Nimet-i İslâm
— 719 —

KİTAB-ÜL-EYMAN:

(YEMİN)

Eytam, yetimin cem'i olduğu gibi, eyman da yeminin cem'idir.

Yeminin tarifinden evvel, muradiflerini bilmeliyiz ki, lâfzından iştikak vâki olmadığı cihetle, onların kendilerine ihtiyaç vardır: Kasem ve halif, yenlinin muradifleridir.

Kasem, if'âl babından kullanılır. (Lâ uksimu) âyet-i kerimesinde olduğu gibi.

Halif, hanın fethi velâmın kesri iledir. Hanın kesri ve lâmın sukunu ile Half dahi, söylenir. İkinci baptan tasrif olunur. Ve muteaddisinde tahlif ve ihlâf ve İstihlâf, denilir.

Yemin, tâlika dahi şâmil olmak üzere, {(1) Tâliki talâka bakınız.} şöyle tarif olunur: Haberin, iki taraftan birini - muksemun bih - ile takviyedir. {(2) İki taraf, emri âtiye nazaran, yapma ve terk etmeden, ibaret olup, geçmiş eve şimdiki hale nazaran, takviye olunacak cihet, vakıa mutabakattır.}

Muksemun bih: Cenâb-ı Hakkın, ismi zat veya sıfatı, ve yemini - billâhın gayriye göre, cezanın şarta tâlikidir.

Yemin edene halif ve edilene mahlûfun aleyh tâbir olunur. Muksemun bihe, Mahlûfun bih dahi denir.

YEMİNİN KISIMLARI:

Yemin, üç kısımdır: Yemin-i gamus, yemin-i lâğv, yemin-i munakide.

Yemin-i gamus ki, ona yemin-i facire ve yemin-i sabir ve yemin-i sabire dahi {(3) Fücur, burada yalandır. Gamus, batırmak mânâsınadır. Sahibini günaha, sokan demektir. Sabre izafetle, ona (yemin-i sabır) ve (yemin-i sabire) denilmesi, sahibinin cüret ve ayak diremedeki sebatına mebnidir.} denir: Yalan yere amden, edilen yemindir, kebaireden (büyük günahlardandır) dir.

Yemin-i lâğv: Zanne mebni, vaki hilâfına edilen yemindir. Meselâ: (Filâna olan borcumu verdim, onun bende alacağı yoktur) diye, edilen

— 720 —

yemin, vakıa mutabık ise, sadıktır. Mutabık değilse, ve mutabık olmadığı yemin edenin malûmu ise, o yemin (yemin-i gamus) ve malûmu değil ise, (yemin-i lâğv) dır. {(1) Yemin-i lâğv, ancak yemin-i billâhta olur. Geçmiş olan hususatta, zanna mebni, vakiin hilâfı üzerine, talâk yahut itak ile yemin edilirse, talâk ve itak vâki olur. Yemin-i billâhın, lâğv kısmında, dünyevî muahaze olan, keffaret olmadığı gibi, uhrevî muahaze olmamak dahi, eltaf-ı ilâhiyyeden mercudur.}

Yemin-i münakide: İşleme ve terk etme üzerine olan azmi, tekit için edilen yemindir ki, - bilhassa - istikbale ait hususatta olur. Keffaret dahi, yalnız bu kısım yemine âit bulunur. {(2) Diğer iki kısım yeminin, keffareti yoktur. Yemin-i gamusta, tevbe ve istiğfar lâzımdır. Âyet-i kerimede "Allahın ahdini ve kendi yeminlerini az bir paraya satanlar yok mu? İşte onların ahiretten bir nasipleri olmayacaktır." (Âl-i İmran: 77) ve hadîs-i şerifte: "Büyük günahlardan üçü de şunlardır: Yemin-i Gamus, valideyni terk ve askerden kaçmaktır." buyurulmuştur.}

Âyeti kerimde "Yeminlerinizi koruyun" (Mâide: 89) buyurulmuştur.

Yeminin, münakid ve mûcibi keffaret olması için, yemin edilen hususata, sebat ve ademi sebat imkânı, ve yemin edenin, âkil, bâliğ ve islâmı şarttır.

(Yeminin muktezası üzere sebata - birr - ve ademi sebata - hins -diyeceğiz.) Bunların ismi failleri (bârr) ve (hânis) tir. {(3) Mecazen isnat ile, yemine dahi, sıfat kılınarak yemin-i Bârr ve yemin-i Hanis, denilir.}

Mecnunun ve - mümeyyiz bile olsa - sabînin yemini, sahih olmaz. İslâm üzere olmayanın dahi, yeminine itibar olunmaz. {(4) Çünkü, yemin Allaha tâzim için, akd olunur. Küfr ile beraber ise tâzim olmaz.}

Gayr-i müslimin, küfür halinde ettiği yeminde, islâm halinde iken hânis olsa, keffaret lâzım gelmez.

Yemin, irtidat ile de, bâtıl olur. Sonra müslim olsa da, hükmü o butlana tesir etmez.

Yeminin hükmü: Aslen birrin ve hülfen keffaretin, vücubüdür.

İslâm olmayanın, keffarete ehliyeti dahi, olamaz. Çünkü, keffaret malûm olduğu üzere, haddi zatında, ibadettir. Onun ukûbet olması, sebebine,

— 721 —

nazarandır. {(1) Onun için, keffaretler usulde, ibadetle ukubet arasında, deveran eden, hukukullahtan sayılmış ve iftar keffaretinden mâdâda, ibadet mânâsı galip bulunmuştur. Fıtır keffareti, hatâda olan ile unutana, terettüp etmemekte olduğuna ve fecir tulû etmemek yahut gurup etmek zanniyle edilen iftarda - şüphe mevziinde, sâkıt olan hadd gibi - sukut eylemekte bulunduğuna nazaran, onda ukubet ciheti, racih görünmüştür.} Ve "Çünkü onların yeminleri yoktur." (Tevbe 12) buyurulmuştur. {(2) "Eğer onlar yeminlerini bozarlarsa" (Tevbe: 12) âyeti, onların izhar ettikleri sûrî yemin hakkındadır. Nükûl ümidiyle hâkim dahi, onları yemine çeker ve sûrî yeminlerine, itibar eder.}

Hâlifte hürriyet şart değildir. Memlûkün yemini dahi, sahihtir. Şu kadar ki, mal ile keffaret, ona derhal lâzım olmayıp, oruç ile keffaret lâzım gelir.

Hâlifte, isteklik - ademi ikrâh - dahi, şart değildir. Mükrehin dahi, yemini sahihtir.

Yeminin akdinde, arzu ve ikrah, müsavi olduğu gibi, nakizde dahi müsavidir.Bunlarda, ciddî ve şaka dahi, arzu ve ikrah gibidir.

