Âyet ve Hadis Fihristleri
— 851 —

Sikke-i Tasdîk-i Gaybî

Külliyattan derleme bir eserdir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 5)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 6)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 8)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 9)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 10)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

— 851 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 11)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh:14)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

Ashab-ı Kütüb-ü Sitte'den İmam-ı Hâkim Müstedrek'inde ve Ebu Davud Kitab-ı Sünen'inde, Beyhakî Şuab-ı İman'da tahric buyurdukları:

اِنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ لِهٰذِهِ الْاُمَّةِ عَلٰى رَاْسِ كُلِّ مِاَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا د۪ينَهَا

Yani "Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." (Hâkim, Müstedrek, 4:522; Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 2:281, hadis no: 1845; Ebu Davud, Melâhim:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 30)

لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ

Ondan başka ilâh yoktur.

لَآ اِلٰهَ اِلَّا للّٰهُ

Allah'tan başka ilâh yoktur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 40)

اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ اِسمِكَ الْاَعْظَمِ وَ بِحُرْمَةِ رَسُولِكَ الْاَكْرَمِ يَسِّرْلَنَا خِدْمَةَ الْقُرْاٰنِ بِنَشْرِ رِسَالَةِ النُّورِ بِالدَّوَامِ بَيْنَ الْاَنَامِ ف۪ى عَالَمِ الْاِسْلَامِ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ

Allah'ım, İsm-i Âzamının ve Resul-i Ekreminin hürmetine Nur risalelerinin İslâm âleminde, insanlar arasında devamlı olarak

— 852 —

neşredilmesiyle Kur'ân hizmetinde bize kolaylık ihsan eyle. Âmin, âmin, âmin.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 45)

يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ

Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. (Furkan Sûresi, 25:70)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 47)

وَ اَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى

İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. (Necm Sûresi, 53:39)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 52)

وَ الْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ى خُسْرٍ

Yemin olsun Asra. İnsan muhakkak hüsrandadır. (Asr Sûresi, 103:1-2)

اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ى خُسْرٍ

İnsan muhakkak hüsrandadır. (Asr Sûresi, 103:2)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 53)

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ

Ancak îmân eden ve güzel işler yapanlar müstesnâ. (Asr Sûresi, 103:3)

وَ الْعَصْرِ

Yemin olsun Asra. (Asr Sûresi, 103:1)

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا

Ancak îmân edenler...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 54)

وَ الْعَصْرِ

Yemin olsun Asra. (Asr Sûresi, 103:1)

اَلصَّالِحَاتِ

Sâlih ameller, hayırlı işler.

اِلَّا

Ancak, istina olanlar

صِرَّاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan sâlih kullarının yolu. (Fâtiha Sûresi, 1:7)

— 853 —
لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ى ظَاهِر۪ينَ عَلَى الْحَقِّ حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪

Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar [yani kıyâmetin kopmasına kadar] galibâne hak üzerinde devam edecektir. (Buhari, İ'tisam: 10; Müslim, İman: 247, İmâre: 170, 173, 174; Ebu Davud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 27, 51; İbn-i Mâce, Mukaddime: 1, Fiten: 9; Müsned, 5:34,269, 278, 279; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:449-450, 550)

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ

Ancak îmân eden ve güzel işler yapanlar müstesnâ. (Asr Sûresi, 103:3)

وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler. (Asr Sûresi, 103:3)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 55)

وَ الْعَصْرِ

Yemin olsun Asra. (Asr Sûresi, 103:1)

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ

Görmedin mi? Nasıl.. (Fil Sûresi, 105:1)

تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ

Onlara taşlar atıyorlardı. (Fil Sûresi, 105:4)

اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَ هُمْ فِى تَضْلِيلٍ

Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? (Fil Sûresi, 105:2)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 56)

فِى تَضْلِيلٍ

Boşa çıkarmak. (Fil Sûresi, 105:2)

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ

Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? (Fil Sûresi, 105:1)

اَصْحَابِ الْفِيلِ

Fil sahipleri.

فِيلْ

Fil

الدُّنْيَا

Dünya (sahipleri)

— 854 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 57)

تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ

Onlara taşlar atıyorlardı. (Fil Sûresi, 105:4)

فِى تَضْلِيلٍ

Boşa çıkarmak. (Fil Sûresi, 105:2)

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ

Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? (Fil Sûresi, 105:1)

الْفِيلِ

Fil.

الدُّنْيَا

Dünya (sahipleri.)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِیلْاِسْلَامِ فَهُوَعَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪

Allah kimin kalbini İslâma açmışsa, o kimse Rabbinden bir nur üzere değil midir? (Zümer Sûresi, 39:22)

اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِیلْاِسْلَامِ فَهُوَ

Allah'ın, kalbini İslâma açtığı kimse (Rabbinden bir nur üzere) değil midir?

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 58)

فَهُوَ

İşte o.

فَهُوَعَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪

O kimse Rabbinden bir nur üzeredir... (Zümer Sûresi, 39:22)

نُورٍ مِنْ رَبِّهِ

Rabbinden bir nur..

اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِیلْاِسْلَامِ فَهُوَ

Allah'ın, kalbini İslâma açtığı kimse (Rabbinden bir nur üzere) değil midir?

آلِيَه

Âlet ilimleri: Gramer, mantık, sarf, nahiv, belagat...

عَالِيَه
— 855 —

Yüksek ilimler: Tefsir, hadis, marifetullah, fıkıh, kelam...

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا

Ey iman edenler.

اَللّٰهُمَّ اشْرَحْ صَدْر۪ى لِلْا۪يمَانِ وَ الْاِسْلَامِ

Allah'ım, göğsümü îmâna ve İslâma aç

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 59)

فَهُوَ

İşte o..

لِلْاِسْلَامِ

İslâm için..

نُورٍ مِنْ رَبِّه۪

Rabbinden bir nur... (Zümer Sûresi, 39:22)

قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌ يَهْد۪ى بِهِ اللّٰهُ

Gerçekten size bir nur ve hakkı ap açık bildiren bir kitap gelmiştir. Allah o kitap vasıtasıyla selâmet yollarına eriştirir. (Mâide Sûresi, 5:15-16)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 60)

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ نُورًا مُب۪ينًا

Ey insanlar! Size, Rabbinizden ap açık bir delil olan bir peygamber geldi ve size, (dünyanızı ve ahretinizi) aydınlatıcı ap açık bir nur (olarak Kur'ân'ı) indirdik. (Nisâ Sûresi, 4:174)

اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ

Allah'ın göğsünü açtığı o kimse.. (Zümer Sûresi, 39:22)

قَدْ جَاءَكُمْ

Gerçekten size geldi.

مِنَ اللّٰهِ

Allah'dan..

نُور

Bir nur..

وَ كِتَابٌ مُب۪ينٌ

Apaçık bildiren bir kitap.

يَهْدِى بِهِ اللّٰهُ

Allah o kitap vasıtasıyla hidayet yollarına eriştirir.

— 856 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 61)

مُب۪نٌ

Açık, apaçık

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 63)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا

Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurât Sûresi, 49:12)

مَيْتًا

Ölü, ölmüş olduğ halde.

مَيِّتًا

Ölü, meyyit, ölü olarak

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 64)

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ى بِه۪ فِى النَّاسِ

Ölü iken îmân ile diriltip nura kavuşturduğumuz ve halk içinde o nur ile doğru yolda yürüyen kimse... (En'âm Sûresi, 6:122)

مَيْتًا

Ölü olarak, ölmüş olduğ halde.

اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ

Sizden biri hoşlanır mı?.. (Hucurât Sûresi, 49:12)

اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا

Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurât Sûresi, 49:12)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 65)

بِاسْمِهِ

Allah'ın adıyla..

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍ
— 857 —

Yaş ve kuru ne varsa ap açık bir kitapta yazılmıştır. (En'âm Sûresi, 6:59)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 67)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 68)

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ى

Allah'a hamd olsun. Bu Rabbimin ihsânıdır.

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 69)

Birinci Şua

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَ بِهِ نَسْتَع۪ينُ

Ve Ondan yardım diliyoruz. Ve Ondan yardım diliyoruz.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 71)

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌعَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ

Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fânus içindedir. Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya âit olmayan mübârek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kàbiliyettedir. O nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini

— 858 —

nûruna kavuşturur. İnsanlara Allah böyle misaller verir. Çünkü Allah herşeyi hakkıyla bilendir. (Nûr Sûresi, 24:35)

مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ

Onun nûrunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır.

مِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ

... bir lâmba yuvası ki, onda bir kandil vardır. (Nûr Sûresi, 24:35)

اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ

Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 72)

اَقِدْ كَوْكَب۪ى بِالْاِسْمِ نُورًا

Yâ Rab! Nur isminle ve cemâlinle parlat yıldızımı.

مِنْ شَجَرَةٍ

Bir ağaçtan. (Nûr Sûresi, 24:35)

مِنْ فرْقَانٍ حَكِيمٍ

Hak ile bâtılı ayıran hikmet dolu Kur'ân'dan...

نُورٌعَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللّٰهُ لِنُورِه۪

O nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini nûruna kavuşturur.

مَنْ يَشَاءُ

Dilediğini. (Nûr Sûresi, 24:35

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 73)

كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍ

Bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fânus içindedir.

كَمِشْكٰوةٍ

Bir lâmba yuvası gibidir.

فِى زُجَاجَةٍ

Cam fanus içinde.

اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ

Kandil de cam fânus içindedir. Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer...

مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ
— 859 —

Mübarek bir ağaçtan

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 74)

زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَ لَا غَرْبِيَّةٍ

Ne doğuya ne de batıya ait olan yakıt, zeytin ağacı, zeytin.

يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَ لَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ

Onun yağı, yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 75)

يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ

Onun yakıtı ışık verecek kàbiliyettedir...

وَ لَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ

Kendisine ateş dokunmasa bile, o bir nurdur.

يَكَادُ

Neredeyse, ...se bile, yakın zamanda.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 76)

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Hûd Sûresi, 11:112)

شَيَّبَتْنِى سُورَة هُودٍ

Hûd Sûresi beni ihtiyarlattı. (Tirmizî, 56. Sûrenin tefsiri; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:343)

اِسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

Ve Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Şûrâ Sûresi, 42:15)

فَمِنْهمْ شَقِىٌّ وَ سَعِيدٌ

O gün insanlardan şakîler ve saidler vardır. (Hûd Sûresi, 11:105)

وَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Şûrâ Sûresi, 42:15)

وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا

Bizim uğrumuzda cihad edenlere Biz yollarımızı gösteririz. (Ankebût Sûresi, 29:69)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 77)

اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى

Şüphesiz ki insan azgınlaşır. (Alâk Sûresi, 96:6)

— 860 —
وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا

Bizim uğrumuzda cihad edenler (Ankebût Sûresi, 29:69)

لَنَهْدِيَنَّهُمْ

Onları hidayete erdiririz, onlara doğru yolumuzu gösteririz. (Ankebût Sûresi, 29:69)

وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَان۪ى

And olsun ki Biz Sana, Seb'a Mesânî'yi (Fatiha süresini) verdik. (Hicr Sûresi, 15:87)

سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِى

Seb'a Mesânî (iki defa tekrarlanan yedi, Fatiha süresi)

اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَان۪ى

And olsun ki Biz Sana, Seb'a Mesânî'yi verdik. (Hicr Sûresi, 15:87)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 78)

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ى بِه۪ فِى النَّاسِ

Ölü iken îmân ile diriltip nûra kavuşturduğumuz ve halk içinde o nûr ile doğru yolda yürüyen kimse... (En'âm Sûresi, 6:122)

مَيْتًا

Ölü, ölmüş.

