NUR'UN BİR KAHRAMANI MEHMED KAYA'NIN RİSALE-İ NUR HAKKINDA BİR TAKRİZİDİR
Çok şefkatli, pek kerim, hayatımdan çok aziz Üstadım Efendim Hazretleri!
Mübtedi ve pek acemî bir çocuğun, üstadından aldığı dersi tekrarı misillü, cehl-i mürekkeb içerisinde pûyan olan şu âciz talebenize Risale-i Nur'un feyz-i nâmütenahîsinden süzülen iksir-i hayat, ruh ve kalbimi, akıl ve idrak ve şuurumu, hissiyat-ı sefihenin istilasından vikaye ederek, en mübarek bir mürşid-i a'zam gibi himmet-i nâmütenahîsiyle, en mühim bir kuvve-i dafia olarak, vücud mülkünden
nefs-i emmare ve heva şerlerini def' ve tardederek, aşılmaz ve yıkılmaz bir sedd-i Kur'anî ve bir sedd-i imanî tesis ediyor.
Risale-i Nur, nebatatın hattâ cemadatın dahi lisan-ı halleriyle olan tesbihatını, kâinatın medar-ı mefhareti olan lisan-ı Âdemle beyan ederek Hâlık-ı Kâinat'a takdim etmesinden -Risale-i Nur- bütün mahlukat ve bütün zîruh ile de yakînen alâkadar ve münasebettardır.
Bu kadar ihatalı, câmi', manidar bir hayat-ı nâmütenahînin feyyaz nurlarıyla kâinatlar ışıklanırken, zulümatlar dağılırken, asırlar yıkanırken, gözleri felsefe bataklığının çamurlarıyla kapalı, kalbleri mühürlü, beşer çehreli mütemerridlerin,
sırrının mazharı o zavallı dâllîn güruhunun hakaik-i Kur'aniyeye karşı kör, sağır, gafil olarak Hâlık-ı Kâinat'a isyanları, hiç şübhesiz kâinatı emsalsiz bir gazabla gazablandırıyor;
sırrıyla Cehennem'i çileden çıkarıyor; mevcudata, lisan-ı haliyle: "Yaşasın
azab-ı Cehennem!" dedirtiyor.
Risale-i Nur bütün mizanlarıyla ve riyazî kat'iyyetiyle, her türlü hakaikı tam isbat etmesiyle; maddî ilim ve firavunane düşüncelerin neticesi ruhları zifiri karanlıkta olan bu zümrelerin mes'uliyetleri, geçen asırlardaki mütemerrid küfre nisbetle daha katmerli bir surette eşedd bir azaba inkılab edeceği sarahatle tezahür ediyor. Zira bu dehşetli asrın zındıkları, itiraz veya inkâr ettikleri hakaikın riyazî kat'iyyetini, iki kerre iki dört eder derecesinde bir kat'iyyetle, Risale-i Nur'da bizzât müşahede ettiklerinden ve onlar daha dünyada iken teslime mecbur olduklarından, sırf bir küfr-ü inadî ile küfrü iltizam etmelerinden, iblise tâbi' bu bedbaht iblis hizmetçilerinin azabını, küfürleri gibi, eşedd-i azaba lâyık kılmaktadır.
Risale-i Nur tebşiratıyla, ihbar-ı gaybîleriyle, geçmiş asırların sâkinlerinin nazarlarını gıbta ve tahsin ile asrımıza baktırmaktadır. Verâset-i Nebevî yoluyla pek ulviyeti haiz ve ümmetin en mübecceli olan ve birinci safını teşkil eden ashab-ı kiramın, hususuyla Hazret-i Ali'nin (R.A.) keramet-i Aleviyeleri ve daha sonra muhakkikînin ve asfiyanın serfirazı Hazret-i Gavs'ın (K.S.) keramet-i Gavsiyeleriyle
ve Necmeddin-i Kübra ve Muhyiddin-i Arabî (K.S.) gibi kümmelînin kendilerinden sonraki asırlara ait işaretlerinin emsalsiz sarahatlarıyla, ziyanın güneşi ve hararetin ateşi göstermesi gibi, Risale-i Nur'dan en kat'î ve en sarih ve en ziyadar bir surette tebşiratlarıyla ve ihbarat-ı gaybiyeleriyle beyanları; ihsanat-ı İlahiyenin emsalsiz hamd ü senaya lâyık bir ikramıdır.
