Mektubat
(Mektûbat: 5)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Ve sadece Ondan yardım diliyoruz.
Birinci Mektub
Birinci Mektub 1929 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 7)
Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da yaratan Odur. (Mülk Sûresi, 67:2)
(Mektûbat sh: 8)
De ki: İlim ancak Allah katındadır. (Mülk Sûresi, 67:26)
Gaybı Allah'tan başkası bilmez. (Neml Sûresi, 27:65; Tirmizi, Sevâbü'l-Kur'ân:7)
(Mektûbat sh: 9)
Gerçek ilim Allah katındadır.
Muhakkak ki yaz sıcağının şiddeti Cehennem sıcağındandır. (Buharî, Mevâkît: 9, 10; Müslim, Mesâcid: 180, 181; Ebû Dâvud, Salât: 4; Tirmizî, Mevâkît: 5; Nesâî, Mevâkît: 5)
(Allah) "Ol" deyince hemen oluverir. (Yâsin Sûresi, 36:82)
(Mektûbat sh: 11)
Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onlara kendilerini unutturdu. Onlar yoldan çıkmış kimselerin tâ kendisidir. (Haşir Sûresi, 59:19)
(Mektûbat sh: 12)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 13)
İkinci Mektub
İkinci Mektub 1930 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah'a aittir. (Yûnus Sûresi, 10:72; Hûd Sûresi, 11:29; Sebe Sûresi, 34:47)
Doğru yolda olan ve sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere tâbi olun. (Yâsin Sûresi, 36:21)
(Mektûbat sh: 14)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 15)
Üçüncü Mektub
Üçüncü Mektub 1930 yılında Barla'da Çam Dağında te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Yemin olsun gizlenen ve açığa çıkan yıldızlara. (Tekvîr Sûresi, 81:15-16)
(Mektûbat sh: 16)
Ay'a gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince, yaya benzeyen halini alıncaya kadar incelir. (Yâsin Sûresi, 36:39)
İşlerinde, akılların hayrette kaldığı Zât, her türlü kusurdan münezzehtir.
Kurumuş hurma dalının ince yaya benzeyen hali gibi. (Yâsin Sûresi, 36:39)
Üzerinde gezin ve Allah'ın verdiği rızıktan yiyin diye yeryüzünü sizin emrinize veren Odur. (Mülk Sûresi, 67:15)
Her türlü kusurdan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. (Zuhruf Sûresi, 43:13)
(Mektûbat sh: 18)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 19)
Dördüncü Mektub
Dördüncü Mektub 1930-31 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi sizin ve arkadaşlarınızın, hususan ... ilâ âhir, üzerine olsun.
Kime hikmet verilmişse, işte ona pek çok hayır verilmiştir. (Bakara Sûresi, 2:269)
(Mektûbat sh: 20)
"Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk.
Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk"
Tarik-i Nakşîde dört şeyi bırakmak lâzım: Hem dünyayı, hem nefis hesabına âhireti dahi maksud-u hakikî yapmamak, hem vücudunu unutmak, hem ucbe, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir.
«Der tarik-i aczmendî lâzım âmed çâr çiz. Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz.»
Ey aziz kardeşim! Allah'a karşı âcizlik ve ihtiyacını hissetme esasına dayanan bu yolda şu dört şey lazımdır: Sonsuz acz, sonsuz fakr, sonsuz şevk, sonsuz şükür.
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 22)
Beşinci Mektub
Beşinci Mektub 1930-31 yıllarında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 23)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 24)
Altıncı Mektub
Altıncı Mektub 1930-31 yıllarında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Gece ve gündüz devam ettikçe, devirler birbirini takip ettikçe, ay ve güneş durdukça iki kutup yıldızı karşılıklı bulundukça Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi de siz ikinizin ve kardeşlerinizin üzerine olsun.
(Mektûbat sh: 25)
Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)
Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur. (Tevbe Sûresi, 9:129)
O, "ben Senin Rabbin değil miyim?" dedi. Sen "Evet" dedin. "Evet" demenin şükrü nedir, bilir misin? Çok bela çekmektir. Bilir misin bela çekmenin sırrı nedir? Yani fakr u fena dergahındaki halkaya katılmaktır. (Dîvân-ı Kebîr, s. 157, Gazel 251)
(Mektûbat sh: 26)
İmân ve İslâmiyet nuru için Allah'a hamd olsun.
"Cenâb-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?" yani, "Onu bulan herşeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur" İbn-i Atâillah el-İskenderî, Şerhü'l-Hikemi'l-Atâiye, s. 208
Ne mutlu gariplere! (Keşf-ül Hafa: 887, Müslim, Îman: 232; Tirmizî, Îman: 13; İbni Mâce, Fiten: 15; Dârimî, Rikâk: 42; Müsned, 1:184, 398, 2:177, 222, 389, 4:73)
Semâ'ın ne olduğunu bilir misin? O, şahsî varlıktan vazgeçip; mutlak yokluk içinde bekâyı zevk etmektir.
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 27)
Yedinci Mektub
Yedinci Mektub 1930-31 yıllarında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi ebediyen, dâima üzerinize olsun.
(Mektûbat sh: 28)
Muhammed (asm) erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; o Allah'ın Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur. (Ahzâb Sûresi, 33:40)
Biz onu sana nikâhladık. (Ahzâb Sûresi, 33:37)
Tâ ki, evlâtlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmekte mü'minler için bir günah olmadığı anlaşılsın. (Ahzâb Sûresi, 33:37)
(Mektûbat sh: 29)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 30)
Sekizinci Mektub
Sekizinci Mektub 1930-31 yıllarında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Rahmân Allah. İnanan kullarına pek özel ikramları olan Rahîm Allah.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
(Mektûbat sh: 31)
En iyi koruyucu Allah'tır; merhametlilerin en merhametlisi de Odur. (Yûsuf Sûresi, 12:64)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 32)
Dokuzuncu Mektub
Dokuzuncu Mektub 1930 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 35)
Bu iman üzere yaşar, bu imanla ölür, yarın bu imanla diriliriz. (Mecmûatü'l-Ahzâb, el-Gümüşhânevî; Nakşibendî, Evrâd-ı Nakşibend: 7)
Peygamber olarak gönderdiğin kim varsa iman ettik; kitap olarak indirdiğin ne varsa iman ettik; ve bütün bunları tasdik ettik. (Mecmûatü'l-Ahzâb, el-Gümüşhânevî; Nakşibendî, Evrâd-ı Nakşibend: 7)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 36)
Onuncu Mektub
Onuncu Mektub, 1926-1934 yılları arasında, Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 37)
Gaybı Allah'dan başka kimse bilmez. (Neml Sûresinin 65. âyeti ve benzeri diğer âyetlerden iktibas..)
Gerçek ilim Allah katındadır.
(Mektûbat sh: 38)
De ki: İlim ancak Allah katındadır. (Mülk Sûresi, 67:26)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 39)
Onbirinci Mektub
Onbirnci Mektub 1926-1934 yıllarında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Muhakkak ki şeytanın hilesi pek zayıftır. (Nisâ Sûresi, 4:76)
(Mektûbat sh: 40)
Erkeğe iki kız hissesi vardır. (Nisâ Sûresi, 4:176)
Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiyâ Sûresi, 21:107)
Ölenin annesi için altıda bir hisse vardır. (Nisâ Sûresi, 4:11)
(Mektûbat sh: 41)
Ölenin annesi için altıda bir hisse vardır. (Nisâ Sûresi, 4:11)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 42)
Onikinci Mektub
Onikinci Mektub, 1926-1934 yılları arasında, Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Selâm, sizin ve arkadaşlarınızın üzerine olsun.
(Mektûbat sh: 45)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 46)
Onüçüncü Mektub
Onüçüncü Mektub 1929 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Selâm, doğru yola tâbi olanlara olsun. (Tâhâ Sûresi, 20:47)
Kınama ve azarlama ise nefsin heves ve arzularına tâbi olanlara olsun.
(Mektûbat sh: 48)
Öyle insanlarız ki, bir orta seviyemiz yoktur. Ya herşeyin üstünde, ya da kabirde oluruz.
(Mektûbat sh: 49)
Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım.
Dediler: Bizi buna eriştiren Allah'a hamd olsun; yoksa Allah hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden buna erişemezdik. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirdiler. (A'râf Sûresi, 7:43)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 50)
Ondördüncü Mektub
Te'lif edilmemiştir.
Onbeşinci Mektub
Onbeşinci Mektup, 1926-1934 yılları arasında Barla'da bulunduğu yıllardate'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 52)
Ey Sâriye, dağa dikkat et, dağa! (Taberî, Tarihü'l-Ümem ve'l-Mülûk, 2:380; Ebû Nuaym, ed-Delâil, 3:210,211; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:370; Süyûtî, Târihü'l-Hulefâ, s.128; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 7:131)
Allah dilemedikçe siz hiçbir şeyi dileyemezsiniz. (İnsan Sûresi, 76:30)
1- "Ne için Mısır'dan gelen gömleğinin kokusunu işittin de, yakınında bulunan Ken'an Kuyusundaki Yusuf'u görmedin?" 2- Cevaben demiş ki: "Bizim halimiz şimşekler gibidir; bazan görünür, bazan saklanır. 3- Bazı vakit olur ki, en yüksek mevkide oturup her tarafı görüyoruz gibi oluruz. Bazı vakitte de ayağımızın üstünü göremiyoruz."
(Mektûbat sh: 53)
Kader gelince göz kör olur. (Beyhakî, Şuabü'l-Îman, 1:233; Ayrıca bk. Müsned, 5:234; el-Heysemî, Mecmu'z-Zevâîd, 10:146; İbni Hacer, el-Metâlibü'l-Âliye, 3:234; el-Hâkim, Müstedrek, 2:405, 406)
"Yani: Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kâl etme. Çünki hem katil ve hem maktul ikisi de ehl-i Cennet'tirler."
Kim, bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir. (Mâide Sûresi, 5:32)
(Mektûbat sh: 55)
İslâm, Câhiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır. Müslüman olduktan sonra, Habeşli bi köle ile Kureyşli bir efendi arasında hiçbir fark yoktur. (Bu ibare, İslâmiyet öncesi câhiliye âdetlerine dönmekten men eden hadislerden iktibas edilmiştir. Bu mevzuda bir çok hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: "İslâm dini, kendinden önceki bâtıl olan fiil, hareket, âdet ve inanışları keser, kaldırır." Buharî, Ahkâm: 4, İmâra: 36, 37; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Tirmizî, Cihâd: 28, İlim: 16, Nesâî, Bey'a: 26; İbni Mâce, Cihad: 39; Müsned, 4:69, 70, 199, 204, 205, 5:381, 6:402, 403
(Mektûbat sh: 59)
Herşey helâk olup gidicidir -Ona bakan yüzü müstesnâ. (Kasas Sûresi, 28:88)
(Mektûbat sh: 60)
Herşey helâk olup gidicidir -Ona bakan yüzü müstesnâ. (Kasas Sûresi, 28:88)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 61)
Onaltıncı Mektub
Onaltıncı Mektup, 1930-31 yılları arasında Barla'da te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar onlara 'Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı; onlardan korkun' dedikleri zaman onların imanı ziyadeleşti ve 'Allah bize yeter; O ne güzel vekildir' dediler. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)
Ona (Firavuna) yumuşak bir dille söz söyleyin. (Tâhâ Sûresi, 20:44)
(Mektûbat sh: 62)
Gerçek hile, hilesizliktir.
(Mektûbat sh: 63)
"İslâm dini, kendinden önceki bâtıl olan fiil, hareket, âdet ve inanışları keser, kaldırır." Buharî, Ahkâm: 4, İmâra: 36, 37; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Tirmizî, Cihâd: 28, İlim: 16, Nesâî, Bey'a: 26; İbni Mâce, Cihad: 39; Müsned, 4:69, 70, 199, 204, 205, 5:381, 6:402, 403)
(Mektûbat sh: 65)
Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Muhakkak ki Allah kullarını hakkıyla görür. (Mü'min Sûresi, 40:44)
(Mektûbat sh: 66)
Rabbinin nimetini yâd et. (Duhâ Sûresi, 93:11)
(Mektûbat sh: 67)
Allah'a tevekkül ettik.
(Mektûbat sh: 68)
Allah'a tevekkül ettim (Hûd Sûresi, 11:56)
Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder. (Yûsuf Sûresi, 12:53)
(Mektûbat sh: 71)
Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez. (Bakara Sûresi, 2:286)
(Mektûbat sh: 72)
Onaltıncı Mektub'un Zeyli
Onaltıncı Mektub'un Zeyli, 1930-1931 yılları arasında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 74)
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.
(Mektûbat sh: 75)
Zilletle ele geçen âb-ı hayat, tıpkı Cehennem gibidir. İzzetle Cehennem ise, medar-ı iftihar bir menzilim olur. Dîvân-ü Antera, (Takdim ve şerh: Mecîd Tarrâd), 135
(Mektûbat sh: 76)
Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)
O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır! (Enfâl Sûresi, 8:40; Hac Sûresi, 22:78)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 77)
Onyedinci Mektub - Çocuk Ta'ziyenamesi
Onyedinci Mektub, 1930 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Sabredenleri müjdele. O sabredenler ki, başlarına bir musibet geldiği zaman 'Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz' derler. (Bakara Sûresi, 2:155-156)
Hüküm Allah'ındır. (Mü'min Sûresi, 40:12)
Ebediyen yaşlanmayacak olan çocuklar. (Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 76:19)
(Mektûbat sh: 78)
Ebediyen yaşlanmayacak olan çocuklar. (Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 76:19)
(Mektûbat sh: 79)
Hüküm Allah'ındır. (Mü'min Sûresi, 40:12)
(Mektûbat sh: 80)
Hüküm Allah'ındır. (Mü'min Sûresi, 40:12) Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz. (Bakara Sûresi, 2:155-156)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 81)
Onsekizinci Mektub
Onsekizinci Mektup, 1926-1934 yılları arasında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 84)
Varlıkların sabit birer hakikati vardır. (Ömer en-Nesefî, el-Akâid, 1)
Onun benzeri hiçbir şey yoktur. (Şûrâ Sûresi, 42:11)
Ondan başka hiçbir mevcut yoktur.
(Mektûbat sh: 85)
Varlıkların sabit birer hakikati vardır. (Ömer en-Nesefî, el-Akâid,1)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:8)
Allahım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Efendimize ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et.
(Mektûbat sh: 86)
O dilediğini dilediği gibi yapar. (Burûc Sûresi, 85:16; Hûd Sûresi, 11:107)
O her an bir tasarruftadır. (Rahmân Sûresi, 55:29)
En yüce misaller Allah içindir. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 87)
Sen 'Allah' de, sonra da bırak onları, daldıkları batakta oynayıp dursunlar. (En'âm Sûresi, 6:91)
Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:8)
Allahım! Kâinatın tılsımını bizlere açan Efendimize ve âl ve ashabına, yer ve gökler devam ettikçe, mevcudatın zerreleri adedince salât ve selâm et.
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 89)
Ondokuzuncu Mektub - Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.)Risalesi
Ondokuzuncu Mektub olan Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Risalesi, 1929 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla
Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah'ın Resulüdür. (Fetih Sûresi, 48:28-29)
(Mektûbat sh: 90)
Doğru söyledin.
(Mektûbat sh: 96)
Gaybı yalnız Allah bilir. (Neml Sûresi, 27:65; bk. Tirmizi, Sevâbü'l-Kur'ân: 7; Dârimî, Fedâilü'l-Kur'ân: 21)
Kim bilerek bana yalan isnad ederse (benden yalan bir şey haber verirse) Cehennem ateşindeki yerine hazırlansın. (Buharî, İlim: 38, Cenâiz: 33, Enbiyâ: 50, Edeb: 109; Müslim, Zühd: 72; Ebû Dâvud, İlim: 4; Tirmizî, Fiten: 70, İlim: 8, 13; Müsned, 1:70, 78, 2:159, 171, 3:13, 44, 4:47, 100, 5:292)
Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır? (Zümer Sûresi, 39:32)
Ona şefkatle muamele et ve onu güveneceği yere götür. (Müsned, 6:393; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:410; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 7:234)
(Mektûbat sh: 97)
Bir şeye sebep olan, onu işleyen gibidir. ["Hayrın yolunu gösteren, onu işleyen gibidir" (Feyzü'l- Kadîr, c.3, s. 537, hadîs no: 4250; Keşfü'l-Hafâ, c. 1, s. 399.) hadîsinden alınan bir ölçü.]