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا

Ölü iken îmân ile diriltip nûra kavuşturduğumuz kimse... (En'âm Sûresi, 6:122)

فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ى بِه۪ فِى النَّاسِ

Diriltip nûra kavuşturduğumuz ve halk içinde o nûr ile doğru yolda yürüyen kimse... (En'âm Sûresi, 6:122)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 79)

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا

Ölü iken... kimse...

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْش۪ى بِه۪ فِى النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِى الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا

Ölü iken îmân ile diriltip nûra kavuşturduğumuz ve halk içinde o nûr ile doğru yolda yürüyen kimse, inkâr karanlıkları içinde kalıp da ondan hiçbir zaman çıkmayacak olan kimse gibi olur mu? (En'âm Sûresi, 6:122)

— 861 —
مَيْتًا

Ölü iken..

مَيِّتْ

Ölü.

كَمَنْ مَثَلُهُ فِى الظُّلُمَاتِ

İnkâr karanlıkları içinde kalan kimse gibi... (En'âm Sûresi, 6:122)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 80)

مَيِّتْ

Ölü.

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا

Ölü olan kimse..

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا

Şakîlere gelince... (Hûd Sûresi, 11:106)

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِى الْجَنَّةِ

Saidlere gelince, onlar da Cennette kalacaklardır. (Hûd Sûresi, 11:108)

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِى النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَ شَه۪يقٌ

Bedbaht olanlara gelince, onlar ateştedirler, orada onların (güçlükle ve fecî bir sesle) nefes alıp vermeleri vardır. (Hûd Sûresi, 11:106)

يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ

Allah'ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler. (Tevbe Sûresi, 9:32)

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا

Şakîlere gelince... (Hûd Sûresi, 11:106)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 81)

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ

Gaybı hakkıyla ancak Allah bilir.

فَفِى النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَ شَه۪يقٌ

Cehennem ateşinde güçlükle ve fecî bir sesle nefes alıp verirler. (Hûd Sûresi, 11:106)

فَفِى النَّارِ
— 862 —

Cehennem ateşinde..

وَ السَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ

Yemin olsun burçlarla dolu gökyüzüne. (Burûc Sûresi, 85:1)

اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِ

Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara eziyet eden, sonra tevbe de etmemiş olan kimseler için Cehennem azâbıyla beraber bir başka yangın azâbı daha vardır. (Burûc Sûresi, 85:10)

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا

Ölü olan... kimse...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 82)

وَ يَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِه۪

Ve sizin için bir nur kılsın ki onunla yürürsünüz

وَ يُحِقُّ اللّٰهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪

Allah, delil ve mu'cizeleriyle hakkı ortaya çıkarır. (Yûnus Sûresi, 10:82)

بِكَلِمَاتِهِ

Kelimeleriyle..

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 83)

قُلْ اِنَّن۪ى هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

De ki: Elbette Rabbim beni dos doğru bir yola eriştirdi. (En'âm Sûresi, 6:161)

صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Dosdoğru bir yol... (En'âm Sûresi, 6:161)

صِرَاطٍ

Bir yol...

هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

Elbette Rabbim beni dos doğru bir yola eriştirdi. (En'âm Sûresi, 6:161)

(Şualar sh: 700)

فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى

"(Allah'a iman eden,) hiç kopmayacak bir zincir-i nuranîye yapışır, temessük eder." (Bakara Sûresi, 2:256; Lokman Sûresi, 31:22)

— 863 —
بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى

Hiç kopmayacak bir zincir-i nuranî. (Bakara Sûresi, 2:256; Lokman Sûresi, 31:22.)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 84)

يُؤْتِى الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَٓاءُ

Allah hikmeti dilediğine verir de (ona hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak gösterir.) (Bakara Sûresi, 2:269)

وَ يُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَ الْحِكْمَةَ وَ يُزَكّ۪يهِمْ

Onlara kitabı öğretecek, hikmeti (kâinatın yaratılış sırlarını ve gayesini) bildirecek ve onları inkâr ve isyan kirlerinden temizleyecek... (Bakara Sûresi, 2:129)

وَ يُزَكّ۪يكُمْ وَ يُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَ الْحِكْمَةَ

Sizi inkâr ve günah kirlerinden temizler, size Kur'an'ı, kâinatın gayesini ve sırlarını öğretir. (Bakara Sûresi, 2:151)

آلِيَه

Alet ilimleri: sarf, nahiv, belagat, beyan, mantık...

وَمَا يَعْلَمُ تَاْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ

Halbuki o âyetlerin tefsirini Allah'tan ve Allah'ın kendilerine ilimde derinlik ve istikamet ihsan ettiği kimselerden başkası bilemez. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:7)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 85)

لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ مِنْهُمْ

Fakat onlardan ilimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar... (Nisâ Sûresi, 4:162)

اِلَّا اللّٰهُ

Allah'tan başka.

اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى

Şüphesiz ki insan azgınlaşır. (Alâk Sûresi, 96:6)

اِلَّا اللّٰهُ

Allah'tan başka.

اَلرَّاسِخُونَ

Derinlik sahibi olanlar...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 86)

اَلرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ مِنْهُمْ
— 864 —

İlimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ نُورًا مُب۪ينًا

Ey insanlar! Size, Rabbinizden ap açık bir delil olan bir peygamber geldi ve size, dünyanızı ve âhiretinizi aydınlatıcı ap açık bir nûr olarak Kur'ân'ı indirdik. (Nisâ Sûresi, 4:174)

مُبِينًا

Apaçık.

قَدْ جَاءَكُمْ

Size geldi.

بُرْهَانٌ

Apaçık bir delil.

نُورًا

Apaçık bir nur.

قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ

Size, ap açık bir delil olan bir peygamber geldi... (Nisâ Sûresi, 4:174)

اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ نُورًا مُب۪ينًا

Size, ap açık bir nûr olarak Kur'ân'ı indirdik. (Nisâ Sûresi, 4:174)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 87)

لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَ شِفَٓاءٌ

O, îmân edenler için bir hidâyet rehberi ve bir şifâdır. (Fussilet Sûresi, 41:44)

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ

Ey Peygamber, eğer insanlar Senden yüz çevirirse, Sen de ki: 'Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim.' (Tevbe Sûresi, 9:129)

قُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ

De ki: 'Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim.'

حَسْبِىَ اللّٰهُ

Allah bana yeter.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 88)

حَسْبِىَ اللّٰهُ
— 865 —

Allah bana yeter.

اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ

Şüphesiz Allah'a tâbi olan topluluk gerçek galiplerin tâ kendisidir. (Mâide Sûresi, 5:56)

وَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَ بِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَٓااَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَ اغْفِرْلَنَا

O gün Allah'ın, peygamberin maiyetinde bulunan mü'minleri utandırmayacağı gündür. O gün onların nûru önlerinden ve sağlarından koşarak Cennete yol gösterirken, onlar da 'Ey Rabbimiz,' derler. 'Nûrumuzu tamamla ve bizi bağışla. (Tahrîm Sûresi, 66:8)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 89)

يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا

'Ey Rabbimiz,' derler. 'Nûrumuzu tamamla... (Tahrîm Sûresi, 66:8)

وَاغْفِرْلَنَا

Bizi bağışla.

وَ نُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَ رَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ

Biz Kur'ân'dan mü'minler için bir şifâ ve rahmet olan şeyi indiriyoruz. (İsrâ Sûresi, 17:82)

مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَ رَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ

Mü'minler için bir şifâ ve rahmet olan şey...

وَ هَدٰيهُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

Allah da onu dos doğru bir yola iletti. (Nahl Sûresi, 16:121)

قُلْ اِنَّن۪ى هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

Dos doğru bir yola eriştirdi. (En'âm Sûresi, 6:161)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 90)

صِرَاطٍ

Dosdoğru bir yol

اَلنُّورِ

Nûr

هَدَينِى رَبِّى اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Rabbim beni dos doğru bir yola eriştirdi. (En'âm Sûresi, 6:161)

— 866 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 91)

فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ

Onlardan yüz çevir. (En'âm Sûresi, 6:68)

هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

Rabbim beni dos doğru bir yola eriştirdi. (En'âm Sûresi, 6:161)

اِنَّ رَبّ۪ى عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adâlet üzeredir. (Hûd Sûresi, 11:56)

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ

Bu yüce kitabın âyetleridir. (Yûnus Sûresi, 10:1; Yûsuf Sûresi, 12:1; Hicr Sûresi, 15:1; Ra'd Sûresi, 13:1; Şuara Sûresi, 26:2; Kasas Sûresi, 28:2; Lokman Sûresi, 31:2)

طٰسٓ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ

Tâ sîn. Bu, yüce Kur'an'ın âyetleridir. (Neml Sûresi, 27:1)

تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ

Bu, yüce Kur'an'ın âyetleridir. (Neml Sûresi, 27:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 92)

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ

Bu yüce kitabın âyetleridir. (Yûnus Sûresi, 10:1; Yûsuf Sûresi, 12:1; Hicr Sûresi, 15:1; Ra'd Sûresi, 13:1; Şuara Sûresi, 26:2; Kasas Sûresi, 28:2; Lokman Sûresi, 31:2)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 93)

تِلْكَ

İşte bunlar, işte onlar.

صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Dos doğru bir yol... (En'âm Sûresi, 6:161)

عَسٰٓى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا

Umulur ki Rabbimiz bize bundan daha hayırlısını verir. (Kalem Sûresi, 68:32)

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ

Bu Kur'an, kudreti herşeye galip olan ve hikmeti herşeyi kuşatan Allah tarafindan indirilmiştir. (Zümer Sûresi, 39:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 94)

شُجُونٍ وَ غُصُونٍ
— 867 —

Ağaç dalları, filizler, furuat, teferruat. Her bir âyetin mânâ mertebeleri vardır; zâhirî (açık), bâtınî (açık ve görünür mânâsının içindeki, ehlinin anlayabileceği mânâ), haddi (kapsamı) ve muttala'ı (anlam çerçevesi) vardır. Bu dört mânâ tabakasından herbirinin de fürûatı (detayları), işaretleri, dalları ve ayrıntıları vardır. (bk. Ebu Yâ'lâ, el-Müsned 9:287; et-Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat 1:236)

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ

Bu Kur'ân, indirilmiştir. (Zümer Sûresi, 39:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 95)

الٓمٓ ٭ كٓهٰيٰعٓصٓ

"Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlahî bir şifredir. Hâs abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. O şifrenin miftahı, o Abd-i Hâstadır, hem Onun veresesindedir." Mektubat ( 390 )

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 96)

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ

Bu Kur'an, kudreti herşeye galip olan ve hikmeti herşeyi kuşatan Allah tarafindan indirilmiştir. (Zümer Sûresi, 39:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 97)

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ

Bu Kur'ân, indirilmiştir. (Zümer Sûresi, 39:1)

حٰمٓ

Hâ-mîm

"Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlahî bir şifredir. Hâs abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. O şifrenin miftahı, o Abd-i Hâstadır, hem Onun veresesindedir." Mektubat ( 390 )

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ

Bu Kur'an, kudreti herşeye galip olan ve hikmeti herşeyi kuşatan Allah tarafindan indirilmiştir. (Zümer Sûresi, 39:1)

حٰمٓ ٭ تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Hâ mîm. Bu kitap, Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. (Fussilet Sûresi, 41:1-2)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 98)

تَنْز۪يلٌ

İndirildi

حٰمٓ ٭ تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
— 868 —

Hâ mîm. Bu kitap, Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. (Fussilet Sûresi, 41:1-2)

حٰمٓ , حَام۪يمْ

Hâ-mîm

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 99)

فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَ سَع۪يدٌ

O gün insanlardan şakîler ve saidler vardır. (Hûd Sûresi, 11:105)

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِى الْجَنَّةِ

Saidlere gelince, onlar da Cennette kalacaklardır. (Hûd Sûresi, 11:108)

اَلْجَنَّةِ

Cennet.

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا

Saidlere gelince...

سُعِدُوا

Saidler, mesut, mutlu olanlar.

فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَ سَع۪يدٌ

O gün insanlardan şakîler ve saidler vardır. (Hûd Sûresi, 11:105)

سَعِيدٌ

Saidler, mutlu kimseler..

فَفِى الْجَنَّةِ

Cennette kalacaklardır. (Hûd Sûresi 11:108.)

خَالِدِينَ

Ebedî olarak kalıcıdırlar. (Hûd Sûresi 11:108.)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 100)

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا

Saidlere gelince... (Hûd Sûresi, 11:108)

فَفِى الْجَنَّةِ خَالِدِينَ

Ebedî olarak Cennette kalacaklardır. (Hûd Sûresi, 11:108)

— 869 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 101)

يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

Onlar Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Fakat Allah nûrunu tamamlayacaktır -kâfirler hoşlanmasa da... (Saf Sûresi, 61:8)

نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪

(Onlar) Allah'ın nûrunu ağızlarıyla (söndürmek isterler. Fakat) Allah nûrunu tamamlayacaktır... (Saf Sûresi, 61:8)

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ

Bu Yüce Kitabın âyetleridir. (Hicr Sûresi, 15:1; Ra'd Sûresi, 13:1; Yûsuf Sûresi, 12:1)

طٰسٓ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ

Tâ sin. Bunlar yüce Kur'ân'ın âyetleridir. (Neml Sûresi, 27:1)

هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

Rabbim beni dosdoğru bir yola eriştirdi. (En'âm Sûresi, 6:161)

اِنَّ رَبِّى عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adâlet üzeredir. (Hûd Sûresi, 11:56)

فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ

Onlardan yüz çevir. (En'âm Sûresi, 6:68)

نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪

Onlar Allah'ın nurunu ağzıyla (söndürmek istiyorlar. Halbuki) Allah nûrunu tamamlayacaktır

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 102)

يُر۪يدُونَ اَنْ يُطْفِئُ۫وا نُورَ اللّٰهِ باَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

Allah'ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler. Allah nûrunu tamamlamaktan başka birşeye râzı olmaz -kâfirler istemese de.. (Tevbe Sûresi, 9:32)

نُورَ اللّٰهِ باَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ

Allah'ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nûrunu tamamlamaktan başka birşeye râzı olmaz... (Tevbe Sûresi, 9:32)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 103)

اَلْقَطْرَةُ تَدُلُّ عَلَى الْبَحْرِ
— 870 —

Damla denize delâlet eder.

الٓرٰ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ

Elif lâm râ. Bu bir kitap ki, insanları Rablerinin izniyle zulümattan çıkarman; kudreti herşeye galip olan ve her türlü hamde lâyık Allah'ın yoluna kavuşturman için onu Sana indirdik. (İbrahim Sûresi, 14:1)

اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ

İnsanları Rablerinin izniyle (inkâr karanlıklarından) îman nûruna...

اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ

Kudreti herşeye galip olan ve her türlü hamde lâyık olan Allah'ın yoluna...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 104)

اَلْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ

Kudreti herşeye galip olan ve her türlü hamde lâyık olan Allah'ın...

مِنَ الظُّلُمَاتِ

İnkâr karanlıklarından. (İbrahim Sûresi, 14:1)

الظُّلُمَاتِ

İnkâr karanlıkları. (İbrahim Sûresi, 14:1)

لِتُخْرِجَ النَّاسَ

İnsanları çıkarsın. (İbrahim Sûresi, 14:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 105)

الٓرٰ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ

Elif lâm râ. Bu bir kitap ki, onu Sana indirdik... (İbrahim Sûresi, 14:1)

اِلَيْكَ

Sana

الٓرٰ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ

Elif lâm râ. Bu bir kitap ki, onu (Sana) indirdik... (İbrahim Sûresi, 14:1)

اَنْزَلْنَاهُ

Onu (Kur'an'ı) indirdik

— 871 —
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Sûresi, 2:32)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 106)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
الٓرٰ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ

Elif lâm râ. Bu bir kitap ki, insanları Rablerinin izniyle zulümattan (karanlıklardan) nura çıkarman için onu Sana indirdik. (İbrahim Sûresi, 14:1)

اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ

İnsanları Rablerinin izniyle (inkâr karanlıklarından) îman nûruna...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 107)

الَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا اُولٰٓئِكَ ف۪ى ضَلَالٍ بَع۪يدٍ

Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler, halkı Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri, haktan pek uzak bir sapıklık içindedirler. (İbrahim Sûresi, 14:3)

وَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ

Halkı Allah yolundan alıkoyarlar..

وَ يَبْغُونَهَا عِوَجًا

Doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar..

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 108)

الَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ

Onlar dünya hayatını seve seve...

وَ يَبْغُونَهَا عِوَجًا

Doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar..

بِاَيَّامِ اللّٰهِ

Allah'ın geçmişteki azap günleri (İbrahim Sûresi, 14:5)

— 872 —
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ

Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi Biz ancak kendi kavminin lisanıyla gönderdik. (İbrahim Sûresi, 14:4)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 109)

رَسُولٍ

Resul, peygamber..

اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِ

Kavmini karanlıklardan nûra çıkar ve Allah'ın geçmişteki azap günlerini onlara hatırlat. (İbrahim Sûresi, 14:5)

اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِ

Allah'ın geçmişteki azap günlerini onlara hatırlat.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 110)

Sekizinci Şua -Üçüncü bir Keramet-i Aleviye

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 111)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا بَيَانَةً

Siracü'n-Nur (Nur Kandili) gizliden gizliye yanıp intişar eder, yayılır.

بِحَقِّ تَبَارَكَ ثُمَّ نُونٍ وَ سَٓائِلٍ ٭ وَ بِسُورَةِ التَّهْم۪يزِ وَ الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
وَ بِالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا وَ النَّجْمِ اِذَا هَوٰى ٭ وَ بِاِقْتَرَبَتْ لِىَ الْاُمُورُ تَقَرَّبَتْ
وَ بِسُوَرِ الْقُرْاٰنِ حِزْبًا وَ اٰيَةً ٭ عَدَدَ مَا قَرَاَ الْقَار۪ى وَمَا قَدْ تَنَزَّلَتْ
فَاَسْئَلُكَ يَا مَوْلَاىَ بِفَضْلِكَ الَّذ۪ى ٭ عَلٰى كُلِّ مَٓا اَنْزَلْتَ كُتْبًا تَفَضَّلَتْ

Tebareke, Nûn, Mearic, Hümeze, Tekvir, Zariyat ve Necm Sûrelerinin hakkı için ve Ikterabet (Kamer) Sûresinin hakkı için,

— 873 —

bütün işler bana yaklaşmış oldu. Hizb hizb, âyet âyet Kur'ân sûrelerinin hakkı için, bunları okuyanın okumaları adedince ve nazil olan âyet ve sûreler sayısınca, indirdiğin bütün faziletli kitapların faziletleri hakkı için ey Rabbim, Senden yardım diliyorum.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 112)

وَالشَّمْسُ كُوِّرَتْ

Tekvîr Sûresi hürmetine...

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

Güneş dürülüp toplandığında. (Tekvîr Sûresi, 81:1)

وَ بِالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا

Yemin olsun esip savuran rüzgâra. (Zâriyat Sûresi, 51:1)

وَالذَّارِيَاتِ

Yemin olsun esip savuran rüzgâra. (Zâriyat Sûresi, 51:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 113)

وَ النَّجْمِ اِذَا هَوَى

Battığı zaman yıldıza andolsun. (Necm Sûresi, 53:1)

وَ الطُّورِ

(Tûr Sûresi, 52:1)

وَالذَّارِيَاتِ

(Zâriyat Sûresi, 51:1)

وَ النَّجْمِ

(Necm Sûresi, 53:1)

اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَ انْشَقَّ الْقَمَرُ

Kıyâmet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)

وَ بِاِقْتَرَبَتْ لِىَ الْاُمُورُ تَقَرَّبَتْ

Ve Ikterabet (Kamer) Sûresiyle bütün işler bana yaklaşmış oldu.

وَ بِسُوَرِ الْقُرْاٰنِ حِزْبًا وَ اٰيَةً

Hizb hizb, âyet âyet Kur'ân sûrelerinin hakkı için.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 114)

وَاَسْئَلُكَ يَا مَوْلَاىَ بِفَضْلِكَ الَّذ۪ى ٭ عَلٰى كُلِّ مَٓا اَنْزَلْتَ كُتْبًا تَفَضَّلَتْ
— 874 —

Ey Mevlâm, lütfunla indirdiğin bütün faziletli kitaplarının hakkı için Senden yardım diliyorum.