İn'ikadda, yeminin istisnadan hâli olması, mahlûfun aleyhin mümkün bulunması gibi şarttır: Meselâ: "Ben ölmeyeceğim" yahut "Yarın güneş doğmayacak" misilli yeminler gamus ve akdine "İnşaallah" ilâve olunan yeminler hükümsüz sayılır.

Yemini mün'akid de: Mürsel, muvakkat, fevr isimleriyle üç türlü olabilir.

Mürsel ki, ona mutlak dahi, denir: Bir vakit ile mukayyet olmayandır. Gerek nefyen ve gerek isbaten, olsun.

"Filâncayı alırım, diye, edilen yemin, mürseli ispattır. Filâncayı almam" diye, edilen yemin, mürseli menfîdir.

Evvelkinde, hâlif ve mahlûfun aleyh, kaim oldukça, "Hins" olmaz. Hanisiyyet, onlardan birinin helâkinde hâsıl olur. Yok olan hâlif ise, - indelmevt - keffareti vasiyyet etmek, ve yok olan mahlûfun aleyh ise, onun mevtinde hâlif, keffareti ifa etmek, lâzım gelir. Nitekim, "filân işi işlerim" diye, yemin eden kimse, onu işlememek sûretinde, ancak ömürünün sonunda, hânis olur.

İkincide, onu almadıkça, ebediyyen hânis olmaz. Alır ise, hânis olur. Ve keffaret lâzım gelir. Yemin, ikinci defa olarak inikat, etmez.

— 722 —

Muvakkat: Bir vakit ile mukayyet olandır. Bugün yahut bir hafta veya bu sene, filân işi işlerim, diye edilen yemin, o gün...geçmedikçe hânis olmaz. İşlemem diye, nefy ile edilen yemin, o gün...zarfında, bir kerre işlemekle hânis olur. Ve keffaret lâzım gelir.

Fevr: Bir kelâma cevap olmak gibi, bir sebebe bina olunan yemindir ki, halin delâletiyle tekayyüt edip, ondan sonraya da şâmil olmaz. Meselâ, sokağa çıkmak üzere, hazırlanan yahut çocuğunu dövmek üzere, değnek hazırlayan kadına, zevcinin (eğer sokağa çıkarsan) yahut "çocuğu döğersen" mutallâkasın, demesi, talâk ile olan - yemini fevr - dir ki, ettiği tâlik, o çıkmağa ve o dövmeğe âit olur. Kezâlik, bir kimse yemekte olduğu sabah yahut akşam taamına - ki, evvelkisine (gadâ) ve ikincisine (aşâ) ve onları, tenavüle (tegaddi) ve (teaşşî) tâbir olunur - yanında bulunarak - beraber tenavül için - çağırdığı zâtın "ben tegaddi yahut teaşşî etmem" diye, ettiği yemin, halin delâleti ile, o taama maksur olur ki, kelâmı iptidaen değil, cevaben vâki olduğu için, taam sahibinin kelâmı, o hazır olan taam ile mukayyet olduğu gibi, ona cevap olarak vâki olan kelâmı dahi, onunla mukayyet olarak, çağırmakta olduğunun, şu taamı yemem, mealinde bulunur ve gidip, kendi evinde taam etmekle, hânis olmaz. {(1) Bu misal, usulde mecazın sıhhatinin şartı olan karine bahsinde dahi mezkûrdur.}

Yeminin sebebi: Maksadının tahkik ve tekidini iradedir.

Yeminin rüknü: Onda müstamel olan, elfazdır ki, esma ve sıfatı ilâhiyyeye ve tealika şâmildir.

Yeminin edatı şu harflerdir: Ve, be, te. {(2) Tâlik edatı, şart edatıdır.}

Bunlar, mukadder dahi olur. Harfi cerlerden ise, medhulleri mecrur olmak, yeminin inikadı için, şart değildir.

Marifetnamede geçtiği gibi:

"Vallahi güzel etmiş, billâhi güzel etmiş, tallâhi güzel etmiş."

Yemin: Vallâhi, billâhi, tallâhi, verrahmân, velhak misilli Cenab-ı Hakkın, esma-i hüsnasından biri ile, olduğu gibi izzeti, celâli, kibriyası,

— 723 —

azameti, kudreti misilli zâtî sıfatı ve rıza gadap gibi fiilî sıfatı {(1) Sıfâtı ilâhiyye, Cenâb-ı Hak, o fiilin zıddı ile dahi, mevsuf ise, (fiiliyye)Öldüren ve dirilten (muhyî ve mümît) gibi. Böyle değilse zatiyyedir.} ile dahi, olur.

(Bir madde için, "Vallahi, billahi, tallahi" diye, müteaddid olan yeminin keffareti de müteaddid olur.)

Cenab-ı Hakkın gayriye yemin, nehy olunmuştur: Meselâ, Kâbeye yemin edilmez. Kâbenin rabbine diye, edilebilir.

Kur'andan yahut Peygamber (aleyhisselâm) dan veya kıbleden berâet (uzak olayım diyerek) edilen yemin, imân ve islâmdan baraet ile, edilen yemin gibi, muteberdir. (Şöyle veya böyle yapar ise, kâfir olduğu) dahi, yemindir. {(2) Bunun yemin olup, küfür olmadığını bilene göre, o işi yapmak, küfrü mucip değildir. Keffareti muciptir. Eğer kendisince küfürden mâdut ise, onu işlemek, küfre rıza vermek olduğu için, küfür olur.}

Kasem, yemin yahut şehadet ederim, demek dahi, yemindir. Bunlarda, (billâhi) kaydına yâni (uksimü billâhi) (ahlifü billâhi), (eşhedü billâhi), "Allaha kasem ederim" gibi Allah kelimesini ilâveye bile, hacet yoktur.

Le amrullahi, ve ahdullâhi, ve mîsâkallâhu ve eymullâhi tâbirleri dahi kasem elfazındandır.

Sadece (nezrim olsun) demek ve helâl olan şeyi, nefsine haram etmek, {(3) Hattâ, zevcenin zıhârına itibar olmadığı halde "sen bana haram ol" diye, kocasına kendisini haram kılan kadın, nefsini temkin ve teslim etmekle, yemin keffareti vermesi, lâzım gelir.} ve "anam helâlim olsun" gibi, müebbet olan bir haramı, şarta talikan helâl edinmek dahi, kasemden {(4) Netifte der ki, muksemün bih altıdır: Birincisi esma-i ilâhiyyedir, ikincisi: Sıfatı ilâhiyyedir, üçüncüsü: Küffar milletlerinden birinden olmayı kabul etmektir, dördüncüsü: Cenâb-ı Haktan ve enbiyasından ve kitaplarından veya islâm dininden teberrîdir, beşincisi: Hakkullahtır ve enbiyâ hakkı ve melâike hakkıdır, altıncısı: Yemin ederim, nezrim olsun gibi, tabirlerdir.} sayılır.

