğu yerde, ondan koyun anlaşılır ki, bir koyun ve keçi kurban edilmek demektir. Hacc-ı kıran yapanın cinayetinde, dem iki olur (1).
Şat kurban etmek, demi mucib olan, her cinayette kâfidir. Yalnız iki nevide kâfi değildir. Onlardan biri, arefe vukufundan sonra, ve ziyaret tavafından evvel -muvakaa etmek- ve diğeri, ziyaret tavafını, büyük hades halinde eylemektir. Bu iki nevi cinayette vâcib olan, bedenedir ki, bir deve veya bir sığır kurban etmektir.
Sadaka: Buğdaydan yarım sâdır ki, murad bir sadaka-i fıtır miktarının verilmesidir.
(1) Mesele: O hangi muhrimdir ki, bir cinayet etmiş olduğu halde, iki kurban kesmek lâzım gelmiş olsun? Cevabı: İhram hakkında kanı mucip cinayeti, işleyen hacc-ı kıran sahibinedir. Hacc-ı ifrada niyyet edenin cinayetine bir kurban lâzım iken, ona iki kurban lâzım gelir. Zira hem hacc ihramının, hem umre ihramının hürmetini çiğnemiştir.
Tesadduk: Sadakanın aşağısıdır. Bir miktar tesadduk, yahut dem veya oruç arasında, muhayyer olmağa şamildir.
Kıymet: Av öldürmenin cezasıdır. Muhrimlerin teaddüdü ile müteaddid olur. {(1) Çünkü, fiil teaddüt etmiştir. Haremin saydını iki helâl (yâni muhrım olmayan iki kişi) katederse, yalnız bir kıymet lâzım gelir. Çünkü, mahal müttehittir.} (Bunlar, sebepleri olan cinayetlerin, keffaretleridir.)
Demi mucib olan cinayetler şunlardır: Muhrim olan kimse, bir uzvuna kâmilen koku sürmek, {(2) Tıyb: Hoş rayihası olan, her cisme itlâk olunur. Misk, anber, ûd ve bunlarla terkip edilmiş kâfur gibi, velev ki, unutarak veya bilmeyerek yahut zorlanarak istimal edilmiş olsun. Tıybi: Yemek, dahi sürmek gibidir. Bütününden, bir uzuv miktarı mahal hâsıl olan, müteferrik mahaller dahi, bir uzuv hükmünde olup, topluluğun ittihadı şartiyle cemi-i beden dahi, bir uzuv hükmündedir. Meclis müttehit değil ise, her tiyb, bir keffaret lâzım gelir. Keffaret edip de, tıybi, uzuvdan gidermemiş olursa, bir kan daha lâzım gelir.} saça yağ yahut kına sürmek, dikişli veya yapışık libası mutad veçhile, {(3) Mûtat üzere, giymeyip de, beline kuşanır ve yahut omuzuna atar ise birşey lâzım gelmez.} tam bir gün giymek, {(4) Tam bir gece giymek dahi böyledir.} başına bir şey örtmek yâni bere veya takke giymek yahut sargı sarmak, tiraş olmak, {(5) Başının veya sakalının birer rubunu dahi tıraş etmek böyledir. Bıyık kırpmakta, sadaka verilir.} hacamat dahi olmak şartiyle, {(6) Bu kaydı, müellif dürer haşiyesinde ziyade etmiş ve demiştir ki, tıraşı hacamat takip etmezse, indel-imam sadakadan başka bir şey lâzım gelmez.} hacamat yerini tıraşlamak, koltuklarının birinden veya ikisinden kılları temizlemek tırnak kesmek, {(7) Gerek iki elinin ve iki ayağının tırnaklarını bir mecliste kesmiş olsun, gerek yalnız bir elinin veya yalnız bir ayağının tırnaklarını kesmiş bulunsun. Eğer el ve ayak tırnaklarını başka başka dört mecliste keserse, dört kan, lâzım gelir.} haccın vaciplerinden birini (meselâ, remyi cimari ve hattâ yalnız bir günlük remyi) terk etmek, remy ve zebh ve tiraş fiillerinde takdim ve tehir vukûa getirmek.
Velev ki, bu mahzurları, mâzûr olarak yapmış olsun. {(1) Haccı şerife giden bâliğ bir kimse, muhrim iken başını örtse, o kims; yene lâzım gelir? Cevabı: Kâmilen bir gün örtmüşse, kan lâzım olur. Az örtmüsse, buğdaydan yarım sâ' fukaraya tasadduk eder. O kimsenin, yazılı olduğu üzere, örtünmesi, özre mebni ise, kendisine kan lâzım olur mu? Cevabı: Olur.}
Tavafta tahir bulunmak dahi, haccın vaciplerinden olmakla, onu terk etmenin keffareti, hadesin küçük ve büyük ve tavafın nevi itibariyle muhteliftir. Şöyle ki:
Kudum tavafını veya vedâ tavafını hadesi asgar ile, icrâ etmek, cinayetinin keffareti, yarım sâ' olan sadakadır. Onları, hades-i ekber halinde yapmak cinayetinin keffareti, ziyaret tavafını hadesi asgar ile icrâ etmek cinayetinde olduğu gibi, -dem- dir. Ziyaret tavafını, büyük hades ile etmenin keffareti -bedene- dir.
Hangi tavaf, hangi hades ile olursa olsun, icrâ edildikten sonra, temiz olarak iade olunursa, mücibi olan keffaret, sakıt olur.
Haccın vaciplerinden olan sâyin, {(2) En çoğunu terk dahi, tamamını terk gibidir. Onda özürsüz binekli olmak dahi, kanı muciptir.} ve Müzdelifedeki vukufun ve âfakiye göre, veda tavafının terkine dahi, dem lâzım gelir.
Sadakayı mucib olan cinayetler şunlardır: Bir uzuvdan azını kokulamak, bir günden eksik müddette giyinmek, baş veya sakalın dörtte birinden azını tıraş etmek, bir tırnak kesmek {(3) Her tırnak için yarım sâ' veya onun kıymeti tesadduk olunur. Eğer onların mecmuu, bir kurban kıymetine müsavi olursa, dilediği bir miktarı tenzil ederek verir. Beş parmağının tırnaklarını, müteferrikan kesmek suretinde olduğu cibiki, meclisi vahitte kesmekte, istirahat tam olmakla, cinayet kâmil ve binaenaleyh, kan lâzım olur. Müteferrikan kesmekte, sadaka verilir. Kopuk tırnağı almakta, birşey yoktur.} kudum veya sader tavafını abdestsiz etmek, sader tavafından veya saiyden bir şavtı terk etmek, remyi cimarda bir taş eksik atmak, {(4) Her taşın terkine - bir günlük remyin terkine baliğ olmamak şartiyle -nısıf sâ' tesadduk olunmak lâzım gelir. Bir günlük remy-i cimârın terkine kan terettüp eder. Terk olunan taşların adedi bir günlük remye veya onun ekserisine baliğ olursa, yine kan lâzım gelir. Eğer, terk olunan cimârın mecmuunun sadaka bedeli, bir kurban kıymetine baliğ olursa, ondan, dilediği bir miktarı tenzil eder.} başkasını tiraş etmek, yahut onun tırnağını kesmek.