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَ مَنْ ف۪يهِنَّ وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪
بِحَمْدِهِ

Yedi gökle yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى اَمِنّ۪ى مِنَ الْفَجَتْ

Ey Mevlâm! Âyetü'l-Kübrâ hürmetine, beni bütün sıkıntılardan kurtar.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 115)

وَبِسُورَةِ الدُّخَانِ ف۪يهَا سِرًّا قَدْ اُحْكِمَتْ

Ve içine muhkem sırlar yerleştirilen Duhan Sûresinin hürmetine.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 116)

بِسِرِّ حَوَام۪يمِ الْكِتَابِ جَم۪يعِهَا ٭ عَلَيْكَ بِفَضْلِ النُّورِ يَا نُورُ اُقْسِمَتْ

Kur'ân'da geçen bütün "Hâ, Mîm"lerde bulunan sırların hakkı için ve risalelere bölünmüş Nur'un hakkı için beni koru ey Nur!..

مَثَلُ نُورِه۪

Onun nurunun misali... (Nûr Sûresi, 24:35)

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا بَيَانَةً ٭ تُقَادُ سِرَاجُ السُّرْجِ سِرًّا تَنَوَّرَتْ

Nur kandili, gizliden gizliye yanıp yayılır. Sirâcü's-Sürc (Kandiller Kandili), gizliden gizliye yanıp aydınlanır.

بِنُورِ جَلَالٍ بَازِخٍ وَ شَرَنْطَخٍ ٭ بِقُدُّوسِ بَرْكُوتٍ بِهِ النَّارُ اُخْمِدَتْ

Rahîm, Celâl, Raûf, Münezzeh, Kuddûs isimlerinin nuruyla fitne ve dalâlet ateşi söndürülecek.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 117)

سِرًّا بَيَانَةً

Gizliden gizliye yayılır.

سِرًّا تَنَوَّرَتْ

Gizli olarak yakılıp aydınlatılır.

سِرًّا

Gizlice.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

— 875 —
وَ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Onun kuvveti herşeye galiptir ve O herşeyi hikmetle yapar. (İbrahim Sûresi, 14:4)

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ

Siracü'n-Nur (nur kandili) yanıp parlıyor.

بِنُورِ جَلَالٍ بَازِخٍ وَ شَرَنْطَخٍ

Celâl, Rahim, Raûf isimlerinin nuruyla.

جَلَالٍ بَازِخٍ

"İzzet, azamet ve celâl ve kibriyadır." Ve Rahîm.

شَرَنْطَخٍ

Süryanîce Rauf''dir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 118)

بَرْكُوتٍ

Süryanîce Rahîm'dir.

بِهِ النَّارُ اُخْمِدَتْ

Onun nuruyla dalâlet ve fitne ateşi söner.

اِنَّا اَعْطَيْنَا

Şüphesiz ki, Biz (Sana Kevser'i) verdik. (Kevser Sûresi, 108:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 119)

فَاسْئَلْ لِمَوْلَاكَ الْعَظ۪يمِ الشَّانِ يَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ بِاَنْ يَق۪يكَ شَرَّ تِلْكَ الْفِتْنَةِ وَ شَرَّ كُلِّ كُرْبَةٍ وَ مِحْنَةٍ

Ey fitne ve felâket asrına yetişen kişi! Şanı yüce Mevlâ'dan, her türlü fitne, bela ve musibetin şerrinden korunmayı iste ve yalvar ki o fitne, sıkıntı ve azabın şerrinden Seni korusun.

اَحْرُفُ عُجْمٍ سُطِّرَتْ تَسْط۪يرًا بِتَّ بِهَا الْاَم۪يرُ وَالْفَق۪يرَا

"Yani, ecnebi hurufarı bin üçyüz kırksekizde (1348) tamim edilecek, çoluk-çocuk, emirler ve fakirler icbar suretinde gece dersleriyle öğrenmeye çalışacaklar."

سُطِّرَتْ تَسْط۪يرًا

(Ecnebî harfleri gece dersleriyle) öğrenilmeğe çalışılacak.

يَا مدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ

Ey fitne ve dalâlet asrına erişen!

— 876 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 120)

يَا سَع۪يدُ مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ

Ey o fitne ve felâket asrına yetişen Said!

مُدْرِكًا

İdrak eden, erişen.

دَرْكًا

"Kürd kalbidir. (Yani; tersinden okunuşudur.)"

بِهِ النَّارُ اُخْمِدَتْ

Onunla fitne ve dalâlet ateşi söndürülecek.

اَلْقَسَمُ الْجَامِعُ وَالدَّعْوَةُ الشَّر۪يفَةُ وَالْاِسْمُ الْاَعْظَمُ

Geniş mânâları içeren kasem, kıymetli dua ve İsm-i Âzam...

اِنَّ هٰذِهِ الدَّعْوَةَ الشَّر۪يفَةَ وَ الْوِفْقَ الْعَظ۪يمَ وَ الْقَسَمَ الْجَامِعَ وَ الْاِسْمَ الْاَعْظَمَ وَ السِّرَّ الْمَكْنُونَ الْمُعَظَّمَ بِلَا شَكٍّ كَنْزٌ مِنْ كُنُوزِ الدُّنْيَا وَ الْاٰخِرَةِ

Hiç şüphesiz bu kıymetli münacat ve muazzam dua ve geniş mânâlar ihtivâ eden kasem ve İsm-i Âzam ve bu büyük gizli sır, dünya ve âhiret hazinelerinden bir hazinedir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 121)

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا بَيَانَةً ٭ تُقَادُ سِرَاجُ السُّرْجِ سِرًّا تَنَوَّرَتْ

Sirâcü'n-Nur gizliden gizliye yanıp yayılıyor; Sirâcü's-Sürc (Kandiller Kandili), gizliden gizliye yanıp aydınlanıyor.

بِنُورِ جَلَالٍ بَازِخٍ وَ شَرَنْطَخٍ ٭ بِقُدُّوسِ بَرْكُوتٍ بِهِ النَّارُ اُخْمِدَتْ

Sonsuz izzet, azamet, celâl ve kibriya sahibi, bütün kusur ve noksanlıklardan münezzeh olan Zât-ı Rahîm'in nuruyla küfrün ateşi söndürülür.

بِيَاهٍ وَيَا يُوهٍ نَمُوهٍ اَصَالِيًا ٭ بِطَمْطَامٍ مِهْرَاشٍ لِنَارِ الْعِدَاسَمَتْ

Ma'bûd-u bilhak (el-İlâh) Hû, Samed, Zü'l-Batş (Düşmanlarını kıskıvrak yakalayan), Cebbar (Hükmüne karşı konulmaz) ve Halîm olan Zâtın yardımıyla (o nûr) düşmanlarının ateşini bastıracak.

— 877 —
بِهَالٍ اَه۪يلٍ شَلْعٍ شَلْعُوبٍ شَالِعٍ ٭ طَهِىٍّ طَهُوبٍ طَيْطَهُوبٍ طَيَطَّهَتْ
اَنُوخٍ بِيَمْلُوخٍ وَ اَبْرُوخٍ اُقْسِمَتْ ٭ بِتَمْل۪يخِ اٰيَاتٍ شَمُوخٍ تَشَمَّخَتْ
اَبَاز۪يخَ بَيْذُوخٍ وَ ذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا ٭ خَمَارُوخٍ يَشْرُوخٍ
بِشَرْخٍ تَشَمَّخَتْ ٭ بِبَلْخٍ وَ سِمْيَانٍ وَ بَازُوخٍ بَعْدَهَا
بِذَيْمُوخٍ اَشْمُوخٍ بِهِ الْكَوْنُ عُمِّرَتْ ٭ بِشَلْمَخَتٍ اِقْبَلْ دُعَٓائ۪ى

Nurun kandili gizli olarak yakılıp apaçık aydınlatılır.

Kandiller kandili gizli olarak tutuşturulur; o da tenevvür eder.

Celâl ve Hâlık isimlerinin nuru, Kuddüs isminin bereketi ve kibriyan ile dalâlet ve fitne ateşi söndürülür.

Allah, Hû, Samed, Kahhar isimleriyle ve savaş deniziyle, yükselen düşmanlık ateşi söndürülür.

Allah, Hak, Cemîl, Vedûd ve Mucîb isimlerinin hürmetine;

Mürîd, Cemîl, Zahir isminle taksim edilen, yüce olan ve yüceltilen ayetlerin (ve tefsirlerinin) şanı hürmetine...

بِتَمْل۪يخِ اٰيَاتٍ شَمُوخٍ تَشَمَّخَتْ

Yüce olan ve yüceltilen ayetlerin (ve tefsirlerinin) şanı hürmetine.

بِتَمْل۪يخِ اٰيَاتٍ

Yüce olan ve yüceltilen ayetlerin

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 122)

بِحَقِّ تَبَارَكَ

Mülk Sûresi (Tebareke) hakkı için.

اَبَاز۪يخَ بَيْذُوخٍ وَ ذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا

..........................

بِبَلْخٍ وَ سِمْيَانٍ وَ بَازُوخٍ بَعْدَهَا

..........................

بَعْدَهَا

Ondan sonra.

— 878 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 123)

خَمَارُوخٍ يَشْرُوخٍ بِشَرْخٍ تَشَمَّخَتْ

..................

ذَيْمُوخٍ اَشْمُوخٍ بِهِ الْكَوْنُ عُمِّرَتْ

"Yani "İsm-i Adl ve ism-i Hakemin tecellîsiyle ve adalet ve mizanıyla ve intizam ve hikmetiyle dünya tamir edilir, tahripten kurtulur."

بِهِ الْكَوْنُ عُطِّرَتْ

"O iki ismin râyiha-i tayyibesiyle ve çok hoş kokularıyla, dünya güzel kokular alır, attar dükkânı gibi râyiha-i tayyibe verir."

ذَيْمُوخٍ

İsm-i Adl..

اَقِدْ كَوْكَبِى

Yıldızımı parlat.

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ

Siracü'n-Nur (nur kandili) yanıp parlıyor.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 124)

فَيَا حَامِلَ الْاِسْمِ الَّذ۪ى جَلَّ قَدْرُهُ

Ey kadri yüce olan ismin taşıyıcısı!

اَلْاِسْمُ الْمُعَظَّمُ

Muazzam isim.

بَدَئْتُ بِبِسْمِ اللّٰهِ رُوح۪ى بِهِ اهْتَدَتْ ٭ اِلٰى كَشْفِ اَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ

"Hazine-i esrar olan بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ile başladım. Ruhum, onunla o hazineyi keşfetti"

بِوَاحِ الْوَحَا بِالْفَتْحِ وَالنَّصْرِ اَسْرَعَتْ

..................

اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَ الْفَتْحُ

Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman. (Nasr Sûresi, 110:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 125)

اَقِدْ كَوْكَب۪ى بِالْاِسْمِ نُورًا وَ بَهْجَةً ٭ مَدَى الدَّهْرِ وَ الْاَيَّامِ يَا نُورُ جَلْجَلَتْ

Yâ Rab! Nur isminle ve cemâlinle parlat yıldızımı, .. Günler ve asırlar boyunca Sensin buna kàdir olan ey Nur.