(Mektûbat sh: 98)
Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır. (Buharî, Fiten: 20; Sulh: 9; Fedâilu Ashâbi'n-Nebî: 22; Menâkıb: 25; Dârîmî, Sünnet: 12; Tirmizî, Menâkıb: 25; Nesâî, Cum'a: 27; Müsned, 5:38, 44, 49, 51)
Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:139, 140; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 7:138; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:414)
Ona Hav'eb köpekleri havlayacak. (Müsned, 6:52, 97; İbni Hibban, Sahih, 8:258, no: 6697; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:120)
(Mektûbat sh: 99)
"Benim Âl-i Beytim, benden sonra يَلْقَوْنَ قَتْلًا وَ تَشْر۪يدًا yani katle ve belâya ve nefye maruz kalacaklar."
(Mektûbat sh: 101)
Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer'in yolu üzere gidin. (Tirmizî, Menâkıb: 16, 37; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 5:382, 385, 399, 402)
(Mektûbat sh: 102)
Yeryüzü benim için büzülüp katlandı. Bana onun doğuları ve batıları gösterildi ve ümmetimin mülkü benim için katlanan yerlere kadar ulaşacaktır. (Yani şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet o kadar mülk zaptetmemiş). (Müslim, Fiten: 19, 20; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 14; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 4:123, 278, 284)
Burası Ebû Cehil'in katledileceği yer, burası Utbe'nin katledileceği yer, burası Ümeyye'nin katledileceği yer ve burası da falan ve falanın katledileceği yerlerdir. (Hadis-i bilmânâdır. Müslim, Cihad: 83, Cennet: 76; Ebû Dâvud, Cihad: 115; Nesâi, Cenâiz: 117; Müsned, 1:26, 3:219, 258.)
Revâha aldı, o da vuruldu. Sonra Câfer aldı, o da vuruldu. Ve sonra onu, Allah'ın kılıçlarından bir kılıç eline aldı... (Buharî, Mağâzî: 44; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:298)
Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır. (Müsned, 5:220, 221)
Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak. (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273)
(Mektûbat sh: 103)
Osman Mushaf okurken şehid edilecek. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:103)
Muhakkak ki Cenâb-ı Hak Osman'a halife gömleğini giydirecektir; fakat onlar bu gömleği çıkartmak isteyecekler. (bk. el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:100)
Senin yüzünden insanların, insanlar yüzünden de senin vay haline! (el-Askalânî, el-Metâlibü'l-Âliye, 4:21; el-Heysemî, Mecma'u'z-Zevâid, 2708; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:554)
Başa geçtiğin zaman affedici ol ve âdil davran. (el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 5:186; İbni Hacer, el-Metâlibü'l-Â'liye (tahkik: Abdurrahman el-A'zamî), no. 4085)
Abbasoğulları siyah bayraklarla çıkarlar ve öncekilerden çok uzun müddet saltanat sürerler. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:338; Müsned, 3:216-218; Beyhakî, Delâili'n-Nübüvve: 6:517)
(Mektûbat sh: 104)
Yaklaşmakta olan bir şerden vay Arapların haline! (Buharî, Fiten: 4, 28; Müslim, Fiten: 1; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 23; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 2:390, 39; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:108, 4:439, 483)
Sen daha çok yaşayacaksın ve ordunun başına geçeceksin. Sonunda; tâ ki, bir kısım milletler senden fayda görecekler, bir kısmı da zarar görecekler... (Buharî, Cenâiz: 36, Menâkıbü'l-Ensâr: 49, Ferâiz: 6; el-Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:209; A'liyyü'l-Karî, Şerhu'ş-Şifâ, 1:699; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliyâ, 1:94)
Sâkin ol! Zira senin üstünde bir peygamber, bir sıddık ve şehid vardır. (Buharî, Fedailü's-Sahâbe:5,7; Ebû Dâvud, Sünnet, 8; Tirmizî, Menakıb: 17, 18; Müsned, 3:112, 5:331; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450, 451 (verilen bu kaynaklarda "iki şehid" tabiri geçmektedir))
(Mektûbat sh: 105)
"Âl-i Beytimden, herkesten evvel vefat edip bana iltihak edeceksin" Buharî, Menâkıb: 25, Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 101; İbni Mâce, Cenâiz: 64; Müsned, 6:240, 282, 283; Kadî İyâz, eş-Şifâ, 1:340
Buradan çıkarılacak, tek başına yaşayacak ve tek başına öleceksin. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:345; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Aliyyü'l-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:700; el-Askalânî, el-Metâlibü'l-Â'liye, 4:116, no. 4109; İbni Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 5:8-9; el-Askalânî, el-İsabe: 4:64)
Rüyâmda ümmetimin gazilerini gördüm. Tahtlarına oturmuş padişahlar gibi denizde savaşarak yollarına devam ediyorlardı. (Buharî, Ta'bîr: 12; Cihad: 3, 8, 63, 75; İsti'zân, 41; Müslim, İmâret: 160, 161; Ebû Dâvud, Cihad: 9; Tirmizî, Fedâilü'l-Cihad: 15; Nesâî, Cihad: 40; İbni Mâce, Cihad: 10; Dârîmî, Cihad: 28; Muvatta', Cihad: 39; Müsned, 3:240, 264 ...; el-Elbânî, Sahîhu'l-Câmi'i's-Sağîr, 6:24, no: 6620; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:556)
"Sakif kabilesinden biri dâvâ-yı nübüvvet edecek ve biri hunhar zalim zuhur edecek" Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 229, Tirmizî, Fiten: 44, Menâkıb: 73; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450, 4:254
İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:422; Buharî, Târihü's-Sağîr, no. 139; Müsned, 4:335; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 6:218)
Eğer din, Ülker Takımyıldızında bile olsaydı, Fars'tan bazı kimseler ona ulaşıp alabileceklerdi. (Buharî, Tefsir: 62; Tirmizî, 47. sûrenin tefsiri: 3)
(Mektûbat sh: 106)
Kureyş'in âlimi yeryüzünün tabakalarını ilimle dolduracaktır. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:53, 54)
Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İçlerinden birisi fırka-i nâciyedir. 'Onlar kimdir?' dediler. Buyurdu ki: Bana ve Ashabıma tâbi olanlardır. (Ebû Dâvud, Sünnet: 1; İbni Mâce, Fiten: 17; Tirmizî, Îmân: 18; Müsned, 2:232, 3:120, 148; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:679)
Kaderiye fırkası, bu ümmetin mecûsîleridir. (4:150; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:85; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Süyûti, el-Fethu'l-Kebîr, 3:23; Müsned, 2:86, 125, 5:406)
Onların bir lâkabı vardır ki, onlara Rafizî denilir. (Müsned, 1:103)
(Mektûbat sh: 107)
"Ne vakit size Fars ve Rum kızları hizmet etti; o vakit belânız, fitneniz içinize girecek, harbiniz dahilî olacak, şerirleriniz başa geçip hayırlılar ve iyilerinize musallat olacaklar" (Tirmizî (tahkik: Ahmed Şâkir), no. 2262; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 10:232, 23 ; Kadı İyaz, Şifa, 1:237)
"Hayber Kal'asının fethi Ali'nin eliyle olacak."
(Buharî, Cihad: 102,143, el-Mağâzî: 38; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 34, 35; Müsned, 2:484, 5:333; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 4:205)
Müslümanlardan aynı dâvâya sahip iki büyük topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. (Müslim, Fiten: 4; İbni Hibban, Sahih, 8:259; Ali el-Karî, Şerhu'ş-Şifâ, 1:704; el-Elbânî, Sahi-hü'l-Câmî, 6:174, no. 7294)
(Mektûbat sh: 108)
"Bâği bir taife Ammâr'ı katledecek." Buharî, Salât, 63; Müslim, Fiten: 70, 72, 73; Tirmizî, Menâkıb: 34; Müsned, 2:161, 164, 206, 3:5, 22, 28, 91, 4:197, 199, 5:215, 306, 307, 6:289, 300, 311, 315; Kettânî, Nazmü'l-Mütenâsir, 126; İbni Hibban, Sahih, 8:260; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:155, 3:191, 397; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:339; es-Sâ'âtî, el-Fethü'r-Rabbânî, 23:142
"Hazret-i Ömer sağ kaldıkça içinizde fitneler zuhur etmez." (Buharî, Mevâkît, 4; Menâkıb: 25, Fiten: 22; Müslim, Îmân: 231, Fiten: 27; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 5:401, 405)
Yâ Ömer! Gün gelir, bu adam seni sevindirecek bir duruma gelir. (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:704; el-Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:218; el-Askalânî, el-İsâbe, 2:93-94; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:282)
"Kisrânın iki bileziğini giyeceksin." Kisra'nın iki bileziğini taktığın zaman nasıl olacaksın bilir misin?" (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:703, el-Askalânî, el-İsâbe, no. 3115)
Bu iki bileziği Kisrâ'dan alıp Sürâka'ya giydiren Allah'a hamd olsun. (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:703, el-Askalânî, el-İsâbe, no. 3115; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344)
"Kisrâ-yı Fars gittikten sonra daha kisrâ çıkmayacak." (Buharî, İmân: 31; Müslim, Fiten: 76; Tirmizî, Fiten: 41; Müsned, 2:233, 240, 5:92, 99; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:337; el-Mubârekforî, Tuhfetü'l-Ahvezî, 6:462, 663 Buharî, İmân: 31; Müslim, Fiten: 76; Tirmizî, Fiten: 41; Müsned, 2:233, 240, 5:92, 99; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:337; el-Mubârekforî, Tuhfetü'l-Ahvezî, 6:462, 663)
(Mektûbat sh: 109)
Allah'ın bir iti onu yiyecek. (el-Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:139; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:664)
(Mektûbat sh: 110)
Birinizin dişi, Cehennemde Uhud Dağından daha büyük olacaktır. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 4:342, el-Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:203; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:289-290, 8:290; Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, 3:103)
(Mektûbat sh: 111)
Onu yabânî öküz avlarken bulacaksın. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:218; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:704; İbnü'l-Kayyım, Zâdü'l-Meâd, 5:538-539; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:519; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 4:30)
İçinizde Arap olmayan milletlerin çoğalacağı günler yakındır. Onlar sizin gelirlerinizi ve herşeyinizi gözünüz önünde yiyecekler ve ensenize vuracaklar. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:341; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:194; Aliyyü'l-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:692; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 7:310; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:519; Müsned, 2:288, 296, 304, 324, 377, 520, 4:66, 5:38)
Ümmetimin helâki, Kureyş'in birkaç küçük gencinin (sefihlerinin) elleriyle olacak. (Buharî, Menâkıb: 25; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:479, 527, 572; Müsned, 2:288, 296, 301, 304, 324, 377, 520, 536, 4:66, 5:38; İbni Hibban, Sahih, 8:215, 252)
"Bundan sonra onlar bana değil, belki ben onlara hücum edeceğim." (Buharî, Meğâzî: 29; Müsned, 4:262, 6:394; İbni Hibban, Sahih, 6:272)
(Mektûbat sh: 112)
Allah bir kulunu serbest bıraktı. O da, Allah katındakini seçti. (Buharî, Menâkıbu'l-Ensâr: 45; Salât: 80, Fedâilü's-Sahâbe: 3; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 2; Tirmizî, Menâkıb: 15; Ebû Dâvud, Mukaddime: 14; Müsned, 3:18, 478, 4:211, 5:139; İbni Hibban, Sahih, 8:200, 9:58)
Onun bir uzvu kendisinden önce Cennete gider. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:702; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:214; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 9:398; Askâlânî, el-Metâlibü'l-Âliye, 4:91, no. 4047)
(Mektûbat sh: 113)
Allah'a hamd olsun. Bu Rabbimin ihsânıdır.
"Onar onar halka olunuz."
(Mektûbat sh: 114)
Ensar'ın ileri gelenlerinden otuz kişi çağır.
Altmış kişi çağır.
Yetmiş kişi çağır.
(Mektûbat sh: 115)
"Eğer kile ile tecrübe etmeseydiniz, hayatınızca size yeterdi." (Müslim, Fedâil: 3, no. 2281; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:114)
(Mektûbat sh: 118)
"Birşey var mı?"
Getirdiğin şeyi al götür. Onu tut muhafaza et ve boşaltma. (Tirmizî, Menâkıb: 47, no. 3839; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:110 (muhtelif tariklerle); Müsned, 2:352; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:295; es-Sâ'âtî, el-Fethü'r-Rabbânî, 22:56; Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, 3:191 no. 5933)
Geriye seninle ben kaldık, iç. (Buharî, Rikâk: 17; Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme: 36, no. 2477; Müsned, 2:515; Tirmizî (tahkik: Ahmed Şâkir), no. 2479; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:15; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:296)
(Mektûbat sh: 119)
Kim bilerek bana yalan isnad ederse (benden yalan bir şey haber verirse) Cehennem ateşindeki yerini hazırlasın. (Buharî, İlim: 39; Cenâiz: 33; Enbiyâ: 50; Edeb: 109; Müslim, Zühd: 72; Ebû Dâvud, İlim: 4; Tirmizî, Fiten: 70, İlim: 8, 13; Tefsir: 1; Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 4; Dârîmî, Mukaddime: 25, 46; Müsned, 1:70, 78)
(Mektûbat sh: 120)
Allah onları bol hayırla mükâfatlandırsın.
(Mektûbat sh: 121)
"Abdest almak için nida et"
Yani, kafilenin büyük teştini (tekne) getir.
(Mektûbat sh: 122)
Bu eser-i mu'cize olan mübarek su devam edip, buraları bağa çevirecek; ömrün varsa göreceksin.
(Mektûbat sh: 123)
"Kırbanı sakla, onun büyük işi var."
Allahım, suyun damlaları adedince Ona ve âline salât ve selâm eyle!
Senin suyundan almadık, belki Cenab-ı Hak bize hazinesinden su içirdi.
(Mektûbat sh: 124)
Sizi temizlemek için üzerinize gökten yağmur indirmişti. (Enfâl Sûresi, 8:11)
(Mektûbat sh: 125)
Ey Rabbim, bana öyle bir mu'cize göster ki, bundan böyle beni yalanlayanlara aldırmayayım. (İbni Mâce, Fiten: 23, no. 4028; Dârîmî, Mukaddime: 3; Müsned, 1:223, 3:113, 4:177; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:302; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:620; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 9:10; el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, 2:354)
Nereye gidiyorsun?
(Mektûbat sh: 126)
"Ondan daha iyi bir hayr istemiyor musun?"
Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Onun bir olduğuna, hiçbir şeriki bulunmadığına ve Muhammed'in, Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet etmendir.
Şu Semure ağacı, şu esmer ağaç..
Şu ağaca, 'Resulullah seni çağırıyor' de.
Selâm sana ey Allah'ın Resûlü!
(Allah'ın izniyle) "Üstüme birleşiniz."
(Mektûbat sh: 127)
"Ey Cabir! Şu ağaca söyle: Resülullah arkanızda def'i hâcet yapmak için arkadaşınla bir araya gelmeni istiyor." Müslim, Zühd. 74,4: 2306)
Ağaç veya taş gibi birşeyler görüyor musun?
Git ve ağaçlara de ki: "Resulullah'ın haceti için birleşiniz" ve taşlara da de: "Duvar gibi toplanınız."
Onlara söyle, ayrılsınlar.
(Mektûbat sh: 128)
O ağaç, Cenab-ı Hak'tan istedi ki, bana selâm etsin.
Bizim beyinsizimiz ise Allah hakkında yalan yanlış şeyler söylüyor. (Cin Sûresi, 72:4)
"Ben bu ağacın şu dalını çağırsam, yanıma gelse, benim Resülullah olduğuma iman edecek misin?"
(Mektûbat sh: 129)
Kuru hurma direğinin inlemesi.
(Mektûbat sh: 130)
Kuru hurma kütüğü..
