Nimet-i İslâm
— 589 —

KİTABÜ-S-SAYD (AV ve AV HAYVANLARI)

Saydın, zebayihin, udhiyenin, menasike münasebeti âşikâr olmakla bunlara âit mesaili dahi, kitab-ul-hacca ilâve ettik. Bunlardan sonra akikadan bahseyledik.

Sayd ve istiyad kelimeleri, avlanmak mânâsınadır. Misyad dahi ağ ve tuzak demektir.

Biz bu bapta, hem avdan, hem de avlanmaktan bahsedeceğiz. Avcıya sayyad diyeceğiz.

Av: İnsandan çekingen ve korkak olan, yabanî hayvandır. Yeneni ve yenmeyeni olur.

Avlamak: Onu sığındığı yerden çıkarıp, elde ekmektir. Bunun rüknü ve hükmü vardır.

Avlanmanın rüknü: Avlanma fiilinin, şartınca ehli olandan suduru ve yerinde vukuudur.

Avlanma fiilinin şartı: Ava, avcıya ve av âletine mütaâllik olmak üzere, mütenevvidir. Onların,ilerde zikrinde ehli ve yeri dahi malûm olur ki, ehli: İhramlı olmamak şartiyle, zebh işini ve hakkı tesmiyeyi bilen, müslim ve kitâbi olmasıdır. (Burada tesmiye, boğazlama sırasında ismullâhı zikirdir).

Mahâlli: Kara hayvanlarına göre, haşeratın ve haremi Mekkede bulunanın gayrisi; su hayvanlarına göre de balığın, her nevidir.

Avlanmanın hükmü: Milkin sübutu ve avın yenileni hakkında yenilmesinin halâliyyetidir.Bunlardan biri, dünyevî ve diğeri, uhrevî hüküm demektir.

— 590 —

Av mübahtır: Yâni avlanmak şeran câizdir. Gerek aynen veya bedelen intifa etmek için olsun, gerek eğlenmek ve gösteriş için olsun.

Yenen vahşî hayvanat, eti için ve bunların eti yenmeyenleri derisi veya tüyü, yahut dişleri ve yahut kötülüğünün izalesi için, avlandığı gibi, mücerred öldürmek ve bu sûretle bahadırlık izhar etmek için dahi avlanılabilir. 

MÜLKİYETİN SÜBUTU:

Mâliki olmadığı, bir mübah şeyi, hakikaten veya takdiren ele geçirmekle, mülk sabit, yâni o şey, ele geçiren kimsenin olur.

Hakikaten ele geçirmek: Ona fiilen el koymaktır.

Takdiren -ki "Hükmen"dahi denir- ele geçirmek: Onu ele geçirmek için, sebepleri hazırlamaktır.

Av için sebepler: Tüfek ve mızrak gibi, âlât ve ağ ve tuzak gibi edevat ve talimli köpek gibi, azılı, yahut talimli doğan gibi, pençeli hayvandır.

"Av tutanındır." hükmünce, av onu ele geçirenindir. Her kim, bir avı sığındığı yerden çıkarırsa, onu tutmuş olur.

İmkânsızlıktan çıkarmak, onu ayakları ile kaçıp, yahut kanadları ile uçup savuşmaktan alıkoymaktır.

İmkânsızlıktan çıkarmış olmadıkça, onu tutmuş olmakla, kim avlarsa, onun olur.

Avlamak-müstakilen-olduğuna göre, mülkiyet müstakil ve iştirakle olduğuna göre, mülkiyet de müşterek olup, meselâ: İki avcıdan birinin düşürüp, imkânsızlıktan çıkardığı avı, diğeri öldürmek suretinde, o av müstakil olarak, düşürenindir. Onlardan ikisinin birden, tüfek taneleri bir ava isabet eylemek takdirinde, o av onların ikisi arasında yarı yarıya ortak olduğu gibi, muallem köpekleri, onların göndermesiyle, ikisi bir ava isabet etmek takdirinde dahi, o av onların arasında müşterek olur.

— 591 —

YEMENİN HELAL OLMASI:

Avın yenmesinin halâl olması için on beş şart vardır: Onun beşi avcıya, beşi ava, diğer beşi de av âletine aittir.

Avcıya âit olan beş şart şunlardır: Avı, zekât ehli yani boğazlama usulüne vâkıf olmak, tesmiyeyi terk etmemek, av âleti, kendi tarafından gönderilmek, gönderme ile alma arasında, başka bir şeyle iştigal etmemek, âletin irsalinde, kendisine av haram olan kimse (ihramlı gibi) ortak olmamaktır.