— 879 —
اَقِدْ كَوْكَبِى بِالْاِسْمِ نُورًا

Yâ Rab! Nur isminle ve cemâlinle parlat yıldızımı parlat.

بِاٰجٍ اَهُوجٍ جَلْمَهُوجٍ جَلَالَةٍ ٭ جَل۪يلٍ جَلْجَلَيُّوتٍ جَمَاهٍ تَمَهْرَجَتْ
بِتَعْدَادِ اَبْرُومٍ وَ سِمْرَازٍ اَبْرَمٍ ٭ وَ بَهْرَةِ تِبْر۪يزٍ وَ اُمٍّ تَبَرَّكَتْ

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 126)

اَقِدْ كَوْكَبِى

Yıldızımı parlat.

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ

Siracü'n-Nur (nur kandili) yanıp parlıyor.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 127)

وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرَى اَمِنّ۪ى مِنَ الْفَجَتْ

Yâ Rab! Âyetü'l-Kübrâ hakkı için beni bütün sıkıntılardan kurtar, eman ve emniyet ver.

وَ بِحَقِّ فَقَجٍ مَعَ مَخْمَةٍ يَٓا اِلٰهَنَا
وَ بِاَسْمَٓائِكَ الْحُسْنٰى اَجِرْن۪ى مِنَ الشَّتَتْ

Güzel isimlerin ile beni sıkıntı ve perişaniyetten koru.

حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَ تَشَامَخَتْ
وَ اسْمُ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَتُ انْجَلَتْ

Öyle nurlu harfler ki Mars yıldızı gibi yücedir. Asâ-yı Mûsa ismiyle karanlıklar dağılır.

بِاَسْمَٓائِكَ الْحُسْنٰى اَجِرْن۪ى مِنَ الشَّتَتْ

Esma-i Hüsna hakkı için beni teşettütten, perişaniyetten koru, kurtar.

حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَ تَشَامَخَتْ

Öyle nurlu harfler ki Mars Yıldızı gibi yücedir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 128)

وَ اسْمُ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَتُ انْجَلَتْ

Asâ-yı Mûsa ismiyle bütün karanlıklar dağılır.

وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى

Âyetü'l-Kübrâ hakkı için..

مُسْتَتْبِعَاتُ التَّرَاكِيبِ
— 880 —

Sözdeki birbirine bağlı, işaretli manalar; telvihler, telmihler gibi.

وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى اَمِنّ۪ى مِنَ الْفَجَتْ

Ayet-ül Kübra hakkı için: "Ya Rab! Beni kurtar, eman ve emniyet ver"

وَ بِاَسْمَٓائِكَ الْحُسْنٰى

Esma-i Hüsnanın, güzel isimlerinin hakkı için.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 129)

وَ بِاَسْمَٓائِكَ الْحُسْنٰى اَجِرْن۪ى مِنَ الشَّتَتْ

Esma-i Hüsna hakkı için beni teşettütten, perişaniyetten koru, kurtar.

بَدَئْتُ بِبِسْمِ اللّٰهِ رُوح۪ى بِهِ اهْتَدَتْ ٭ اِلٰى كَشْفِ اَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ

"Hazine-i esrar olan بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ile başladım. Ruhum, onunla o hazineyi keşfetti"

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 130)

بِاَسْمَٓائِكَ الْحُسْنٰى اَجِرْن۪ى مِنَ الشَّتَتْ

Esma-i Hüsna hakkı için beni teşettütten, perişaniyetten koru, kurtar.

حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَ تَشَامَخَتْ

Öyle nurlu harfler ki Mars yıldızı gibi yücedir.

وَاسْمُ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَتُ انْجَلَتْ

Asâ-yı Mûsa ismiyle bütün karanlıklar dağılır.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 131)

رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا

Ey Rabbimiz! Unutur veya hatâya düşer de bir kusur işlediysek bizi onunla hesaba çekme. (Bakara Sûresi, 2:286)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 130)

وَ اَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

Rabbinin nimetini de yâd et. (Duhâ Sûresi, 93:11)

رُوح۪ى بِهِ اهْتَدَتْ اِلٰى كَشْفِ اَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ

İçinde sırların dürülü olduğu hazinelerin keşfine ruhum onunla ulaştı.

وَاَمْنِحْن۪ى يَا ذَا الْجَلَالِ كَرَامَةً ٭ بِاَسْرَارِ عِلْمٍ يَا حَل۪يمُ بِكَ انْجَلَتْ
— 881 —

Ey celâl sahibi Allah'ım, bana ilmin sırlarını lütfunla bildir, Seninle anlaşılır onlar ya Halîm!

مَقَالُ عَلِىٍّ وَ ابْنِ عَمِّ مُحَمَّدٍ ٭ وَ سِرُّ عُلُومٍ لِلْخَلَائِقِ جُمِّعَتْ

Bu sözler Muhammedin (a.s.m.) amcasının oğlu Ali'nindir (r.a.) ve yaratılmış olan herşey hakkındaki ilimlerin sırlarını toplamıştır.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 134)

وَ سِرُّ عُلُومٍ لِلْخَلَائِقِ جُمِّعَتْ

Yaratılmış olan herşey hakkındaki ilimlerin sırlarını toplamıştır.

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ

Nurun kandili tutuşturulur.

بَعْدَهَا

Ondan sonra.

وَ ذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا

"Adl" ismi ve ondan sonra. Yirmiyedinci Söz'ün zeyline işaret: Sahabeler hakkında.

وَ بَازُوخٍ بَعْدَهَا

Otuzbirinci Söz'ün zeyline işaret: Şakk-ı Kamer Mu'cizesine dair.

وَ بِسُورَةِ التَّهْم۪يزِ

Tehmiz (Hümeze) Sûresi.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 135)

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ

Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez.

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ

Doğrusunu Allah bilir.

اَستَغْفِرُ اللّٰهَ مِنْ خَطَائ۪ى وَخَط۪يئَات۪ى وَ مِنْ سَهْو۪ى وَغَلَطَات۪ى وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نِعْمَةِ الْا۪يمَانِ وَ الْقُرْاٰنِ بِعَدَدِ حَاصِلِ ضَرْبِ حُرُوفِ رَسَائِلِ النُّورِ الْمَقْرُوئَةِ وَ الْمَكْتُوبَةِ وَ الْمُتَمَثِّلَةِ فِى الْهَوَاءِ فِى عَاشِرَاتِ دَقَائِقِ حَيَات۪ى فِى الدُّنْيَا وَ الْبَرْزَخِ وَ الْاٰخِرَةِ

Hatâ ve günahlarımdan, yanılgı ve yanlışlıklarımdan dolayı Allah'tan mağfiret diliyorum. Risale-i Nur'un okunan, yazılan ve havada temessül eden harflerinin dünyada, berzahta ve âhiretteki

— 882 —

hayatımın dakikalarının âşireleriyle çarpımından çıkan netice kadar, iman ve Kur'ân nimetinden dolayı Allah'a hamd olsun.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓى اٰلِهِ وَ اَصْحَابِهِ بِعَدَدِهَا وَارْحَمْنَا وَ ارْحَمْ طَلَبَةَ رَسَٓائِلِ النُّورِ بِعَدَدِهَا اٰم۪ينَ وَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Allah'ım Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâma, Onun âl ve ashabına da o kadar salât ve selam et. Bize ve Nur talebelerine de o kadar rahmet eyle. Âmin. Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Sûresi, 2:32)

يٰسٓ

Yâ - Sin..

وَ كَافٍ وَ هَا يَاءٍ وَ عَيْنٍ وَ صَادِهَا
كٓهٰيٰعٓصٓ

Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 136)

اَلْخِلَافَةُ بَعْد۪ى ثَلَاثُونَ سَنَةً

Benden sonra hilâfet otuz sene devam edecektir." Müsned, 5:220, 221, 273; Ebu Davud, Sünnet: 8; Tirmizi, Fiten: 48.

ثَلٰاثُونَ

Otuz.

ثَلٰاثُونَ سَنَةً

Otuz sene.

اِنَّا فَتَحْنَالَكَ

Biz sana (fetih yolu) açtık. (Fetih Sûresi, 48:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 137)

وَ اِنِ اسْتَقَامَتْ اُمَّت۪ى فَلَهَا يَوْمٌ وَ اِلَّا فَنِصْفُ يَوْمٍ

Eğer ümmetim istikamet üzere olursa ömrü (İslâmiyetin hakimiyeti) bir gün (bin sene), aksi halde yarım gün (beş yüz sene) olacaktır.

— 883 —
اِنَّ الْخِلَافَةَ بَعْد۪ى

Benden sonra hilafet..

اِنَّ

Muhakkak.

اَلْخِلَافَةَ

Hilafet.

بَعْد۪ى

Benden sonra.

اِنَّ اَلْخِلَافَةَ

Muhakkak hilafet..

ثَلٰاثُونَ سَنَةً

Otuz sene.

ثَلٰاثُونَ

Otuz

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki, Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 138)

Onsekizinci Lem'a

Risale-i Nur'dan haber veren Birinci Keramet-i Aleviye Risalesidir. Teksir Lem'alar ve Teksir Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî mecmualarında neşredilmiştir.

Yirmisekizinci Lem'a

Risale-i Nur'dan haber veren İkinci Keramet-i Aleviye risalesidir. Tamamı teksir Lem'alar mecmuasında, Keramet-i Aleviye kısmı ise teksir Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî mecmuasında neşredilmiştir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 139)

Sekizinci Lem'a - Keramet-i Gavsiye Risalesi

Sekizinci Lem'a, 1933'te, Barla'da telif edilmiştir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 141)

نَظَرْتُ بِعَيْنِ الْفِكْرِ ف۪ى حَانِ حَضْرَت۪ى.. حَب۪يبًا تَجَلّٰى لِلْقُلُوبِ فَجَنَّتِ

Huzur ânımda fikren gittim, kalplerde tecelli eden ve bütün zamanları dahi kaplayacak bir sevgili gördüm.

— 884 —
تَوَسَّلْ بِنَا ف۪ى كُلِّ هَوْلٍ وَشِدَّةٍ ٭ اَغ۪يثُكَ فِى الْاَشْيَٓاءِ دَهْرًا بِهِمَّت۪ى
اَنَا لِمُر۪يد۪ى حَافِظًا مَا يَخَافُهُ ٭ وَاَحْرُسُهُ ف۪ى كُلِّ شَرٍّ وَ فِتْنَةٍ
مُر۪يد۪ى اِذَا مَا كَانَ شَرْقًا وَ مَغْرِبًا ٭ اَغِثْهُ اِذَا مَا سَارَ ف۪ى اَىِّ بَلْدَةٍ
فَيَا مُنْشِدًا نَظْم۪ى فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ ٭ فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ
وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ لِلّٰهِ مُخْلِصًا ٭ تَع۪يشُ سَع۪يدًا صَادِقًا بِمُحَبَّت۪ى

Âhirzamanın fitnelerine yetişip düştüğün zaman, benim dua ve himmetimi kendine vesile ve şefaatçi yap.

