Şu âyet-i azîme çok büyük ve çok âlî ve çok geniş bir denizdir. Onun cevherlerini beyan etmek için koca bir cild kitab yazmak lâzım gelir. Onun o kıymetdar cevahirini başka zamana ta'liken, şimdilik yalnız birkaç gün evvel tahattur-u hakaik noktasında benim için ehemmiyetli bir zamanım olan namaz tesbihatında, uzaktan uzağa fikrin nazarına ilişen bir nüktenin şuâı göründü. O zamanda kaydedemedik, gittikçe tebâud ediyordu. Bütün bütün kaybolmadan evvel, o nüktenin bir cilvesini avlamak için etrafında dairevari birkaç kelime söyleyeceğiz.
Kelâm-ı Ezelî ilim, kudret gibi bir sıfat-ı İlahîye olduğu cihetle, gayr-ı mütenahidir. Nihayetsiz olan bir şeye, denizler mürekkep olsa elbette bitiremezler.
Bir zâtın vücudunu ihsas eden en zahir, en kuvvetli eser, tekellümüdür. Bir zâtın kelâmını işitmek, bin delil kadar vücudunu, belki şuhud derecesinde isbat ettiği nokta-i nazarda, bu âyet-i kerime mana-yı işarîsiyle diyor ki: "Rabb-i Zülcelal'in vücudunu gösteren kelâm-ı İlahînin adedini, denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa, yazsalar, bitiremezler. Yani bir zâtın böyle bir kelâmı vücuduna şuhud derecesinde delalet ettiğine bedel; Zât-ı Ehad-i Samed'e kelâmın mütekellime delaleti ve ihsası gibi hadd ü hesaba gelmeyen hadsizdir ki, umum denizlerin suyu mürekkep olsa, yazmasına kifayet etmez." demektir.
Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan hakaik-ı imaniyeyi umum tabakat-ı beşere ders verdiği için, tesbit ve tahkik ve ikna' etmek hikmetiyle, bir hakikatı zahiren tekrar ettiği
için, ehl-i ilim ve ehl-i kitab bulunan o zaman ulema-i Yehud, Peygamber-i Zîşan Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ümmiliğine ve kıllet-i ilmine gayet haksız bir taarruz ettiklerine manen bir cevabdır. Şöyle ki:
Âyet-i Kerime der: "Tahkik ve ikna' gibi pek çok hikmetler için ayrı ayrı faideler nokta-i nazarında çok müteaddid neticeleri bulunan bir hakikatı, umumun bilhassa avamın kalbinde yerleştirmek için, erkân-ı imaniye gibi herbir mes'elesi bin mesail kıymetinde ve binler hakaikı tazammun eden mes'eleleri, ayrı ayrı mu'cizane tarzlarda tekrarını, hasr-ı kelâmî ve kusur-u zihnî ve sermayenin noksaniyetinden değildir. Belki hadsiz, nihayetsiz hazine-i ezeliye-i kelâm-ı İlahîden alınan ve âlem-i gayb hesabına âlem-i şehadete müteveccih olup cinn, ins, ruh, melekle konuşan ve her ferdin kulağında taninendaz olan Kur'anın menbaı bulunan kelâm-ı ezelînin
kelimatını saymak için denizler mürekkep olsa, zîşuurlar kâtib, nebatatlar kalem, belki zerratlar kalem ucu olsalar, yine bitiremezler. Çünki bunlar mütenahi, o ise nihayetsizdir.
Malûmdur ki, umulmadık bir şeyden kelâmın sudûru, kelâmı ehemmiyetleştirir; kendini dinlettiriyor. Hususan cevv-i sema ve bulutlar gibi büyük cirmlerde tekellümvari sadâlar dahi, ehemmiyetle herkese kendini dinlettiriyor. Hususan dağ cesametinde bir fonoğrafın nağamatı, daha fazla kulağın nazar-ı dikkatini celbeder. Hususan semavat tabakalarını plâklar ittihaz edip küre-i arzın kafasına işittirmek için sudûr eden sadâ-yı semavî-i Kur'anîyi, radyo kuvvetiyle, zerrat-ı havaiye hurufata âhize ve nâkile oldukları gibi, elbette
bu kudsî hurufat-ı Kur'aniyeye birer âyine, birer lisan, birer ibre ucu, birer kulak hükmüne geçtiğine remzen, Kur'an-ı Hakîm'in hurufatının ne derece ehemmiyetli, kıymetli, hasiyetli, hayatdar olduğuna işareten âyet mana-yı işarîsiyle diyor ki: "Kelâmullah olan Kur'an o kadar hayatdar ve kıymetdardır ki, onu dinleyen, işiten kulakların adedini ve o kulaklara giren o kudsî kelimelerin sayısını, bütün denizler mürekkep ve melaikeler kâtib ve zerreler, nutfeler ve nebatlar ve kıllar kalemler olsa bitiremezler."
Evet bitiremezler. Çünki Cenab-ı Hak beşerin zayıf, ruhsuz kelâmının adedini havada milyonlar kadar teksir etse, elbette arz ve semavatın Padişah-ı Bîmisal'inin arz ve semavata bakan ve arz ve semavatta umum zîşuurlara hitab eden kelâmının herbir kelimesi, zerrat-ı havaiye adedince kelimeler olur.
İki harftir.
Nasılki sıfat-ı kelâmın kelimeleri var. Öyle de, kudretin de mücessem kelimeleri var. İlmin de hikmetli kaderî kelimeleri var ki, bütün mevcudattır. Hususan zîhayatlar, hususan küçük mahluklar, herbiri birer kelime-i Rabbaniyedir ki; Mütekellim-i Ezelî'ye, kelâmdan daha kuvvetli bir surette işaret eder. Ve onların adedini, denizler mürekkep olsa bitiremezler, demek olduğu manasına dahi şu âyet remzen bakıyor.
Bütün melaikelere ve insanlara, hattâ hayvanlara gelen umum ilhamlar, bir nev' kelâm-ı İlahîdir. Bu kelâmın kelimatı elbette gayr-ı mütenahidir. Saltanat-ı mutlakanın nihayetsiz cünudunun mütemadiyen aldıkları ilham, evamir-i İlahiyenin kelimatı ne derece çok ve nihayetsiz olduğunu âyet bize haber veriyor demektir.