Tesadduk mûcip olan cinayetler şunlardır: Kehle (bit) öldürmek. {(1) Biti - ölmek üzere - bir yere bırakmak ve elbisesini güneşe karşı sermek dahi, tesaddukta muciptir. Öldürülen veya tehlikeye atılan bitle çok, yâni üçten ziyade ise, yarım sâ' sadaka verilir. Öldürülmeye delâlet dahi, avlanmağa delâlet gibi, cezayı muciptir,} çekirge öldürmek, (Bunlarda, ne dilerse, onu tesadduk eder.)
Kıymeti mûcib olan cinayet: Av vurmaktır. {(2) İhramlı olan kimse, avcıya avı haber verse veya işaretle gösterse yine böyledir.}
İki ehli vukuf, vurulan ava gerek küçük veya büyük olsun öldürüldüğü yerde ve orada kıymetli olmadığına göre, oraya yakın olan yerde, kıymetini takdir ederler. Av vurma cinayetinin cezası, onun takdir olunan kıymetidir. {(3) Yarım sâ' kıymetinden az olursa, bir gün oruç tutmak dahi kifayet eder.} O kıymet, tesadduk olunmak lâzım gelir. Eğer, kıymeti, kurban kıymetine bâliğ olursa, ya bir kurban alıp, onu harem dahilinde kesmek veyahut buğday satın alıp, onu her nerede olursa, yarımşar sâ' olmak üzere, fukaraya tesadduk eylemek, {(4) Eğer yanıtı sa'dan ziyade olursa, onu dahi tesadduk eder veyahut bir gün oruç tutar.} yahut her yarım sâ' bedelinde velev müteferrikan olsun birer gün oruç tutmak arasında o kimse muhayyer bulunur.
Katl olunan hayvan, eti yenmeyen -fil gibi- büyük dahi olsa, cezası bir dem kıymetini, tecavüz etmez.
Eti yenilen hayvanın kendi kıymeti tesadduk olunur.
Hayvanın ayaklarından birini ve kuşun kanadını kırarak, onun savunmasına engel olmak, {(5) Malûmdur ki, (av hayvanı) insandan korkan ve kaçan, yabani bir hayvandır.} onu öldürmek demek olduğu için, tam kıymeti, icab eder.
Kuşun, cılk olmayan yumurtasını kırmak dahi, böyledir.
Hayvanın kılını yolmak ve korunmasını ihlâl etmeyen uzvunu kesmek ve kuşun uçup kurtulmasına yardımı olan, kanat, tüylerinin gayrisini
yolmak, noksan kıymet verilmesini mûcib olur ki, o hayvan ve o kuş bir sağlam ve bir de, o nakıs haliyle nazara alınıp takdir olunacak iki kıymetinin, arasındaki fark, tesadduk olunur. {(1) Bu da, iyileşip de eseri kalmak Suretindedir. Eğer eseri kalmaz ise, mucibi zail olduğundan, ödemek olmaz.}
Kargayı, {(2) Saksağan müstesnadır.} çaylağı, akrebi, fareyi, yılanı, azgın köpeği; {(3) Ehlî köpeğin zararı olmadıkça, öldürülmesi helâl olmaz. Köpek öldürmek hakkındaki emir, mensuhtur. Cevherede diyor ki, Esed dahi, saldıran köpek gibidir. Kurt ve yaban kedisi hakkında, iki rivayet vardır. Maymunda ve hınzırda, ihtilâf olunmuştur. İmam Ebû Yûsuf, onlarda cezâ olduğuna kaildir, İmam Zufer: Hınzırın katli, mendup olmakla, onda cezâ. olmaz, demiştir.} sivri sineği, karıncayı, {(4) Lâkin karıncanın, ezası olmayanını, öldürmek helâl olmaz.} pireyi, keneyi, kaplumbağayı, sineği, {(5) Irak ahalisinden birinin: Muhrim olan kimse sinek öldürse ne lâzım gelir? diye vâkî sualine cevaben, Hazret-i İbni Ömerin (radiyallahü teâlâ anhuma): Güldeste-i nebî olan Hazret-i Hüseyini öldürdünüz de, şimdi sineğin katlini soruyorsunuz, demiş olduklarını, Buhârînin ashabın fezaili bahsinde, elhak ayıkta zikretmişizdir.} kelebeği, arıyı, kirpiyi, kertenkeleyi, velhasıl av cinsinden olmayan ve bedeni insanîden tevellüd eylemeyen, bil-cümle yılan ve çıyan ve diğer zararlı haşeratı öldürmeğe bir şey, terettüp etmez.
Av hayvanlarının, insana saldıranını dahi, öldürmekle bir şey lâzım gelmez.
Haremin hürmeti, muhrime muhtaç olmadığından, haremin avını avlamak ve nebatını koparmak, muhrim olmayana dahi, halâl ve câiz olmayıp, gayr-i muhrim bulunan kimse, haremin avlarını öldürür ve nebatını kesme ve koparma sûretinde, saim olmak kifayet etmeyip, kıymetini vermek lâzım gelir. {(6) Haremin ağaçları dört nevidir. Onlardan üçünün kesilmesi ve faydalanılması cezasız olarak helâldir. Birinin kesilmesi ve onunla intifa olunması cezasız helâl değildir. Yâni kesilmesine ceza terettüp eder. Bunlardan üç evvelkiler: Nâsın yetiştirir oldukları cinsten olan ve onların yetiştirdikleri bulunan her ağaç, ve nâsın yetiştirdikleri cinsten değil ise de onların yetiştirmiş, oldukları her ağaç ve nasın yetiştirdikleri cinsten olduğu halde, binefsihi nabit olan her ağaçtır. Helâl olmayan ağaç, nâsın yetiştirdikleri cinsten olmayan ve Hudayı nabit olanıdır.}
Bir kimsenin mülkünde nabit değil ise, bir kıymet ve eğer bir kimsenin mülkünde nabit ise, iki kıymet verilir ki, biri malikinin hakkı ve diğeri şer'in hakkıdır. {(1) Mesele: Hangi iki muhrimdir onlar ki, bir yerde ikisi dahi ihram cinayetinde bulunduğu halde, cezâ birine lâzım gelip de, diğerine gelmeye?
Cevabı: Bir ağacın kökü, mîkatın dışında ve dalları mîkatın içinde olup da, dalın üzerinde, kuş bulunmak halinde, muhrimin biri kuşu vursa ve diğeri dalı kesse cezayı kuşu vuran çeker. Ağacın kökü mîkat içinde olup da, dalları mîkat dışında bulunmak suretinde, cezayı dalı kesen çeker. Çünkü, kuş tâbi değil, müstakildir. Binaenaleyh, onun bulunduğu mahal, muteberdir. Ağacın dalı ise, müstakil değil, aslâ tâbidir. Aslın, yâni kökün bulunduğu yer, harem ise, o dalı kesmek cinayettir, değil ise değildir.}
Harem-i Mekke dahilinde, hayvan otlatmak ve ot biçmek haramdır. Ağacın kurumuşunu kesmek veya sökmekte, beis olmadığı gibi, Mekke samanı dedikleri izhır otu ile mantar, dahi hürmet hükmünden müstesnadır.