Allah'ın izniyle ve kuvvetiyle senin imdadına yetişeceğim. Doğuda, batıda ve hangi belde de olursa olsun, o fitne ve belâ asrının her şer ve fitnesinden, Allah'ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun koruyucusuyum.

Ey benim şiirimi, meslek ve meşrebimi ve mücahedelerimi dile getiren müridim, "Sözler"ini söylemekten korkma. Muhakkak ki sen, inâyet gözüyle gözetilip korunmaktasın.

Zamanın Abdülkâdir'i ol. Muhabbetimde sâdık olduğundan ve ihlâsa çalıştığından, geçiminde dahi ismin gibi mes'ud olasın.

وَ جَدّ۪ى رَسُولُ اللّٰهِ اَعْن۪ى مُحَمَّدًا ٭ اَنَا عَبْدُ الْقَادِرِ دَامَ عِزّ۪ى وَ رِفْعَت۪ى

Ben Abdülkadir-i Geylâni'yim. Ceddim Allah'ın Resûlu Muhammed-i Arabidir. Şeref ve hükümranlığım mânen devam edecek.

تَع۪يشُ سَع۪يدًا

Geçiminde mesud olacaksın.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 142)

وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ

"Vaktin Abdülkadirî'si ol."

قَادِرِى

Kâdirî.

اَلزَّمَانْ

Zaman.

قُلْ وَلَا تَخَفْ

"Korkma, sözlerini söyle"

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 143)

قُلْ وَلَا تَخَفْ
— 885 —

"Korkma, sözlerini söyle"

مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ

Sen, inâyet gözüyle gözetilip korunmaktasın.

اَنْتَ ف۪ى دَارِ الْحِكْمَةِ فَاطْلُبْ طَب۪يبًا يُدَاو۪ى قَلْبَكَ

"Ey biçare! Sen Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiyede bir âzâ olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i İslâmın mânevi hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki, en ziyade hasta sensin. Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış."

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 144)

اَفَلَتْ شُمُوسُ الْاَوَّل۪ينَ وَ شَمْسُنَا ٭ اَبَدًا عَلٰى فَلَكِ الْعُلٰى لَا تَغْرُبُ

Bizden öncekilerin güneşleri battı, bizim güneşimiz ise ebediyete kadar batmayacaktır.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 145)

اَنَا لِمُر۪يد۪ى

Ben müridime...

مُر۪يد۪ى

Müridim.

لِمُر۪يد۪ى

Müridime, mürîdim için.

كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ

"Vaktin Abdülkadirî'si ol."

لِلّٰهِ مُخْلِصًا تَع۪يشُ سَع۪يدًا صَادِقًا بِمُحَبَّت۪ى

Muhabbetimde sadık olduğundan ve ihlâsa çalıştığından, geçiminde dahi ismin gibi mes'ud olasın.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 146)

اِنَّمَا الْاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ

Ameller niyetlere göredir. (Buharî, Bed'ü'l-Vahy: 1, Îmân: 41, Nikâh: 5, Talâk: 11, Menâkıbu'l-Ensâr: 45, Itk: 6, Eymân: 33, Hıyel: 1; Müslim, İmâre: 155; Ebu Davud, Talâk: 11; Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd: 16; Nesâî, Tahâra: 59, Talâk: 24, Eymân: 19; İbn-i Mâce, Zühd: 26; Müsned, 1:25, 43)

فَيَا مُنْشِدًا نَظْم۪ى

Ey benim nazmımı, meslek ve meşrebimi ve makalâtımı söyleyen...

لِمُر۪يد۪ى

Müridim için , mürîdime.

— 886 —
وَ مُر۪يد۪ى

Müridim...

وَ مُنْشِدًا

Söyleyen, okuyan.

وَ قَادِر۪ى

Kadirî (Abdülkadiri Geylânî (k.s.)

وَ سَعِيدًا

Mesud...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 147)

وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ

Âkibet ise, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlarındır. (A'râf Sûresi, 7:128, Hûd Sûresi, 11:49, Kasas Sûresi, 28:89)

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ

Gaybı Allah'tan başka hiç kimse bilmez. (Neml Sûresi, 27:65 den iktibasen)

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ

En doğrusunu Allah bilir.

فَيَا مُنْشِدًا نَظْمِى

Ey benim nazmımı, meslek ve meşrebimi ve makalâtımı söyleyen...

نَظْمِى

Nazmımı (Risalelerdeki diziliş)

رِسَالَةُ النُّورِ

Risale-i Nur..

رَسَٓائِلُ كِتَابِ النُّورِ

Nur kitapları, risaleler..

فَيَا مُنْشِدًا نَظْم۪ى فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ

Ey benim nazmımı, meslek ve meşrebimi ve makalâtımı söyleyen, onları söyle, korkma!

يَا مُؤَلِّفَ رِسَالَةِ النُّورِ جَاهِدْ بِهَا فَقُلْ وَلَا تَخَفْ
— 887 —

"Yâ Risaletü'n-Nur ve Sözler sahibi! Bana bak. Gafil davranma! Bin üç yüz otuz ikide mücahedeye başla. Sözleri korkma yaz, söyle."

وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ

Gerçek bilgi Allah katındadır.

فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ

Onu söyle! Korkma!

يَا مُنْشِدًا نَظْم۪ى فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ

Ey Risaletü'n-Nur'un müellifi, mücahede et, korkma sözlerini söyle!

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 152)

وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ لِلّٰهِ مُخْلِصًا ٭ تَعِيشُ سَع۪يدًا صَادِقًا بِمُحَبَّت۪ى

Vaktin Abdülkadir'i ol, lillâh için ihlâs-ı etemmi kazan. Muhabbetimde sadık ve çalışmanda muhlis isen, maişetinde de mes'ud olursun.

İlm-i cifirle mânâsı:

"Ey Said! Sen, zamanın Abdülkadiri ol, ihlâs-ı tâmmı kazan, fakrınla beraber maişetini düşünme, nâstan minnet alma; ismin 'Said' olduğu gibi maişette de mes'ud olacaksın. Muhabbetimde sadık olduğundan ve ihlâsa çalıştığından, Hulusi gibi muhlis talebeler ve yardımcılar ve Süleyman, Bekir gibi sadık hizmetkârlar ve Sabri gibi tam takdir edici ve ciddi müştak talebeler size verilmiş."

اَنَا لِمُر۪يد۪ى حَافِظًا مَا يَخَافُهُ ٭ وَاَحْرُسُهُ ف۪ى كُلِّ شَرٍّ وَ فِتْنَةٍ

Ben müridimin muhafızıyım korktuğu şeylerden. Korurum havl ve izn-i İlâhî ile onu her fitne ve şerden.

İlm-i cifirle mânâsı:

"On dördüncü asırda 'el-Kürdî' lakabıyla yâdedilen Molla Said, benim müridimdir. O fitne ve belâ asrının her şer ve fitnesinden, Allah'ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun muhafızıyım."

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 153)

مُر۪يد۪ى اِذَا مَا كَانَ شَرْقًا وَ مَغْرِبًا ٭ اَغِثْهُ اِذَا مَا سَارَ ف۪ى اَىِّ بَلْدَةٍ

Müridim şark ve garbın ne zaman neresinde bulunsa; hangi beldeye seyr ü seyahate mecbur olsa havl ve kuvvet-i Rabbanî ile ona imdat ve istimdat ederim.

İlm-i cifirle mânâsı:

"O Gavs'ın müridi olan Said el-Kürdî, Rusya'da esaretle As-ya'nın şark-ı şimalîsinde ve ehl-i bid'anın eliyle Asya'nın garbına nefyolunarak kaldığı miktarca ve Sibirya taraflarından firar edip fevkalâde çok bilâdı seyr ü seyahat etmeye mecbur olduğu zaman,

— 888 —

Allah'ın izniyle, havl ve kuvvet-i Rabbânî ile ona imdat etmişim ve istimdadına yetişmişim."

فَيَا مُنْشِدًا نَظْم۪ى فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ ٭ فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ

Benim nazmımı, yani meslek ve meşrebimi ve mücahedatımı gösteren makalâtımı söyle, korkma! Muhakkak ki sen inayet-i İlâhiyenin hıfzındasın.

İlm-i cifirle mânâsı:

"Bediüzzaman Molla Said" namıyla yâd olunan ve evrad-ı muntazamasını okuyan müridine der ki: "Benim nazmımı, yani meslek ve meşrebimi ve mücahedatımı gösteren makalâtımı söyle. Yani, nazmımdan murad, senin risalelerin ve Sözlerin ve Mektubatındır."

فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ

Onu söyle, korkma.

"Bin üç yüz otuz ikide o Sözler ile mücahedeye başla. Sen inayet-i İlâhiyenin hıfzındasın."

مُنْشِدًا

Okuyan, söyleyen.

نَظْمِى

Nazmımı, makâlâtımı (yani, Risale-i Nurları)

كَلِمَاتُ سَع۪يدِ الْكُرْد۪ى

Said-i Kürdî'nin kelimatı; Risale-i Nur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 154)

فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ

Onu söyle! Korkma!

اَنَا لِمُر۪يد۪ى حَافِظًا

Allah'ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle müridimin muhafızıyım.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 155)

حَافِظْ

Hafız, muhafaza eden, Kur'an-ı Kerimi ezberleyen.

وَاَحْرُسُهُ ف۪ى كُلِّ شَرٍّ وَ فِتْنَةٍ

O fitne ve belâ asrının her şer ve fitnesinden, Allah'ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun muhafızıyım.

تَحْدِيثًا لِلنِّعْمَةِ

Nimeti zikrederek, anarak.

مُر۪يد۪ى اِذَا مَا كَانَ شَرْقًا وَ مَغْرِبًا ٭ اَغِثْهُ اِذَا مَا سَارَ ف۪ى اَىِّ بَلْدَةٍ
— 889 —

Doğuda, batıda ve hangi beldede olursa olsun, Allah'ın izniyle ve kuvvetiyle müridimin imdadına yetişirim.

اِذَا مَا كَانَ مُر۪يد۪ى اَس۪يرًا ف۪ى شَرْقٍ

Müridim, şarkta (doğuda, Rusya'da) esarette olduğu zaman...

مَا كَانَ مَغْرِبًا

Batıda iken.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 156)

مَغْرِبًا

Batı, garb. Güneşin battiği taraf..

كَانَ مَغْرِبًا

Batıda iken..