Bir ibadeti, nezretmiş ise, onu işlemek {(5) Kitab-us-savmın, nezir bahsini okuyunuz.} ve nezrini itlâk etmiş ise, nakzında, yemin keffareti etmek lâzım, gelir. Hanis olmaktan evvel keffaret yoktur.

— 724 —

Keffaret, malûm olmuştur. Malı olan kimsenin, sarf mahalli, müsliminin fukarasıdır. (Kitab-us-savma bakınız). {(1) Zimmî zekâta masrif olamadığı gibi, kefalete dahi olamaz.}

Masiyet üzerine edilen yeminin bozulup kerafet edilmesi, vâciptir.

Fiilî feraiz ve terki maasi üzerine edilen, yeminin birri ve hıfzı vâciptir.

Bir müslimi, mağdur gibi, terki evlâ olan, şeyler üzerine, edilen yeminin keffareti edilmek üzere, hinsi (hânis olmak), efdâldir.

Yeminde, sözlere ve nâsın örf ve istimaline bakılır. Meselâ, şu ağaçtan yemem, diye edilen yemin, gösterilen ağaç meyvalı olduğuna göre, meyvasına, ve meyvalı olmadığına göre, parasına masruf olur.

Şu asmadan yememeğe yemin eden, onun tabii olan mahsulünü, yemekle hânis olup, asmanın kendinden yemekle, hânis olmadığı gibi, sirke ve pekmez misilli ondan imal edilenleri yemekle dahi, hânis olmaz.

Şu koyundan ve şu sığırdan yememeğe edilen yemin, onun kendi mekülüne masruf olup, sütünü içmek ve kuzusunu ve buzağısını yemekle, hânis olmaz.

Et yememeğe yemin eden, balık yemekle hânis olmaz.

Zevcesine, benim iznim yahut malûmatım olmadıkça, çıkma diyen kimse, her çıkış için, izni ve ilmi, şart kılmıştır.

Benim iznim oluncaya kadar çıkma demiş olmak sureti, böyle değildir ki, onda her çıkış için, izin şart kılınmamıştır.

Çıkmağa hazırlanmış olan zevceye, çıkmama üzerine edilen yemin, fevrîdir ki, sadece o çıkışa masruftur.

Zevcesiyle inatlaşıp, sen bana lâkırdı etmedikçe, ben seninle lâkırdı etmem, diye yemin, yahut şart eden kimsenin, zevcesi, ben de sen söylemeden, sana söz söylemem, diye yemin ettikde, zevcin yemini yerine gelmiş olmakla, zevcesine ondan sonra, ettiği kelâm onun yeminine dokunmaz.

Cariyesini kimseye satmamak ve bağışlamamak üzere, yemin eden kimse, yarısını satmakla ve diğer yarısını hibe etmekle, hânis olmaz.

— 725 —

Bir kimse akan suda yıkanmakta bulunan zevcesine (Sen bu sudan çıkarsan, benden boş ol) demiş olursa, ne yapmak lâzım gelir? Cevabı: Kadın sudan çıkar ve bir sey lâzım gelmez.. Çünkü kadının bulunduğu su, ondan akıp gitmekte olmasiyle, mahlûfun aleyh değildir.

Fıkıhta, tâlik ve yemin birleştiği için, bunlar kitabımızın eyman babında geçirilmiştir. Bâzı kitaplarda, bu gibi meseleler için, (Kitâb-ül-hiyel) ismiyle, hususî bap açılmıştır. (Hiyel), gerçi hilelin cem'idir. Ve lâkin, (hile) lisanımızda kullanılan mânâda değil, çare mânâsınadır. (Hile-i şerriyye) şerî olan çâre demektir. Ve illâ, şeriati garranın sahası, hud'a hastalıklarından muarrâdır. Subutu nesep babında, "Nesebin ispatı için, ihtiyal bile olunur" tâbirinin dahi mânâsı, budur ki, çare aranır, demektir.

Mesele: Zevcesine "Eğer sana bundan böyle takarrüp edersem, sen üç talâk ile boş ol" demiş olan kimse, müebbet iylâ etmiş olduğundan, fey ederse, zevcesine beynuneti kübrâ iyka eylemiş olur. Fey etmeyip aradan dört ay geçerse, beynûneti sugra iyka eylemiş olur.

Bu beynuneti sugra, iki mislinin ona inzimamı ile, kübra olabilir. Çünkü, iylâ müddetsiz olmak cihetiyle, müebbet demek olduğundan, ilk beynunetten sonra edilen nikâh tecdidinde, dört ay mürur edip, bilâmâni - mukarenette - bulunmazsa, zevce yine bâin düşer. İkinci defa nikâhın tecdidinde dört ay bilâmâni mukarenet vuku bulmazsa, müebbet iylâ, bu üçüncü nikâha dahi, sirayet etmekle, bir talâkı bain daha vâki olarak, beynuneti kübrâ olur.

Mesele: Bir kimse, iki zevcesi var iken, üçüncü bir zevce daha tezevvüç edip, üçüncüye "Eğer ben eski zevcelerime takarrüp edersem, benden üç talâk boş ol" dese, onlardan birine - mukarenette - bulunmakla, üçüncü zevcesi üç talâk ile mutallâka olur. Eğer onlardan hiç biri ile - mukarenette - bulunmayarak, aradan dört ay geçerse, haklarında iylâ vâki olarak, o iki - eski zevce - bain düşer. Üçüncü zevceye, hakkında muallâk olan talâkı selâse, vâki olmaz.

— 726 —

ZIHAR:

Hisâr vezninde olan (zihâr) muzahere gibi, mufaale babından masdar olarak: Zevc zevcesini, valide, kayın valide, bacı ve süt bacı gibi, kendisinin ebediyyen mahremi {(1) Teyit üzere, mahremiyyet validelik, kayın validelik, hemşirelik gibi, yakın münasebetler ile olur. Baldız hanımın ve üç talâk ile mutallâkanın mahremiyyeti, muvakkat olmak hasebiyle, onların, bakması câiz olmayan mevzilerine ve keza mürtedde ve mecusiyye kadına teşbih ile zıhar hâsıl olmaz.} bulunan, bir kadının - bakmak câiz olmayan - mevziine benzetmek mânâsında, ıstılahtır. {(2) Teşbih kaydi "sen anamsın, bacımsın veya kızımsın" gibi emsalini ihraç etmiştir ki, bunlar bâtıldır ve hükümsüzdür.} Bu, cahiliyye talâkından olup, meşhur olan tâbiri "Sen bana annemin zahrı (arkası) gibisin." olduğu için, "Zıhar" diye mârûf olmuştur. {(3) Kuhistânî der ki, tenasül mevziine yakın olduğu için karın, zikr olunmayıp, ondan onun arka yüzü olan sırtı ile tâbir olunmuştur. Bu tevcih, Misbâhı münirden naklen Bahr-i Râikta, ve ondan alarak, Dürr-ü Muhtâr, havâşîsinde, mezkûr olan vecihten, bir vecihtir. O da budur: Zahrın zikredilerek tahsis olunması şundandırki, Dâbbenin zahrı, binenin yeri olup, kadın dahi -vikâ' vaktinde- binilmiş olmakla, lâtif bir istiare olmuştur. Gûya ki, zevc ona, "sana binmek anama binmek gibi artık, bana haram oldu" demiştir.} Meselâ: Bir müslim kendi zevcesini, mahremi bulunan kadınlardan birinin bakması haram olan bir yerine, benzeterek "Sen bana anamın arkası yahut karnı gibisin" demek, zıhardır.