Ava âit olan şartlar, şunlardır: Eti yenen hayvanlardan olmak, insandan kaçan yabanî hayvan olmak, haşerattan olmamak, su mahlûku olduğuna göre balık cinsinden olmak, boğazlanmasına yetişilemeyerek avlanmak ile ölmüş bulunmak.

Av köpeğine ait olan şartlar şunlardır: Kelb talimli olmak, gönderildiği yolda yani usulde avlanmak, avı yaralayarak öldürmek, ondan yememek, avlanması halâl olmayan hayvan, almada ona müşarik olmamak.Bu icmal, gelecek tafsilât ile açıklanacaktır.

Zekât -zebayih kitabında mezkûr "zebh" ve "nahr" nevilerine şâmil olmak üzere- boğazlamaktır. 

Zekâtın, ihtiyarî ve iztirarî kısımları vardır.

İhtiyari olanı; hayvanı mûtad üzere, boğazından kesmektir ki, onun rüknü, zebh olunacak olanın zebhi, ve nahr edilecek olanın natırıdır. Zebh boğazından ve Nahr, göğüs üstünden olur: Deve, nahr; sığır, ganem ve kuşlar ise zebh olunur.

İztirarî olanı: Hayvanı her neresinden olursa olsun, vurup öldürmektir: Onun rüknü, yaralamaktır.

— 592 —
Avlanmak: İztirarî zekâttandır. 

İhtiyarî zekât işinin ehli olan kimse, iztirarî zekâtın dahi. ehlidir. Evvelkine ehil olmayan, diğerine de ehil değildir.

Itlâki üzere, zekât ehli: Zebh ve tesmiyeyi bilen, ehli İslâm ve ehli Kitaptır.

Zebh ve tesmiyeyi bilmeyen, küçük çocuğun ve delinin boğazladıkları yani keserek veya vurarak öldürdükleri hayvan, mekûl ve ekli halâl olmadığı gibi, ehli İslâm ve ehli Kitap olmayanların kestikleri dahi, halâ! değildir.

Mûsevî ve İsevî, ehli kitap oldukları için,  onlar ehli İslâm gibi, ehli zekâttırlar. Binaenaleyh, onların dahi şartınca olan zebihaları, yenir.

Putperest ve ateşperest olanlar, ehli kitap olmadıklarından, ehli zakât dahi değillerdir. Onların - kestikleri ve avladıkları - yenmez.

Dini inkâr eden, dinsizin, yahut islâmdan irtidad ile,  ehli kitap dinine giren mürtedin dahi, zebihası yenilmez.

Zekât ehli olmak için bülûğ ve erkeklik çağı şart değildir. Temyiz ve teakkûl kâfidir. Ehli İslâm veya ehli kitaptan olan, kadınlar, ehli zekât olduğu gibi, zebh ve tesmiyeyi bilen küçükler dahi, ehli zekâttır.

İhtar: Avcının muhrim ve avın, harem dahilinde olmaması dahi, yenme halâliyetinin şartları cümlesinden olmakla, muhrimin avladığı yenilmediği gibi,  halâlın yâni muhrim olmayanın harem dahilinde avladığı dahi yenilmez.

Tesmiye terk olunarak kesilen, zebihanın dahi yenmesi menhi olmakla, ehli zekâtın, zebih sırasında olduğu gibi, avlanma halinde dahi. tesmiyeyi terk etmemesi, yani tüfeğini ateşlerken yahut köpeğini salıverirken "Bismillâh" demesi şarttır. (Terk, kasdi olmamak şartiyle besmeleyi unutmuş olmak takdirinde, beis yoktur).

— 593 —
Ehli zekât, avlanmayı talimli köpek ile yapmak sûretinde, köpeği besmele ile - kendisi sevketmiş olması dahi, meşrut bulunduğundan onun sevki ve kışkırtması olmayarak,  köpeğin görüp, kendiliğinden, üzerine vararak öldürdüğü avın dahi, yenmesi helâl olmaz.

Talimli köpeğini - sevkten sonra - oturmayıp, ve başka iş ile meşgul olmayıp, araştırmak dahi, şart olduğundan arkasını aramayıp oturur veya başka bir şey ile meşgul olur ve sonradan, avı ölmüş bulursa, başka bir sebep ile ölmüş olmak ihtimaline mebni, onun da yenilmesi, helâl olmaz.

Ehli zekâtın salıvermesine, ehli zekât olmayanın, sevki karışarak, iki kelbin birlikte yakalayıp öldürdükleri av dahi, helâl olarak yenmez, İşe karışan köpek, talimsiz olmak,veyahut - besmelesiz - salıverilmek dahi, ehli zekât olmayan kimse tarafından sevk edilmiş olmak gibidir.