HAC KURBANLARI:
Hacta kesilen kurbana hedy tâbir olunur ki, vâcib olan mütâ ve kıran kurbanlarına, ve tetavvuan zebh olunana, ve cezâ ve keffaret için kesilene şâmildir.
(Semâniyete ezvâc.)kavl-i kerîminde, tâdâd buyrulduğu üzere, en'ân envatnın, erkeği ve dişisi yenilmekte, onlar udhiye ittihazına lâyık ve câiz {(2) Kitabı udhiyeye bakınız.} olduğu gibi, "Kurbân edilmesi câiz olan her hayvanın hedyi de câizdir." fehvasınca hedy dahi, deveden ve sığır cinsinden ve ganemden {(3) Ganem: Koyun ve keçinin umumî adıdır. (4.) Kitabı Udhiyeye bakınız.} olur.
Hedyin âlâsı -bedene- yâni bir deve veya sığırdır. Ednası (Şat) yâni koyun veya keçidir.
Şatın bir seneliği ve hattâ koyunun altı aylığı olan toklusu ve bedeninin yaşlısı yâni deveye göre, beş yaşını ve sığıra göre, iki yaşını tamamlamış olanı, körlük ve topallık gibi ayıplardan (4) sâlim olması şartiyle, hepsinin erkeği ve dişisi kurban olur.
Tavafın rüknü -ki ziyaret tavafıdır- büyük hades halinde etmek ve arefe vukufundan sonra ve ziyaret tavafından evvel helâli ile muvakaada bulunmak cinayetlerinden mâdâsında şat kurban etmek câiz olup, zikr olunan, iki cinayet keffaretlerinde bedene kurban etmek, lâzım gelir.
Müt'â ve kıran kurbanları, udhiyede olduğu gibi, birinci günü efdâl olmak üzere, bilhassa eyyamı nahrda kesilir.
Hedyin her nevi için, zebh mahalli haremi Mekkedir. {(1) Meğer ki, yolda sakatlanmış "tetavvû hedyi" ola ki, onun hemen oradadahi, zebhi câiz olur.} Minâda kesilmek şart değildir.
Cezâ ve keffaret kurbanlarından mâdâsının, yemesi kesene halâl olur. {(2) Şu kadar ki, yolda kusurlanıp da, kesilen tetavvu kurbanını, kesen yiyemez. Çünkü, tetavvu hedyinin, yenmesinin cevazı, mahalline vüsul ile meşruttur.} Dağıtmak için, haremi Mekke fukarası ile, sairleri müsavidir. {(3) Lâkin, harem fakirleri efdaldir.}
Kurbanın şat nevi değil de, bedene nevi alâmetlenir. Buna da, alâmet konulması, vâcip değildir. Tetavvû veya nezir, yahut mü'tâ veyahut kıran kurbanı, olmak şartiyle alâmetlenmesi, müstahaptır. Cezâ ve keffaret kurbanlarına, alâmet konulmaz. {(4) Çünkü, şöhret taate yakışır. Taat olmayana, setr daha münasiptir.}
Zaruret olmadıkça, kurbanlık deveye binilmez. Kurbanlık hayvanın sütü sağılmaz. Meğer ki, mahal uzak ola. O halde sağılmak icap ettikçe sağılıp, tesadduk olunur. Yol yakın ise, memelerine soğuk su, vurulur.
Yaya olarak, haccı nezr eden kimse, yürüyerek hac etmek lâzım gelir. {(5) Cinsinden vacip (farz) olduğu için, mezkûr nezir, muteberdir. Fakir olupda, yürümeğe muktedir bulunan Mekkinin, haccı gibi. Kitabı savmın nezir bahsine bakınız.} O kimse, rükün tavafını ifâ eylemedikçe râkib olamaz. {(6) İhramın mebdeinden itibaren, yürür, denilmiştir. Evinden çıkmasından itibaren, yaya gider diyen de, olmuştur. Doğrusu da budur.} Eğer râkib olursa, {(7) Ya bütün yolda, yahut yolun ekserinde demektir. Yarısında yahut yarısından az, kısmında binmiş ise, kurbanın bedelinden, o hesap üzere, kıymetini tasadduk eder.} kurban keser.
Nefsinin muhafazası ve bıkmak ve usanmaktan uzak olması için, hac yolunda binek olmak, yaya bulunmaktan efdâldir. {(8) Yürümeğe kaadir olana göre, yürümenin rükûbe tafdil olduğu dahi asılda zikrolunmuştur.}
Fakir olan kimse, yürüyerek hac eylese, zengin oldukta, iâde etmez
BEDEL (İHCAC) VE BAŞKASININ HACCI:
İhcac, hac için, bedel çıkarmaktır. (Haccı anil-gayr) ise, başkası tarafından, hac etmektir ki, hac ibadetinde vekâlet etmek demektir.Haccı edene, nâib ve hesabına hac edilene, menûb denir.
Bu babta asıl budur ki, bir kimse amelinin sevabını başkasına vermek, -ehli sünnet ve cemaat mezhebinde- câizdir. Gerek namaz, gerek oruç, gerek hac olsun, yahut sadaka ve kıraet-i kur'an veya ezkâr nevinden bulunsun.
Sevap, bağışlanan kimse, meyyit ise, o sevap ona vâsıl ve o ondan müteneffi olur. {(1) Hâdisi şeriflerde, buna delâlet eder, deliller vardır. Bu bapta "İnsana kendi emeğinden başkası yoktur" âyet-i kerimesinin zâhiri mânâsını delil getirip, bedeli câiz görmeyenler mutezile mezhebinde olanlardır. Ehli sünnetin de bedelin câiz olduğuna dâir delilleri vardır.
Bir kimse, hacca gidip - şer'î vech üzere - haccı itmam edip, o haccın sevabını, müteveffa bir müslime bağışlasa, o haccın sevabı, bağışlanana vâsıl olur mu? Cevabı: Olur.}
Ancak bir kimsenin kılacağı namazı ve tutacağı orucu, başka bir kimse, kılmak ve tutmak olmaz.
Bu babta, yâni ibadette niyabet cari olup olmamak, meselesinde dahi asıl budur ki, ibadetler, üç nevi olup bir nevi, sırf mâlîdir: Zekât ve sadaka-i fıtır gibi. Bir nevi sırf bedenîdir: Namaz ve oruç gibi. Ve bir nevi dahi, her ikisinden mürekkeptir: Hac gibi.
Bunların, birinci nevinde ihtiyar ve iztirar hâlinde câri, ve ikinci nevinde gayr-i câri olup, üçüncü nevinde, ancak -aciz halinde- câri olur.
İbadetlerin mâlî kısmında maksat, fakirin hâcetini karşılamak olup, o maksat, nâibin fiili ile de, hâsıl olacağından, onda niyabet mutlaka câizdir.
