âyet-i kerimenin işaretiyle emr ile icad oluyor. Ve kudret hazineleri "Kâf-Nun"dadır. Bu sırr-ı dakikin vücuh-u kesiresinden birkaç vechi risalelerde zikredilmiştir. Burada huruf-u Kur'anın, hususan surelerin başlarındaki mukattaat-ı hurufun hâsiyetlerine ve fezaillerine ve tesirat-ı maddiyelerine dair vürud eden hadîsleri şu asrın nazar-ı maddîsine takrib etmek için, maddî bir misal üzerinde o sırrın tefhimine çalışacağız. Şöyle ki:
Zât-ı Zülcelal olan sahib-i arş-ı a'zamın manevî bir merkezi, âlem ve kalb ve kıble-i kâinat hükmündeki olan küre-i arzdaki mahlukatın tedbirine medar dört arş-ı İlahîsi var:
Birisi: Hıfz ve hayat arşıdır ki, topraktır. İsm-i Hafîz ve Muhyi'nin mazharıdır.
İkincisi: Fazl ve rahmet arşıdır ki, su unsurudur.
Üçüncüsü: İlim ve hikmet arşıdır ki, unsur-u nurdur.
Dördüncüsü: Emr ve iradenin arşıdır ki, unsur-u havadır.
Basit topraktan hadsiz hâcat-ı hayvaniye ve insaniyeye medar olan maadin ve hadsiz muhtelif nebatatın basit bir unsurdan kemal-i intizamla, vahdetten hadsiz kesret, basitten nihayetsiz muhtelif enva', sade bir sahifede hadsiz muntazam nukuş gözümüzle gördüğümüz gibi; suyun hususan hayvanatın nutfelerinin, su gibi basit bir madde iken hadsiz mu'cizat-ı san'atının muhtelif zîhayatlarda o suyla tezahürü gösteriyor ki; bu iki arş misillü, nur ve hava dahi
besatetleriyle beraber Nakkaş-ı Ezelî'nin ve Alîm-i Zülcelal'in kalem-i ilm ve emr ve iradesine -evvelki iki arş gibi- acaib-i mu'cizatının mazharlarıdırlar. Nur unsurunu şimdilik bırakıp, mes'elemiz münasebetiyle, küre-i arza göre emr ve irade arşı olan unsur-u hava içinde emr ve iradenin acaibini ve garaibini örten perdenin bir derece keşfine çalışacağız. Şöyle ki:
Biz nasıl ağzımızdaki hava ile hurufat ve kelimatı ekiyoruz, birden sünbülleniyorlar. Yani havada âdeta zamansız, bir anda bir kelime, bir habbe olup hariç havada sünbüllenir. Küçük, büyük hadsiz aynı kelimeyi câmi' bir havayı sünbül veriyor. Unsur-u havaiyeye bakıyoruz ki: O derece emr-i "Kün Feyekûn"e mutî' ve müsahhar ve emirberdir ki; güya her bir zerresi bir nefer gibi, muntazam bir ordunun her dakika emrini bekler. Zamansız en uzak zerreden
emr-i "Kün"den cilveger olan bir iradenin imtisalini, itaatini gösterir. Meselâ: Âhize ve nâkile radyo makineleri vasıtasıyla, havanın hangi yerinde olursa olsun, bir nutk-u beşerî bütün küre-i arzın her tarafında, radyo âhizeleri bulunmak şartıyla, zamansız aynı nutuk aynı anda her yerde işittirilmesi; emr-i "Kün Feyekûn"ün cilvesine ne derece kemal-i imtisal ile herbir zerre-i havaiyede itaat ettiğini gösterdiği gibi, havada sebatsız vücudları bulunan hurufatın kudsiyet keyfiyetiyle bu sırr-ı imtisale göre çok tesirat-ı hariciyeye ve hasiyat-ı maddiyeye mazhar olabilirler. Âdeta maneviyatı maddiyata inkılab ve gaybı şehadete tahavvül ettirir bir hasiyet onlarda görünüyor. İşte bunun gibi hadsiz emarelerle gösteriyor ki; mevcudat-ı havaiye olan hurufun, hususan huruf-u kudsiyenin ve Kur'aniyenin hususan evail-i suredeki şifre-i İlahiyenin
hurufatı muntazam ve nihayetsiz hassas ve zamansız emirleri dinler ve yapar gibi göründüğünden, elbette zerrat-ı havaiye de kudsiyet noktasında emr-i "Kün Feyekûn"ün cilvesine ve irade-i ezeliyenin tecellisine mazhar hurufatın maddî hassalarını ve hârika ve mervî faziletlerini teslim ettirir.