Yenme helâliyyetinin, ava âit olan şartları mucibince, avın eti yenilen vahşî hayvanlardan olması, yani kurt ve çakal gibi, sivri dişli ve kaplan ve dağ kedisi gibi, hem sivri dişi ve hem pençesi olan vahşilerden ve kara kuş ve atmaca gibi yırtıcı; karga ve kartal gibi leş yiyici kuşlardan olmaması ve insandan kaçınmakla, kanatlarıyla yahut ayaklarıyla kendini korur olabilmesi lâzımdır. O çeşit canavar ve leş yer olan, yabanî hayvan ve kuşların yenilmesi helâl olmadığı gibi, eti yenen ehlî hayvanların ve hattâ - aslında ehlî değilken - insana alışarak, ehlî gibi olmuş olan,  yenen av hayvanının meselâ alışık geyik, karaca ve ada tavşanının dahi, avlanarak yâni - iztirarî zekât ile - yenilmesi helâl olmaz. Tuzağa düşüp ve yahut kanadı veya bacağı kırılıp - kendini korumaktan -çıkmış bulunan - yenen avın - dahi, avlanarak yenmesi helâl olmaz. Bu gibilerin, ve bundan evvel zikr olunan vahşî - alışkının ihtiyarî zekât vechile, boğazlanması lâzım olduğu gibi, vurulduktan sonra - zebh olunan hayvanın, o halindeki hayatına faik bulunan bir hayat ile - diri olarak yetişilen avın dahi, boğazlanması lâzım olduğundan, vurulan avın boğazlanmaksızın yenmesi helâl olabilmek için, boğazlanmasına yetişilemiyerek ölmüş olması da, ava ait olan, yenme helâliyyetinin şartlarındandır.  Kanadından vurulan kuşun boğazlamak yerine kafasını koparıp atmak, onun yenmesini haram kılar.
— 594 —

Çekirgeden mâdâ, haşerat yenmez.

Kara avında, avın haşerat neviden olmaması, yenmesinin helâliyyetinde şart olduğu gibi, sulardaki avda dahi, avın balık cinsinden olması şarttır. Balık cinsinden olmayan hayvanlar: Yengeçler, midyeler, istiridyeler, İstakozlar: Helâl olarak yenilmez.

Balığın her nevi ve hattâ yılan balığı dahi yenilir. 

Balık, temiz olmayan suda doğmuş olmak, yenilmeğe mâni değildir.

Yenilme helâliyyetinin şartı: Âfet ile ölmüş olmasıdır.

Ağ ve olta, âfet olduğu gibi, balık suyun sıcaklığı veya soğukluğu sebebiyle veya suyun çekilmesiyle, yahut bir yere kısılarak veyahut üzerine bir şey atılarak, ölmek dahi, âfet ile ölmektir. 
Böyle bir âfete uğramaksızın, suyun yüzüne sırtı üzerine gelen  balık, yenilmez.

Bir balığın içinde zuhur eden balık - sağlam ise - ikisi dahi yenilir. Sağlam değilse, ona zarf olan balık yenir. İçinden çıkan balık yenmez,

Meselâ: Balığın karnında bulunan inci, bulana helâldir. Yüzük ve altın helâl değil, bulunmuş nesnedir. Bulan kimse, onu halka bildirmek ve duyurmak lâzım olur.

Nitekim, emsâli delâletiyle, yabâni olmadığı bilinen, güvercin yahut ayağında zil bulunan doğan ve boynunda tasma bulunan geyik, tutulsa, sahibi zuhurunda verilmek üzere, tutan kimse, onu, halka duyurmak lâzım gelir, Yenme helâliyyetinin av köpeğine dâir olan şartlarına gelince: Av köpeğinin  muallem olması, üç defa, yemeyi terk etmesiyle malûm olur, yâni teallümü tuttuğu avı yemediği, üç defa vâkî olmasıyla
— 595 —
sabit olabilir.  İlk terki, tokluğuna ve ikinci terki, şüpheye mahmul olup, üçüncü terkinde teallüm, tehakkuk etmekle, dördüncü avı yenilir.
Doğan gibilerin,  teallümü, davete uymak ile, yani salıverildikten sonra, çağırıldıkta, dönüp gelmesiyledir. Tuttuğu avdan, yemesi zarar vermez.
Talimli olan doğan - davet edilince - icabeti kabul etmezse, ve muallem olan köpek yemeği terk eylemezse, öldürdükleri av, helâl olarak yenmez.  Tâ ki, ikinci kerrede talimli oldukları, sâbit ola.
Muallem köpek, avladığı hayvanın kanından içmek, zarar etmez.  Bir tarafını koparıp atmak dahi, zarar etmez.  Avdan sahibinin attığı bir parçayı yemek ve hattâ avı sahibi ele aldıktan sonra, onu yemek dahi mânî değildir.
Av köpeğinin yediği av, helâl olarak yenmediği gibi, yaralamayarak, boğduğu ve çarparak veya belini kırarak öldürdüğü, av, dahi helâl olarak yenilmez. 