İbadetlerin bedenî kısmında maksat, -kötülüğü emreden- nefsi yormaktır. O ise, nâibin fiili ile hâsıl olamıyacağmdan, namaz ve oruç ve
itikâf ve kur'an tilâveti gibi, mahzı bedenî olan, ibadette niyabet, mutlaka câiz değildir.
Mevzuumuz olan hac gibi, hem mâlî ve hem bedeni olan, ibadette amelen -âciz halinde- niyabet câiz ve -kudret halinde-gayr-i câizdir.
Kendisine hac farz olmuşken edâ etmeyerek, ve tavafından edâ olunmağı vasiyyet eylemeyerek vefat eden kimse, -hilâfsız: - günahkârdır. Vârisi -isterse- kendiliğinden ihcac eder ve o ihcac, inşaallâhü teâlâ, meyyit hakkında, makbul olur. Eğer ihcacı, vasiyyet ederek, vefat eyler ise, hac ondan sâkıt olmayıp, malının üçte birinden ihcac olunmak lâzım gelir. Edilen ihcac, niyabetin cevazı şartlarını câmi ise, câiz olur.
Hacta niyabetin cevazı için, bir takım şartlar vardır. Lûbâb-ül-Menasikte, "İhcacın cevâzı şartları" âtideki veçhile, yirmiye iblâğ olunmuştur: {(1) Hindiyyede, ihcacın cevazı için, yalnız altı gart zikrolunmuştur ki, onlar, buradaki şartların, ikinci, dördüncü, altıncı, yedinci, dokuzuncusudur.}
1 - Hac vâcib olmaktır. Kendisine hac vâcib olmayan, meselâ: Fakir kimse ihcac etse, gayrin haccı, onun farzından vâkî olmaz, her ne kadar, ondan sonra vücub hâsıl olmuş olsun. Çünkü, evvelki niyabet, lâhik olan ibadetin vücubü için, kâfi olamaz.
2 - (Mahcûc), mâldâr olduğu halde -kendi haccın edâsından âciz olmak- {(2) Eğer, kendisi, hac etmeğe kaadir, yâni mâlen olduğu gibi bedenen dahi. muktedir ise, onun tarafından, başkasının haccetmesi, caiz olamaz.} ve aczi, -ihcac vaktinden ölümüne değin- dâim bulunmaktır.
Mâzûr olan kimsenin ihcacında, emri mevkuf olup, özrü mevtine de ğin sürerse, başkasının onun tarafından, haccı câiz olur. Eğer özrü, zâil olarak, kendisi -bi-zâtihî- edaya muktedir bulunursa, kendisinin haccını edâ etmesi lâzım gelir. {(3) Meselâ, hasta iken, ihcac eden kimse, eğer vefat ederse, kendisine, edilen ihcac kâfi olur. Eğer âfiyet bulursa, ihcac bâtıl olur. Mahbus iken, ihcac eden dahi böyledir.} Evvelce ettiği ihcac, nafile yâni, tetavvu olmuş olur.
3 - İhcactan evvel, özürlü bulunmaktır. İhcac sırasında, sahih vesalim -özürsüz- olup ta, sonradan marîz ve âciz olan kimsenin, ihcacı kiyafet etmez, (Ruhsat sebebinin mevcudiyyetinden evvel, ruhsatla ameletmiş olur. Lâkin buna, mâ kabli şâmildir).
4 - (Mahcûc) haccı, nâibe emretmiş olmaktır. Emri olmayarak, onun tarafından başkasına hac etmesi, câiz olmaz. {(1) Mûrisinin emri olmayarak, vâris onun tarafından hac ederse, olur. Varisin emirsiz ihracı da câizdir. Çünkü, delâleten emir mevcuttur. Zira varis onun, malına el koydukta, gûya ki, meyyit ona: Benim üzerimde olan hakkı tediyyeye kaim ol, demiş olur, der. Lâkin, bu teberruun cevazı, mûrisin vasiyyeti olmamak suretindedir. Eğer, mûris ihcacı, vasiyyet etmiş bulunursa, edilen teberru, kâfi olmaz.}
5 - Ücret şart kılınmamaktadır. İhcac için, isticar olunan kimse, kendi tarafından hac etmiş olur. İcare sözü, etmeyerek "tarafımdan hacetmeni sana emrediyorum" der ise, olur.
6 - Nâib, mahcucun parasıyle haccetmektir. Eğer kendi parasıyle teberru ederse, onun tarafından, hac etmiş olmaz. Ekser nafakayı, mâl âmirinden ve azını, kendi mâlinden sarf eylerse, câiz olur. Hepsini, yahut çoğunu, kendi mâlinden sarf etmek sûretinde, eğer kendisine verilen mâlde, hacca vefâ var ise, onu rücû eder, ve haccı kâfi olur. Ve eğer nafakada kifayet olmazsa, hüküm ekser içindir. Çoğu meyyitin mâlinden ise, câiz ve illâ gayr-i câizdir. Eğer kendi oğlu veya diğer vârisi sonra, terekeye müracaat etmek üzere, kendi mâlinden hac ederse, meyyit ihcacı vasiyyet etmiş olduğuna göre, câiz olur. Ve eğer terekeye müracaat etmemek üzere, hac eylerse, meyyitin o veçhile, emri olsa bile, câiz olmaz.
7 - Sülüs mâl, müsaid olduğu halde, râkiben hac etmektir. Eğer yaya hac ederse, mahcuc ona yürümeği emr etmiş olsa bile, nafaka tazammun eder. Mahcuc, yürümeği emretmiş olmadığı takdirde, mâşiyen hac edip, deve kirasını, kendi için imsâk etmiş bulunursa dahi, böyledir ki nafakayı tazmin ile, râkiben ihcac olunmak lâzım gelir. Eğer nafaka, rükûbe müsaid olmadığına binaen, yürümüş ise, câizdir.
8- Sülüs mâl müsaid olduğu halde, meyyitin vatanından hac etmektir. Eğer sülüs mâl müsaid değilse, müsaid olduğu yerden, hac olunur. Kendi hac etmek üzere çıkıp, yolda vefat eden ve tarafından hac olunmasını vasiyyet eyleyen kimse için, -indel-imam- vatanından hacolunur. İmameyn inndinde, vefat ettiği yerden hac edilir. Diğeri tarafından hac etmek üzere çıkıp ta, yolda vefat eden kimse dahi, böyledir ki
indel-imam vatanından, ve imameyn indinde vefat ettiği yerden, hac olunur. Vasiyyet edenin, müteaddid vatanı {(1) Vatan bahsi için, kitâb-us-salâtın (misafirin salâtı) babına bakınız.} olduğuna göre, Mekke-i Mükerremeye en yakın olan vatanından hac olunur. Eğer hiç vatanı yok ise, öldüğü yerden hac edilir. Kendisi için, beldesinin gayriden hac olunmağı vasiyyet eden kimsenin ihcacı, vasiyyet veçhile, olur. {(2) Horasanlı olan kimse, Mekkede ve Mekkeli olan kimse, Horasanda ihcacı vasiyyet etmiş olmak suretinde, vasiyyet mutlak olduğuna göre, vatanlarından hac olunur.}
Beldesinden hac etmek lâzım olan kimse için vasî, beldesinin gayriden ihcac ederse, zâmin olup, o hac onun olur. Meyyit için ikinci defa hac olunur. Meğer ki, onu ihcac ettiği yer, bir gün gecelemeyerek, gidip gelmek mümkün olacak derecede, mahcucun beldesine yakın ola.