Bu teşbihi eden kocaya, (müzahir) ve o zevceye (müzaher minha) tâbir olunur.

Zıharın: Hükmü, şartı, rüknü vardır.

Zıharın hükmü: Keffaret ile zail olacak hürmettir. (Teşbih erkânından sonraki ifadeye bakınız).

Bu bapta asıl, sûre-i mücadeledeki "İçinizde karılarını analarının yerine koyanlar" (Mücadele: 2) âyeti celîlesidir.

Zıharın şartı, rüknünde münderiçtir. Rüknü, âtîdeki ifadelerden anlaşılacaktır.

— 727 —

Mezkûr, teşbihin müşebbih ve müşebbeh ve müşebbehün-bih ve teşbih edatından ibaret, dört rüknü vardır.

Müşebbih: Zevcdir. Zevcenin zıharı, hükümsüzdür. {(1) Ona hürmet ve hiç bir kefâret, tereddüp etmez. İbni şahne, yemin keffaretinin, icabını tercih etmiştir. Helâlin tahrimi, yemin olmakla, zevcine "sen bana haram ol "diyen kadın, nefsini temkin ve teslim etmekle, yemin keffareti eder.}

Müzahir zevcin, âkil ve bâliğ ve müslim olması, şarttır. Sabinin ve mecnunun ve mâtûhun ve medhuşun ve baygının ve uyuyanın talâkı muteber olmadığı gibi, zıharı dahi muteber değildir. Zimmî boşamaya ehil olabilirse de zihara olamaz. Çünkü, keffaret ehli değildir. {(2) Zimmî kaydi, ittifakîdir. Tahtâvî der ki, zimmînin zıharı, Şâfiî indinde sahihtir.}

Sarhoşun, mükrehin, muhtiin ve malûm işaretiyle dilsizin, zıharı muteberdir.

Müşebbeh: Zevcedir. Yahut rees ve rakabe gibi, onun küllüne itlâk olunur uzvu {(3) Arabî lügate ve lisanımızdaki (başın sağ olsun) tâbirinde zikr-i cüzü ve irade-i küll tarikine nazaran, böyle ise de, bir kimse zevcesine (senin başın, anamın başına benzer) demekle, zıhar etmiş olmayacağı, Fevziye fetvalarında musarrahtır.} veyahut, nısıf ve rubu gibi, cüzü şâyidir.

Zevce: Menkuha veya mutedde bulunmak şartiyle, kitabiye, yahut sagire veya mecnûne ve gayr-i medhule, olabilir. {(4) Zıharın milk sebebine izafeti dahi, sahihtir.}

Milki yemin ile - mevtue - cariye {(5) Velev ki, müdebbire veya ümm-ü veled, olsun.} hakkında, zıhar olmadığı gibi, mahalli talâk olmayan, ecnebiye hakkında dahi, zıhar olmaz.

Müşebbehün-bih: Gerek nesep ve gerek rıdâ' veya musaheret sebebiyle zevcin mahremi olan kadının, karnı ve sırtı ve uyluğu gibi, bakılması câiz olmayan yeridir.

Saç ve baş ve yüz el ve ayak, zıhar mevzileri, değildir. Binaenaleyh, zevcenin yüzünü validesinin yahut kızının yüzüne yahut yüzündeki beni, validesinin veya hemşiresinin benine yahut elini eline teşbih ile, zıhar edilmiş - dolayısiyle keffaret lâzım gelmiş - olmaz. {(6) Zeyd, zevcesi Hinde, senin memen anam Zeynebin memesine benzer dese, yalnız böyle demekle, Zeyde keffaret vermek lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.

Zeyd, zevcesi Hinde, başın ananın başına benzer dese, Zeyd böyle demekle muzahir olur mu? Cevabı: Olmaz.}

— 728 —

Teşbih edatı: Teşbihe delâlet eden, sözdür. O da, ya sarih veya kinaye olur.

(Sen bana, - benden, benimle beraber - bence anamın yahut ananın arkası gibisin), (Ben sana müzahirim), (Sana zıhar ettim) tâbirleri sarihtir.

(Sen bana anam gibisin), (Sen bana anam gibi haramsın) tâbirleri kinayedir.

Tabiratı kinaiye, talâkta olduğu gibi, niyyete muhtaçtır. Sarih tâbiratın, niyyete ihtiyacı yoktur.

(Sen bana anam gibisin) demekle, zevc zevcesine, ikram veya zıhar yahut talâk niyyet ederse, niyyeti sahih ve gönlündeki vâki olur. Eğer bir şeyi niyyet etmez veyahut teşbih edatını kaldırarak, (sen ananısın, yahut sen benim anamsın) derse, kelâmı lâğv ve hükümsüz olup, sözün, âdiyen mânâsı, olan, hürmet ve ikram teayyün eder: Sen bana ana gibi muhteremsin, demiş olur. {(1) Zevceye, sen benim anamsın, demek yahut onu, kızım, bacım gibi tâbirler ile, çağırmak zıhar değil ise de, tahrimen mekruhtur.

Zeyd, zevcesi Hinde, yüzün kızım Zeynebin yüzüne benzer dese, Zeyd böyle demekle müzâhir olmuş olur mu? Cevabı: Olmaz.

Zeyd, zevcesi Hinde, senin elin anam Zeynebin eline benzer dese, mücerred böyle demekle, Hind Zeyde haram olup, Zeyde keffareti zıhar lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.

Zeyd kızı sagîre Hindin örtülü mevziini görüp, zevcesi Zeynebe: "benzer"dese, mücerret böyle demekle, Zeyde keffareti zıhar lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.}

(Sen bana anam gibi haramsın) demekle, zıhara yahut talâka dâir, niyet ettiği mânâ, sarihtir. Bunda, tahrim lâfzının ziyade edilmesi, hürmet mânâsını almağa mânidir. Zevc, onunla bir şey kasdetmemiş olduğu takdirde, en aşağı olan mânâ, zıhardan başka bir şey olamaz.