Avı, avcının gönderdiği tarafta aramayarak sağa ve sola sapıp, ve av aramaktan başka bir şey ile oyalanıp geldikten sonra, kendiliğinden tutup öldürdüğü av, yeniden irsâl ve iğrâ edilmiş olmadıkça, yenilmez.

Avlanması helâl olmayan,  başka bir köpeğin, avı alıp getirmekte,
— 596 —

ona iştirak etmiş olması dahi, mâni değildir. Nitekim, avcıya âit olan şartların sonunda dahi, zikrolunmuştur.

Avın tâyini şart olmadığından, bir ava şartınca salıverilen köpek, onu avladıktan sonra, başka bir avı dahi, avlamak sûretinde, ikisinin de yenmesi helâl olur.

Üzerine gönderileni tutmayıp, başka bir avı tutup öldürmek takdirinde, onun yenilmesi helâl olur. Dönüp geldikten sonra yeniden sevkedilmeden tuttuğu av, yenmez. Çünkü köpek her seferinde yeni sevk edilmeğe muhtaç bulunur.

Bir ava atılan mermi, ona isabet ve nüfuz ettikten sonra, diğer bir ava dahi, isabet etmek veyahut ona değmeyerek diğerine dokunmak dahi, böyledir ki, her iki sûretin saydı helâl olarak yenilmez.

Müteaddit avlar üzerine - bir besmele ile - salıverilen köpek, onların hepsini tutup, ve kümeye - besmele ile - atılan saçma, onların hepsini vurup, öldürürse hepsi de helâl olur. 

Vurulan av, su kuşu olmadığı halde, suya düşerek veya bir satha çarptıktan sonra yere yuvarlanarak veyahut dikili bir mızrağa saplanarak ölse, haram olur.

Bir kimse bir ava atıp, onu mecalsiz bir hale getirdikten sonra, diğer bir kimse atıp öldürse, yenmesi haram olup - çünkü ihtiyarî zekât edilmek lâzım gelip - av evvelki şahsın milki olmakla, ikinci avcı onun yaralı olarak kıymetini birinci avcıya tazmin eder.

Eğer evvelki avcı onu, mecalsiz hale sokmamışsa, ekli helâl ve o av ikinci avcının olur. 

Ehli zekâttan iki şahsın, bir av üzerine - besmeleyle - salıverdikleri iki köpek dahi, bu hükümdedir ki, onlardan biri avı yere çarparak, mecalsiz bıraktıktan sonra, diğeri öldürse, av evvelki köpeğin sahibinin olup, sevkin ikisi bir zamanda olduğuna göre, bunda yenmek hürmeti dahi yoktur. Çünkü, irsâl - avın mecalsiz hale sokulmasından evvel - vuku bulmuştur. Eğer, ikincisinin irsâli, birincinin avı mecalsiz bıraktıktan sonra olmuşsa remiy meselesinde olduğu gibi, hürmet ve tazmin lâzım gelir.

Nişana atılan mermi, ava rast gelip onu öldürse, o av yenilmez.

— 597 —

ZEBAYİH (BOĞAZLANMASI GEREKENLER):

Zebâyih: Zebîhanın cemidir. Zebîha: Zebh boğazlanması gereken her hayvandır. Balık, zebh edilmeden yenildiği için, zebîha değildir.

Zebh, malûm olduğu üzere, boğazlamaktır ki, hayvanın boğazına bıçak vurup - evdacını - kesmektir.  Eğer bıçak, hayvanın göğsü üstünden vurularak - evdacı - kesilirse, ona nahr tâbir olunur.

Deve kesmekte sünnet olan, nahrdır. Sığır nevi, ganem ve kuşlar gibi zebh olunur. Deveyi zebh, ve sığırı ve koyunu nahr etmek, mekrûh olur.

Zebh ve nahra şâmil olan tâbir, kitab-us-sayıdta, zikr olunan zekât lâfzıdır.

Bu bapta, onun yalnız yenilen hayvanlar hakkında olan, ihtiyarî kısmından bahsedeceğiz. Boğazlayana (zâbih) yahut (müzekki) diyeceğiz.

İhtiyarî zekâtın rüknü: Kitab-us-sayıdta zikir olunduğu üzere, zebh olunanın zebhinden ve nahr olunanın nahrından, ibarettir.