9- İndel-ihram yahut -hac fiilerine başlamadan önce olmak üzere- ihramdan sonra, mahcucu niyyet edip lisaniyle dahi"lebbeyk" diyerek, mahcucu anmaktır. İsterse, kalbî niyyetiyle iktifa eyler. İsimini unutup ta, haccın âmir tarafından olmasını, niyyet eylerse, o da câizdir.
10 - Amirin mîkatından ihram etmektir.
11 - Memur olan kimse, kendi hac etmektir. Hastalanarak, yahut başka bir arızaya uğrayarak, parayı hac etmek üzere, diğerine verirse, onun ettiği hac, meyitten vâkî olmaz. İkisi dahi zâmin olurlar. Meğerki, âmir olan. ona o babta izin vermiş veyahut dilediğin gibi işle, demiş ola.
12 - Haccını ifsad etmemektir. Eğer- vukuftan evvel -müvakaa-ile ifsad ederse, âmirden vaki olmayıp, parayı tazmin etmek lâzım gelir. Memur ifsadına, dem akıtmakla keffaret ederek, fasid haccın, geri kalan fiillerine, devam ile, âtîdeki senede, onu kazâ dahi etse, meyyitin haccı sakıt olmaz.
13 - Âmire muhalefet etmemektir. Âmir ona. ifrad haccı veya umreyi emr etmişken, o kıran, yahut temettâ etse, âmirden vâkî olmayıp, nafakayı, tazmin etmek lâzım gelir. Eğer iki kişi ihcac edip, onlardan biri hâccı ve diğeri umreyi ona emreylese ve cemi yâni -kıran- etmek için, izin dahi verseler, câiz olur. İzin vermezlerse, câiz olmaz. Âmir haccı emr ettiği halde, memur umre ederse, zâmin olur. umre emr ettiği için umre edip sonra, kendisi için, hac, eylese, yahut haccı emr etmiş olmakla, hac edip, sonra kendi nefsi için, umre etse, câiz olur. Şu kadar ki, birinci surette hac için ve ikinci surette umre için, ikameti nafakası, kendi mâlinden olur. Onlardan fâriğ olduktan sonra, nafaka meyyitin mâline
âid olur. Âmir ona, umreyi emr etmiş olduğu halde, o onun emrinin aksine olarak, tarafından hac edip, sonra kendi nefsi için, umre etse, yahut nefsi için, hac edip, sonra onun için tarafından umre etse veyahut kendisine hac emr olunmuşken, o ona, yahut kendine umre edip, sonra onun için veya başkası için hac eylese, câiz olmaz.
14 - Bir hac için, ihram etmektir. İki hac için telbiye edip te, onların birini kendi için ve diğerini, âmir için kılsa, olmaz. Nefsi için yaptığını bırakıp, diğerine devam ederse, olur
15 - Telbiyeyi yalnız, bir kişi için etmektir. İki kişi, kendisini ihcac etmiş olmak suretinde, onlar için, telbiye ederse, hiç birinden vâkî olmayıp, onların paralarını tazmin etmek lâzım gelir. Eğer onlardan birini tâyin ederek, ihram ederse, onun için vâkî olur. Diğeri için, tazmin etmek lâzım gelir. Eğer -tâyin etmeksizin- birini niyyet eder ise, haccın fillerine başlamadan önce, hangisini isterse, tâyin edebilir. Başladıktan sonra edemez.
16 - Âmir ve memur müslim olmaktır. Müslimin, gayr-i müslim için ve aksine olarak, gayr-i müslimin, müslim için, 'haccı sahih olmaz.
17 - Onlar, âkil olmaktır. Mecnunun âkil için ve aksi olarak, âkilin deli için, hac etmesi, câiz olamaz.
18 - Memur hacca tâallûk ederse amelleri, mümeyyiz olmaktır. Sabîyi ihcac etmek olamaz. Murâhik olursa, ihcac câizdir.
19 - Haccı fevt etmemektir. Kendi ihtiyacı için, iştigal ederek, haccı fevt ederse, câiz olmayıp, zâmin olmak lâzım gelir. Eğer haccın fevatı, hastalık gibi, bir âfeti semaviyyeye mebni olursa, nafakayı zâmin olmayıp, meyyit tarafından, haccı yeni baştan etmek lâzım gelir.
20 - Mahcucun, "Benim tarafımdan başkası değil filan kimse hacetsin" diye tayin ettiği zât, hac etmektir. Eğer, o kimse vefat ederse, diğeri onun yerine hac edemez. Diğerinin menîni tasrih etmeyerek, "Benim tarafımdan filan kimse, hac etsin." dediği kimse vefat edip de, diğerini ihcac ederlerse, olur.
İhcacı vasiyyet edip de, kimseyi tâyin etmemiş olan zâtın, vefatında verese toplanıp herhangi bir kimseyi ihcac ederlerse, olur,
Mezkûr şartların hepsi, farz olan hac içindir. Nafile hac için, yalnız islâm ve akıl ve temyiz ve niyyet şarttır.
İhcacın cevazı için, memurun hac etmiş olması, şart değildir. Sarûr {(1) Kitabın mebdeinde belirtildiği üzere, sarûr, hiç hac etmemiş kimse demektir.} dahi, bedel olabilir.
Hilâftan çıkmak için, {(2) Bu bapta, imam Şâfiî, bize muhaliftir.} efdâl olan, nefsi için hac etmiş bulunan kimse, ihcac olunmaktır.
Bununla beraber, hiç hac etmemiş kimseyi ve hattâ kocasının izni ve mahreminin mevcudiyyeti ile birlikte kadını ihcac etmek ve mevlâsının izni ile, köle ve cariyeyi, ihcac eylemek câizdir. Ve onunla hac farizası, âmirden sâkıt olur.
Efdâl olan menâsiki iyi bilen hür bir kimseyi, ihcac etmektir.
Memur hactan sonra, Mekkede kalmak câizdir. Efdâli hac ettikten sonra dönüp gelmektir.
Bu sene hac etmesi kendisine emr ve tenbih olunmuşken, memurun haccı bu sene etmeyip, gelecek sene, etmesi câizdir.
Mâlinin sülüsünden ihcac olunmağı vasiyyet eden kimsenin mâli, birkaç ihcaca kâfi ise, birinci ihcacı tasrih etmiş olduğuna göre, bir kere ihcac olunup, artan mal vereseye reddolunur. Tasrih etmeyip, onu takyidden sâkıt olmuş bulunduğuna göre, sülüsün müsaid olduğu kadar, müteaddid ihcac olunur. Vasî, bu babta muhtar olup, dilerse onları bir senede eder ki, taatin hemen ifâsına mebni, efdâl odur. Ve dilerse müteaddid senelerde eder.