Onun mevkiinde okunan zikir ve hutbedeki zikr-i İlâhînin iftirakındandır ağlaması.
"Ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resulullahın iftirakından kıyamete kadar böyle ağlaması devam edecekti."
İstersen seni eski yerine nakledeyim. Orada kök salar, büyüyüp gelişirsin, yaprakların tazelenir ve defalarca meyve verirsin. Eğer Cenneti istersen seni Cennette dikeyim; orada meyvelerinden Allah'ın sevgili kulları yer.
"Cennette beni dik ki, benim meyvelerimden, Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları yesin. Hem bir mekân ki, orada bekà bulup, çürümek yoktur."
Öyle yaptım.
(Mektûbat sh: 131)
Bâki olan âhireti fâni dünyaya tercih etti.
(Mektûbat sh: 133)
Selâm sana ey Allah'ın Resûlü!
Şüphesiz bana selâm veren bir taş biliyorum. (Müslim, Fedâil: 2; Tirmizî, Menâkıb: 5; Müsned, 5:89, 95, 105; İbni Hibban, Sahih, 8:139)
Cebrâil bana vahiy getirmeye başladıktan sonra hangi taşın ve hangi ağacın yanından geçsem, bana mutlaka 'Esselâmü aleyke yâ Resulallah' derlerdi. (Kadı İyâz, eş-Şifâ, 1:307; Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:71; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 8:259)
Yâ Rabbi! Bu benim amcamdır ve babamızın öz kardeşidir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Ben abâmla onların üzerlerini örttüğüm gibi, sen de onları örterek ateşten koru. (Beyhâkî, Delâilü'n-Nübüvve, 6:71)
(Mektûbat sh: 134)
Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid var.
Ey Allahın Resulü bana gel. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:308; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:75)
Onlar Allah'ın kudret ve azametini hakkıyla bilemediler. Halbuki kıyamet gününde yeryüzü bütünüyle Onun tasarrufundadır; gökler de Onun kudretiyle dürülmüştür. (Zümer Sûresi, 39:67)
Cebbâr olan Allah kendini tâzîm ediyor ve buyuruyor ki: Cebbar Benim, Cebbar Benim; herşeyden büyük ve herşeyden yüce olan Benim.
(Mektûbat sh: 135)
Hak geldi, bâtıl yok oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir. (İsrâ Sûresi, 17:81)
Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17)
(Mektûbat sh: 136)
Bu yüzler kahrolsun.
Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17)
Ellerinizi çekin. (kaldırın) Yani, pişirilen keçi bana der ki: "Ben zehirliyim."
(Mektûbat sh: 137)
Allah'ın adıyla.
(Mektûbat sh: 138)
"Ben öyle bir zâtın hafidiyim ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onun çıkmış gözünü yerine koyup, birden şifa buldu. En güzel göz o olmuş."
(Mektûbat sh: 139)
Şimdi git, abdest al. Sonra iki rekât namaz kıl ve de ki: 'Allah'ım! Hâcetimi sana arz ediyor ve nebiyy-i rahmet olan Peygamberin Muhammed ile Sana teveccüh ediyorum. Yâ Muhammed! Gözümden perdeyi kaldırması için Senin Rabbine Seninle teveccüh ediyorum. Allahım, onu bana şefaatçi kıl.' (bk. Tirmizî, Deavât: 118; İbni Mâce, İkame: 189; Müsned: 4-138)
(Mektûbat sh: 140)
Attığın zaman da sen atmadın... (Enfâl Sûresi, 8:17)
Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)
(Mektûbat sh: 141)
Allah'ım ona şifa ver.
(Mektûbat sh: 142)
Sen Allah'ın Resulüsün.
Senin Allah Resulü olduğuna şehadet ederim.
Allahım, onun yerden izini kes.
(Mektûbat sh: 144)
Allahım, İslâmiyeti Ömer ibni'l-Hattâb veya Amr ibni'l-Hişâm (Ebû Cehil) ile aziz eyle.
Allahım! Onu dinde fakîh kıl ve ona tefsir ilmini öğret. (Buharî, Vudû': 10, İlim: 17, Fedâilü'l-Eshâb: 24; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 138; İbni Hibban, Sahih, 9:98; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:327; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:661; Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:130; İbnü'l-Esîr, Câmiu'l-Usûl, 9:63; Müsned, 1:264, 314, 328, 330; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:534)
Allahım! Onun malını ve evlâdını çoğalt. Ve ona ihsan ettiğin nimetlere bereket ver.
(Mektûbat sh: 145)
Allahım, onun duasını kabul eyle. (Tirmizî, Menâkıb: 27, no. 3751; İbn-i Hibbân, Sahih, no. 12215; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:499; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliyâ, 1:93, Ebû Nuaym, Delâilü'n-Nübüvve, 3:206; el-Elbânî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, 3:251, no. 6116; el-Mubârekforî, Tuhfetü'l-Ahvezî, 10:253-254, no. 3835; Ahmed ibni Hanbel, Fedâilü's-Sahâbe, 2:750, no. 1038; İbnü'l-Esîr, Câmi'u'l-Usûl, 10:16, no. 6535)
Allah onun yüzünü ak etsin. Allahım, onun tenini ve saçını mübarek kıl.
"Şerefimiz göğe çıktı, biz daha üstüne çıkmak istiyoruz!"
Yani: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm latife olarak dedi: "Gökten öbür tarafa nereyi istiyorsun ki, şiirinde orayı niyet ediyorsun?"
Nâbiga dedi: "Göklerin fevkinde Cennet'e gitmek istiyoruz."
Yani, "Senin ağzın bozulmasın."
(Mektûbat sh: 146)
"Ya Rab! Soğuk ve sıcağın zahmetini ona gösterme."
"Açlık elemini ona verme."
Allahım, onu nurlandır.
"Yâ Rab! Nasıl mektubumu paraladı, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et."
(Mektûbat sh: 147)
Yani: "Yâ Rab! Ona bir itini musallat et."
Allahım, Muhallim'i affetme.
"Sağ elinle ye."
(Mektûbat sh: 148)
"Sağ elimle yapamıyorum."
Yapamayasın! "Kaldıramayacaksın."
(Mektûbat sh: 151)
Yani, doru atın alnındaki beyaz gibi.
(Mektûbat sh: 154)
Yani: "Senin atın sarsmadan, gayet çabuktur."
(Mektûbat sh: 155)
Buyrun! Emredin.
Yani: "Eğer alâmetleri, onun kadrine muvafık derecesinde azametini ve makbuliyetini gösterse idiler; değil yeni ölmüşler, belki onun ismiyle, çürümüş kemikler de ihya edilebilirdi."
Muhammed Allah'ın Resulüdür. Ebû Bekir Sıddıktır. Ömer şehiddir. Osman ise, şefkatli ve iyilikseverdir. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:649; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 6:157-158)
(Mektûbat sh: 156)
Susunuz, susunuz!..
Muhammed Allah'ın Resûlüdür, Selâm sana ey Allah'ın Resûlü!
"İman, İslâm, ihsan nedir? Tarif et."
(Mektûbat sh: 158)
Allah seni insanlardan koruyacaktır. (Mâide Sûresi, 5:67)
(Mektûbat sh: 159)
Üzülme! Allah bizimle beraberdir.
Allahım! Dilediğin bir şeyle beni ondan kurtar.
(Mektûbat sh: 160)
Biz onların boyunlarına öyle halkalar geçirdik ki, çenelerine kadar dayanır da hakka boyun eğmezler. Bir de önlerine bir sed, arkalarına bir sed çekip gözlerini kapattık; artık hakkı görmezler. (Yâsin Sûresi, 36:8-9)
Elleri kurusun Ebû Leheb'in! (Tebbet Sûresi, 111:1)
Odun hammalı. (Tebbet Sûresi, 111:4)
(Mektûbat sh: 161)
Allah seni insanlardan koruyacaktır. (Mâide Sûresi, 5:67)
Ey insanlar! Dağılın. Benim Rabbim azze ve celle beni hıfzediyor."
(Mektûbat sh: 162)
De ki: Getiriniz ve okuyunuz eğer doğru sözlü iseniz. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:93)
"De ki: Tevrat'ınızı getiriniz, okuyunuz. Geliniz çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı alıp, Cenâb-ı Hakkın dergâhına el açıp, yalancılar aleyhinde lânetle dua edeceğiz" Âl-i İmrân Sûresi, 3:61
(Mektûbat sh: 164)
Bir peygamberin zuhuru yakındır. Burası da onun hicret yeridir. (Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 1:367, 2:526, 6:240-249; el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, 11:401, 12:390-408; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:364; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739-743; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:240)
Vallahi İbn-i Heyban'ın haber verdiği zât budur.
(Mektûbat sh: 165)
Allahım! Fetretten sonra bize Sünneti ihyâ edecek olan zâtı gönder. (Yusuf Nebhânî, Hüccetullah ale'l-Âlemîn, 104, 115)
Yani: "Ben gidiyorum, tâ size Faraklit gelsin!" Yani, Ahmed gelsin.
"Ben Rabbimden; hakkı bâtıldan farkeden bir peygamberi istiyorum ki, ebede kadar beraberinizde bulunsun.
Hak ile bâtılın arasını ayıran.
"Hazret-i İsmail'in vâlidesi olan Hacer, evlâd sahibesi olacak ve onun evlâdından öyle birisi çıkacak ki, o veledin eli, umumun fevkinde olacak ve umumun eli huşu' ve itaatle ona açılacak."
Allah (c.c.): Ya Musa dedi.. "Benî İsrail'in kardeşleri olan Benî İsmail'den senin gibi birini göndereceğim. Ben sözümü onun ağzına koyacağım, benim vahyimle konuşacak. Onu kabul etmeyene azab vereceğim."
(Mektûbat sh: 166)
Mûsâ dedi ki: 'Ey Rabbim, ben Tevrat'ta, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmak için çıkarılmış, Allah'a iman eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm. Onu benim ümmetim yap.' Allah buyurdu ki: 'O, Muhammed ümmetidir.' (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:746; Yusuf Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 107-118; Tevrat, Eş'ıyâ, Ishah, 42)
Yâ Davud! Senden sonra, Ahmed, Muhammed, Sâdık ve Seyyid olarak anılacak bir peygamber gelecek. Onun ümmeti Allah'ın rahmetine mazhar olacak. (Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:353; Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, 1:18; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:326; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 122)
Ey Peygamber! Muhakkak ki Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir sakındırıcı ve ümmîler için bir dayanak olarak gönderdik. Sen Benim kulumsun ve Resûlümsün sana "Mütevekkil" ismini verdim. Sen ne katı kalbli, ne huysuz ve ne de sokaklarda böbürlenerek yürüyen biri değilsin. Sen kötülüğe kötülükle de karşılık vermezsin. Sen affeden ve bağışlayan bir peygambersin. Eğriliğe girmiş olan halk onunla yolunu doğrultuncaya ve 'Lâilâhe İllallâh' deyinceye kadar Allah o peygamberin ruhunu almaz. (Buharî, Büyû': 5; Burhâneddin Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:346; Dârîmî, Mukaddime: 2; Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, 1:17; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:326; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 105, 135; el-Acurrî, eş-Şerî'a, 444, 452; Kastalânî, el-Mevâhibü'l-Ledünniye, 6:192)
(Mektûbat sh: 167)
Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Mekke Onun doğum yeri, Medine hicret yeri, Şam Onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir. (Dârîmî, Mukaddime: 2; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:346-351; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 116; Ebû Nuaym, Delâilü'n-Nübüvve, 1:72
Sen benim kulum ve Resûlümsün. Sana Mütevekkil ismini verdim. (Buharî, Büyû': 5; Burhâneddin Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:346; Dârîmî, Mukaddime: 2; Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, 1:17; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:326; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 105, 135; el-Acurrî, eş-Şerî'a, 444, 452; Kastalânî, el-Mevâhibü'l-Ledünniye, 6:192)
Seçkin kulum, ne katı kalpli ne de huysuz ve geçimsiz biridir. (Dârîmî, Mukaddime: 2; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 105, 119; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739)
Onun demirden bir asâsı, yani kılıcı olacak ve onunla savaşacak. Ümmeti de onun gibi olacak. (Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 99, 114)
Onların İncil'deki vasıfları da şöyledir: Filizini çıkarmış, sonra git gide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzerler ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah'ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak içindir. (Fetih Sûresi, 48:29)
(Mektûbat sh: 168)
Onların Tevrat'taki vasıfları budur. (Fetih Sûresi, 48:29)
(Mektûbat sh: 170)
"Kütüb-ü enbiyada, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Muhammed, Ahmed, Muhtar mânâsında Süryânî ve İbrânî isimleri var."
Hazret-i Şuayb'ın suhufunda Muhammed manasında.
Tevrat'ta Muhammed manasında,
Nebiyy-ül Haram manasında.
Zebur'da (seçilmiş) ismiyle müsemmadır.
Tevrat'ta.
Tevrat'ta ve Zebur'da.
Suhuf-u İbrahim ve Tevrat'ta.
Tevrat'ta.
Benim ismim Kur'ân'da Muhammed, İncil'de Ahmed, Tevrat'ta Ahyed'dir. (Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 108, 112; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:353; el-Envârü'l-Muhammediyye mine'l-Mevâhibü'l-Ledünniyye, s. 143 (İbn-i Abbas'dan r.a rivayet olunmuştur)
Yani "seyf ve asâ sahibi."
"Tac" sahibi. Tâc, imame yani sarık demektir. Kat'î olarak "Resul-i Ekrem" (Aleyhissalâtü Vesselâm) demektir.
veyahut
İncil tefsirlerinde, "Hak ve bâtılı birbirinden tefrik eden hakperest."
(Mektûbat sh: 171)
Hani Meryem oğlu İsa 'Ey İsrailoğulları,' demişti. 'Ben, daha önce indirilen Tevrat'ı doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmed isminde bir peygamberi müjdelemek üzere size Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim.' (Saf Sûresi, 61:6)
Onun ümmeti, hamd edici kimselerdir. (Dârîmî, Mukaddime: 2)
Bir oğlan,
İbrahim neslinden ola
Peygamber ola,
Yalancı olmaya,
Onun
mevlidi Mekke ola,
sâlihlikle gelmiş ola,
Onun mübarek adı
Ahmed Muhammed ola.
Ona uyanlar,
Bu cihan ıssı olalar.
dahi, ol cihan ıssı ola.
(Mektûbat sh: 172)
"Ben Ahmed'in (A.S.M.) risaletini tasdik ediyorum. Ben onun zamanına yetişseydim, ona vezir ve ammizade olurdum." (Yani, Ali gibi ona fedai bir hâdim olurdum.)
(Mektûbat sh: 173)
Gönderilenlerin ve peygamberlerin en hayırlısı olarak Ahmed'i (a.s.m.) bize gönderdi. Kàfileler onun için yollara düştükçe ve bu teşvik edildikçe Allah ona rahmet eylesin. (Süyûtî, el-Fethu'l-Kebîr, 2:133; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:230; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:363; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:740; Taberanî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, 12:1254; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:101; Ebû Nuaym, Delâilü'n-Nübüvve, 1:105.)
"Füc'eten, Muhammed-ün Nebi gelecek, doğru haberleri verecek."
Yani: "Hicaz'da bir çocuk dünyaya gelir. Onun iki omuzu arasında hâtem gibi bir nişan var. İşte o çocuk umum insanlara imam olacak!" Sonra gizli Abdülmuttalib'i çağırmış, "O çocuğun ceddi de sensin"
Müjde, ya Muhammed (a.s.m.). Ben şehadet ederim ki, beklenen ve İsa'nın (a.s.) müjdelediği peygamber sensin. Yani: "Telaş etme, o halet vahiydir. Sana müjde! İntizar edilen Nebi sensin! İsa, seninle müjde vermiş."
(Mektûbat sh: 174)
Yani: Allah'a yemin olsun ki, Seni hak ile gönderdi. "Ben senin sıfatını İncil'de gördüm, iman ettim. İbn-i Meryem, İncil'de senin geleceğini müjde etmiş."
Yani: "Keşki şu saltanata bedel Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hizmetkârı olsaydım. O hizmetkârlık, saltanatın pek fevkindedir."