Şartı: Zâbihin ehli zekât olması ve besmeleyle kesmesidir. Ehli zekâtın erkek olması ve sünnetli bulunması, şart değildir. Dilsiz bulunması da, mânî değildir.

Hükmü: Mezbuhun temizliği ve yenmesinin helâl olmasıdır.

Tesmiyede - ki, besmele çekmektir - şart olan, halis zikri ilâhi olmak ve - inşa tarikiye - okunmaktır.  (Bismillâhi, Allahu ekber) demek müstahaptır.

Arapçanın gayri dil ile dahi. - tesmiye - sahihtir.

Zekâtın mahalli: Koyun, kuzu, ve sığır, tavuk gibi yenilen hayvanlardır.

Bunlar, ehli zekât tarafından - besmeleyle - boğazlarından kesilmek şartiyle yenilir. Zekât edilmeyerek, ölen hayvan yenilmez.

Zekât yahut tezkiye: Evdacın kesilmesinden ibarettir.

— 598 —

Evdac: Boğazın iki tarafında olan veridlerin (iki büyük damarın) ve nefes yolu olan hulkumun ve onun arkasındaki yemek borusunun yâni merinin, ismidir.

Zebh ve nahrda bunların dördü de kesilir. Üçüncü yâni hulkumu ve meriyi ve iki veridin birini kesmek dahi kâfidir.

Tezkiye: Etin tatyîbi için, meşru olmuştur. Kanı çıkmayarak ölen hayvan, meyyitedir.

Zebh edilmeksizin ölen hayvan, meyyite olduğu gibi, veçhi şer'î üzere boğazlanmayıp ta, boğulmak ve başı koparılmak yahut beyni üzerinde tokmak vurulmak veya kulak tozuna şiş saplanmak misilli, şer'î usulün dışında öldürülen hayvan dahi, meyyite demektir.

Hayvanın evdacını kesmeğe, ensesinden başlanırsa, mekruh olur. Ensesinden kesilen hayvan, evdacı kesilmeden ölürse, meyyite olur.

Bir yerden yuvarlanarak yahut başka bir hayvan ile süsüşüp döğüşerek veyahut kurt paralayarak ölen dahi meyyite hükmündedir. Ölmeden yetişip zebh olunmuş olmadıkça yenilmez.

Diriden ayrılmış olan parça dahi, meyyitedir: Diri bir koyunun bir tarafını kesip yemek, helâl değildir. Bundan zebh edilmiş olan müstesnadır.

İhtiyarî zekâtın âleti: Keskin bıçaktır. Hayvanın boğazına aşağıdan yukarıya yürütülür.

Evdacı paralayıp, kanı akıtıcı bir şey ve hattâ çakı ve keskin taş veya kamış, zekâta âlet olabilir.

Diş ve tırnak ile, zebh menhîdir. Bunlar, yerinden sökülmüş bulunursa - kerahetle - zekât âleti olarak istimal olunabilir. Kerahetinin sebebi de, kör bıçakla kesmek gibi, hayvana ezâ vermesidir.

Kör bıçakla boğazlamak ve hayvanı yere yatırdıktan sonra, bıçak bilemek ve ayağından çekip sürümek ve boğazlamakta, hayvanın - murdar iliğini - dahi koparmak ve kellesini kesip almak ve ölmeden yüzmek mekrûhtur.

Zebîhadan zuhur eden yavru, hükümde ayndır. Yâni anası mezbûh olmakla, o dahi zebh edilmiş olmaz. Diri ise ve şer'î vech üzere zebh olunursa yenir, ölü ise yenilmez.

Hasta hayvan kesildiği vakit, hareket eder yahut kan akar ise

— 599 —
yenir  Bu iki alâmetin biri olmaz ve zebih sırasında diri olduğu bilinmez ise, yenilmez. 

Vahşet gösteren ve saldıran eti yenen ehlî hayvanın iztirarî zekâta mâruz olması, tabiî olduğu gibi, ülfet ve istinas etmiş olan eti yenen vahşî hayvanın dahi, aksi olarak, ihtiyarî zekât ile, zebh edilmesi, lâzımdır.