Nâib, rakiben gidip gelmek ve israf ve cimrilik etmemek şartiyle menûbun parasını sarf ederek, onun tarafından hac eder. {(3) Nâib vechi şer'î üzere menûb tarafından, hac ifa ettikten sonra, dönüp gelmek şart değildir. Hacdan sonra, müteveffa yahut mücavir dahi olsa, ettiği hac, menub için kâfidir. Nitekim, Ali efendi fetvalarında musarrahtır. Efdali, gidip gelecek olanı, ihcac etmektir.} Artan parayı getirip kendisine yahut vârisine {(4) Meğer ki, âmir, iytâ sırasında "bunun artanını kendin için harcamaya seni vekil ettim" demiş ola. İhcacı vasiyyet ederek vefat eden kimsenin, vârisleri ihcac için, bir zata para verdiklerinde: Bunun fazlasını, kendi nefsine hibe ve nefsin için al, diye o zatı tevkil eylediklerinde, o zat dahi gidip, haccı ifâ ettikten sonra, artan parayı, alsa, o zat için helâl olur mu? Cevabı: Olur.} iâde eder.
Nâibin bu suretle ettiği hac, menuptan vâkî olmakla, nâib zaten hac etmemiş ise, hac farizası kendisinden sakıt olmuş olmaz.
Bir senede iki hac, mümkün olamayacağından, iki kimse, bir kimseyi ihcac etmiş olmak sûretinde, nâib eğer -ihram sırasında- onların ikisi tarafından, niyyet etmiş olursa, hiç birininki, sahih olmayıp, ettiği hac, kendisine âid olmakla, onların paralarını kendilerine ödemek lâzım gelir. {(1) Bir kimse, malından şu kadar para ile, benim için ihcac oluna, diye vasiyyet ettikten sonra vefat etmiş olup, malının sülüsü müsait olmakla, vasisi, terekeden o miktar parayı, birine verip hacca gönderse, ve o, varıp hac ettikten sonra, bir sene Mekke-i Mükerremede mücavir kalıp, ertesi sene de, kendi kendisi için hac edip gelse, her iki hac da sahih olur mu? Cevabı: Olur.}
Nafile babı, geniş olmak cihetiyle, nafileten ihcac, kudret halinde dahi, câiz olup, farz olmak üzere, ihcacın muazzam cevaz şartı, zikr olunduğu veçhile ya mevt veya mevte kadar olan sürekli âcizdir.
Meyyitin kendi vasiyyeti üzerine tarafından hac farizasını edâya, bedel çıkarmak sahih olduğu gibi, maraz ve mahbusiyyet misilli zevâli memûl olan bir acze mebni tarafından bedel gönderen kimsenin, hac farizası dahi, aczi kendinin mevtine değin sürekli olmak şartiyle, sahih ve farzı, o sûretle sakit olur. Eğer aczi zail oluverirse, gidenin ettiği hac, gönderen kimse tarafından tetavvû olup, hac farizasını, kendisinin ifa etmesi lâzım gelir. {(2) İmam Ebû Yûsuf a göre, aczin zevali, memurun hactan ferağından sonra olmuş ise, o hac farzdan vâki olur. Ondan evvel olmuş ise, nefelden vâki olur.}
Eğer âmâ ve yatalak olmak gibi zevali ümit edilmeyen acze müptelâ idiyse, ettiği ihcac sahih ve nâibin ettiği hac ile, kendinden farz sâkıt olur. Aczi, gerek mevtine değin dâim ve gerek zâil olsun. {(3) Göz ve beden sıhhat, edâ vücubü şartlarından, olmak üzere zikrolunmuştur}
Hac ile memur olan kimse, yolda hastalanmakla, âmiri tarafından, hac îfa ettirmek üzere, parayı başkasına vermek, yoktur.
Meğer ki, para kendisine verildiği vakit "dilediğin veçhile hareket eyle" denilmiş ola. O halde, vekil mutlak olmakla, hasta olmasa dahi, diğerini ihrac edebilir.
Hac ile mükellef olan kimse mükellef olduğu sene hac etmek için, çıkıp, yolda vefat ederse, niyyetiyle mecurdur. {(4) Çünkü âyette "Kim, Allaha ve Resûlüne göçmen olmak üzere evinden çıkarda sonra yolda ölürse, onun mükafatı artık Allaha bir borç olmuştur." (Nisâ: 100)diye bildirilmiştir.} Ona ihcac vesiyyeti lâzım değildir.
Eğer haccı, onunla mükellef olduktan sonra, tehîr etmiş idiyse, ihcacı vasiyyet eyler. Vasiyyetinde, mal ve mekân tâyin etmiş olduğuna göre,
parasının kifayeti veçhile ve tâyin ettiği mahalden ihcac olunur. Tâyin etmemiş olduğuna göre, malının sülüsü kâfi gelirse, beldesinden kâfi gelmezse, vefat ettiği yerden, ihcac olunur.
MEDİNE-İ MÜNEVVERENİN ZİYARETİ:
Ey sâribân, zimâmı çek semti kûyi yâre,
Virane dilde zira yer kalmadı karâre. Bîmi zalâmı şebten olma sakın vehimnâk.
Âhı şerâre bârım hâcet mi kor nehâre? Âzürde pây olursa cemmâzın eyleyem ferş,
Dibâce-i cebinim şevk ile rehgüzâre. Ey sâribânı müşfik hiç olmadın mı âşık?
Âheste revlik etme, rahm eyleyip bu zâre. Ben derdimendi aşkım bir yerde kılmam ârâm.
Tâ vâsıl olmayınca ser haddi kûyi yâre. Ol kûyi canfezâ kim ehli nazar değişmez
Bir senk-i rîzesini bin dürrü şâhvâre. Ey kûyi arş rütbet kim hâki ıtırnâkin
Mâlişine eylemiş hak, pîşânîi kibâre. Dârüs-sekîne yâni şehr medîne ki-oldur
İzzü şerefle me'vâ sûltânı kâmkâre. Sultânı milki sermed mahbûbi Hak, Muhammed
Kim kulluğu şereftir şâhânı tâcdâre. Ey cümle âlemine mahzâ atâsı Hakkın
Senden olur olursa Âsim fakire çâre
Nebiyyi zişânımızın kabrini, ziyareti kasd ve niyyet edene, mescidi nebeviyi ziyaret dahi, maksud olmak gerektir ki, o mescidi şerîf, ziyareti, şiddetle arzû edilecek, mesacid-i selâsedendir. {(1) Mesacid-i selâse Mescid-i Haram, Mescid-i Nebiy, Mescid-i Aksâdır. Bunlar hakkında, kitab-us-savmda malûmat ve izahat yardır.}
Hazret-iNebinin ziyareti, tââtin en güzeli ve mendubatın en efdâlidir. Ehâdisi şerîfede: "Hali vakti yerinde olup ta, beni ziyaret etmeyen, bana cefa etmiş olur.", "Hac edip te, beni ziyaret etmeyen, bana cefâ etmiş olur.", "Kabrimi ziyaret edene, benim şefaatim, sabit ve muhakkaktır.", "Beni vefatımdan sonra, ziyaret eden hayatımda ziyaret eylemiş demektir." buyurulmuştur.Bu şefaat, makamı mahmûd şefaati âmmesinden, başka bir şefaattir.