(Sen bana anamın arkası gibisin) tâbiri, bu bapta sarih olduğu için, onunla, zıhardan başka bir şey sabit olmaz. Zıhar niyyeti olmasa dahi, sabit olan, odur.

Teşbihsiz zıhar olmadığı gibi, zıhar olan teşbih dahi, helâli harama, teşbih etmektir. Onun aksi, zıhar değildir. Binaenaleyh, zevc kendi mehareminden birinin, kapalı bir yerini görüp, zevcesine (onun örtülü mevzii, senin mestur mevziine benzer) demekle, zıhar etmiş olmaz.

Mezkûr teşbih ki, murad bu bapta zikrolunan veçhile, muteber olan teşbihtir. Cahiliyet örfünde, ebedî ayrılığı intaç etmiş olan, bir talâk

— 729 —

iken, şer'î mühir, onu keffaret ile zail ve muvakkat hürmeti, meydana getiren bir hüküm kılmıştır. {(1) "Allah, zevcelerinizi, anneleriniz gibi kendinize haram saymanız için yaratmamıştır." (Ehzap: 4) âyetinden anlaşıldığına göre, cahiliyyet zamanında, erkek evlatlıklar, öz evlâtlar gibi sayılarak, onların metrûk zevceleri, babalıklarına haram olduğu gibi, zıhar edilen zevceler dahi, kocalarına -artık- ana gibi, haram olur idi. İslam şeriatı bu âyetle her iki cahiliye hükmünü dahi, iptâl ederek (evlatlıkların öz evlat, zevcelerin de ana olmadıklarını ilân etti).}

Binaenaleyh, zevcesine zıhar eden kimse, keffaret ile mükellef olup, keffaret etmedikçe, o zevceye mukarenet etmek, yahut okşamak ve öpmek gibi, mukareneti davet eden, mukaddematta bulunmak, câiz olamaz. Eğer, keffaretten evvel, bu gibi hallerde bulunursa, tevbe ve istiğfar eylemek ve bir daha, böyle etmemek üzere, sebat eylemek lâzım gelir. Bundan dolayı, başkaca keffaret lâzım olmaz.

Zevce, zıharda bulunan kocasından, zevciyyet muamelesi için, keffaret talebinde, haklı olduğu gibi, {(2) Kühistânî der ki, zevce için zevcinin keffaret etmesini istemek vardır. Hâkim dahi, zevci keffaret üzerine haps ve sonra darp ile, icbar eder.} keffaretten evvel, kendisine yaklaşmaktan onu menetmekte, haklıdır.

Murafaa (duruşma) esnasında, hâkim zevcenin zararını izale için, zevci ya keffaret etmek veyahut boşamak üzere tazir eder. Eğer zevc, "Keffaret ettim" derse, yalancılık ile mârûf olmadıkça, hâkim onu tasdik eyler.

Zıharda nikâh bâkidir. Zıhar ile hâsıl olan hürmet, keffaretten başka bir tarik ile zâil değildir. Hattâ, müzaher zevceyi, kocası keffaretten evvel, tatlik ve ibane etmek, zıhara sakıt (vâki olan hürmeti zâil) kılmak iddetten veya diğer kocadan sonra, tezevvüç eylemek takdirinde bile, keffaret etmedikçe ona mukarenet, kendisine haram olur.

Zevc zıharını, bir vakit ile takyit etmiş bulunur ise, o vaktin geçmesiyle, zıhar sakıt olur: Zevcesine, meselâ "Bir seneye kadar sen bana anamın arkası gibisin" demiş olan kimse, bir sene içinde, keffaretten evvel ona mukarenet etmesi, kendisine haram olup, bir seneden sonra, vaktin geçmiş olması sebebiyle, keffaretin lüzumu dahi sakıt olduğundan, zevcesine - keffaretsiz - takarrüp edebilir.

Meşiyyetullaha tâlik, zıharı iptal eder.

Müteaddit zevcesi olan kimse, onların hepsine birden, zıhar etse, her biri için, başka başka keffaret lâzım olur.

— 730 —

Bir zevcesine, tekrar tekrar zıhar eden zevc dahi, müteaddit keffaretler ile mükellef olup, tekrardan tekit kasdettiğini, söylerse, meclis müteaddit olmadığına göre, sözü tasdik olunur.

Zıhar keffareti, iftar keffareti gibidir ki, keffaret niyyeti ile tahriri rakabe etmek ve ondan âciz ise, iki ay arka arkaya oruç tutmak ve ona da kadir değilse, altmış fakiri - akşamlı sabahlı - doyurmak veyahut onlardan, her birine ya aynen veya kıymeten, birer sadaka-i fıtır miktarını vermektir. (Kitabı savmın, keffaret faslına bakınız.)

Zıhar eden koca, memlûk olduğuna göre, ona oruçtan başka bir yol ile, keffaret etmek mümkün olamaz.

Tahrir ve oruç hakkındaki nass "temas etmeden önce" (Mücadele: 3) kaydiyle mukayyet ve doyurma hakkındaki nass, o kayitten mutlak bulunduğundan, mutlak, itlâki ve mukayyet, takyidi üzere câri olmak aslınca, siyam esnasında vâki olan mukarenet veya onun mukaddematı, keffaretin yeni baştan iadesini mucip olur. {(1) Oruç ile keffaret etmekte olan müzahir zevc, o esnada geceleri dahi, zevcesine takarrüp edemez. Edecek olursa ve hattâ onun devâî ve mukaddematında bulunursa, kasden olmasa dahi, keffaret orucunu yeni baştan tutmak lâzım gelir.} İt'âm esnasında vâki olan, mukarenet ve devaisi ise mucip olmaz.

— 731 —

LİÂN:

İslâm dininde, zina ukubeti mucip, bir haram olduğundan, onun bir kimseye, isnadı dahi caiz değildir.

Zina isnat etmeğe (kazf) tâbir olunur ki, onun da ukûbet-i şer'iyyesi (dinî cezası) vardır.

Zinânın ukubetine (zinâ haddi) denilir. Kazfin ukubetine (haddi kazf) tâbir olunur.

Kazf edene (kazif) ve edilene (makzuf) denir. {(1) Liân bahsinde, bunlar için, ayrı ayrı ve bir arada, şartlar vardır. Âtîde zikrolunur.} İsnat olunan hususa (makzufünbih) denilir.

Yabancı hakkında, haddi mucip olan, kazf, zevceyn hakkında, liânı mucip olur.

Liân dahi, âtîde beyan olunduğu üzere, ayrılığı mûcip olduğundan, fıkıh kitaplarında, talâkın nevileri sırasına geçmiştir.