ETİ YENMEYEN HAYVANLAR:

Ehlî hayvanlardan, at, katır, himar yenilmediği gibi, ehlî ve gayrî ehlî olanlardan kedi, köpek, kurt, çakal, şahin, doğan, çaylak, papağan, gibi yırtıcı ve et yiyici, vuhuş, ve yırtıcı kuşlar ve leylek, akbaba, kartal, ve karga,  gibi leş ve pislik yiyici kuşlar dahi yenilmez. Fare, köstebek, kirpi, gelincik, kertenkele, yılan, kurbağa, kaplumbağa, salyangoz, solucan, velhasıl, kurtlara ve bütün böceklere dahi şâmil olan haşerat ve sinek ve arı kelebek, yenilmez.
Serçe ve güvercin ve hüdhüd (v. s.) kuşların yenilmesi, helâl ve avlaması câizdir.  "Kendilerine nelerin helâl kılındığını senden sorarlar, de ki: Size güzel şeyler helâl kılındı. "(Maide: 4) Yine güzel şeylerin helâl kılınıp, pis şeylerin haram kılındığı Ârâf sûresinin şu âyeti ile bildirilmiştir.
﴿ وَ جُلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَا تِ وَ يُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَباٰ ءِثَ ﴾

Suda yaşayan hayvanların yenilmeyenleri, balık cinsi olmayanlarıdır.

— 600 —

UDHİYE:

Umniye vezninde udhiye ve kariye vezninde dahiye, İydi adha (Kurban Bayramı) günlerinde kesilen, hayvanın ünvanıdır ki biz ona, (Kurban) tâbir ederiz.

Zebayih, bunun dahi umumî ismi olmakla, udhiyenin burada zikri, lâzım gelmiştir.

Kurban kesmeğe, tadhiye denir ki, ibadet niyyetiyle, vakti mahsusunda, buna tahsis edilen hayvanı tezkiyeden, yani zebh, yahut nahr etmekten ibarettir.

Tadhiyenin: Sıfatı, şartı, sebebi, vakti, rüknü, hükmü vardır.

Tadhiyenin sıfatı: Vücubdur. Hadîs-i şerifte: "Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen bize yaklaşmasın." buyurulmuştur ki, bu gibi vâid, ancak vâcibin terkine lâhik olur.

Vâcip olan - kanın akıtılması - dır. Kurbanı diri olarak, tesadduk etmekle, - eğer kesilmiyecekse - vâcip ifâ edilmez.

Kanı akıtıldıktan sonra, etini tesadduk etmek, müstahaptır. Edilmese dahi, olur.

Tadhiyenin şartı - yâni vücubunun şartı -: İslâm, hürriyet, ikamet, sahibini şer'an zengin saydıracak servettir.

Müslim olmayana, hür olmayana, mukîm olmayana tadhiye, vâcip olmadığı gibi, sadaka-i fıtır nisâbına malik  olmayana dahi, vâcip değildir.

İkamet, şehirde ve köyde ve kırda mukîm olmağa şâmildir ki, misafir olmamak demektir. Nisâba mâlik olmayanların, tadhiyesi, tetavvu olduğu gibi, Mekkî olmayan huccac, misafir olmakla, onların tadhiyesi dahi, tetavvudur. Kıran ve temettuun kanı, vâciptir. (Nitekim, kitab-ul-hacta geçmiştir.)

Tadhiyenin vâcip olmasında, erkeklik şartı olmadığından, nisâba malik olan hür kadına dahi, kendi parasiyle kurban kesmek vâciptir.

— 601 —

Tadhiyenin sebebi: Vakittir. Vakit tekerrür ettikçe, tadhiye vücûbü dahi, tekerrür eder.

Tadhiyenin vakti: Kurban günleridir ki, zilhiccenin, onuncu, on birinci, on ikinci günleridir. Efdâl olan, ilk günüdür.  Şehirlerde, Bayram namazından sonra ve köylerde ve göçebelikte, fecrin tulûundan sonradır. Çünkü, onların bayram namazı yoktur. Kurbanı, gece kesmek mekrûhdur.

Tadhiyenin rüknü: (Zekâtı câiz) olan hayvanı, tezkiyeden ibarettir.

Kurban olmak üzere zekâtı (yâni zebh ve nahrı) câiz olan hayvan üç nevidir: Deve, sığır, koyun.

Bunların hem erkeği, hem dişisi kurban olur.  Ganemde, keçi dahidahildir.

Tavuk ve horoz ve vahşî, hayvanlar, tadhiye edilemez.

Devenin ancak beş seneliği ve sığırın - inek, öküz, manda - iki seneliği ve ganemin bir seneliği, tadhiye olunur.

Koyunun, gösterişli olan altı aylığı dahi, kâfi olur.

Bir koç veya teke, ne kadar yaşlı ve cesametli olursa olsun, bir kişiden ziyadeye, kurban olamaz.

Bir deve veya sığır, yedi kişiye kadar, iştirak kabul eder.  Bunun şartı: Şerikler hep ehlî kurbet olmak ve ancak kurban kasdiyle birleşmiş bulunmaktır.

(Ehli kurbet olmak), ehli islâm olmak, demektir. Çünkü, (kurbet) taattir. Taat dahi, islâmiledir. İçlerinde, müslim olmayan, yahut kurbandan başka maksadı olan: Meselâ, et almak veya ticaret etmek kasdiyle iştirak eyleyen olursa niyyet bölünme kabul etmeyeceği cihetle, hiç birininki kabul olmaz.