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 157)

"Şeyh Sa'di-i Şirâzî'nin Bostan'ından"

نِگَرْ تَا گُلِسْتَان مَعْنَا شُگُفْت ٭ بَرُو ه۪يچْ بُلْبُلْ چُن۪ينْ خُوشْ نَگُفْت
عَجَبْ گَرْ بِم۪يرَدْ چُنِينْ بُلْبُلِى ٭ كِه اَزْ اُسْتُخَوانَشْ نَرُويَدْ گُل۪ى

Meâli: Yani, "Gel, bak, güller bağı şeklinde hakikat gülleri açılmış. Böyle hakikat bahçesinde hiçbir bülbül, böyle şirin, hoş nağme etmemiştir. Nasıl oluyor ki, böyle bir bülbül öldükten sonra onun kemiklerinden güller açılmasın."

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

فَمُر۪يد۪ى اِذَا دَعَان۪ى بِشَرْقٍ اَوْ بِغَرْبٍ اَوْ غَارٍ فِى بَحْرِ طَام۪ى اَغِثْهُ

"Şarkta yahut Garpta yahut mağarada yahut dalgalı, azgın denizde beni çağırdığı vakit onun imdadına yetişeceğim."

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 158)

فَمُرِيدِى

Müridim

اِذَا

...ı zaman.

دَعَانِى بِغَرْبٍ

Batıda beni çağırdı.

Mecmuatü'l-Ahzab'ın ikinci cildinin 379'uncu sahifesinde Hazret-i Gavs'ın "Virdü'l-İşâ" namındaki münâcâtında şu fıkra var.

فَالْوَاصِلُ اِلٰى سَاحِلِ السَّلَامَةِ هُوَ السَّع۪يدُ الْمُقَرَّبُ
— 890 —

Kurtuluşa eren ve başkasını da selâmet sahiline ulaştıran kimse, (Allah'ın kendine yakın kıldığı) mutlu (saîd) kimsedir.)

وَ ذُو الْهَلَاكِ هُوَ الشَّقِىُّ الْمُبَعَّدُ وَ الْمُعَذَّبُ

Helâk olanlar ise, Allah'ın hayırdan uzaklaştırdığı azaba atılacak olan bedbaht (şâki) kimselerdir.

فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَ سَع۪يدٌ

O gün onlardan bedbaht (şakî) da, mutlu (saîd) olan da vardır. (Hûd Sûresi, 11:105)

فَالْوَاصِل

"Sözleriyle selâmete isal edici" Kurtuluşa eren ve başkasını da selâmet sahiline ulaştıran

اَلْمُقَرَّبُ

Allah'ın kendine yakın kıldığı mutlu (saîd) kimse

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 159)

فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ

Onlardan bedbaht (şakî) olan.

تَعِيشُ سَعِيدًا

İzzetli ve mes'ud yaşarsın.

ذُو الْهَلَاكِ هُوَ الشَّقِىُّ الْمُبَعَّدُ

Helâk olanlar ise, Allah'ın hayırdan uzaklaştırdığı azaba atılacak olan bedbaht (şâki) kimselerdir.

فَالْوَاصِلُ اِلٰى سَاحِلِ السَّلَامَةِ

Kurtuluşa eren ve başkasını da selâmet sahiline ulaştıran kimse, Allah'ın kendine yakın kıldığı mutlu (sâîd) kimsedir.

ذُو الْهَلَاكِ هُوَ الشَّقِىُّ الْمُبَعَّدُ وَ الْمُعَذَّبُ

Helâk olanlar ise, Allah'ın hayırdan uzaklaştırdığı azaba atılacak olan bedbaht (şâki) kimselerdir.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

Allah'a hamd olsun ki bu Rabbimin fazlındandır.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 160)

وِرْدُ الْعِشَاءِ

Yatsı virdi. Bu münacat ve dua, Şeyh Ahmed Ziyaeddin-i Gümüşhanevî'nin üç ciltlik bir duâ mecmuası olan Mecmuat-ul Ahzab eserinde geçmektedir.

— 891 —

Bu vird, Hz. Abdulkadir-i Geylani'ye aittir. Mecmuatü'l-Ahzab'ın ikinci cildinin 379'uncu sayfasındadır.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 162)

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ

Gaybı hiç kimse bilemez; onu ancak Allah bilir. (Neml Sûresi, 27:65)

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُعَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَدًا ٭ اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ

Görünmeyen âlemleri bilen Odur. O hiç kimseyi gaybdan açıkça haberdar etmez. Ancak peygamberlerden bildirmek istediği müstesnâdır. (Cin Sûresi, 72:26-27)

وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍ

Yaş ve kuru ne varsa ap açık bir kitapta yazılmıştır. (En'âm Sûresi, 6:59)

فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَ سَع۪يدٌ

O gün insanlardan şakîler ve saidler vardır. (Hûd Sûresi, 11:105)

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Hûd Sûresi, 11:112)

شَيَبَتْنِى سُورَةِ هُودٍ

Sure-i Hud beni ihtiyarlattı. (Tirmizî, Tefsîru Sûre 56:6.)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 163)

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Hûd Sûresi, 11:112)

اِسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. "Fâ-yı atıf hariç olarak.."

اِسْتَقِمْ

Dosdoğru ol.

وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

Rabbinin nimetini de yâd et. (Duhâ Sûresi, 93:11)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 164)

اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ

Şüphesiz Allah'a tâbi olan topluluk gerçek galiplerin tâ kendisidir. (Mâide Sûresi, 5:56)

— 892 —
تَوَسَّلْ بِنَا ف۪ى كُلِّ هَوْلٍ وَشِدَّةٍ ٭ اَغ۪يثُكَ فِى الْاَشْيَٓاءِ دَهْرًا بِهِمَّت۪ى

Âhirzamanın fitnelerine yetişip düştüğün zaman, benim dua ve himmetimi kendine vesile ve şefaatçi yap.

İlm-i cifirle mânâsı: "Yâ Said! Âhirzamanın fitnelerine yetişip düştüğün zaman, benim dua ve himmetimi kendine vesile ve şefaatçi yap. İnşaallah, senin herşeyinde ve her işinde uzun bir zamanda, yani tufûliyet zamanından, tâ ihtiyarlığın vaktinde işkenceli esaretine kadar, yani bin iki yüz doksan dörtten, tâ bin üç yüz kırk beş, belki altmış dörde, daha ziyade bir zamana kadar Allah'ın izniyle ve kuvvetiyle senin imdadına yetişeceğim."

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ى ظَاهِر۪ينَ عَلَى الْحَقِّ اِلٰى قِيَامِ السَّاعَةِ

Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar galibâne hak üzerine olacaktır. (Bu hadis-i şerif, hadîs kaynaklarında bu lâfızlarla rivayet edildiği gibi, aynı mânâyı ifade eden farklı lâfızlarla da rivayet edilmiştir. Buharî, İ'tisam: 10; Müslim, İman: 247, İmâre: 170, 173, 174; Ebu Davud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 27, 51; İbni Mâce, Mukaddime: 1, Fiten: 9; Müsned, 5:34, 269, 278, 279; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:449-450.)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 165)

رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا

Ey Rabbimiz! Unutur veya hatâya düşer de bir kusur işlediysek bizi onunla hesaba çekme. (Bakara Sûresi, 2:286)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 169)

تَقَبَّلَ اللّٰه

Allah makbul kılsın, kabul etsin.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 170)

سُبْحَانَ اللّٰه سُبْحَانَ اللّٰه

Allah bütün kusurlardan, noksan sıfatlardan, aczden ve şerikten münezzehtir.

اَلْحَمْدُ لِلّٰه اَلْحَمْدُ لِلّٰه

Bütün hamd, minnet ve şükürler Allah'a aittir.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 171)

اَللّٰهُ اَكْبَرْ اَللّٰهُ اَكْبَرْ

Allah en büyüktür (Akla gelebilecek her şeyden daha büyüktür).

لٰا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰه لٰا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰه

Allah'tan başka ilâh yoktur.

— 893 —
اَلْفُ اَلْفِ صَلَاةٍ وَ اَلْفُ اَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ

Milyon kere salât ile milyon kere selâm Senin üzerine olsun ey Allah'ın Resûlü.

اَلَمْ نَشْرَحْلَكَ صَدْرَكَ

Biz senin göğsüne genişlik vermedik mi? (İnşirah Sûresi, 94:1)

اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًّا

Gerçekten her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. (İnşirah Sûresi, 94:6)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 172)

اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ

Allah'ın yardımı geldiği zaman. (Nasr Sûresi: 1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 176)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 179)

اَلْفُ اَلْفِ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ى

Allah'a milyonlarca kez hamd olsun ki, bu Rabbimin bir ihsânıdır.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 181)

مُوتُوا قَبْلَ اَنْ تَمُوتُوا

Ölüm gelip çatmadan evvel, şehvanî ve nefsanî hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:29)

تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ

Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:310; Gazâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, 4:409 (Kitâbu't-Tefekkür); el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid,1:78)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 182)

اَلْحَمْدُ لِلّٰه هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

Allah'a hamd olsun. Bu Rabbimin ihsânıdır.

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَ اِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

Şüphesiz ki Kur'ân'ı Biz indirdik ve onu koruyacak olan da Biziz. (Hicr Sûresi, 15:9)

سِرًّا تَنَوَّرَتْ

Gizlice nurlanma.

— 894 —
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الرِّسَالَةِ النُّورِيَّةِ

Kur'ân güneşinin nurları hükmünde olan Risale-i Nur'u ihsan eden Allah'a hamd olsun.

اَلْمُؤَيَّدُ بِالدَّلَائِلِ الْعَقْلِيَّةِ وَ التَّسْل۪يمِيَّةِ

Akıl ve teslimiyetle ilgili delillerle desteklenmiş...

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 183)

وَ مَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَت۪ى٭ وَ لٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَت۪ى بِمُحَمَّدٍ

Ben sözlerimle Muhammed'i (a.s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum. (Hassan b. Sâbit (r.a.) ait bir sözdür. İbn-i Esir, el-Meselü's sair, 2/357; el- Kalkeşendî, Subhu'l Aşa, 2/321; İmam-ı Rabbanî, Mektubât, 1/58, 44. Mektub.)

وَ مَا مَدَحْتُ رِسَالَةَ النُّورِ بِمَقَالَت۪ى ٭ وَ لٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَت۪ى بِرِسَالَةِ النُّورِ

Ben sözlerimle Risale-i Nur'u övmüş olmadım; aslında sözlerimi Risale-i Nur'la övmüş ve güzelleştirmiş oldum.

اِسْتِشْفَاء

Şifâ dilemek.

اِسْتِشْفَاع

Şefaat istemek.

گَرْ نَه خَواه۪ى دَادْ نَه دَاد۪ى خَواهْ

Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 184)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ى...وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ الخ

Ey yer (suyunu) yut ... (Gemi) Cûdî dağına oturdu. (Hûd Sûresi, 11:44)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 185)

سِرًّا بَيَانَةً سِرًّا تَنَوَّرَتْ

Gizliden gizliye yanıp aydınlanıyor.