(Mektûbat sh: 175)
Allah, Osman'a, ona söylediğim bir sözle hidâyet nasip etti. Hakka eriştiren ancak Allah'tır. (Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:258)
Ey Zeyâb, ey Zeyâb! Acaibin en acibine kulak ver: Muhammed kitapla gönderildi; Mekke ahalisini çağırıyor, ama onu dinlemiyorlar. (Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:335-337; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:358; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 181)
Hak geldi, nur saçtı. Bâtıl ise, mahvoldu, kökü kazındı. (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:748; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:252)
(Mektûbat sh: 176)
Şu gönderilen Peygamber, indirilmiş hak bir kitap getirdi. (Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:255; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:325; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:337; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:242; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:747; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:252-271)
Yani: "Muhammed gelmeden evvel bana ibadet ediliyordu, şimdi Muhammed'in beyanı gelmiş; daha o dalalet olamaz."
Hazret-i Ömer, İslâmiyetten evvel saneme kesilen bir kurbandan böyle işitmiş:
Ey kurban kesenler! Mühim bir iş var, bir adam fasih bir lisanla 'Lâ ilâhe illâllah' diyor. (Buharî, Menâkıbü'l-Ensâr: 35; es-Sâ'âtî, el-Fethü'r-Rabbânî, 20:2030)
Muhammed, ıslah edici ve emîndir.
(Mektûbat sh: 177)
Görmedin mi (Rabbin, Allah) fil ashabına ne yaptı!
(Mektûbat sh: 179)
Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)
(Mektûbat sh: 180)
Yani: "Onların tekziblerinden ve suallerinden pek çok sıkıldım. Hattâ öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Birden Cenab-ı Hak, Beyt-ül Makdis'i bana gösterdi; ben de Beyt-ül Makdis'e bakıyorum, birer birer herşey'i tarif ediyordum."
(Mektûbat sh: 181)
İşittik ve itaat ettik. (Bakara Sûresi, 2:285)
İmân ve İslâm nimetinden dolayı Allah'a hamd olsun.
(Mektûbat sh: 183)
Sekizincileri köpekleridir... (Kehf Sûresi, 18:22)
Kıtmîr: Ashab-ı Kehf'in köpeklerinin adı. (Fâtır Sûresi, 35:13)
Hazır bulundurulanlar. (Yâsin Sûresi, 36:32, 53, 75)
İkişer. (Sebe Sûresi, 34:46; Nisâ Sûresi, 4:3)
(Mektûbat sh: 184)
"De ki: And olsun, eğer bu Kur'ân'ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler. (İsrâ Sûresi, 17:88)
Yer nerede, Süreyyâ yıldızı nerede!
(Mektûbat sh: 187)
Elif lâm mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:1-2)
(Mektûbat sh: 188)
1- İşte şu tefekkür-ü Arabînin tercümesi ve meali şudur ki, yani: Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın altı ciheti parlaktır ve nurludur. Evham ve şübehat içine giremez. Çünki arkası Arş'a dayanıyor; o cihette nur-u vahiy var. Önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn var. Ebede, âhirete el atmış; Cennet ve saadet nuru var. Üstünde sikke-i i'caz parlıyor. Altında bürhan ve delil direkleri var. İçi hâlis hidayet. Sağı اَفَلَا يَعْقِلُونَ (Akıl etmezler mi? (Yâsin Sûresi, 36:68) ler ile ukûlü istintakla "Sadakte" dedirtiyor. Solunda; kalblere ezvak-ı ruhanî vermekle, vicdanları istişhad ederek "Bârekâllah" dediren Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'a hangi köşeden, hangi cihetten evham ve şübehatın hırsızları girebilir?
2- Evet Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan asırları, meşrebleri, meslekleri muhtelif olan enbiyanın, evliyanın, muvahhidînin kitablarının sırr-ı icma'ını câmi'dir. Yani bütün o ehl-i kalb ve akıl, Kur'an-ı Hakîm'in mücmel ahkâmını ve esasatını tasdik eder bir surette, o esasatı kitablarında zikredip kabul etmişler. Demek onlar, Kur'an şecere-i semavîsinin kökleri hükmündedirler. Hem Kur'an-ı Hakîm, vahye istinad ediyor ve vahiydir. Çünki Kur'anı nâzil eden Zât-ı Zülcelal, mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) ile, Kur'an vahiy olduğunu gösterir, isbat eder. Ve nâzil olan Kur'an dahi, üstündeki i'caz ile gösterir ki, Arş'tan geliyor. Ve münzel-i aleyh olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bidayet-i vahiydeki telaşı ve nüzul-i vahiy vaktindeki vaziyet-i bîhuşu ve herkesten ziyade Kur'ana karşı ihlas ve hürmeti gösteriyor ki: Vahiy olup ezelden geliyor, ona misafir oluyor.
3- Hem o Kur'an bilbedahe mahz-ı hidayettir. Çünki onun muhalifi, bilmüşahede küfrün dalaletidir. Hem bizzarure Kur'an envâr-ı imaniyenin madenidir. Elbette envâr-ı imaniyenin aksi, zulümattır. Çok Sözlerde bunu kat'î olarak isbat etmişiz.
4- Hem Kur'an bilyakîn hakaikın mecma'ıdır. Hayalât ve hurafat, içine giremez. Teşkil ettiği hakikatlı âlem-i İslâmiyet, izhar ettiği esaslı şeriat ve gösterdiği âlî kemalâtın şehadetiyle, âlem-i gayba ait olan bahislerinde dahi, âlem-i şehadetteki bahisleri gibi, ayn-ı hakaik olduğunu ve içinde hilaf bulunmadığını isbat eder.
5- Hem Kur'an bil'ayan ve şübhesiz, saadet-i dâreyne îsal eder, beşeri ona sevkeder. Kimin şübhesi varsa, bir defa Kur'anı okusun ve dinlesin ne diyor? Hem Kur'anın verdiği meyveler; hem mükemmeldir, hem hayatdardır. Öyle ise, Kur'an ağacının kökü hakikattadır, hayatdardır. Çünki meyvenin hayatı, ağacın hayatına delalet eder. İşte bak; her asırda ne kadar asfiya ve evliya gibi mükemmel ve kâmil zîhayat ve zînur meyveler vermiş.
6- Hem hadsiz müteferrik emarelerden neş'et eden bir hads ve kanaatla, Kur'an hem ins, hem cinn, hem meleğin makbulü ve mergubudur ki; okunduğu vakit onlar iştiyakla pervane gibi etrafına toplanıyorlar.
7- Hem Kur'an vahiy olmakla beraber, delail-i akliye ile teyid ve tahkim edilmiş. Evet kâmil ukalânın ittifakı buna şahiddir. Başta ülema-i ilm-i Kelâmın allâmeleri ve İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi felsefenin dâhîleri müttefikan esasat-ı Kur'aniyeyi usûlleriyle, delilleriyle isbat etmişler. Hem Kur'an, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır. Eğer bir ârıza ve bir maraz olmazsa; herbir fıtrat-ı selime onu tasdik eder. Çünki itminan-ı vicdan ve istirahat-ı kalb, onun envârıyla olur. Demek fıtrat-ı selime, vicdanın itminanı şehadetiyle, onu tasdik ediyor. Evet fıtrat, lisan-ı haliyle Kur'ana der: "Fıtratımızın kemali sensiz olamaz!" Şu hakikatı çok yerlerde isbat etmişiz.
8- Hem Kur'an bilmüşahede ve bilbedahe, ebedî ve daimî bir mu'cizedir. Her vakit i'cazını gösterir. Sair mu'cizat gibi sönmez, vakti bitmez, ebedîdir.
9- Hem Kur'anın mertebe-i irşadında öyle bir genişlik var ki; birtek dersinde, Hazret-i Cibril (A.S.), bir tıfl-ı nevresîde ile omuz omuza o dersi dinler, hisselerini alırlar. Ve İbn-i Sina gibi en dâhî feylesof, en âmi bir ehl-i kıraatla diz dize aynı dersi okurlar, derslerini alırlar. Hattâ bazan olur ki; o âmi adam, kuvvet ve safvet-i iman cihetiyle, İbn-i Sina'dan daha ziyade istifade eder.
10- Hem Kur'anın içinde öyle bir göz var ki; bütün kâinatı görür, ihata eder ve bir kitabın sahifeleri gibi kâinatı göz önünde tutar, tabakatını ve âlemlerini beyan eder. Bir saatin san'atkârı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder; Kur'an dahi, elinde kâinatı tutmuş öyle yapıyor.
11- İşte şöyle bir Kur'an-ı Azîmüşşan'dır ki فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ der, vahdaniyeti ilân eder.
(Bil ki Allah'tan başka ilâh yoktur. (Muhammed Sûresi, 47:19)
(Mektûbat sh: 191)
Allahım! Kur'ân'ı bize dünyada bir dost, kabirde ünsiyetli bir yoldaş, kıyamette bir şefaatçi, sırat üzerinde bir nur, Cehennem ateşine karşı bir siper ve örtü, Cennette bir refik, bütün hayırlara bir delil ve imam kıl. Allahım! Kalblerimizi ve kabirlerimizi iman ve Kur'ân nuruyla nurlandır. Üzerine Kur'ân indirilen Zâtın -Rahmân-ı Hannân'ın salât ve selâmı onun ve âlinin üzerine olsun - hakkı ve hürmeti için, bize Kur'ân'ın burhanlarını aydınlat. Âmin.
(Mektûbat sh: 194)
İşittik ve itaat ettik. (Bakara Sûresi, 2:285)
(Mektûbat sh: 195)
Bil ki Allah'tan başka ilâh yoktur. (Muhammed Sûresi, 47:19)
Allahım! Ona ve âline, ümmetinin hasenâtı adedince salât ve selâm et.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
(Mektûbat sh: 196)
Rabbinin nimetine gelince, onu minnet ve şükranla an. (Duhâ Sûresi, 93:11)
(Mektûbat sh: 197)
Mu'cizat-ı Ahmediye'nin Birinci Zeyli
(Ondokuzuncu Söz, Risalet-i Ahmediyeye (A.S.M.) dair olduğundan; âyet ve hadis mealleri, bu kitabın Sözler,19. Söz kısmında verilmiştir. Oraya bakılsın.)
(Mektûbat sh: 207)
Şakk-ı Kamer Mu'cizesine Dairdir
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. Onlar ise, ne zaman bir mu'cize görseler yüz çevirir ve 'Bu daimî bir sihirdir' derler. (Kamer Sûresi, 54:1-2)
Ve Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)
(Mektûbat sh: 208)
Bu daimî bir sihirdir' derler. (Kamer Sûresi, 54:2)
(Mektûbat sh: 210)
Ve Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)
Ona ve âline, yer ve gökler dolusunca salât ve selâm olsun.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
(Mektûbat sh: 211)
Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Zeylinin Bir Parçasıdır
Ve Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)
(Mektûbat sh: 214)
Bir şeye sebep olan, onu işleyen gibidir. ["Hayrın yolunu gösteren, onu işleyen gibidir" (Feyzü'l- Kadîr, c.3, s. 537, hadîs no: 4250; Keşfü'l-Hafâ, c. 1, s. 399.) hadîsinden alınan bir ölçü.]
Bâkî olan sadece Odur.
"Fazilet odur ki; düşmanlar dahi onu tasdik etsin."
(Mektûbat sh: 215)
Tercümesinin bir hülâsası:
Evet garb üleması ve feylesofları itiraf ve ikrar etmişler ki: "İslâmiyetin kanunları, yüksek bir tarzda âlemin ıslahına kâfidir."
Hem Külliyet-ül Hukuk Kongresinin cem'iyetinde, bütün hukukiyyunun toplandığı o kongrede 1921 senesinde onun reisi feylesof
üstad Shebol demiş ki: "Muhammed'in (A.S.M.) beşeriyete intisabıyla bütün beşeriyet muhakkak iftihar eder. Çünki o Zât ümmi olmasıyla beraber, onüç asır evvel öyle bir şeriat getirmiş ki; biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek, en mes'ud, en saadetli oluruz."
İkincisi veyahut Nur Çeşmesi'nin âhirine ilâve edilenlerle kırkbeşincisi olan Bernard Shaw demiş: "Din-i Muhammedî'nin (A.S.M.) en yüksek makam-ı takdire çıkmasının sebebi: Gayet acib ve sağlam bir hayatı temin etmesidir. Bana açılan budur ki: O din tek, yekta, emsalsiz bir din-i ferîd olup, bütün muhtelif ayrı ayrı hayatın etvarlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yani, ıslah ve istihale tarzında tasfiye ve terakki ettiriyor. Hem Muhammed'in (A.S.M.) dini öyle bir dindir ki, insanın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine celbedebilir. Ben görüyorum ve itikad ediyorum ki: Beşere vâcibdir ki desin: "Muhammed (A.S.M.) insaniyetin halaskârıdır. Ve halaskârlık namı, ona verilmek lâzımdır."
Hem diyor: "Ben itikad ediyorum ki: Muhammed'in misli, yani sîretinde, tarzında bir adam şimdiki yeni âleme reis olsa, hükmetse; bu yeni âlemin müşkilâtını halledip, bu yeni karmakarışık âlemde müsalemet-i umumiyeye ve saadet-i hayatın husulüne sebeb olacak. Evet, bu yeni âlemin müsalemet ve saadet-i hayatiyeye ne kadar şedid ihtiyacı var olduğunu herkes anlar!"
(Mektûbat sh: 216)
Âyet-ül Kübra Risalesinin Risalet-i Ahmediyeden bahseden Onaltıncı Mertebesi
Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)
Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17)
(Mektûbat sh: 221)
Allah'tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü'l-Vücud ve Vâhid-i Ehad ki, Kur'ân'ının azamet-i saltanatı ve dininin haşmet-i vüs'ati ve kemâlâtının kesreti ve hattâ düşmanlarının tasdikiyle dahi ahlâkının ulviyetiyle, fahr-i âlem ve şeref-i nev-i benî Âdem olan zât (a.s.m.), Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder. Kezâ, o zât (a.s.m.), zâhir ve bâhir ve musaddık ve musaddak yüzlerce mu'cizâtının kuvvetiyle ve dininin sâti' ve kàti' binlerce hakaik-i diniyesinin kuvvetiyle ve Ehl-i Beytinin icmâıyla ve basar sahibi Ashabının ittifakıyla ve ümmetinden burhan ve nuranî basiret sahibi muhakkiklerin tevafukuyla, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna şehadet ve onu ispat eder.
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 222)
Yirminci Mektub
Yirminci Mektub, 1928 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Allah'tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O herşeye hakkıyla kàdirdir. Herşeyin ve herkesin dönüşü de Onadır. (Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30, 74, 75, 76; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104; Nesâî, Sehiv: 83-86; İbni Mâce, Dua: 10, 14, 16; Ebû Dâvud, Menâsik: 56; Dârîmî, Salât: 88, 90; Muvatta', Hac: 127, 243; Kur'an: 20, 22; Müsned, 1:47; 2:5; 3:320; 4:4; 5:191)
(Mektûbat sh: 223)
Allahtan başka ilah yoktur
O birdir
(Mektûbat sh: 224)
"Allah birdir.
Onun şeriki yoktur
Mülk onundur
(Mektûbat sh: 225)
Hamd onundur
Hayatı veren Odur
(Mektûbat sh: 226)
Mevti veren Odur.
Hayatı daimidir, ölümsüzdür.
Hayır Onun elindedir.
(Mektûbat sh: 227)
Hiçbir şey Ona ağır gelemez, herşeye gücü yeter.
(Mektûbat sh: 228)
Dönüş Onadır
(Mektûbat sh: 229)
Allahtan başka ilah yoktur
(Mektûbat sh: 230)
O birdir
(Mektûbat sh: 231)
Onun şeriki yoktur
Mülk onundur
(Mektûbat sh: 232)
Yani: Şu kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misal-i musaggarı olan âlem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdaniyet delailini gösteriyorlar. Evet kâinattaki san'at-ı muntazamanın küçük bir mikyasta, nümunesi insanda vardır. O daire-i kübradaki san'at, Sâni'-i Vâhid'e şehadet ettiği gibi, şu insanda olan küçük mikyastaki hurdebînî san'at dahi, yine o Sani'a işaret eder, vahdetini gösterir. Hem nasılki şu insan gayet
manidar bir mektub-u Rabbanîdir, muntazam bir kaside-i kaderdir.. öyle de şu kâinat dahi, aynı o kalem-i kaderle, fakat büyük bir mikyasta yazılmış muntazam bir kaside-i kaderdir. Hiç mümkün müdür ki; hadsiz alâmet-i farika ile bütün insanlara bakan şu insan yüzündeki sikke-i vahdete ve bütün mevcudatı omuz omuza, el ele, baş başa veren kâinat üstündeki hâtem-i vahdaniyete, Vâhid-i Ehad'den başka bir şey'in müdahalesi bulunsun?