İşte bu sırra binaendir ki: Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'da bazan kudret eserini sıfat-ı irade ve sıfat-ı kelâmdan gelir gibi tabiratı, gayet derecede sür'at-i icad ve gayet derecede inkıyad-ı eşya ve musahhariyet-i mevcudattan başka; ayn-ı emir, kudret gibi hükmediyor demektir. Yani emr-i tekvinîden gelen hurufat, maddî kuvvet hükmünde vücud-u eşyada hükmeder. Ve emr-i tekvinî âdeta ayn-ı kudret, ayn-ı irade olarak tezahür eder. Evet emr ve iradenin bu gayet hafî ve vücud-u maddîleri gayet gizli ve havayı âdeta nim-manevî, nim-maddî nev'indeki
mevcudatta emr-i tekvinî ayn-ı kudret gibi âsârı görünüyor. Belki ayn-ı kudret olur. Âdeta maneviyatla maddiyatın mabeyninde berzahî olan mevcudata nazar-ı dikkati celb etmek için, Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan
ferman ediyor.
İşte evail-i suredeki الٓمٓ، طٰسٓ، حٰمٓ gibi huruf-u kudsiye-i şifriye-i İlahiye, hava zerratı içinde, zamansız münasebat-ı dakika-i hafiye tellerini ihtizaza getirecek birer düğüm ve birer düğme harfi olduklarını ve ferşten arşa manevî telsiz telefon muhaberat-ı kudsiyeyi îfa etmeleri, o şifre-i kudsiye-i İlahiyenin şe'nindendir ve vazifesidir ve gayet makuldür.
Evet havanın herbir zerresi ve bütün zerratı telsiz, telefon, telgraflar gibi aktar-ı âlemde münteşir zerreler, emirleri
imtisal ettiklerini ve elektrik ve seyyalat-ı latîfeye âhize ve nâkilelik vazifesi gibi, sair vezaif-i havaiyeden başka bir vazifesini bir hads-i kat'î ile, belki müşahede ile ben kendim badem çiçeklerinde gördüm. Ağaçların rûy-i zeminde muntazam bir ordu hükmünde, hava-yı nesîmînin dokunmasıyla, bir anda aynı emri o âhizeler hükmündeki zerrelerden aldığı vaziyet-i meşhudesi, bana iki kerre iki dört eder derecesinde kat'î bir kanaat vermiş.
Demek havanın rûy-i zeminde çevik ve çalak bir hizmetkâr olması ve rûy-i zemindeki Rahmanu'r-Rahîm'in misafirlerine hizmet ettiği gibi, o Rahman'ın emirlerini tebliğ etmek için bütün zerratı telsiz telefonun âhizeleri gibi emirber nefer hükmünde, evamir-i kudsiyeyi nebatata ve hayvanata tebliğ eder. Nefeslere yelpaze, nüfusa nefes, yani âb-ı hayat olan kanı tasfiye ve nâr-ı hayatı olan hararet-i gariziyeyi iş'al vazifesini yaptıktan sonra, çıkıp ağızda hurufatın teşekkülüne medar olduğu gibi, pek çok muntazam vazifeleri emr-i "Kün Feyekûn" ile icra eder.
İşte havanın bu hâsiyetine binaendir ki; mevcudat-ı havaiye olan hurufat, kudsiyet kesbettikçe yani âhizelik vaziyetini aldıkça, yani Kur'an hurufatı olduğundan âhizelik vaziyetini aldığı ve düğmeler hükmüne geçtiği ve surelerin başlarındaki hurufat daha ziyade o münasebat-ı hafiyenin uçlarının merkezî ukdeleri, düğümleri ve hassas düğmeleri hükmünde olduğundan vücud-u havaîleri bu hasiyete mâlik olduğu gibi, vücud-u zihniyeleri dahi, hattâ vücud-u nakşiyeleri de bu hasiyetten hassaları ve hisseleri var. Demek o harflerin okunmasıyla ve yazılmasıyla maddî ilâç gibi şifa ve başka maksadlar hasıl olabilir.