Liân (İnân vezninde), mufaale babından, masdar olduğundan mulâane mânâsınadır ki, lanetleşmek demektir. (Telâun) ve (iltiân) dahi, denir: Beşincisi, lânet ve gadap olmak üzere, {(2) Lânet, zevcin ve gadap, zevcenin liânında olur. Tahiyyata, teşehhüt denildiği gibi, cüzün ismi, külle verilmiştir. Zevce canibinde olan liânda, gadap dahi, mevcut ise de, zevcin liânı, daha eski olup, ondan sonra olan ise, tercih sebeplerinden bulunduğundan, tesmiyede o müraccah olmuştur.} yeminler ile tekit olunan, dört şehadettir. Sıfatı, âtiyen zikrolunur.

Liânın sebebi: Zevcin zevceye, kazf etmiş olmasıdır.

Liânın rüknü: Zikrolunduğu üzere, lian ve yemin ile müekket, şehadetlerdir.

Liânın ehli: Edayi şehadete ehil olanlardır. Binaenaleyh, zevceynin ikisi veya birisi, kazfda mahdut, yahut rakîk,veyahut gayr-i müslim, veya

— 732 —

dilsiz, yahut sabî, veya mecnun bulunur ise, aralarında liân cereyan etmez. Körlük ve sağırlık ve fâsıklık, mânî değildir. {(1) Fâsık - şehadeti makbul olmamakla beraber - bizce, şehadet ehlidir. Şu kadar ki, töhmetine mebni, çok yerde onun şehadeti, makbul olmaz. Bu şehadeti ise, töhmet mevziinde meşrû olduğundan, reddolunmaz. Binaenaleyh fâsık ile onun zevcesi arasında dahi, cari olur. Kezalik, âmâ ile onun zevcesi - o dahi âmâ olsa - arasında, liân cari olabilir. Çünkü, âmâ, her ne kadar, meşhudünleh ile meşhudün aleyhi, temyiz edemediğinden dolayı, sair mevzilerde - şehadeti makbul -olmasa da, şehadet ehlindendir. Ve bu makamda "zevcesini ittiham ettiği şahıs ile temyiz eder" diye takdir olunur.}

(Hindiyyede der ki, liân şehadetin mânâsına mebni, sâkıt oldukta nazar olunur: Eğer o mânâ, zevc canibinde ise, {(2) Zevciyyetin hükmen kıyamı dahi kâfidir. Binaenaleyh, rec'î mutallâkanın, kazfi dahi, liânı mucip olur. Fâsid nikâh ile nikâhlı olanın ve mübane bulunanın kazfına liân olmaz. Mezkûr şart, liânın zevceyne âit olan şartlarındandır. Çünkü, Hânın şurut ve vücubu kimi bilhhassa kazife ve kimi bilhassa makzufe ve kimi her ikisine ait olmak üzere, mütenevvidir Hassaten, kazife ait olan şart: Kazif olan zevc, kendinin müddeasınm doğruluğuna, delil ikâme edememektir. Hassaten, makzufe ait olan şart: Makzuf olan zevce, iffet ehli olup, kendisine az ve isnat olunan hali, münkir bulunmaktır. Her ikisine ait olan şart: Aralarında zevciyyetin kıyamı ve akl ve bülûğ ve islâm ve hürriyet ve nutuk ve kazfen, ademi mahdudiyyettir. Kazfin dâr-ı İslâmda, vuku bulmuş olması dahi, şartlar cümlesindendir.} ona hadd vurulur. zevce canibinde ise, ne hadd olunur, ne de liân olunur.)

Liânın hükmü: Tefrikten evvel dahi olsa, mülâaneden sonra, mukarenet ve mukaddematı, kocaya haram olmak ve aralarının tefriki, hâkime, vâcip bulunmaktır.

Bu bapta asl, sûre-i nûrdaki, âyâtı celîledir ki: "Kendi karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şâhitleri olmayanların şahitliği"(Nûr: 6)

Müslim ve hür ve âkil ve bâliğ ve nâtık olan, {(3) Kitabı hudutta mübeyyen olduğu üzere, dilsizin zinâsı sabit olamadığı gibi, kazfine de, hüküm terettüp etmez. Çünkü, hadd şüphe ile mündefî olur.} bir zevc bu sıfatları hâiz olan, ve zinâdan ve onun töhmetinden afîf ve ârî bulunan, {(4) Zina töhmetinden ârî olmak; haram olarak - mevtûe - olmamak ve beraberinde belli babası olmayan çocuk bulunmaktır. Fâsid nikâh ile, mevtue olmak ve talâkı bain iddetinde, boşayan kocası tarafından takarrüp edilen ve hatâen zifaf olarak mukarenette bulunulmak, haram olarak mevtue olmaktır. Binaenaleyh bunlar Zinâ töhmetinde sayılır. Zinâ: Şüphesiz olan, haramı irtikâptır.}

— 733 —

kendi zevcesine, dâr-ı İslâm içre, ve sarîhan zinâ isnat etmek,veyahut bu çocuk benden veya babasından değildir, diye ya kendinin veya kadının çocuğundan, nesebi nefy eylemek takdirinde, zevce hâkim huzurunda, hak talep eder, ve kazifte sabit olan zevc, {(1) Kazfin sübûtu veya kazifin ikrarı ve yahut makzûfun isbatı ile olur. Bunlar olmaz ise, kazif tahlif olunmaz. Şarta tâlik olunan kazif, bâtıldır.} kazf ettiğini, ispattan âciz olur, ise, {(2) Onun isbatı, dört şahide mütevakkıftır. Bu da insaniyyet namusunun ihtiramındandır. Çünkü, müstehîl derecededir.} liân lâzım gelir ki, zevceynin ikisine dahi, hâkim liân verir. Zevc zevcesine, hâkim huzurunda - sıfatı âtîyyesi - veçhile, liân ettiklerinde, hâkim aralarını tefrik eder.

Vâki olan firkat, bir talâkı bâindir. Vâki liân dahi, zevc hakkında kazf haddi, ve zevce hakkında zinâ haddi, makamına kaimdir.

Töhmetlerin şüyuu dahi, vukuu gibi mezmum olduğundan, kadın hakkında, efdâl olan, zevcinin bu beyinsizliğini setr edip, dâvâ eylememektir. {(3) Zevcin bu baptaki beyinsizliği, gayretsizliğine masruftur ki, talâk ikâı zamanı gelmiş ise, boşamayarak, işi mahkemeye düşürmüş olmasıdır.} Dâvâ etmek takdirinde dahi, hâkim, ona işi örtbas etmesini emir ve tavsiye eder.

Zevce dâvada sebat edip, zevc kazfi ikrar etmemek, ve zevcenin beyyinesi bulunmamak takdirinde, liân sakıt olur.