Risale-i Nur malûm Sözleriyle ve bütün eczalarıyla cadde-i kübra-yı Kur'aniyeyi göstermesi itibariyle, kemalin hadd-i kusvasına îsale vesile olduğu gibi; mâyesi harc-ı Kur'anî ile müzeyyen, müsenna, muazzam, muhteşem olan Risale-i Nur'a lâkaydlık etmek, temerrüd ve inkârda bulunmak, insanı a'lâ-yı illiyyînin mukabili olan esfel-i safilîne düşürür.
Üstadım Efendim Hazretleri! Kàsır fehmim, nâkıs ifadem, çok mahdud ihatamla; iman ve irfan ağacının en son ve en nefis meyvesi Risale-i Nur'un teşrihi ve izahını ben yapamıyorum. Zâten onu tam hakikatıyla sekene-i arzın hiçbiri ve hiçbir unsuru, mükemmel
yapamaz. O semavî ilham mecmuasının tarifi ve teşrihi ve izahı; kendisinin kendisine has, mümtaz ve serapa sehl-i mümteni' olan selasetli, haşmetli, ziyadar, münakkaş, müzeyyen olan ifade ve beyanlarında nümayan ve orada ziyabahş ve nurefşandır.
Ey Risale-i Nur, ey mu'cize-i Kur'an!
Müftehir seninle ins ü cin, zemin ü zaman.
Işıklandı kalbler, doldu nurunla cihan;
Binler selâm sana ey mu'cize-i Kur'an!
Ey Risale-i Nur, ey dertlilere derman!
Yangın gönüllere âb-ı kevser sen oldun
Âşık bîçarelere vird-i seher sen oldun,
Gönüllere takılı inci cevher sen oldun
Müftehir seninle ins ü cin, zemin ü zaman.
Binler selâm sana ey mu'cize-i Kur'an!
Yanık gönüllere sanki zemzem pınarı,
Cennet-misal ortası, bağ-ı Firdevs kenarı.
Ruşen âlem, nurunla ey hidayet serdarı!
Müftehir seninle ins ü cin, zemin ü zaman.
Binler selâm sana ey mu'cize-i Kur'an!
Çok müşfik, çok kerim Üstadım Efendim,
Huzur-u Hazretinizde, manen rahle-i tedrisinizde, irfanınıza müştak, feyzinizle serab şu fakir, şu âciz talebenizin, Nur'un derslerinden aldığı intibah ile, hakaik-i Kur'aniyenin i'cazkâr ve nâmütenahî ulvî hakikatlarından ve mübarek feyzinizin tereşşuhatı olarak şöyle bir hakikat kalbime geldi:
Kur'an-ı Azîmüşşan'dan dersimi okurken Sure-i Lokman'daki
âyetini kıraat ederken -gayr-ı ihtiyarî- kalbim, ruhum, aklım bu kudsî kelâmın pek derin, pek ulvî manasına saplandı. Başta asr-ı pâk-i Muhammedî (A.S.M.) olduğu halde bütün asırlarla konuşan bu âyet-i kerime, asrımıza da elbette bakmaktadır. Hususuyla bu âyet-i celilenin asrımızdaki tam mâsadakı olacak bir manevî zâta şifreli mükâlemesi ve hitabı var diyerek şiddetli bir ihtarın saikiyle baktım. O kudsî cümle-i Kur'aniye ki; فَقَدِ اسْتَمْسَكَ nazm-ı celiline kadar, Risale-i
Nur müellifinin doğduğu tarihe veya Risale-i Nur'un mukaddematını tahsiline başladığı tarihe, makam-ı cifrîsiyle parmak basmaktadır.
(1292) ediyor. ى harfi iki defa sayılırsa, (1302) ediyor. Dört و 24, dört م 160, iki ن 100, bir ى 10, dört س 240, dört ل 120, bir ج 3, dört هی 20, üç elif 3, bir ح 8, bir ف 80, bir ق 100, bir د 4, bir ك 20, bir ت 400. Yekûn 1292 ederek müellifin doğum tarihini göstermektedir. ى iki defa sayıldığı takdirde (1302) tarihi eder ki; bu tarih, Risale-i Nur müellifinin tahsile, yani Nur'un basamaklarına başladığı zamanı gösteriyor. İleride Kur'an'a yapılacak taarruzlarda Nur şakirdleri Kur'an'ın emsalsiz elmas kılıncı Risale-i Nur ile yapılacak mücahedede, müellifin küfrü te'dib için lüzumlu Kur'anî
cephane ve teçhizatı taallüm ve iddihar ile meşgul bulundukları tarihe parmak basıyor.