Meali şudur: Sani-i Hakîm, âlem-i ekberi öyle bedi' bir surette halk edip âyât-ı kibriyasını üstünde nakşetmiş ki; kâinatı bir mescid-i kebir şekline döndürmüş ve insanı dahi öyle bir tarzda icad edip, ona akıl vererek, onunla o mu'cizat-ı san'atına ve o bedi' kudretine karşı secde-i hayret ettirerek, ona âyât-ı kibriyayı okutturup, kemerbeste-i ubudiyet ettirerek, o mescid-i kebirde bir abd-i sâcid fıtratında yaratmıştır. Hiç mümkün müdür ki: Şu mescid-i kebirin içindeki sâcidlerin, âbidlerin mabud-u hakikîleri; o Sâni'-i Vâhid-i Ehad'den başkası olabilsin?.
Meali şudur ki: O Mâlik-ül Mülk-i Zülcelal, âlem-i ekberi, bahusus Küre-i Arz yüzünü öyle bir surette inşa ederek yapmıştır ki; birbiri içinde hadsiz daireler olup, herbir daire bir tarla hükmünde olup, vakit-bevakit, mevsim-bemevsim, asır-beasır;
(Mektûbat sh: 233)
eker, biçer, mahsulât alır. Mütemadiyen mülkünü çalıştırır, tasarruf eder. En büyük daire olan zerrat âlemini bir tarla yapıp, her zaman kâinat kadar mahsulâtı; kudretiyle, hikmetiyle onda eker, biçer, kaldırır. Âlem-i şehadetten âlem-i gayba, daire-i kudretten daire-i ilme gönderir. Sonra mutavassıt bir daire olan zemin yüzünü, aynen öyle bir mezraa yapmış ki; mevsim-bemevsim âlemleri, enva'ları içinde eker, biçer, kaldırır. Manevî mahsulâtını dahi gaybî, uhrevî, misalî ve manevî âlemlerine gönderir. Daha küçük bir daire olan bir bahçeyi yine yüz defa, bin defa kudretle doldurup, hikmetle boşalttırıyor. Daha küçük bir daire olan bir zîhayatı, meselâ bir ağacı, bir insanı, yüz defa onun kadar, ondan mahsulât alır. Demek o Mâlik-ül Mülk-i Zülcelal; küçük-büyük, cüz'î-küllî herşey'i birer model hükmünde inşa ederek, yüzler tarzda, taze taze nakışlarla münakkaş mensucat-ı san'atını onlara giydirir; cilve-i esmasını, mu'cizat-ı kudretini izhar eder. Kendi mülkünde herbir şey'i, birer sahife hükmünde inşa etmiş; her sahifede, yüzer tarzda manidar mektubatını yazar; hikmetinin âyâtını izhar eder, zîşuurlara okutturur. Şu âlem-i ekberi, mülk şeklinde inşa etmekle beraber; şu insanı dahi öyle bir surette halketmiştir ve ona öyle cihazat ve âletler ve havas ve hissiyatlar ve bilhassa nefs, heva ve ihtiyaç ve iştiha ve hırs ve dava vermiştir
ki; o geniş mülkünde, bütün mülke muhtaç bir memluk hükmüne getirmiştir.
İşte hiç mümkün müdür ki: Pek büyük olan âlem-i zerrattan tâ bir sineğe kadar bütününü mülk ve tarla yapan ve küçük insanı, o büyük mülke nâzır ve müfettiş ve çiftçi ve tüccar ve dellâl ve âbid ve memluk yaptıran ve kendine, muhterem bir misafir ve sevgili bir muhatab ittihaz eden o Mâlik-ül Mülk-i Zülcelal'den başka, o mülke tasarruf edip, o memluke seyyid olabilsin?
ibaresidir. Meali şudur ki: Sani'-i Zülcelal'in âlem-i ekberdeki san'atı o derece manidardır ki; o san'at, bir kitab suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütübhanesini ondan aldı ve ona göre yazdı. Ve o kitab-ı hikmet, o derece hakikatla bağlı ve hakikattan meded alıyor ki, büyük Kitab-ı Mübin'in bir nüshası olan Kur'an-ı Hakîm şeklinde ilân edildi. Hem nasılki kâinattaki san'atı, kemal-i intizamından kitab şekline girdi; insandaki sıbgatı ve nakş-ı hikmeti dahi, hitab çiçeğini açtı. Yani o san'at, o derece manidar ve hassas ve güzeldir ki; o makine-i zîhayattaki cihazatı, fonoğraf gibi nutka geldi, söylettirdi. Ve öyle bir ahsen-i takvim içinde bir sıbga-i Rabbaniye
(Mektûbat sh: 234)
vermiş ki; o maddî, cismanî, camid kafada; manevî, gaybî, hayatdar olan beyan ve hitab çiçeği açıldı. Ve o insan kafasındaki kabiliyet-i nutk u beyana, o derece ulvî cihazat ve istidad verdi ki; Sultan-ı Ezelî'ye muhatab olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi. Yani fıtrat-ı insaniyedeki sıbgat-ı Rabbaniye, hitab-ı İlahî çiçeğini açtı. Hiç mümkün müdür ki: Kitab derecesine gelen bütün mevcudattaki san'ata ve hitab makamına gelen insandaki o sıbgata, Vâhid-i Ehad'den başkası karışabilsin? Hâşâ!..
ibaresidir. Meali şudur ki: Kudret-i İlahiye âlem-i ekberde, haşmet-i rububiyetini gösteriyor. Rahmet-i Rabbaniye ise âlem-i asgar olan insanda, nimetleri tanzim ediyor. Yani Sani'in kudreti, kibriya ve celal noktasında, kâinatı öyle muhteşem bir saray şeklinde icad ediyor ki; Güneş'i büyük bir elektrik lâmbası, Kamer'i kandil ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler. Ve zemin yüzünü bir sofra, bir tarla, bir bahçe, bir haliçe ve dağları birer mahzen, birer direk, birer kal'a ve hakeza bütün eşyayı büyük bir mikyasta o büyük sarayın levazımatı şekline getirerek, şaşaalı bir surette haşmet-i rububiyetini gösterdiği gibi; cemal noktasında rahmeti dahi en küçük zîhayata kadar her zîruha enva'-ı nimetini verir, onun ile tanzim eder.. baştan aşağıya kadar nimetlerle süsleyip, lütf u keremle tezyin eder ve o haşmet-i celaliyeye karşı cemal-i rahmetini o küçücük lisanlarla o büyük lisana karşı çıkarır. Yani:
Güneş ve Arş gibi büyük cirmler, haşmet lisanıyla "ya Celil, ya Kebîr, ya Azîm" dedikleri vakit; sinek ve semek gibi o küçücük zîhayatlar dahi rahmet lisanıyla "ya Cemil, ya Rahîm, ya Kerim" diyerek o musika-i kübraya latif nağamatlarını katıyorlar, tatlılaştırıyorlar. Hiç mümkün müdür ki: O Celil-i Zülcemal'den ve o Cemil-i Zülcelal'den başka birşey, kendi başıyla şu âlem-i ekber ve asgara icad cihetinde müdahale edebilsin? Hâşâ!..
ibaresidir. Meali şudur ki: Yani, kâinatın heyet-i mecmuasında tezahür eden haşmet-i rububiyet, vahdaniyet-i İlahiyeyi isbat edip gösterdiği gibi; zîhayatların cüz'iyatlarına mukannen erzaklarını veren nimet-i Rabbaniye dahi, ehadiyet-i İlahiyeyi isbat edip gösterir. Vâhidiyet ise, bütün o mevcudat
(Mektûbat sh: 235)
birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. Ehadiyet ise; herbir şeyde, Hâlık-ı Külli Şey'in ekser esması tecelli ediyor demektir. Meselâ Güneşin ziyası, bütün zeminin yüzünü ihata ettiği haysiyetiyle, vâhidiyet misalini gösterir. Ve herbir şeffaf cüz'de ve su katrelerinde, Güneşin ziyası ve harareti ve ziyasındaki yedi rengi ve bir nevi gölgesi bulunması, ehadiyet misalini gösterir. Ve herbir şeyde hususan zîhayatta ve bilhassa herbir insanda; o Sani'in ekser esması onda tecelli ettiği cihetle, ehadiyeti gösterir.
İşte şu fıkra işaret eder ki: Kâinatta tasarruf eden haşmet-i rububiyet, o koca Güneş'i şu zemin yüzündeki zîhayatlara bir hizmetkâr, bir lâmba, bir ocak; ve koca Küre-i Zemini onlara bir beşik, bir menzil bir ticaretgâh; ve ateşi, heryerde hazır bir aşçı ve dost; ve bulutu, süzgeç ve murdia; ve dağları, mahzen ve anbar; ve havayı, zîhayata enfas ve nüfusa yelpaze; ve suyu, yeniden hayata girenlere süt emziren daye ve hayvanata âb-ı hayat veren bir şerbetçi hükmüne getiren rububiyet-i İlahiye, gayet vazıh bir surette vahdaniyet-i İlahiyeyi gösterir. Evet Hâlık-ı Vâhid'den başka kim Güneş'i Arzlılara müsahhar bir hizmetkâr eder? Ve o Vâhid-i Ehad'den başka kim havayı elinde tutar, pek çok vazifelerle tavzif edip, rûy-i zeminde çevik-çalak bir hizmetkâr eder? Ve o Vâhid-i Ehad'den başka kimin haddine düşmüştür ki, ateşi aşçı yapsın ve kibrit başı kadar bir zerrecik ateşe, binler batman eşyayı yuttursun ve hakeza... Herbirşey, herbir unsur herbir ecram-ı ulviye, o haşmet-i rububiyet noktasında Vâhid-i Zülcelal'i gösterir.
İşte celal ve haşmet noktasında vâhidiyet göründüğü gibi, cemal ve rahmet noktasında dahi nimet ve ihsan, ehadiyet-i İlahiyeyi ilân eder. Çünki zîhayatta ve bilhassa insanda, o derece san'at-ı câmia içinde; hadsiz enva'-ı nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve âletler vardır ki; bütün kâinatta tecelli eden bütün esmasının cilvesine mazhardır. Âdeta bir nokta-i
mihrakıye hükmünde, bütün esma-i hüsnayı birden mahiyetinin âyinesiyle gösterir ve onunla ehadiyet-i İlahiyeyi ilân eder.
Meali şudur ki: Sani'-i Zülcelal âlem-i ekberin heyet-i mecmuasında bir sikke-i kübrası olduğu gibi, bütün eczasında ve enva'ında dahi birer sikke-i vahdet koymuştur. Âlem-i asgar olan insanın cisminde ve yüzünde birer hâtem-i vahdaniyet bastığı gibi, herbir azasında dahi, birer mühr-ü vahdeti
(Mektûbat sh: 236)
vardır. Evet o Kadîr-i Zülcelal her şeyde, külliyatta ve cüz'iyatta, yıldızlarda ve zerrelerde birer sikke-i vahdet koymuştur ki; ona şehadet eder. Ve birer mühr-ü vahdaniyet basmıştır ki, ona delalet eder. Şu hakikat-ı uzma, Yirmiikinci Söz'de ve Otuzikinci Söz'de ve Otuzüçüncü Mektub'un otuzüç aded Penceresinde gayet parlak ve kat'î bir surette izah ve isbat edildiğinden onlara havale edip, sözü keser, burada hâtime veririz.
Hamd onundur
(Mektûbat sh: 238)
Her kimden gelirse gelsin ve kime giderse gitsin, ezelden ebede bütün hamdler Ona mahsustur.
Hayatı veren Odur
(Mektûbat sh: 239)
Hayatı veren ancak Odur.
Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayy ve Kayyûmdur. Onu ne uyuklama ve ne de uyku tutmaz, gafletin hiçbir çeşidi hiçbir zaman Ona ârız olamaz. Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur. Onun katında, Onun izni olmaksızın kim şefaat edebilir? O bütün mahlûkatının geçmiş ve gelecekteki bütün hallerini bilir. Onun mahlûkatı ise, Onun dilediğinden başka, İlâhî ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Onun hâkimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır. Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez. Herşeyden yüce ve herşeyden büyük olan da ancak Odur. (Bakara Sûresi, 2:255)
Mevti veren Odur
(Mektûbat sh: 240)
Hayatı daimidir
(Mektûbat sh: 241)
Hayır Onun elindedir
(Mektûbat sh: 245)
Hiçbir şey Ona ağır gelemez, herşeye gücü yeter.
Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, (Onun işi sadece 'Ol' demektir; o da oluverir.) (Yâsin Sûresi, 36:82)
Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece 'Ol' demektir; o da oluverir. (Yâsin Sûresi, 36:82)
(Mektûbat sh: 246)
En yüce misaller, temsiller Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 247)
En yüce sıfatlar, misaller, temsiller Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 248)
En yüce sıfatlar, misaller, temsiller Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 249)
En yüce sıfatlar, misaller, temsiller Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
Ondan başka hiçbir gerçek varlık yoktur.
(Mektûbat sh: 250)
En yüce sıfatlar Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 251)
Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir. (Lokman Sûresi, 31:28)
Tek bir sesledir ki, hepsi birden toplanıp huzurumuza getirilirler. (Yâsin Sûresi, 36:53)
(Mektûbat sh: 252)
Dönüş Onadır
(Mektûbat sh: 253)
Allahım! Ona, âline ve ashabına, Cennetteki ehl-i Cennetin nefesleri sayısınca salât ve selâm et ve bereket ihsan et. Bizi, bu kitabın naşirini, arkadaşlarını, sahibi olan Said'i, anne ve babalarımızı, erkek ve kız kardeşlerimizi, onun sancağı altında saidler olarak haşret; bizi Onun şefaatiyle rızıklandır; bizi, Onun âl ve ashabıyla beraber, rahmetinle Cennete koy, ey Erhamürrâhimîn. Âmin, âmin.
Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme. (Bakara Sûresi, 2:286)
Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:8)
Ey Rabbim, gönlüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz -tâ ki sözümü iyice anlasınlar. (Tâhâ Sûresi, 20:25-28)
Dualarımızı kabul et, ey Rabbimiz. Herşeyi hakkıyla işiten de, herşeyi hakkıyla bilen de ancak Sensin. (Bakara Sûresi, 2:127)
Tevbemizi kabul et. Muhakkak ki tevbeleri çok kabul eden ve rahmeti herşeyi kuşatan ancak Sensin. (Bakara Sûresi, 2:128)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
(Mektûbat sh: 254)
Yirminci Mektub'un Onuncu Kelimesine Zeyldir
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Haberiniz olsun ki, kalbler ancak Allah'ın zikriyle huzura kavuşur. (Ra'd Sûresi, 13:28)
Birçok geçimsiz kimsenin ortaklığı altındaki bir köleyi, Allah misal olarak verdi. (Zümer Sûresi, 39:29)
(Mektûbat sh: 255)
En yüce sıfatlar, misaller, temsiller Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 256)
En yüce sıfatlar, misaller, temsiller Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 257-8)
Birçok geçimsiz kimsenin ortaklığı altındaki bir köle ile, tek bir efendiye bağlı olan bir köleyi Allah misal olarak verdi. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd Allah'a mahsustur; lâkin onların çoğu bunu bilmez. (Zümer Sûresi, 39:29)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve bütün âl ve ashabına, kâinatın zerrâtı adedince salât ve selâm et. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
Ey Ehad ve Vâhid ve Samed olan, Ey Ondan başka hiçbir ilâh bulunmayan, Ey bir olan ve hiçbir şeriki bulunmayan, Ey bütün mülk Onun olan ve bütün hamd ona mahsus olan, Ey hayatı veren ve ölümü veren, Ey bütün hayır elinde bulunan, Ey herşeye hakkıyla kàdir olan, Ey bütün mahlûkatın dönüşü Ona olan Allahım! Bu kelimelerin hakkı için, bu risalenin naşirini, arkadaşlarını ve sahibi Said'i kâmil muvahhidlerden ve muhakkik sıddıklardan ve müttakî mü'minlerden eyle. Âmin.
