— 590 —
86-Târık
(٨٦) سُورَةُ الطَّارِقِ(٨٦) سُورَةُ الطَّارِقِ
{Beled sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 17 âyettir. Adını, 1. âyette geçen "târık" kelimesinden alır. Târık, geceleyin gelen, şiddetlice vuran, kapı çalan demektir. Sûrede geçen târık ise gece fazla ışık saçan yıldıza denir ki, bu, sabah yıldızıdır. Mecâzî olarak da ünlü kişiye denir. Bir edebî sanat olarak cahiliye devri geceye, o devirde gelen Hz. Peygamber de geceyi aydınlatan ve sabahı müjdeleyen sabah yıldızına benzetilmiş olabilir.}
﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ﴾﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ﴾
﴿ وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ﴿١﴾ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاالطَّارِقُۙ﴿٢﴾ اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ﴿٣﴾ اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ﴿٤﴾ ﴾﴿ وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ﴿١﴾ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاالطَّارِقُۙ﴿٢﴾ اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ﴿٣﴾ اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ﴿٤﴾ ﴾
1-2-3-4- Gökyüzüne ve târıka (sabah yıldızına ) yemin ederim. Târıkın ne olduğunu nereden bileceksin? (O, karanlığı) delen yıldızdır. Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın.
﴿ فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ﴿٥﴾ خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ﴿٦﴾ يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ﴿٧﴾ اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ﴿٨﴾ ﴾﴿ فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ﴿٥﴾ خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ﴿٦﴾ يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ﴿٧﴾ اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ﴿٨﴾ ﴾
5-6-7-8- İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sudan yaratıldı. (O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar. İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.
﴿ يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ﴿٩﴾ فَمَالَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ﴿١٠﴾ ﴾﴿ يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ﴿٩﴾ فَمَالَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ﴿١٠﴾ ﴾
9-10- Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.
﴿ وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ﴿١١﴾ وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ﴿١٢﴾ اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ﴿١٣﴾ وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ﴿١٤﴾ اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْدًاۙ﴿١٥﴾ وَاَك۪يدُ كَيْدًاۚ﴿١٦﴾ فَمَهِّلِ الْكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا﴿١٧﴾ ﴾﴿ وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ﴿١١﴾ وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ﴿١٢﴾ اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ﴿١٣﴾ وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ﴿١٤﴾ اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْدًاۙ﴿١٥﴾ وَاَك۪يدُ كَيْدًاۚ﴿١٦﴾ فَمَهِّلِ الْكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا﴿١٧﴾ ﴾
11-12-13-14-15-16-17- Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe, (nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki Kur'an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. O, asla bir şaka değildir. Onlar bir tuzak kurarlar, ben de bir tuzak kurarım. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).