Eskişehir Hapsinde yazılmış bir parça
Kardeşlerim! Müteaddid defa Risale-i Nur'un şakirdlerini lâyık oldukları tarzda müdafaa etmişim. İnşâallah mahkemede bağırarak derim. Hem Risale-i Nur'u, hem şakirdlerinin kıymetlerini dünyaya işittireceğim. Yalnız size bunu ihtar ederim ki: "Bu müdafaamdaki kıymeti muhafaza etmenin şartı, bu hâdisedeki ağız yanmasıyla Risale-i Nur'dan küsmemek ve üstadından darılmamak ve kardeşlerinden -sıkıntıdan gelen bahanelerle- nefret etmemek ve birbirine kusur bulmamak ve isnad etmemektir."
Yalnız tahattur edersiniz ki, Risale-i Kader'de isbat etmişiz ki: Başa gelen
zulümlerde iki cihet var ve iki hüküm vardır: Biri, insanın; biri, kader-i İlahînin. Aynı hâdisede insan zulmeder, fakat kader âdildir, adalet eder. Bu mes'elemizde insanın zulmünden ziyade, kaderin adlini ve hikmet-i İlahiyenin sırrını düşünmeliyiz.
Evet kader, Risale-i Nur talebelerini bu meclise çağırdı. Ve mücahede-i maneviye inkişaf etmesinin hikmeti; onları, bu hakikaten çok sıkıntılı olan medrese-i Yusufiyeye sevketti. İnsan zulmü ve bahanesi bir vesile oldu. Onun için sakınınız, birbirinize "Böyle yapmasaydın, ben tevkif olmazdım" demeyiniz.