Allahım! Ehadiyetinin sırrı hürmetine, bu kitabın naşirini tevhidin esrarına bir naşir, kalbini imanın envârına mazhar eyle ve lisanını Kur'ân'ın hakaikiyle intak et. Âmin, âmin, âmin.
(Mektûbat sh: 259)
Yirmibirinci Mektub
Yirmibirinci Mektub, 1926-1934 yılları arasında, Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın 'Öf' bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki: 'Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.' Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki O, kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır. (İsrâ Sûresi, 17:23-25)
(Mektûbat sh: 260)
Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır. (Zâriyat Sûresi, 51:58)
Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. (Ankebût Sûresi, 29:60)
(Mektûbat sh: 261)
"Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üstünüze dökülecekti". el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:163; Süyûtî, Kenzü'l-Ummâl, 9:167; İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, s. 341; Mecmeu'z-Zevaid, 10:227; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 3:345
Her amel kendi cinsinden birşeyle karşılık görür. (Aclûnî, Keş-fu'l-Hafâ, 1:332; Aliyyu'l-Kâri, el-Esrâru'l-Merfûa, 103)
Dünyayı da, âhireti de kaybetti. (Hac Sûresi, 22:11)
Allahım! "Cennet annelerin ayakları altındadır" buyuran Zâta ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. [Tırnak içindeki metnin kaynağı: Süyûtî, el-Câmiu's-Sağîr, 3642; el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:335; el-Elbânî, Sahîhu'l-Câmii's-Sağîr ve Ziyâdetuhu, 1259, 1260]
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32
(Mektûbat sh: 262)
Yirmiikinci Mektub
Yirmiikinci Mektub, 1926-1934 yılları arasında, Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Mü'minler ancak kardeştirler; siz de kardeşlerinizin arasını düzeltin. (Hucurât Sûresi, 49:10)
Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir. (Fussilet Sûresi, 41:34)
Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenlere gelince, Allah iyilik yapanları ve iyi kullukta bulunanları sever. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:134)
(Mektûbat sh: 264)
Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. (En'âm Sûresi, 6:164)
Muhakkak ki insan çok zalimdir. (İbrahim Sûresi, 14:34)
(Mektûbat sh: 265)
Rıza gözü, ayıplara karşı kördür. Kem göz ise çirkinlikleri gösterir. (Ali Mâverdî, Edebü'd-Dünyâ ve'd-Dîn, s.10; Dîvânü'ş-Şâfiî, s.91)
İyi ve izzetli birine iyilik edersen, onu elde edersin. Kötü birine iyilik edersen, o daha da azar. (Bu beyit Mütenebbi'ye aittir. bk. el-Orfü't-Tayyib fî Şerhi Dîvâni't-Tayyib, s. 2:710.)
Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler. (Furkan Sûresi, 25:72)
Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. (Teğâbün Sûresi, 64:14)
(Mektûbat sh: 267)
Yani: "Dünya öyle bir meta' değil ki, bir nizaa değsin." Çünki fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz'î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın!..
Yani: "İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir."
Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım.
(Mektûbat sh: 268)
Ümmetimin ihtilâfı rahmettir. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:64; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 1:210-212)
Allah için sevmek. (Buharî, Îman: 1; Ebû Dâvud, Sünnet: 2; Müsned, 5:146)
Allah için buğzetmek. (Buharî, Îman: 1; Ebû Dâvud, Sünnet: 2; Müsned, 5:146)
Hüküm Allah'a aittir. (Mü'min Sûresi, 40:12; Kasas, 28:70; En'âm Sûresi, 6:57)
Allah için buğzetmek. (Buharî, Îman: 1; Ebû Dâvud, Sünnet: 2; Müsned, 5:146)
Hüküm Allah'a aittir. (Mü'min Sûresi, 40:12; Kasas, 28:70; En'âm Sûresi, 6:57)
(Mektûbat sh: 270)
Mü'minler ancak kardeştirler. (Hucurât Sûresi, 49:10)
Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini tutan binâ gibidir. (Buharî, Salât: 88; Edeb: 36; Mezâlim: 5; Müslim, Birr: 65; Tirmizî, Birr: 18; Nesâî, Zekât: 67; Müsned, 4:405, 409)
(Mektûbat sh: 271)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır. (Zâriyat Sûresi, 51:58)
Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. O herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla bilir. (Ankebût Sûresi, 29:60)
(Mektûbat sh: 272)
Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir.
(Mektûbat sh: 274)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allahım! "Mü'minler birbiri için sağlam bir binanın taşları gibidir; birbirlerine kuvvet verirler." buyuran Efendimiz Muhammed'e salât ve selâm et.
"Kanaat tükenmez bir hazinedir" [Süyûti, el-Fethü'l-Kebîr, 2:309] buyuran Efendimiz Muhammed'e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
(Mektûbat sh: 275)
Yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurât Sûresi, 49:12)
Sever, hoşlanır. (Hucurât Sûresi, 49:12)
(Mektûbat sh: 276)
Sizden biri. (Hucurât Sûresi, 49:12)
Eti yemek. (Hucurât Sûresi, 49:12)
Kardeşinin. (Hucurât Sûresi, 49:12)
Ölü halde. (Hucurât Sûresi, 49:12)
Yani: "Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünki gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır."
(Mektûbat sh: 277)
Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et. (Suyûtî, el-Fethu'l-Kebîr, 1:87)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 278)
Yirmiüçüncü Mektub
Yirmiüçüncü Mektub, 1933 yılında, Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Ömrünün dakikalarının âşireleri ve vücudunun zerreleri adedince, Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Gerçek hayat, ancak âhiret hayatıdır. (Buharî, Rikak: 1; Cihad: 33, 110; Menâkıbu'l-Ensâr: 9; Mağâzî: 29; Müslim, Cihad: 126, 129; Tirmizî, Menâkıb: 55; İbni Mâce, Mesâcid: 3; Müsned, 2:381; 3:172, 180, 216, 276; 5:332)
Şüphesiz, Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Sûresi, 2:153; Enfâl Sûresi, 8:46)
Muhakkak ki biz Allah'ın kullarıyız ve Ona döneceğiz. (Bakara Sûresi, 2:156)
(Mektûbat sh: 279)
Gıyabında, kendisi yok iken. (Müslim, Zikr: 86-88; Tirmizî, Birr, 50; Ebu Davud, Vitr, 29; İbni Mâce, Menâsik, 5)
Allahım, Senden kendim ve onun için dünyada ve âhirette af ve âfiyet istiyorum. (en-Nevevî, el-Ezkâr, 74; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:517)
Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver. Ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru. (Bakara Sûresi, 2:201)
(Mektûbat sh: 280)
Şüphesiz, Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Sûresi, 2:153; Enfâl Sûresi, 8:46)
Hırslı olan kimsenin ümidi boşa çıkar ve hüsrâna uğrar.
Sabır, ferahlık ve genişliğin anahtarıdır. (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:21)
Allah takvâ sahipleriyle beraberdir. (Bakara Sûresi, 2:194)
Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:159)
Allah sabredenleri sever. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:146)
(Mektûbat sh: 281)
Ben derdimi de, üzüntümü de ancak Allah'a şikâyet ederim. (Yûsuf Sûresi, 12:86)
(Mektûbat sh: 282)
Gençlerinizin en hayırlısı, ihtiyarlarınıza benzemeye çalışanlar; ihtiyarlarınızın en kötüsü de gençlerinize benzemeye çalışanlardır. (Ali Mâverdî, Edebü'd-Dünyâ ve'd-Dîn, s.27; İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, 1:142; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 3:487)
Müslüman olarak canımı al ve beni salih kullarına kat. (Yûsuf Sûresi, 12:101)
(Mektûbat sh: 283)
Müslüman olarak canımı al ve beni salih kullarına kat. (Yûsuf Sûresi, 12:101)
Bâkî olan sadece Odur.
(Mektûbat sh: 284)
Yirmidördüncü Mektub
Yirmidördüncü Mektub, 1928 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Allah dilediğini yapar ve dilediği gibi hükmeder. (İbrahim Sûresi, 14:27; Mâide, Sûresi, 5:1)
(Mektûbat sh: 285)
Mülkün sahibi, mülkünde nasıl dilerse öyle tasarruf eder.
(Mektûbat sh: 288)
Kâinatın satırlarını dikkatle mütalâa et. Zira onlar, Mele-i Âlâdan sana gönderilmiş mektuplardır.
(Mektûbat sh: 291)
Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir. (Lokman Sûresi, 31:28)
Bu muhteşem mevcudat,
evvelâ: güzel mânâlarının ve misalî hüviyetlerinin muhafaza edilmesiyle,
saniyen: gaybî hakikatleri ve elvâh-ı mahfuzadaki suretleri netice vermekle,
salisen: uhrevî semereleri ve sermedî manzaraları neşretmekle,
rabian: Rablerinin tesbihatını ilân ve Esmâ-i Hüsnânın mukteziyâtını izhar etmekle,
hamisen: şuûnât-ı Sübhâniyenin ve ilmî vücut dairelerinin zuhuru için itibarî taayyünlerinin değişmesiyle, her türlü kusurdan münezzeh olan Zâtın envâr-ı icadiyesinin tecelliyâtının yenilenmesine birer gelip geçici mezâhir, birer müteharrik aynadırlar.
(Mektûbat sh: 292)
evvelâ: güzel mânâlarının ve misalî hüviyetlerinin muhafaza edilmesiyle,
(Mektûbat sh: 293)
saniyen: gaybî hakikatleri ve elvâh-ı mahfuzadaki suretleri netice vermekle,
salisen: uhrevî semereleri ve sermedî manzaraları neşretmekle,
(Mektûbat sh: 294)
Karşılıklı tahtlarda. (Hicr Sûresi, 15:47)
rabian: Rablerinin tesbihatını ilân ve Esmâ-i Hüsnânın mukteziyâtını izhar etmekle,
(Mektûbat sh: 295)
hamisen: şuûnât-ı Sübhâniyenin ve ilmî vücut dairelerinin zuhuru için itibarî taayyünlerinin değişmesiyle,
(Mektûbat sh: 296)
En yüce misaller Allah'ındır. (Nahl Sûresi, 16:60)
(Mektûbat sh: 297)
Melik, Hak ve Mübîn olan Allah'tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Emin ve vaadinde sadık olan Muhammed Onun Resulüdür.
Şüphesiz, ölümden sonra diriliş haktır. Cennet haktır. Cehennem ateşi haktır. Saadet-i ebediye haktır. Şüphesiz ki Allah çok merhametli ve çok hikmetlidir; O mahlûkatını çok sever ve nihayetsiz bir muhabbetle sevilmeye lâyıktır. Ve şüphesiz ki Onun rahmeti, hikmeti ve muhabbeti, bütün eşyayı bütün şuûnatıyla kuşatır.
Dediler: Bizi buna eriştiren Allah'a hamd olsun; yoksa Allah hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden buna erişemezdik. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirdiler. (A'râf Sûresi, 7:43)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme. (Bakara Sûresi, 2:286)
Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve âl ve ashabına Senin razı olacağın ve onun lâyık ve müstehak olduğu bir rahmetle salât ve selâm et. Âmin. Ezelden ebede her türlü hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Her türlü noksandan ve kusurdan münezzehtir o Zât ki, ilminin mucizeleri, san'atının harikaları, cûd ve sehâsının hediyeleri, lûtfunun burhanları, vahdetinin delilleri, hikmetinin latîfeleri, rahmetinin şahitleri olan müzeyyen hayvânâtı, münakkaş kuşları, meyveli ağaçları ve çiçekli nebâtâtı ile, yeryüzü bahçesini san'atının meşheri, mahlûkatının mahşeri, kudretinin mazharı, hikmetinin medarı, rahmetinin çiçekliği, Cennetinin tarlası, mahlûkatının resmî geçit meydanı, mevcudatının seyelângâhı, masnuatının ölçeği yapmıştır. Bu yeryüzü bahçelerinde, meyvelerin ziynetiyle gülen çiçeklerin tebessümü, seher yeliyle şakıyan kuşların sec'aları, çiçeklerin yaprakçıklarındaki damlaların şıpıltısı, çiçeklerin süslenmesi, meyvelerin açılıp saçılması, bütün hayvânat ve insan validelerinin küçük yavrulara terahhumu, cin ve insana ve hayvânâta ve ruhaniyat ve melâikeye bir Vedûd'un kendisini tanıttırması, bir Rahmân'ın kendini sevdirmesi, bir Hannân'ın terahhumu, bir Mennân'ın en latîf rahmet cilvelerini izhar etmesidir.
(Mektûbat sh: 299)
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
De ki: "Ey insanlar! Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var." (Furkan Sûresi, 25:77.)
(Mektûbat sh: 302)
Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. (Fâtiha Sûresi, 1:2)
De ki: Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var? (Furkan Sûresi, 25:77)
Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size cevap vereyim. (Mü'min Sûresi, 40:60)
Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm ve Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allahım! Efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabına, ezelden ebede kadar Allah'ın ilmindeki varlıklar adedince salât ve selâm et; bize ve dinimize selâmet ver. Âmin. Her türlü hamd ve övgü, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
(Mektûbat sh: 303)
(Mi'rac-ı Nebevî hakkındadır)
Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
And olsun ki, onu bir kere daha hakikî suretinde, Sidret-i Müntehâda gördü ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Göz ne şaştı, ne de başka birşeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü. (Necm Sûresi, 53:13-18)
(Mektûbat sh: 306)
Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kâf Sûresi, 50:16)
(Mektûbat sh: 308)
Kâinatın adedi ve mevcudatı adedince salât ve selâm Onun ve âl ve ashabının üzerine olsun.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Bâkî olan sadece Odur.
Yirmibeşinci Mektub
Te'lif edilmemiştir.
(Mektûbat sh: 309)
Yirmialtıncı Mektub
Yirmialtıncı Mektub 1932 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Şeytandan sana bir vesvese geldiğinde Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fussilet Sûresi, 41:36)
(Mektûbat sh: 311)
Senin kelâmın böyle midir?' Allah buyurdu: 'Ben bütün lisanların kuvvetine mâlikim." Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 3:536
(Mektûbat sh: 312)
Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır? (Zümer Sûresi, 39:32)
(Mektûbat sh: 316)
Meleklerin, insanların ve cinlerin sayısınca Ona salât ve selâm olsun.
Kaf. Şerefi pek yüce olan Kur'ân'a yemin olsun. (Kâf Sûresi, 50:1)
İnsanın ağzından hiçbir söz çıkmaz ki, yanında onu yazmaya hazır, gözetleyici bir melek olmasın. Derken ölüm sarhoşluğu gerçekten geliverir. İşte senin kaçıp durduğun şey budur. Ve sûra üfürülür. Vaad olunan gün işte budur. Herkes yanında bir sevk eden, bir de şahitlik eden melekle beraber gelir. And olsun ki sen bundan gafildin. Şimdi gözünden perdeyi kaldırdık. Bakışın pek keskindir bugün! Yanındaki melek, 'İşte onun defteri bende hazırdır' der. Atın Cehenneme herbir inatçı kâfiri! (Kâf Sûresi, 50:18-24)
(Mektûbat sh: 317)
Ve denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu tut.' Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdî Dağına oturdu. Ve 'Zalimler güruhu Allah'ın rahmetinden uzak olsun' denildi. (Hûd Sûresi, 11:44)
Semud kavmi, azgınlığı yüzünden peygamberini yalanladı. Onların en azgını başkaldırdığı zaman, Allah'ın Resulü kendilerine 'Allah'ın bir mu'cize olarak yarattığı şu deveye dokunmayın; onun su içmesine mâni olmayın' demişti. Onlar peygamberlerini yalanlayıp deveyi öldürdüler. Rableri de, günahları yüzünden onları azapla kuşatıp hepsini birden helâk etti. Allah onlara verdiği cezanın âkıbetinden korkacak değildir. (Şems Sûresi, 91:11-15)
Balığın yuttuğu Yunus'u da hatırla ki, öfkelenerek kavmini terk etmiş ve Bizim de kendisini bu yüzden bir sıkıntıya uğratmayacağımızı sanmıştı. Sonra karanlıklar içinde kaldığında niyaz etti: 'Senden başka ilâh yoktur; Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben nefsine zulmedenlerden oldum.' (Enbiyâ Sûresi, 21:87)
Kendisini sıkıntıya uğratmayacağımızı. (Enbiyâ Sûresi, 21:87)
Karanlıklar içinde nida etti. (Enbiyâ Sûresi, 21:87)
Beni gönderiniz. (Yûsuf Sûresi, 12:45)
Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi. (Yûsuf Sûresi, 12:46)
(Mektûbat sh: 318)
Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, rahmete erişesiniz. (A'râf Sûresi, 7:204)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
(Mektûbat sh: 320)
Allah vergisi için kabiliyet şart değildir.