nazm-ı celili pek latîf bir tevafuk eseri olarak makam-ı cifrîsi (1347) ederek, tam tamına Risale-i Nur müellifinin beyne'l-avam ve beyne'l-İslâm en çok kullanılan ism-i mübareki olan Üstad Bedîüzzaman ismine parmak bastığından
nazm-ı celili ile, herşeyi câmi' olan Kur'an-ı Azîmü'l-Beyan, elbette ve elbette gerek işarî manasıyla ve gerek hesab-ı cifrîsiyle, Risale-i Nur müellifinin doğum tarihine veya tahsile başladığı tarihe ve isimlerine işaret etmektedir. Risale-i Nur cüzlerinde, Sure-i Bakara'daki
ilââhir âyet-i kerimesinin hakikatlı, hikmetli, muhteşem tefsiri; işarî mana ve hesab-ı cifrîsiyle beyan edildiğinden, o hakikatlı ve haşmetli tefsirin Risale-i Nur'a ve mübarek müellifine latîf işaretleri arasında
nazm-ı celil-i Sübhanîsi, cifirce
(1347) rakamını göstererek, (Üstad Bedîüzzaman) ismine cifren tevafuku gösteriyor ki: Bu âyetin Sure-i Lokman'daki âyetle münasebeti ve iki yerde bu hakikatın tekrarı, Risale-i Nur'a çok kuvvetli bir işaret ve îma teşkil etmektedir.
Risale-i Nur kendi şakirdleriyle kopmaz bir zincir, bir hablü'l-metin vasfına tam lâyık olarak, bu dehşetli asrın savletli bid'alarına karşı emsalsiz bir kahramanlıkla göğüs gererek pişva-yı âlem-i İslâm olmuş ve Kur'an-ı Azîm'in dellâlı sıfatıyla aktar-ı İslâmiyenin her yerinde, hattâ küre-i zeminde meş'ale-i imanı, Kur'an'ın ezelî ve ebedî ışığıyla parlatmış olması, elhak bu vasfa tam lâyık olduğunu nice bürhanlarla teyid etmiş bulunuyor.
Bu kudsî âyetlerin tafsilatlı tefsiri Risale-i Nur külliyatında beyan edilmiş bulunduğundan, bu yüksek hakaikı ona havale ederek dersime hâtime veriyorum.
Çok mübarek üstadım efendim! Haddimin milyon kerre fevkinde olan bir mes'elede küçüklüğüme, nihayetsiz aczime, sonsuz fakrıma ve cehlime bakmayarak, cür'etli hareketimden dolayı bendenizi affediniz. Yalnız şurasını tekraren arzedeyim ki: Rahle-i tedrisinizde ahz-ı
mevki ettim; huzur-u irfanınıza baş koydum.
Ey tabib-i hâzıkım, ey mübarek üstadım! Beni affediniz. Derece-i kemaldeki şefkatinizden ve ikramınızdan ancak af dilerim. En büyük edeb ve hürmetlerimle mübarek ellerinizden öper, mübarek dualarınızı istirham eylerim efendim hazretleri...
Burc-u enversin efendim, kal'a-i İslâma sen.
Nâil olmuşsun bugün Kur'an ile ikrama sen.
Sensin ol dellâl-ı Kur'an, yoluna canlar feda,
İltifat-ı Şahımerdan ile sensin mukteda.
Vasfını resmetmeğe yok tâkatım, gelmez dile.
Sen müeyyedsin efendim, ol keramat-ı Gavs ile.
Sensin ol Nur naşiri, feyzin demâdem aşikâr.
Oldu mülhidler tahassungâhı, seninle târumâr.
Kıl keremler bendene kim, çâr u nâçâr söyledim.
Sen müceddid-i kâriban hâtemisin seyyidim.
Lütfunu bekler gedayım, affedip hüddamını,
Aldı feyzinden bu Mehmed, daima ilhamını.
Fırka-i naciyeyiz biz, râh-ı tevhid cephemiz.
Pişva-yı Âlem-i İslâm sensin şübhesiz.
Günlerin olsun mübarek, hatırın bulsun safa,
İsm-i pâk-i hakkiçün Ahmed-i Muhammed Mustafa. (A.S.M.)