Hac farz olduğuna göre, evvelâ hac edilmek, ahsendir. Nafile hacifâ edilmekte ise, ziyareti kasd eden, onu takdim ve tehirde, muhayyerdir.
Ziyareti nebîyyi niyyet etmiş olan kimse, her zamandan ziyade, salâvatı şerifeye müdavim ve mülâzim olarak, yollarda dahi okur.
Salâvatın faziletini, zikre hacet yoktur. Onun şerefi hakkında söz söylemek, zâiddir. Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz hazretlerine edilen, salâvat kendilerine bâliğ ve kabul yerine vâkîdir.
Medine-i Münevvereyi müşahedede, salâvatı şerife getirerek, "Allahım! İşte senin Resûlünün haremi ve vahyinin yurdu. Burayı ziyareti bana uğur kıl, azâptan ve cehennem âteşinden korunmama vesile kıl, ve beni âhirette habibin şefaati ile kurtulanlardan eyle!" der ve mümkün olur ise, Medine-i tayyibeye dahil olmadan evvel, ve yahut -dahil olduktan sonra- yerleşip, yerinden ve yükünden mutmain üzere olduktan sonra, -ziyaret için- mescidi şerifi nebeviyye varmazdan mukaddem, gusl eder, güzel kokular sürünür, en güzel elbisesini giyer. Bunları - tâzimen lil-kudûm yapar. Zarûret olmadıkça, deveden inerek, Medine-i Münevvereye yaya olarak, girmiş bulunur. Makamın celâletini ve azametini düşünerek vakarla yürür, aynı zamanda duâlar bilhassa salavâtlar okuyarak gider. Mescidi şerifi nebeviye vardığında, bâbı selâmdan, yahut bâbı Cibrîlden dahil olup, minberi nebî yakınında kerahet vakti değil ise iki rekât, ta-hiyyeti mescit kılar. Namazda, minberi şerifin sütunu, sağ omuzu hizasına gelecek yerde durur ki, orası "Mevkıfı nebevî"dir. Ve kabri münîrleriyle minberi münevverlerinin arası -hadîsi nebevileri, natık olduğu üzere- cennet bahçelerinden bir bahçedir. {(1) Hâdisi şerif: "Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.."} Ve minberi âlîleri, havzı nebevileri üzerindedir. {(2) Hadîs-i şeriftir.}
Tahiyyeti mescid namazından sonra, -Şükren lillâhi teâlâ- iki rekât namaz daha kılarak, Cenâb-ı Hakka, kendisine olan tevfikınden ve o âlî makama, vüsul şerefini in'amdan dolayı, secde-i şükre varır. Badehû dilediği duâyı eder. Ve kalkıp, kemâli edeb ile, huzuru saadette, kıbleye arka vererek, resûlullâha, müteveccih olur. {(3) Yâni kabrine karşı durur.} Maksure-i şerifeden (yani şebeke-i saadetten bir arşın kadar uzak ve Resûlullahın başı hizasında bulunur. (Veçhi kerîmi nebevî) ve (Nazarı saîdi nehevîyi), kendisine mâtûf ve (Sem'î âlî cenâbı risâleti) kendi sözlerini, dinlemekte bilerek, ve selâmını, alacaklarını ve ettiği duâya, âmin diyeceklerini mülâhaza eyleyerek; {(4) Muhakkikin indinde mukarrer olan hususlardandır ki, Hazret-i Resûlullah(sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem) hayy-i merzuktur. Makamatı âliyyeden kasır olanların, gözlerinden gizlidir.} "Es-selâmü aleyke yâ Resûlellâh, Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyellâh Es-Selâmu aleyke yâ Habibellâh, Es-Selâmu aleyke yâ
nebiyyer-rahmeti, Es-selâmü aleyke yâ şefîal-ümmeti, Es-selâmu aleyke yâ seyyidel-mürselin, Es-selâmu aleyke yâ hatemen-nebiyyîn, Es-selâmü aleyke yâ müzzemmilü, Es-selâmü aleyke yâ müddessirrü, Es-selâmu aleyke ve âlâ usûliket-tayyibîne ve ehli beyti kettâhirîn." deyip onu selâmladıktan sonra, aklının erdiği ve dilinin döndüğü kadar duâ ve salâvatı şerife okur. Ona ümmet olarak ikrar verdiğini, {(1) Ölünceya kadar, ümmet olmaya devam edeceğini,} gücünün yettiği kadar yolunda yürümeğe çalıştığını söyleyip onun himayesine sığınır ve şefaatim diler.
Tevdi olunmuş, selâm var ise, emaneti edâ, vâcib olmakla, onu da tebliğ ve iblâğ eylemek üzere: "Es-selâmü aleyke yâ resûlellâh filân oğlu filan {(2) Burada, selâm tevdi ve emânet edenin adı ve babasının adı zikrolunur.
Sûret ve sırrı Muhammedden gelir feyz-i hayât
Aklı küldür kim, odur aslı vücûd-i kâinat
Nâti pâkin ede gör, vird-i zebânı kaal-u hâl
Ver selâmı cân-u dilden, kıl ana her dem salât
Hakkı (küddise sırruhu)} sana salât ve selâm söyledi senden şefâat diliyor, sen kendisine ve bütün müminlere şefaat eyle" der. Sonra salâvatı şerife getirerek, dilediği duâyı okur.
Duâların en özlü ve en güzel olanı "Es-selâtu vesselâmu..."lerden ve zikr olunan (Velev ennehüm iz zalemû câûke. .) âyeti kerîmesini okuduktan sonra "İşte günahlarımla sana geldim, halimi arz ediyorum ve Rabbin tarafından affedilmem için şefâatini diliyorum." diyerek niyaz eder.
Bütün bu duâ ve salâvat-ı şerîfeleri okurken hep veçhi kerîmi nebevî cihetine yüzünü dönmüş bulunur.
Sonra bir arşın kadar sol tarafa giderek Ebû Bekris-Sıddik (R.A.) Hz. lerinin başı hizasına gelir ve: "Es-selâmu aleyke yâ halifete Resûlillah" Ey onun garda arkadaşı ve her seferde yoldaşı en yakın sırdaşı sana selâm olsun! Sana binlerce selâm olsun ki; Sen ona en güzel halef oldun, O'nun izinden gittin, riddet ve bidat ehliyle cenk ettin. Bu dinî yaşatmak için her işde hakkı gözettin. Dilerim Allahtan dünyada gönlümüzdeki sevgini dâim eylesin, âhirette seni sevenlerle beraber eylesin. Çünkü seni Resûlullah sevdi, Allah sevdi ve müminler sevdi. Bu ziyaretimizi de Mevlâ kabul eylesin. "Esselâmü aleyke ve Rahmetullahi ve Berekâtuhu." der.