İştirakin satın almadan önce olması evlâdır. Bir hür müslimin kurban etmek üzere satın aldığı, bir deve veya sığıra, ehli kurbetten altı kimse, sonradan dahi iştirâk edebilir.

Tadhiyenin hükmü: Dünyada, vücûb ahdinden kurtulmak ve ukbada, - hakkın fadli ve keremi ile - sevaba ermektir.

Kurbanlık hayvanın, keçi ve erkek veya dişi olmasında beis olmadığı

— 602 —
gibi, boynuzlu veya boynuzsuz, yahut boynuzu biraz kırık veya erkek hayvanın enenmiş - yâni buruk - olmasında dahi, beis yoktur. 

Kurbanın âtîdeki, ayıplardan ârî ve salim olması lâzımdır. Körlük, bir gözlülük, dişsizlik, kulaksızlık, sürüye yetişemeyecek veya kesim yerine yürüyemeyecek derecede topallık veya hastalık, kemiklerinin içinde iliği kalmamış derecede zayıflık, kulağının veya kuyruğunun ekser kısmı, yahut meme başları kopukluk.

Bu sayılan ayıplardan biri kendisinde bulunan hayvan, kurban olamaz.

Kurban, ayıpsız olarak satın alınıp ta, zikrolunan ayıplardan biriyle, müşteri nezdinde - sonradan - ayıplanmış olduğu takdirde, zengin olan onun yerine diğerini alıp, kurban eder. Fakir ise, o kurban yeter.

Fakire, udhiye vâcib olmadığından, iştira sırasında dahi, ayıplı bulunan kurban bile, ona kifayet eder.

Kurban edilecek hayvan, öldüğü sûrette dahi, zengine diğerini almak lâzım olup, fakire lâzım olmaz.

Kurban, fakirin iştirası ile - teayyün edeceğinden -, gâib veya çalınmış olduktan, ve yerine diğeri alınıp kesildikten sonra, meydana çıkarsa, fakir onu dahi keser. Zengine, kestiği kurban kâfidir. 
Kurbanlık hayvan nezr ile  veya tadhiye için, iştira sebebiyle belli olmakta iken, tadhiye günleri, kurban edilmeyerek geçtiği takdirde, kurban mevcut ise, aynen ve yok olmuş ise, bedelen tesadduk olunur. Hüküm, gelecek seneye intikal etmez 
— 603 —

Tadhiye eden kimse, udhiyesinin etinden, hem yer ve hem yedirir. Yedirdiği kimse, fakir dahi, olmayabilir. Kurban eti, kavrulup ilerisi için saklanabilirse de, lâyık olan, tesadduk dahi etmek ve tesadduk edilen miktar, üçte birden az, olmamaktır. Zira, infakta bulunanlar hakkında bolluk olmak üzere, dağıtmayıp alıkoymak dahi, mendup olur.

Kurbanı - elinden gelirse ki  mendup olan da bulur - kendi eliyle kesmektir. 

Elinden gelmiyorsa, yanında bulunarak, başkasına kestirir.Kurbanı ehli kitaba kestirmek, mekrûhtur.

Kurbanın postu tesadduk olunur. Yahut ondan kalbur veya dağarcık yahut sofra veya seccade, yahut kürk ittihaz edilir. Keçi, tulum çıkarılarak, ondan kırba veya kova yapılır.  Yahut, post alıkonularak, intifa olunacak başka bir şey ile mübadele edilir. Satılıp, parası alınmaz, yahut yenecek veya içilecek bir şey ile değiştirilmez.
Kurbanın gerek eti ve gerek postu, satılıp parası alınır ve yahut - demirbaş olmayan - bir şey ile mübadele olunursa, semeni tesadduk edilir. 

O paradan, kasap ücreti dahi verilmez.

Kurbanın - zebhten önce - tüyünü kırpmak mekruhtur. Eğer kırpmış ise, onu tesaduk eder. Kurban edildikten sonra, derisinin yününü yolup veya kırpıp, kullanabilir. Kurbanlık hayvanın sütünden dahi, intifa mekruh olur.

İki kimse, hatâ edip her biri diğerinin koyununu, kurban etse, kesilen hayvan, kesenin kurbanı olmak üzere, câiz ve ödeme gayri lâzım olup,  mevcut olduğuna göre, onların her biri - kesilen koyununu - alır. Yenilmiş ise, aralarında helâllaşırlar.

Eğer "benimki daha büyük yahut semiz idi" diye cimrilik ederlerse, her biri diğerine onun kıymetini ödemek ve - aldıktan sonra - tesadduk etmek lâzım gelir.