Kocanın kazfi, ya kendi ikrarı veya zevcenin ispatı ile, sabit olmak suretinde, liân etmesi lâzım olup, imtinaı takdirinde, liân edinceye kadar onu, hâkim hapseder: Ya liân edip kurtulur veyahut nefsini tekzip eyleyip, kazf haddi ile hadlenir. {(4) Ukubeti geriyye mânâsında, isim olan hadd, o mânâda masdar dahi olduğundan, mahdut: Ukubet gören demektir.}

Zevc eğer liân ederse hadden kurtulup, liân lüzumu zevceye müteveccih olur. Hâkim zevceye liân'ı emredip, zevce imtina eylerse, onu dahi ya liân edinceye kadar veyahut zevcini tasdik eyleyinceye kadar, hapseder.

Zevce eğer liân ederse, artık biribirine bakacak yüz, bırakmamış olduklarından, zevc boşamasa bile, hâkim onları ayırır.

Zevce, bu bapta zevcini tasdik etmek takdirinde, liân kendisinden mündefî olup, onun o tasdiki - an kasdin - ikrar demek olmadığından, dört defa dahi olsa, {(5) Dört defa kaydi, Zinâ ancak dört şahitle ve yahut başka başka mecliste, dört defa ikrar ile sabit olabileceğine, mebnidir. Zevce zinâsını ikrar ederse, liânaehliyetten çıkmış olur.} kendisine zinâ haddi lâzım gelmez. {(6) Muhsınanın zinâ haddi, recmdir.}

— 734 —

Çocuktan nesebi selbi tarikiyle, kazfi zevcenin tasdiki takdirinde, neseb, çocuğun hakkı olmak hasebiyle, ondan sâkıt olmaz (nesebin iptalinde, onlar tasdik olunmaz.)

Mürafaa sonunda, karı koca her ikisi, mülâaneden imtina edecek olurlar ise, şerîn hükmüne inkıyad etmemelerinden dolayı, hâkim onların ikisini dahi, hapseder.

Liân - vücuptan sonra - talâkı bâin ile sâkıt olur. {(1) Onu iskat için, çare budur. Talâkı bain ile takyit, talâkı rec'î onu iskat etmediğindendir. Meğer ki, iddet münkazi olmuş ola.} (Sükût eden geri gelmez) kaidesince, ondan sonraki evlenmede, liân hakkı artık avdet etmez.

Zevcenin zinâsı veya irtidadı, yahut şüpheli münasebette bulunmuş olması, ve kazf şahidinin ölmesi veya ortadan yok olması {(2) Gaip olmak, mutlak olarak zikredilmiş olmak hasebiyle, munkatıaya ve gayr-i munkatıaya şâmildir.} ile dahi, liân sâkıt olur. Şahidin sonradan, âmâ veya fâsık ve (katl olunmadıkça) mürted olması ile, liân sâkıt olmaz.

LİÂNIN SIFATI:

Liânın sıfatı (sureti): Kitap ve sünnetten olan, nassı şerinin, nâtık olduğu veçhiledir ki, hâkim karı kocayı - yüz yüze getirerek - iltianı, evvelâ kocaya emreder. Zevc dahi: "Eşhedü billâh ki, ben buna zinâ isnat etmekte sadıklardanım" der. {(3) Eğer hem zinâ ve hem çocuğun reddi ile, kazf etmiş ise, liânda ikisinide, zikreder.} Ve bunu dört defa söyler. Beşincisinde: "Eğer ben yalancılardan isem. ." diye, kendisine Allahın lânetini okur. Sonra, hâkim zevceye hitaben: Sen dahi, iltiân et, diye, emretmekle, zevce dahi: "Eşhedü billâh ki, bu bana zinâ isnat etmekte yalancılardandır..."der ve bunu dört defa söyler. Beşincisinde: "Eğer o sadıklardan ise,"diye, kendisine Allahın gadabını okur.

Zevceyn, bu suretle mülâane ettiklerinde, hâkim, zevce ayrılmayı emreder. O dahi, boşama ile, ondan ayrılır. Eğer zevc, boşamaktan imtina ederse, hâkim kendilerini ayırır.

— 735 —

Zevceyn, liândan, vaz geçtikten sonra, aralarını tefrik etmemesini talep etseler, hâkim onlara icabet etmez.

Kendilerinin ayrılmağa rızaları olmasa bile: "Ben sizin aranızı tefrik ettim" diye, ayrılmağı hükmeder ki, zevciyyet bir talâkı bâin ile, kesilmiş, olur. {(1) Zevc zevcesini, doğan çocuğun kendinden olmadığı ile, kazf etmiş ise hâkim hem de çocuğun nesebini babasından kesip, onu vâlidesine ilhak eder. "Sizi ayırdım ve çocuğun nesebini, senden kestim" diye, zevce tefhim eder. Bunun için, mutavvelâtta mezkûr, bir takım şartlar vardır.}

Hâkim yanılıp ta, liân kelimelerinin, ekserinden sonra dahi tefrik etse, hükmü sahih olur. Eğer liân kelimelerinin azından, yâni bir veya ikisinden sonra, tefrik ederse, sahih olmaz.

Liân kendi nezdinde olan hâkim, onları tefrik etmeden mâzûl veya merhum olursa, ikinci hâkim, liânı yeniden icra eder.

Zevceynin ayrılmaları, yalnız liân ile değil, hâkimin hükmü ile olacağından, liândan sonra ve tefrikten evvel, zevciyyet kaim olmakla, zevcin zevceye talâkı vâki, ve iylâ ve zıharı sahih olur. Ve vefat vukuunda, tevarüs câri bulunur.

Şu kadar ki, zevcin ona takarrubu, yahut bunun mukaddemat ve devaisinde bulunması câiz olmaz. {(2) Hadis-i şerifte: "Lian yapan karı-koca birleşemezler" buyurulmuştur. İmam Ebu Yûsuf kavlince, onlar badema, birbirlerine müebbet hürmet ile haram olurlar. Buna mebni, tahrim sebeplerine dair olan nazma, liân dahi ilâve edilmiştir. Kitab-un nikâhın muharremat faslındaki hâmişi okuyunuz.} Meğer ki, nefsini tekzip etmiş ola. O halde, nikâh yenilenmeksizin takarrubu dahi helâl olur.

Zeyd, zevcesi afîfe Hinde, bire zâniye diye, kazf eylemekle, Hind Zeydi, mucibiyle mutalebe edip, liân şartları mevcut olmakla, liân teklif olundukta, Zeyd nefsini tekzip etmeyip, liândan iba etmekle, veçhi şerî üzere iltiân ettiklerinde, hâkim Hindi Zeydden tefrik eylese, Hind Zeydden mübâne olur mu? Cevabı Olur. Bu sûrette, Hindin iddeti munkaziyye oluncaya kadar, nafakası Zeyd üzerine lâzım olur mu? Cevabı: Olur.