Sonra yine bir arşın kadar sola giderek Ömer İbnil-Hattap (R.A.) Hz. lerinin başı hizasında durur ve tıpkı Hz. Ebû Bekiri (R.A.) selâmlayıp övdüğü gibi, Hz. Ömeri (R.A.) de ona münasip olan vasıflarla medhü senâ eder. Bunu da müteakip artık kendisi, ana - babası, zürriyeti için ve kendisine duâ siparişinde bulunanlar için ayrıca bütün ümmeti Muhammed için duâ eder.
Ondan sonra evvelki gibi tekrar Peygamber Efendimizin başı hizasına gelir ve "Allahım! Sen Kur'ânda buyurdun ve dedin ki; Eğer onlar sana gelip hallerini arzettikten sonra Allahdan mağfiret dileselerdi, Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allahın dâima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi." (Nisâ: 64). "Allahım! îşte ben resûlüne geldim halimi arzettim, tevbe ve istiğfar ediyorum, senin mağfiretini, onun şefaatini diliyorum, beni affeyle. Çünkü sen affı seversin ve affedersin." der. Rabbenâyı okur, Subhane Rabbike...ile duâya son verir, geri geri çekilerek saygılı bir şekilde oradan uzaklaşır.
Sonra, ebî Libâbe sütûnuna - ki, ashaptan ebî Libâbe (radiyellâhu teâlâ anhu) hazretlerinin, kendisini bağladığı ve Cenâb-ı Hakkın tevbe ve mağfiretine mazhar olduğu sütûndur ve mescidi şerifi nebevî dahilinde, Ravza yakınındadır. Varıp, dilediği kadar nafile namaz kılar ve Cenâb-ı Hakka, tâib ve müstağrif olur ve dilediği duâyı eder, sonra, yine ravza-i mutahharaya gelip, dilediği kadar namaz kılar ve istediği duâyı eder. Tesbih ve tehlîl, senâ ve istiğfarı çok eyler.
Sonra, Hannane üstüvanesine varır ki, orada minber konulmasından mukaddem, Resûl-ü Ekrem (Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz hazretlerinin çıkıp, hutbe okudukları -kütüğün bakiyyesi- vardır ki, o kütük Hazret-iHatem-ül Enbiyâ Efendimizin, sonradan binâ edilen minber üzerinde hutbe okumağa başlamaları üzerine, nebinin ayrılmasından dolayı iştiyak ve arzu ile ağlamış, enîn etmiş ve Hazret-i Resûl (Sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem) minberi şeriflerinden inip, onu kucaklayıp teskin buyurmuştur.
Asârı nebeviyye ve emâkini şerife bakıyyeleriyle, teberrük eder ve Medine-i Münevverede mukim olduğu müddette, gecelerini ihya için, kıyama ve beş vakitte namazlarını, mescidi şerifi nebevide ve mümkün olursa, ravzada kılmak ve bütün vakitlerde, huzuru nebevide ve ziyaret şerefinde bulunmak meziyyatını, iğtiname, cehdini sarf eder.
Bakîi şerîfe çıkmak ve meşahid ve mezarlara {(1) Ziyaret mahalleri demektir. Muhaşşi der ki, Medine-i Münevverede on bin miktarında sahabe vefat etmiştir. Lâkin, bunların ekserinin, hususî yerleri belli değildir.} ve hususiyle seyyiduş-şüheda olan, Hazret-i Hamzanın ve sâir uhud şehidlerinin ziyaretlerine varmak müstahab olur. Bakîde, Hazret-i Abbasi ve Hazret-i Hasan efendimizi ve sair âli resûlullahı ve emîrul-müminin Hazret-i Osmanı ve Hazret-iResûl-ü Ekremin yavrusu olan Cenab-ı İbrahimi {(2) Müşarünileyhin medfeninde, kerime-i muhtereme-i nebeviyye (Hazret-i Rukiyye) ve peygamberimizin süt biraderleri (Osman bin maz'un) ve aşere-i mübeşşereden (Abdurrahman bin avf) ile (Saad bin Ebi Vakkas) ve ecille-i ashaptan ve - halifelerden sonra sabahenin en fakihi olan - (Abdullah İbni Mes'ud) radiyallahu teâlâ anhum hazeratı dahi medfundurlar.} ve ezvacı tahiratı
ve efendimizin halası olan, Hazret-i Safiyyeyi, ve sâir sahabe ve tâbiîni ziyaret eyler. Rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmeîn.
Hazret-i Hamzayı ve diğer Uhud şehidlerini, Perşembe günü ziyaret -eğer müyesser olursa- çok iyi olur. Onları ve bakîi şerifi ziyaret sırasında (selâmün aleyküm bimâ sebertüm fenîme ukbed-dâr) deyip, âyeti kürsîyi ve on bir kere, sûre-i ihlâsı ve mümkün ise, bir de yâsin sûresini okur {(1) Bunları okumanın fazileti, kitab-us- salâtın "ziyareti kubur" faslında zikrolunmuştur.} ve bunların sevabını, cemi-i şühedaya ve müminini medfûnîne hediye eyler.
Mescidi Kubâya {(2) Mescidi Kubâ - ki, mâ saddaka, kavl-i kerîm "le mescidün üss ise alettakvâ"dır - mescidi harâm ve mescidi şerîfi nebevî ve mescidi aksadan ibaret olan (mesacidi selâse) den sonra, mescitlerin en efdalidir.} varmak dahi, Cuma ertesi gününde veya sâir bir günde müstahab olur. Orada dahi, namaz kılıp (Ve mescidi kıbleteyne) varıp, dilediği duâyı ettikten sonra:
"Ey kulların niyaz ve dileklerini işidip muradlarını veren, onları görüp gözeten, çekip çeviren Ulu Allah! Dualarımızı kabul eyle, günahlarımızı affeyle elimizden tut bize yardım ve merhamet eyle. Çünkü sen erhamerrahiminsin." {(3) Hadis-i şerifte: "Her kim üç defa yâ erhamerrâhimin" der ise, melek: "Erhamerrahimin sana ikbâl etti, iste" der buyurulmuştur.} der.
Ey gül-i tâze res gülşeni cân Bûy-i pîrây-i dimağ ı irfân
Kâbeden gayri yere etme sefer Seferi bîhûdedir nâr ı sekar
Kâbe beytü-ş-şeref-i âzamdır Noktâ-i dâire-i âlemdir.
Kâbedir kıble-i mülkü melekût Pâye pîrâyi seriri nâsût
Kâbedir sâkı dirahtı rahmet Kâbededir südde-i din ve devlet
Kâbedir şem'i serâ perde-i râz Oldu pervânesi erbâbı niyâz
Kâbedir secde gehi insü melek Kâbedir hum zede-i tâkı felek
Kâbedir saha-i gülzârı naîm Niâmı nûr ile pür sahni azîm
Merkezi dâire-i âlemi hâk Bâşına devr eder ânın eflâk
Evvelâni nokta-i sırrı tekvin Zıllı anber şikeni rûyi zemin
Evvelini sûreti âyine-i âb Girdi bâlâ keş-i meydânı türab
Mehzen-i sırr-i sarâyı lâhût Hıtta pîray-ı fezây-i nâsût