— 604 —
AKİKA MESELESİ:

Akîka ki islâmî adı (nesîke) dir. Doğan çocuğun, yedinci günü, başı tiraş edilerek, kesilen kurbandır. Doğan çocuğun başındaki ana tüyü demek olan, akika o kurbana isim olmuştur.

﴿ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ ﴾

"Onlardan biri kız çocuğu ile müjdelenince yüzü gölgelenir, utanır ve üzülür." (Nahl: , 58) âyet-i kerimesi, delîl olduğu üzere, cahiliyye arapları kız çocuğu istemedikleri, ve hattâ bâzıları - onları diri olarak - gömdükleri için, akîkayı erkek çocuğa yaparlar ve çocuğun başını, tıraş edip, akîkanın kanını, çocuğun başına sürerlerdi.

Peygamberimiz (Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz hazretleri, bu câhiliyye âdetini, kurbanı - şükren lillâhi teâlâ - kız çocuğa dahi, teşmil ve çocuğun başına, kan sürmeği, safran sürmeğe ve tüyleri ağırlığınca, tesadduk etmeğe tebdîl yolu ile tâdil, ve akîka lâfzını, onda akla gelen - ukûk mânâsına mebni,  Nesîkeye tahvîl buyurdular.  Bundan dolayı hadis-i şerifte "Nesîke deyin, akîka demeyin." buyurulmuştur.

Hanefî fıkhının, kaynak kitaplarında, akîka bahsi görülemez. Hindiyye fetvalarının kerahet kitabi ebvabının, yirmi ikincisinde, şu kadarcık mezkûrdur: Oğlan ve kız çocuğuna akîka - ki doğumunun yedinci günü bir şat yâni koyun, veya keçi kesip ziyafet etmek ve çocuğun saçını tiraş eylemektir - mübahtır, ne sünnet ve ne de vâciptir. İmam Muhammed, akîka hakkında: "İsteyen yapar, isteyen yapmaz" demiştir ki, bu söz, ibahayı ifade eder. Artık, onun sünnet olduğu teslim edilemez. Cami-i sagirde: "Ne oğlan ve ne kız çocuğa akîka edilmez" denilmekle, onun kerahetine işâret olunmuştur. Bedayiin (uhdiye kitabında) böyle zikredilmiştir.

Hâmidiyye tenkîhinin, zebayihinde Siracı Vehhactan olan nakilde dahi,

— 605 —

Akîka meselesi, tetavvudur. Dileyen yapar, dileyen yapmaz denilmekle beraber, Nebiyy-i Ekrem (Sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz hazretlerinin, Hazret-i Haseneynden nesîke olarak, birer koç, kurban ettikleri dahi, zikrolunmuştur.

Şâfiiyye ulemasına âit kitaplardan, Mizan-ı Şârânîde mübeyyen olduğuna göre, Akîka kurbanı, imam Malik ve Şafii kavlinde, müstahap ve imam Hanîfe mezhebinde, müstahap değil, mübah olup, İmam Ahmet bin Hanbel hazretlerinden, iki rivayetin meşhur olanında sünnet ve diğerinde vâciptir. Eimme-i selâse, çocuk, erkek olursa erkeğin mirası ve şehadeti, iki kat olduğu gibi,  onun akîkası da, iki şat ve kız olursa, bir şat olmasına kaillerdir. İmam Malik kavlince, erkek çocuğa dahi akîka, kız çocuğunda olduğu gibi, bir şattır. İmam Şâfii ve Ahmette, çocuğun selâmetini, tefeülen - akîka - kemikleri kırılmayıp, büyük büyük parçalar halinde, pişirilmek müstahap olup, diğerlerinin kavlince - aksi olarak - çocuğun, tevazuunun tezayüdüne ve beşeriyyet ateşinin köreltilmesine tefeülen, akîkanın pişirilmesinde, kemikleri kırılmak, müstahap olur.

Câmi-i sagir, hadîslerinden anlaşıldığına göre, çocuğun nesîkesi, velâdetinin yedinci, yahut on dördüncü veya yirmi birinci günü, zebh olunur.

Hâmidiyye tenkîhinde, şöyle zikrolunmuştur: Doğumundan bulûğuna değin, nesîke vaktidir. Doğumun yedinci günü değildir. (Nesîke), sabahleyin gündüzün ön kısmında, kerahet vakti çıktıktan sonra, kesilir, kemiği kırılmayarak pişirilir.  Sonra tesadduk olunur. Yenir ve yedirilir. Budu ebeye verilir. Çocukluğunda, akîka kurbanı kesilmeyen kimse, kendisi için kesebilir.