Rabbimin bu fazlından dolayı Allah'a hamdolsun.
(Mektûbat sh: 321)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık. (Hucurât Sûresi, 49:13)
Yani: "Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir!"
(Mektûbat sh: 322)
İslâm, Câhiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır. Müslüman olduktan sonra, Habeşli bir köle ile Kureyşli bir efendi arasında hiçbir fark yoktur. (Bu ibare, İslâmiyet öncesi câhiliye âdetlerine dönmekten men eden hadislerden iktibas edilmiştir. Bu mevzuda bir çok hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: "İslâm dini, kendinden önceki bâtıl olan fiil, hareket, âdet ve inanışları keser, kaldırır." Buharî, Ahkâm: 4, İmâra: 36, 37; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Tirmizî, Cihâd: 28, İlim: 16, Nesâî, Bey'a: 26; İbni Mâce, Cihad: 39; Müsned, 4:69, 70, 199, 204, 205, 5:381, 6:402, 403)
Kâfirler, kalblerine cahiliyet taassubundan ibaret olan o gayreti yerleştirdiklerinde, Allah, Resulünün ve mü'minlerin üzerine sükûnet ve emniyetini indirdi ve onlara takvâda ve sözlerine bağlılıkta sebat verdi. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah ise herşeyi hakkıyla bilir. (Fetih Sûresi, 48:26)
(Mektûbat sh: 324)
Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzet sahibidirler ve Allah yolunda cihad ederler." Mâide Sûresi, 5:54
(Mektûbat sh: 325)
Akıl etmezler mi? (Yâsin Sûresi, 36:68)
Tefekkür etmiyorlar mı? (En'âm Sûresi, 6:50)
Gereği gibi düşünmezler mi? (Nisâ Sûresi, 4:82)
(Mektûbat sh: 326)
Onlar hahamlarını ve papazlarını kendilerine Allah'tan başka rab edindiler. (Tevbe Sûresi, 9:31)
(Mektûbat sh: 328)
Âlemlerin Rabbi... (Fâtiha Sûresi, 1:2; Bakara Sûresi, 2:131; Mâide Sûresi, 5:28)
Allah iki denizi salıverdi ki, o denizler birbirleriyle karşılaşırlar. Aralarında ise bir engel vardır; birbirine karışmazlar. (Rahmân Sûresi, 55:19-20)
(Mektûbat sh: 329)
Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. (Fâtiha Sûresi, 1:2)
"Doğrudan doğruya her âlem, Cenâb-ı Hakkın rububiyetiyle idare ve terbiye ve tedbir edilir" demektir.
Allah bir topluluk için hayır murad ettiğinde, onlara nefislerinin ayıplarını gösterir. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:81)
Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğü emreder. (Yûsuf Sûresi, 12:53)
(Mektûbat sh: 330)
Ondan başka hiçbir gerçek varlık yoktur.
Ondan başka görülen gerçek hiçbir şey yoktur.
(Mektûbat sh: 331)
Uyanık olanın nazarında her yaprak, san'atkâr olan Allah'ın marifetini içeren bir defterdir.
Herşeyde Allah'ın birliğini gösteren bir delil vardır.
And olsun ki biz Âdemoğullarını şan ve şeref sahibi kıldık. (İsrâ Sûresi, 17:70)
Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir. (Ahzâb Sûresi, 33:72)
(Mektûbat sh: 332)
Daha var mı? (Kâf Sûresi, 50:30)
İmanınızı Lâ ilâhe illâllah ile yenileyiniz. (Müsned, 2:359; el-Münzirî, et-Terğîb ve't-Terhîb, 2:415; Hâkim, el-Müstedrek, 4:256; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 1:52)
(Mektûbat sh: 333)
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.
Ondan başka görülen gerçek hiçbir şey yoktur.
Ondan başka hiçbir gerçek varlık yoktur.
Ondan başka ma'bud yoktur. Ondan başka maksud yoktur.
(Mektûbat sh: 334)
Allahım! "Benim ve benden evvelki peygamberlerin sözleri içinde en faziletlisi Lâ ilâhe illâllah'tır" buyuran Zâta ve âl ve ashabına salât ve selâm et. [Muvatta', Kur'ân: 32; Hac: 246; el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:153; el-Elbânî, Sahihu'l-Câmii's-Sağîr, no. 1113]
(Mektûbat sh: 335)
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.
Hazret-i Muhammed (a.s.m.) Allah'ın resulüdür.
Ey Sâdî! Mustafa'nın (a.s.m.) izinde gitmeden, kurtuluş yolunda zafer kazanmak muhaldir.
Hz. Muhammed'in (a.s.m.) yolundan başka bütün yollar kapalıdır.
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.
(Mektûbat sh: 336)
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.
(Mektûbat sh: 340)
Rabbinin nimetini yâd et. (Duhâ Sûresi, 93:11)
(Mektûbat sh: 341)
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.
(Mektûbat sh: 345)
Allahım! "Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini tutan binâ gibidir. (Buharî, Salât: 88; Edeb: 36; Mezâlim: 5; Müslim, Birr: 65; Tirmizî, Birr: 18; Nesâî, Zekât: 67; Müsned, 4:405, 409.) buyuran Zâta ve âl ve ashabına salât ve selâm et.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Dediler: Bizi buna eriştiren Allah'a hamd olsun; yoksa Allah hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden buna erişemezdik. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirdiler. (A'râf Sûresi, 7:43)
Ey kavmi içinde Nuh'un duasına icabet eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u tekrar Yakub'a kavuşturan, ey Eyyüb'den zararı kaldıran, ey Zekeriya'nın duasına cevap veren, ey Yunus ibni Mettâ'nın tevbesini kabul eden Allahım! Bu müstecap duaların sahiplerinin hürmetine, beni, bu risalenin naşirini ve arkadaşlarını ins ve cin şeytanlarının şerlerinden muhafaza etmeni, düşmanlarımıza karşı bize nusret vermeni, bizi nefislerimize terk etmemeni, sıkıntılarımızı kaldırmanı ve kalblerimizin ve onların kalblerinin hastalıklarına şifa vermeni Senden istiyoruz. Âmin, âmin, âmin.
(Mektûbat sh: 346)
Yirmiyedinci Mektub
Yirmiyedinci Mektub, 1929-1960 yılları arasında yazılmış lâhika mektuplarının tamamıdır.
[Bu mektub, Risale-i Nur Müellifinin talebelerine yazdığı ayn-ı hakikat ve çok letafetli, güzel mektublarıyla; Risale-i Nur talebelerinin, Üstadlarına ve bazan birbirlerine yazdıkları ve Risale-i Nur'un mütalaasından aldıkları parlak feyizlerini ifade eden çok zengin bir mektub olup, bu mecmuanın üç-dört misli kadar büyüdüğü için bu mecmuaya ilhak edilmemiştir. Müstakillen Barla, Kastamonu, Emirdağı Lâhikaları olarak neşredilmiştir.]
Yirmisekizinci Mektub
Yirmisekizinci Mektub, 1931-1933 yılları arasında, Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Eğer rüya tabirini biliyorsanız. (Yûsuf Sûresi, 12:43)
Ben ne geceyim, ne de geceye kulluk ederim. Ben bir hakikat güneşinin hâdimiyim ki, size ondan haber getiriyorum. [İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât 1:124 (130. Mektup)]
Evliyaya tuzak olan hayaller, ilahî bahçelerin ay yüzlü güzellerinin akisleridir. (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)
(Mektûbat sh: 347)
Uykunuzu bir istirahat kıldık. (Nebe Sûresi, 78:9)
Ne geceyim, ne geceperestim.
Karma karışık, tabire değmez rüyalar. (Yûsuf Sûresi, 12:44)
(Mektûbat sh: 348)
Yani: "Kurdun bahsini ettiğin zaman topuzu hazırla, vur; çünki kurt geliyor."
(Mektûbat sh: 349)
Uykunuzu bir istirahat kıldık. (Nebe Sûresi, 78:9)
(Mektûbat sh: 350)
(Kâf Sûresi, 50:1)
(Mektûbat sh: 352)
Yemin olsun kâfirin ruhunu tâ derinliklerinden şiddetle söküp alanlara. Ve mü'minin ruhunu kolaylıkla alanlara. (Nâziât Sûresi, 79:1-2)
(Mektûbat sh: 353)
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. (Mülk Sûresi, 67:26)
Gaybı Allah'tan başkası bilmez. (Neml Sûresi, 27:65; Tirmizi, Sevâbü'l-Kur'ân: 7)
De ki: Şüphesiz ilim Allah katındadır.
Sana Kur'ân'ı indiren Odur. O Kur'ân'ın âyetlerinden bir kısmı, mânâsı açık olan muhkem âyetlerdir ki, kitabın aslı ve manası bunlardır. Diğer bir kısım âyetler ise müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde sapıklığa meyil bulunanlar, muhkem âyetleri bırakıp fitne aramak ve yalan yanlış yorumlamak için müteşabih âyetlere yönelirler. Halbuki o âyetlerin tefsirini Allah'tan başkası bilemez. İlimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar ise, 'Biz buna inandık; hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir' derler. Bunları ancak akıl sahibi olanlar düşünüp anlar. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:7)
(Mektûbat sh: 355)
Ölüm hak ve gerçektir.
Sen dârü'l-hikmettesin; önce, kalbini tedavi edecek bir tabip ara.
(Mektûbat sh: 359)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve âl ve ashabına Senin razı olacağın ve Onun lâyık ve müstehak olduğu bir rahmetle salât ve selâm et.
(Mektûbat sh: 360)
Allah'ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Mektûbat sh: 361)
Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur. (Hûd Sûresi, 11:113)
(Mektûbat sh: 362)
"Bilerek zarara razı olana şefkat edip lehinde bakılmaz."
Öküzün boynuna inci takmak gibi.
(Mektûbat sh: 363)
Rabbimin bu fazlından dolayı Allah'a hamdolsun.
(Mektûbat sh: 364)
Şükür Risalesi
Yirmisekizinci Mektub, 1931-1933 yılları arasında, Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
Hâlâ şükretmezler mi? (Yâsin Sûresi, 36:35,78)
Şükredenleri elbette mükâfatlandıracağız. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:145)
Şükrederseniz nimetimi elbette arttırırım. (İbrahim Sûresi, 14:7)
Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. (Zümer Sûresi, 39:66)
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?" (Rahmân Sûresi, 55:13 vd)
(Mektûbat sh: 367)
Allah'ım, bizi şükredenlerden eyle rahmetinle, ey Erhamürrâhimîn.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allah'ım! Şükredenlerin ve hamd edenlerin efendisi olan, Efendimiz Muhammed'e (a.s.m.) ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âmin.
Onların duaları, 'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' sözleriyle sona erer. (Yûnus Sûresi, 10:10)
(Osmanlıca Mektûbat sh: 462)
Osmanlıca Mektûbat Haremeyni Şerifeyne Vehhabilerin Tasallutuna Dairdir
Yirmisekizinci Mektub, 1931-1933 yılları arasında, Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Öyle bir fitneden sakının ki, geldiği zaman içinizden sadece zâlimlere isâbet etmez. (Enfâl Sûresi, 8:25)
(Osmanlıca Mektûbat sh: 465)
Maksat Hz. Ali'ye duyulan sevgi değil; Hz. Ömer'e duyulan kindir.
(Osmanlıca Mektûbat sh: 467)
Zâlim Allah'ın kılıcıdır; onunla başkalarını cezalandırır, sonra da onu cezalandırır.
(Osmanlıca Mektûbat sh: 468)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Sûresi, 2:32)
(Mektûbat sh: 368)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Onlara söyle ki: Allah'ın lütfuyla ve rahmetiyle -ancak bununla ferahlansınlar. Bu, onların dünyada toplayıp durduklarından daha hayırlıdır. (Yûnus Sûresi, 10:58)
(Mektûbat sh: 370)
Ben sözlerimle Muhammed'i (a.s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum. (Hassan b. Sâbit (r.a.) ait bir sözdür. İbn-i Esir, el-Meselü's sair, 2/357; el-Kalkeşendî, Subhu'l Aşa, 2/321; İmam-ı Rabbanî, Mektubât, 1/58, 44. Mektub.)
Yani, "Kur'ân'ın hakaik-i i'câzını ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim. Belki Kur'ân'ın güzel hakikatleri benim tabiratlarımı da güzelleştirdi, ulvîleştirdi."
(Mektûbat sh: 373)
O herşeye kâdirdir. (Hûd Sûresi, 11:4; Rum Sûresi, 30:50; Şûrâ Sûresi, 42:9; Mülk Sûresi, 67:1)
(Mektûbat sh: 376)
Rabbimin bu ihsanından dolayı Allah'a hamd olsun.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve âl ve ashabına Senin razı olacağın ve Onun lâyık ve müstehak olduğu bir rahmetle ve pek kesretli bir selâmetle salât ve selâm et. Âmin.
(Mektûbat sh: 379)
Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme. (Bakara Sûresi, 2:286)
(Mektûbat sh: 382)
Muhakkak biz..
(Mektûbat sh: 383)
Yoksa
(Mektûbat sh: 384)
"Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlahî bir şifredir. Hâs abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. O şifrenin miftahı, o Abd-i Hâstadır, hem Onun veresesindedir."
(Mektûbat sh: 385)
Peygamber göndermedikçe Biz kimseye azap edici değiliz. (İsrâ Sûresi, 17:15)
(Mektûbat sh: 386)
Füc'eten Muhammedü'n-Nebi gelecek, doğru haberleri verecek. (Ebû Nuaym, Delâîlü'n-Nübüvve, 1:90; İbni Kesîr, el-Bidaye, 2:227)
(Mektûbat sh: 387)
Gerçek ilim Allah katındadır.
Gaybı Allah'tan başkası bilemez.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
(Mektûbat sh: 388)
Yirmidokuzuncu Mektub
Yirmidokuzuncu Mektub, 1934 yılında Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)
(Kur'ân) apaçık bir Arapçadır. (Nahl Sûresi, 16:103)
(Mektûbat sh: 389)
Yemin olsun güneşe ve aydınlığına. (Şems Sûresi, 91:1)
Yâsin. Hikmet dolu Kur'ân'a yemin olsun. (Yâsin Sûresi, 36:1-2)
Kayan yıldıza yemin olsun. (Necm Sûresi, 53:1)
Yemin ederim yıldızların mevkilerine. Bu bir yemin ki, bilseniz, ne büyüktür! (Vâkıa Sûresi, 56:75-76)
Yemin olsun gönderilen meleklere. (Mürselât Sûresi, 77:1)
Yemin olsun rüzgâra. (Zâriyat Sûresi, 51:1)
(Mektûbat sh: 390)
Yemin olsun incire ve zeytine. (Tîn Sûresi, 95:1)
Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir. (Rum Sûresi, 30:22)
(Mektûbat sh: 391)
Gökler Onun kudret elinde dürülmüştür. (Zümer Sûresi, 39:67)
O sizi, annelerinizin karnında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan diğerine çevirerek yaratıyor. (Zümer Sûresi, 39:6)
Gökleri ve yeri altı günde yarattı. (A'râf Sûresi, 7:54)
Allah, kişi ile kalbi arasına girer. (Enfâl Sûresi, 8:24)
Zerre kadar birşey bile Ondan uzak kalamaz. (Sebe Sûresi, 34:3)
O geceyi gündüze, gündüzü de geceye geçirir. Gönüllerde saklı olanı hakkıyla bilen de Odur. (Hadîd Sûresi, 57:6)
"Gökler ve zemin, iki mutî kışla hükmünde ve iki muntazam ordu merkezi suretinde, tek bir emirle veya boru gibi bir işaretle, o iki kışlada fenâ ve adem perdesinde yatan mevcudat, o emre kemâl-i sür'atle ve itaatle 'Lebbeyk' deyip meydan-ı haşir ve imtihana çıkarlar." (Rum Sûresi, 30:25)
(Mektûbat sh: 392)
Yani, "Ne kadar hamd ve medih varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve lâyıktır o Zât-ı Vâcibü'l-Vücuda ki, Allah denilir."