— 895 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 187)

عُلَمَٓاءُ اُمَّت۪ى كَاَنْبِيَٓاءِ بَن۪ٓى اِسْرَٓائي۪لَ

Ümmetimin âlimleri İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir. (Bu hadis-i şerif kaynaklarda haber-i meşhur olarak geçmektedir. el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ: 2:64; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 1:107)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 193)

اَلرَّاض۪ى بِالضَّرَرِ لَا يُنْظَرُ لَهُ

Zarara razı olana merhamet edilmez

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 195)

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ

Gaybı Allah'tan başkası bilemez.

وَ الْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَ الْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ

Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenler... (Âl-i İmrân Sûresi, 3:134)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 197)

يَسْتَحِبُونَّ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ

Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler. (İbrahim Sûresi, 14:3)

اَلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

Kendilerine nimet verdiklerinin... (Fâtiha Sûresi, 1:7)

لَا تَزَالُ طَٓائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ى ... حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪

Ümmetimden bir taife, Allah'ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar) hak üzere galip olacaktır. (Buhari, İ'tisam: 10; Müslim, İman: 247, İmâre: 170, 173, 174; Ebu Davud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 27, 51; İbni Mâce, Mukaddime: 1, Fiten: 9; Müsned, 5:34,269, 278, 279; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:449-450, 550)

وَالْعَصْرِ

Asra yemin olsun. (Asr Sûresi, 103:1)

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَ عَمِلوُا الصَّالِحَاتِ

İman edenler salih amel işleyenler müstesna. (Asr Sûresi, 103:3)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 201)

فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ

Muhakkak ki sen inayet gözüyle gözetilip korunmaktasın.

— 896 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 203)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ رَسَٓائِلِ النُّورِ

Risale-i Nur harflerinin sayısınca Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 204)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 205)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ بِعَدَدِ قَطَرَاتِ الْمَطَرِ ف۪ى لَيْلَةِ الرَّغَٓائِبِ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla. Regaib gecesindeki yağmur damlaları sayısınca size selam olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 206,208)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 207,210)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 211)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 215)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

— 897 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 218)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 219)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

Onlar Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Fakat Allah nurunu tamamlayacaktır -kâfirler isterse hoşlanmasınlar. (Saf Sûresi, 61:8)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 226)

مَا ازْدَدْتُ يَقِينًا

(Gayb perdesi açılsa) yakînim (şüphesizliğim) artmayacaktır. [Hz. Ali (r.a.)]

يَا مدْرِكًا

Ey (felâket asrına) ulaşan!

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 227)

كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ

Zamanın kâdirîsi ol. (Abdülkadir Geylânî ol!)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 228)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

رَحِمَهُ اللّٰهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ رَسَٓائِلِ الْمَكْتُوبَةِ و الْمَقْرُوئَةِ اٰم۪ينَ

Yazılan ve okunan Risale-i Nur harfleri sayısınca Allah'ın rahmeti Onun üzerine olsun! Amin.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 229)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

Onlara söyle ki: Allah'ın lütfuyla ve rahmetiyle -ancak bununla- ferahlansınlar. Bu, onların dünyada toplayıp durduklarından daha hayırlıdır. (Yûnus Sûresi, 10:58)

— 898 —

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 230)

الٓرٰ

Elif, Lam, Ra.

حٰمٓ

Ha, Mim.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 231)

وَ مَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَت۪ى ٭ وَ لٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَت۪ى بِمُحَمَّدٍ

Ben sözlerimle Muhammed'i (a.s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum. (Hassan b. Sâbit (r.a.) ait bir sözdür. İbn-i Esir, el-Meselü's sair, 2/357; el-Kalkeşendî, Subhu'l Aşa, 2/321; İmam-ı Rabbanî, Mektubât, 1/58, 44. Mektub.)

وَ مَا مَدَحْتُ الْقُرْاٰنَ بِكَلِمَات۪ى ٭ وَ لٰكِنْ مَدَحْتُ كَلِمَات۪ى بِالْقُرْاٰنِ

Yani, "Kur'ân'ın hakaik-i i'câzını ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim. Belki Kur'ân'ın güzel hakikatleri benim tabiratlarımı da güzelleştirdi, ulvîleştirdi."

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 235)

وَ هُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

O herşeye kâdirdir. (Hûd Sûresi, 11:4; Rum Sûresi, 30:50; Şûrâ Sûresi, 42:9; Mülk Sûresi, 67:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 238)

اَلْحَمْدُ لِلّٰه هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

Rabbimin bu ihsanından dolayı Allah'a hamd olsun.

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَاةً تَكُونُ لَكَ رِضَٓاءً وَ لِحَقِّه۪ اَدَٓاءً وَعَلٰٓى اٰلِه۪ وَ صَحْبِه۪ وَ سَلِّمْ تَسْل۪يمًا كَث۪يرًا اٰم۪ينَ

Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve âl ve ashabına Senin razı olacağın ve Onun lâyık ve müstehak olduğu bir rahmetle ve pek kesretli bir selâmetle salât ve selâm et. Âmin.

اَللّٰهُمَّ بِسِرِّ اسْمِكَ الْاَعْظَمِ اِجْعَلْ نَاشِرَ هٰذِهِ الرِّسَالَةِ مَظْهَرِ عِنَايَتِكَ وَ كَرَامَاتِ فُرْقَانِكَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ اٰم۪ينَ
— 899 —

Allah'ım, İsm-i Âzamın sırrı hakkına bu risâlenin nâşirini Furkânının inâyetlerinin ve kerâmetlerinin mazharı eyle. Amin, amin, amin.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 240)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 242)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

Seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik. (Enbiyâ Sûresi, 21:107)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 247)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerine olsun.

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

Seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik. (Enbiyâ Sûresi, 21:107)

رَحْمَةُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın rahmeti onun sonsuza dek, ebediyyen üzerine olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 248)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

— 900 —
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 250)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 251)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

سَقٰيهُمْ

Rableri onlara tertemiz bir içki içirir. (İnsan Sûresi, 76:21)

سَوْفَ تَرٰين۪ى

Sen de beni görürsün. (A'râf Sûresi, 7:143)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 252)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ

Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. (Bakara Sûresi, 2:163; Âl-i İmrân Sûresi, 3:2; Haşir Sûresi, 59:22)

قُلْ هُوَ اللّٰهُ

De ki: O Allah'tır. (İhlâs Sûresi, 112:1)

هُوَ
— 901 —

Hû (O, Allah)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 253)

هُوَ

Hû (O, Allah)

لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ

Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. (Bakara Sûresi, 2:163; Âl-i İmrân Sûresi, 3:2; Haşir Sûresi, 59:22)

قُلْ هُوَ اللّٰهُ

De ki: O Allah'tır. (İhlâs Sûresi, 112:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 254)

هُوَ

Hû (O, Allah)

لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ

Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. (Bakara Sûresi, 2:163; Âl-i İmrân Sûresi, 3:2; Haşir Sûresi, 59:22)

قُلْ هُوَ اللّٰهُ

De ki: O Allah'tır. (İhlâs Sûresi, 112:1)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 255)

لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ

Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. (Bakara Sûresi, 2:163; Âl-i İmrân Sûresi, 3:2; Haşir Sûresi, 59:22)

قُلْ هُوَ اللّٰهُ

De ki: O Allah'tır. (İhlâs Sûresi, 112:1)

هُوَ

Hû (O, Allah)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 256)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الخ

Allah göklerin ve yerin nurudur. (Nûr Sûresi, 24:35)

اِلٰه۪ٓى اَنْتَ رَبّ۪ى وَ اَنَا الْعَبْدُ ٭ وَ اَنْتَ الْخَالِقُ وَ اَنَا الْمَخْلُوقُ ٭ وَ اَنْتَ الرَّزَّاقُ وَ اَنَا الْمَرْزُوقُ ٭ الخ

İlâhî, Sen benim Rabbimsin; ben ise kulum. Sen Hâlıksın, ben ise mahlûk. Sen Rezzâksın, ben ise merzuk...

— 902 —
اَوْ كَظُلُمَاتٍ ف۪ى بَحْرٍ لُجِّىٍّ يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ اِذَٓا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَا وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ

Yahut onların amelleri, derin bir denizin karanlıklarına benzer ki, o denizi üst üste dalgalar kaplamış, dalgaları da bulutlar örtmüştür. Karanlıklar birbiri üstüne öylesine bastırmıştır ki, elini uzatsa onu dahi göremez olur. İşte, Allah'ın nur vermediği kimsenin nurdan hiçbir nasibi yoktur. (Nûr Sûresi, 24:40)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 258)

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَ الْاَرْضِ

Göklerin ve yerin Rabbi. (Duhân Sûresi, 44:7)

مُسَخِّرُ الشَّمْسِ وَ الْقَمَرِ

Güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi.

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ

Göklerin ve yerin Rabbi. (Duhân Sûresi, 44:7)

رَبُّ الْمَلٰٓئِكَةِ وَ الرُّوحِ

Meleklerin ve ruhun Rabbi.

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ

And olsunki dünya semâsını Biz kandillerle süsledik. (Mülk Sûresi, 67:5)

وَ سَخَّرَ الشَّمْسَ وَ الْقَمَرَ

Güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. (Ra'd Sûresi, 13:2)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 259)

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌعَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ

Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fanus içindedir. Cam fanus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya ait olmayan mübarek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile

— 903 —

ışık verecek kabiliyettedir. O nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. (Nûr Sûresi, 24:35)

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نُورِ الْاِيمَانِ وَاْلقُرْاٰنِ

İmânın ve Kur'ân'ın nurundan dolayı Allah'a hamd olsun.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 260)

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ

Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

نَعْبُدُ

Kulluk ederiz.

اَلْحَمْدُ لِلّٰه رَبُّ الْعَالَمِينَ

Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur. (Fâtiha Sûresi, 1:2)

اَشْهَدُ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ

Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Hz. Muhammed (a.s.m.) Allah'ın Resûlüdür.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 261)

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ

Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

نَعْبُدُ

Kulluk ederiz.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمْ

Ey insanlar, Rabbinize kulluk edin." (Bakara Sûresi, 2:21)

اِيَّاكَ نَعْبُدُ

Ancak Sana kulluk ederiz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

اِذَا ثَبَتَ الشَّيْءَ ثَبَتَ بِلَوَازِمِهِ

Birşey sabit olduğunda, bütün levazımatıyla birlikte sabit olur.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 262)

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نُورِ الْاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ

İman ve Kur'ân nurundan dolayı Allah'a hamd olsun.

نَعْبُدُ

Kulluk ederiz.

نَسْتَعِينُ

Yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

— 904 —
وَ اِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

Ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 266)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 267)

يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ

Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. (Furkan Sûresi, 25:70)

(Sikke-i Tasdîk-i Gaybî sh: 267)

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)