(Mektûbat sh: 393)
Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)
Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur. (Fâtiha Sûresi, 1:2)
Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Hz. Muhammed (a.s.m.) Allah'ın Resûlüdür.
(Mektûbat sh: 394)
Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)
"Ey insanlar, Rabbinize kulluk edin." (Bakara Sûresi, 2:21)
Birşey sabit olduğunda, bütün levazımatıyla birlikte sabit olur.
(Mektûbat sh: 395)
Kulluk ederiz.
Yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)
Ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)
Bizi doğru yola ilet -kendilerine nimet ve ihsanda bulunduklarının yoluna. (Fâtiha Sûresi, 1:6-7)
(Mektûbat sh: 396)
Her bid'at dalâlettir ve her dalâlet Cehennem ateşindedir. (Müslim, Cum'a: 43; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Nesâî, Î'deyn: 22; İbni Mâce, Mukaddime: 6, 7; Dârîmî, Mukaddime: 16, 23; Müsned, 3:310, 371, 4:126, 127)
(Mektûbat sh: 397)
Cehennem ehli ile Cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, muradına ermiş olanların tâ kendisidir. (Haşir Sûresi, 59:20)
(Mektûbat sh: 398)
Ramazan-ı Şerife dairdir
Yirmidokuzuncu Mektub, 1934 yılında Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, ap açık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile bâtılın arasını ayıran Kur'ân, o ayda indirilmiştir. (Bakara Sûresi, 2:185)
(Mektûbat sh: 399)
Umulmadık yerlerden. (Talâk Sûresi, 65:3)
(Mektûbat sh: 401)
Ramazan ayı, kendisinde Kur'ân'ın indirildiği aydır. (Bakara Sûresi, 2:185)
(Mektûbat sh: 404)
Yani: "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim."
Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve âl ve ashabına Senin razı olacağın ve onun lâyık ve müstehak olduğu bir rahmetle, Ramazan ayında okunan Kur'ân'ın harfleri adedince salât ve selâm et. Âmin.
İzzet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından münezzehtir. Bütün peygamberlere selâm olsun. Hamd ise Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. (Sâffât Sûresi, 37:180-182)
(Mektûbat sh: 408)
Ey Kur'ân'ı indiren Allah'ım! Kur'ân'ın hakkı için, ay ve güneş döndükçe bize Kur'ân'ın sırlarını öğret ve kendisine Kur'ân'ı indirdiğin Zata, Onun Âl ve Ashabına salât ve selâm eyle. Âmin.
(Mektûbat sh: 409)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Allah göklerin ve yerin nurudur. (Nûr Sûresi, 24:35)
İlâhî, Sen benim Rabbimsin; ben ise kulum. Sen Hâlıksın, ben ise mahlûk. Sen Rezzâksın, ben ise merzuk...
Yahut onların amelleri, derin bir denizin karanlıklarına benzer ki, o denizi üst üste dalgalar kaplamış, dalgaları da bulutlar örtmüştür. Karanlıklar birbiri üstüne öylesine bastırmıştır ki, elini uzatsa onu dahi göremez olur. İşte, Allah'ın nur vermediği kimsenin nurdan hiçbir nasibi yoktur. (Nûr Sûresi, 24:40)
(Mektûbat sh: 411)
Göklerin ve yerin Rabbi. (Duhân Sûresi, 44:7)
Meleklerin ve ruhun Rabbi.
And olsunki dünya semâsını Biz kandillerle süsledik. (Mülk Sûresi, 67:5)
Güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. (Ra'd Sûresi, 13:2)
Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fanus içindedir. Cam fanus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya ait olmayan mübarek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. O nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. (Nûr Sûresi, 24:35)
İmânın ve Kur'ân'ın nurundan dolayı Allah'a hamd olsun.
Hücumat-ı Sitte Risalesi
Yirmidokuzuncu Mektub, 1934 yılında Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
(Mektûbat sh: 412)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur. (Hûd Sûresi, 11:113)
(Mektûbat sh: 414)
Allahım, erkek, kadın bütün mü'minleri mağfiret et.
Mü'minin ferasetinden sakının; çünkü o Allah'ın nuruyla bakar. (Tirmizî, Tefsiru Sûre 15:6; Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ, 4:94; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 10:268; el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:42)
O gün dostlar birbirine düşman kesilir -ancak takvâ sahipleri müstesna. (Zuhruf Sûresi, 43:67)
(Mektûbat sh: 415)
Şüphesiz ki zikri (vahyi, Kur'ân'ı) Biz indirdik; onu koruyan da elbette Biziz. (Hicr Sûresi, 15:9)
(Mektûbat sh: 416)
Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)
(Mektûbat sh: 417)
De ki: Kaçıp durduğunuz ölüm mutlaka gelip sizi bulacaktır. (Cum'a Sûresi, 62:8)
(Mektûbat sh: 418)
Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır. (Zâriyat Sûresi, 51:58)
(Mektûbat sh: 427)
Ey iman edenler! Sabırlı olun, sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın, her an cihada hazırlıklı bulunun ve Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:200)
Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin. (Bakara Sûresi, 2:41)
İzzet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından münezzehtir. Bütün peygamberlere selâm olsun. Hamd ise Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. (Sâffât Sûresi, 37:180-182)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allahım! Kadri pek yüce ve makamı pek büyük olan Habibin, Ümmî Peygamber, Efendimiz Muhammed'e ve âline ve ashabına salât ve selâm et. Âmin
(Mektûbat sh: 429)
Es'ile-i Sitte Risalesi
Yirmidokuzuncu Mektub, 1934 yılında Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
O bize yollarımızı dosdoğru gösterdiği hâlde, bize ne oluyor ki Ona tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız ezalara karşı sabredeceğiz. Tevekkül etmek isteyenler Allah'a güvensinler. (İbrahim Sûresi, 14:12.)
(Mektûbat sh: 432)
Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar onlara 'Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı; onlardan korkun' dedikleri zaman onların imanı ziyadeleşti ve 'Allah bize yeter; O ne güzel vekildir' dediler. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)
(Mektûbat sh: 433)
İşarat-ı Seb'a Risalesi
Yirmidokuzuncu Mektub, 1934 yılında Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Allah'a ve Resulüne iman edin ki, o ümmî peygamber de Allah'a ve Onun sözlerine iman etmiştir. Ve ona uyun -tâ ki doğru yolu bulmuş olasınız. (A'râf Sûresi, 7:158)
Allah'ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz -kâfirler isterse hoşlanmasınlar. (Tevbe Sûresi, 9:32)
(Mektûbat sh: 436)
Okun yaydan fırlaması gibi dinden çıkarlar. (Buharî, Enbiyâ: 6; Menâkıb: 25; Meğâzî: 61; Fedâilü'l-Kur'ân: 36; Edeb: 95; Tevhid: 23, 57; İstitâbe: 95; Müslim, Zekât: 142-144, 147, 148, 154, 156, 159; Ebû Dâvud, Sünnet: 28; Tirmizî, Fiten: 24; Nesâî, Zekât: 79, Tahrîm: 26; İbni Mâce, Mukaddime: 12; Muvattâ', Messü'l-Kur'ân: 10; Müsned, 1:88, 3:5, 4:145, 5:42)
Milletin efendisi, onlara hizmet edendir." el-Mağribî, Câmiu'ş-Şeml, 1:450, no. 1668; el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:463
İnsanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:463; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 3:481, no. 4044)
Akıl etmiyor musunuz? (Bakara Sûresi, 2:44)
İyice düşünmüyorlar mı? (Nisâ Sûresi, 4:82)
Hiç tefekkür etmezler mi? (En'âm Sûresi, 6:50)
(Mektûbat sh: 440)
Allahım! Tıpkı âlemlerde İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât ettiğin gibi, Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in âline de salât et. Muhakkak ki Sen her türlü hamd ve övgüye nihayetsiz derecede lâyıksın ve şan ve şerefin herşeyden nihayetsiz derecede yüksektir.
(Mektûbat sh: 442)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Dediler: Bizi buna eriştiren Allah'a hamd olsun; ve eğer Allah hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden buna erişemezdik. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirdiler. (A'râf Sûresi, 7:43)
Allahım! Tıpkı âlemlerde İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât ettiğin gibi, Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in âline de salât et. Muhakkak ki Sen her türlü hamd ve övgüye nihayetsiz derecede lâyıksın ve şan ve şerefin herşeyden nihayetsiz derecede yüksektir.
Rumuzat-ı Semaniye Risalesi
Yirmidokuzuncu Mektub, 1934 yılında Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
"Sekiz Remiz"dir, yani sekiz küçük risaledir. Şu remizlerin esası, İlm-i Cifr'in mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrar-ı gaybiye-i Kur'aniyenin mühim bir miftahı olan tevafuktur.
(Mektûbat sh: 443)
Telvihat-ı Tis'a Risalesi
Yirmidokuzuncu Mektub, 1934 yılında Bediüzzaman Hazretleri Barla'da bulunduğu yıllarda te'lif edilmiştir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
İyi bilin ki, Allah'ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. (Yûnus Sûresi, 10:62)
Allah onları bol hayırla mükâfatlandırsın.
(Mektûbat sh: 451)
Her hal üzere Allah'a hamd olsun. (Kenzü'l-Ummâl, 1:72, 181; Tirmizî, 5:578, hadîs no: 3599; İbni Mâce, 1:92, hadîs no: 251, 2:1260, hadîs no: 3830)
(Mektûbat sh: 452)
Yani: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın caddesinden hariç ve onun arkasından gitmeyen muhaldir ki; hakikî envâr-ı hakikata vâsıl olabilsin."
Dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka birşey değildir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:185)
(Mektûbat sh: 457)
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin. (Bakara Sûresi, 2:32)
Allahım! Bütün asırların gavs-ı ekberi ve bütün çağların kutb-u âzamı olan Efendimiz Muhammed'e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et -o Efendimiz ki, Miracında haşmet-i velâyeti ve makam-ı mahbubiyeti tezahür etmiştir ve bütün velâyetler onun Miracının gölgesinde münderiç bulunmaktadır. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
(Mektûbat sh: 458)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Nefislerinizi temize çıkarmayın. (Necm Sûresi, 53:32)
Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur. (Haşir Sûresi, 59:19)
(Mektûbat sh: 459)
Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir. (Nisâ Sûresi, 4:79)
Herşey helâk olup gidicidir -Ona bakan yüzü müstesnâ. (Kasas Sûresi, 28:88)
Nefislerinizi temize çıkarmayın. (Necm Sûresi, 53:32)
Nefsinin arzusunu kendine mâbud edinen kimse. (Furkan Sûresi, 25:43)
Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur. (Haşir Sûresi, 59:19)
Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir. (Nisâ Sûresi, 4:79)
(Mektûbat sh: 460)
Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir. (Şems Sûresi, 91:9)
Herşey helâk olup gidicidir -Ona bakan yüzü müstesnâ. (Kasas Sûresi, 28:88)
(Mektûbat sh: 461)
Otuzuncu Mektub
İşarat-ül İ'caz Risalesi 1914-1916 tarihinde te'lif edilmiş ve 1918 yılında neşredilmiştir. Matbu', Arabî "İşarat-ül İ'caz Tefsiri"dir.
Otuzbirinci Mektub
Ekserisi 1930-34 yıllarında Barla'da te'lif edilmiştir. Bir kısmı 1934 sonu ve 1935 başında Isparta'da; mütebakisi 1935-1936'da Eskişehir Hapishanesinde te'lif edilmiştir. Otuzbir "Lem'a"dır.
Otuzikinci Mektub
Bu Lemaat Risalesi Evkaf-ı İslâmiye Matbaası İstanbul'da 1331-1339 (1921) tarihinde te'lif edilmiş ve neşredilmiştir. Kendi kendine manzum tarzını alan matbu' "Lemaat" risalesidir. Aynı zamanda "Otuzikinci Lem'a" olup, "Sözler" mecmuasının âhirinde neşredilmiştir.
Otuzüçüncü Mektub
Otuzüçüncü Mektup, Pencereler Risalesi olup 1929 yılında Barla'da te'lif edilmiştir. Marifet-i İlahiyeye pencereler açan "Otuzüç Pencereli Risale" olup, bir cihette "Otuzüçüncü Söz" olduğundan Sözler Mecmuasında neşredilmiş, buraya dercedilmemiştir.
(Mektûbat sh: 462)
Yâ Rab! Âyetü'l-Kübrâ hakkı için beni bütün sıkıntılardan kurtar, eman ve emniyet ver. (Celcelutiye)
Güzel isimlerin ile beni sıkıntı ve perişaniyetten koru.
Öyle nurlu harfler ki Mars yıldızı gibi yücedir. Asâ-yı Mûsa ismiyle karanlıklar dağılır.
(Mektûbat sh: 463)
Öyle nurlu harfler ki Mars yıldızı gibi yücedir.
Asâ-yı Mûsa ismiyle karanlıklar dağılır.
Âyetü'l-Kübrâ hakkı için
Ayet-ül Kübra hakkı için beni bütün sıkıntılardan kurtar.
Güzel isimlerin ile
Güzel isimlerin ile beni sıkıntı ve perişaniyetten koru.
(Mektûbat sh: 464)
Sırlar hazinesi olan Bismillah ile başladım. Ruhum, onunla o hazineyi keşfetti.
Güzel isimlerin ile beni sıkıntı ve perişaniyetten koru.
Öyle nurlu harfler ki Mars yıldızı gibi yücedir.
(Mektûbat sh: 465)
Asâ-yı Mûsa ismiyle karanlıklar dağılır.
(Mektûbat sh: 466)
Ey Rabbimiz! Unutur veya hatâya düşer de bir kusur işlediysek bizi onunla hesaba çekme. (Bakara Sûresi, 2:286)
(Mektûbat sh: 468)
Hakikat Çekirdekleri
Seçme vecizeler olup 1920-21 yıllarında İstanbul'da telif edilmiştir.
Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla.
Hamd, övgü alemlerin Rabbi olan Allah'adır. Salat ve selam da, Efendimiz Muhammed (a.s.m.)'a ve O'nun âline ve ashabının hepsine olsun.
(Mektûbat sh: 469)
Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Senin bize verdiğinden başka bizim hiçbir kudretimiz yoktur. Muhakkak ki sen yüce olansın ve her şeyi hikmetle yapansın.
(Mektûbat sh: 473)
"Her söz doğru olmalı; her doğru, söz olmamalı!" Her sözün doğru olmasının gerekliliğinden, her doğruyu söylemek gerekmez.
(Mektûbat sh: 475)
İçinde dayanışma olan cemiyet, durgun halleri harekete geçirmek için bir vasıtadır, içinde kıskanma olan cemaat ise işleri karıştırıp faaliyetleri durdurur.
(Mektûbat sh: 477)
Erkekler hevâ ve hevesle kadınlaşırsa, kadınlar da hayasızlıkla erkekleşir.
(Mektûbat sh: 478)
Hurdebinî bir hayvanın hasseleri insanın hasseleriyle muvazene edildiğinde, acip bir sır görürsün.
İnsan, içinde Yâsin Sûresi yazılmış bir Yâsin sûreti يٰسٓ gibidir.
(Mektûbat sh: 482)
Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.