— 736 —

İNANET, CİBAB VEYA HISA SEBEBİYLE MÜFARAKAT:

İnanet: İnniniyyettir. İnnin, erkeklik uzvu - kudretsiz olarak - mevcut olandır. Nâdir olarak yaradılıştan, ve en çok ihtiyarlıktan ileri gelir.

Cibab: Mecbubiyettir. Mecbub: Tenasül uzvu, kesik olandır. Hisâe: Hasîliktir. Hasî: Husyeleri kopuk (yok) olandır.

Evvelki, ak ağalık ve ikincisi ile üçüncüsü, tavâşîliktir ki, bunlar, kadına yaklaşmaya mâni olan hallerden, ve erkeğin ayıplarındandır.

Kadının dahi, tenasül mevziinde, ona yaklaşmaya mâni, çatıklık, yahut ur gibi ayıplar olabilir ki, öylesi, tenasül uzvunun fena teşekkülünden ibarettir. '

Kasm babının sonlarında geçtiği üzere, zevciyyette, kocaya şer'ân vâcip olan, zevcesine - bir kerre olsun - muvakaa etmektir. Ondan sonra, zevcenin - bu husustan dolayı - zevcinde husumet hakkı olmaz ise de, kendinden mâni olmayan, ve zevcinin bu baptaki mâniine - nikâhtan sonra - rızası bulunmayan kadının muhayyerliği, ve husumet hakkı olur ki. dilerse dâva ederek, zevcinden, hâkimin hükmü ile, ayrılabilir.

Onun bu baptaki hiyarı, ihmal üzerindedir: Zevcini - bilâ rıza - innin, yahut mecbub veya hasî, bulup da, bir zaman dâvâ etmeyen veyahut dâvâ edip de, bir müddet dâvayı terk eyleyen, zevcenin dâva hakkı, sâkıt olmaz.

Kendinde, o gibi ayıp olan kadının, bir şey demeğe hakkı olmadığı gibi, her ikisi ayıpsız olmak hasebiyle fiilen karı koca olduklarından sonra, kocada hâdis olan, ananet sebebiyle dahi, zevcenin muhayyerliğe, kazaen hakkı olamaz.

Kocasının ayıbına nikâhtan evvel bilgisi veya nikâhtan sonra rızası olan kadının dahi, muhayyerliği bulunamaz.

Kendinde kusur olmayıp, zevcinin ayıbına dahi, nikâh vaktinde bilgisi ve nikâhtan sonra onu işittiği halde, rızası olmayan kadının zevci, innin olduğuna, ve kadını kendiliğinden bırakmadığına göre, kendisi hürre ve

— 737 —

bâliğa ise, hâkime müracaatle dâvâ edebilir. Hürre olmayanın hiyâr hakkı, mevlâsına âit olur ve henüz gayr-i baliğa bulunanın bülûğuna intizar olunur. Hâkim, ona dokunmuş olup olmadığını kocasından sorar.

Zevc, kendinin dokunmadığını, ikrar ederse, hâkim onu imhal (yâni murafaa vaktinden itibaren, kamerî bir sene kendisini, tecil) eder.

Hâkimden başkasının teciline itibar olunmaz. O müddet içinde - ki, mutedil iklimler ahalisine göre, dört mevsimin insanların bünyelerince, tesirâtı görülmüş ve tam bir tecrübe hâsıl edilmiş olur - zevc bir defa olsun, vâsıl oldu ise, ne âlâ, vâsıl olamamış ise, kendinin tatlikinden imtinaı, ve zevcenin ayrılma talebinde ısrarı {(1) Bu ikinci talebidir. Birincisi tecil ve ikincisi tefrik için olmuş olur. Kadısın gıyabında, vekilinin talebi dahi, kendi talebi gibidir.} üzerine, hâkim onları ayırır ve bu suretle zevceyn arasında bir talâkı bain, vukua gelmiş olur.

(Kadın, tam mehrini alır ve iddet bekler. Aralarında tevarüs cereyan etmez.)

Eğer zevc murafaa esnasında, inanetini ikrar etmeyip, birleştiğini iddia ederse, kadın bâkire olmadığına göre söz - yeminle - zevcindir.

Zevcin iddiasına karşı, zevce kendinin bekâretini iddia eylerse, muayene ettirilir.

Bakan kadın (bir olmak kâfi ve iki olmak ihtiyattır): Bâkire değil derse, söz yine - yeminle - zevcindir.

Zevc yemin ederse, kadının hakkı kalmaz olur. Yemine yanaşmazsa eski minval üzere, bir sene tecil olunur.

Bakan kadın, zevcenin bâkir bulunduğunu söylerse, söz - yeminsiz - zevcenindir.

Kadın, bâkire olmayıp da, bekâretinin, başka sebep ile, meselâ parmağı ile izalesini iddia suretinde dahi, zevc - yemini ile - tasdik olunur.

Husûmetin iptidasındaki yeminden nükûlde, zevc tecil ve intihadaki nükûlde, zevce tahyir edilir, demektir.

Tecil müddetinde, ramazan günleri ve zevcin hac zamanı ve gıybeti, zevcenin âdet günleri, hepsi hesaba dahil edilir.

Gerek zevc ve gerek zevcenin, az çok, hastalık müddeti ve bilhassa, zevcenin, hac ve bulunmadığı zamanı, hesap olunmaz.

— 738 —

Husûmet sırasında, zevc, küçük yani çocuk veya marîz, yahut ihramlı ise, tecilin başlama zamanı, bülûğdan ve ifakattan ve ihlâlden sonra olur.

Hâkimin tecili, innin ve o hükümde olan, hasî hakkındadır. Mecbûb sagir olsa dahi, tehirde fâide olmadığı için, mütalebe hakkı olan, zevcesinin dâvâsı üzerine, hâkim onu tecil etmeyip, derhal aralarını tefrik eder.

Gerek mecbubta ve gerek innin ve hasîyde, tefrikten sonra olan, ikinci evlenme için, hiyâr hakkı kalmaz.

— 739 —

İDDET:

Sayı mânâsına olan adetten alınan, iddet: Kadının kocasından ayrıldıktan sonra, başkasına varamayıp, {(1) Boşanan kadının iddeti - beynûnet-i kübra olmadıkça - kendi kocasına varmasına engel değildir. Talâk ister rec'î, ister bâin olsun, fark etmez.} malûm olan müddet beklemesidir.

O müddeti beklemeğe (itidad) ve o beklemekte olan kadına (mutedde) denilir. {(2) Mu'tedde kelimesi burada ism-i fâil müennestir. İddete sıfat kılınırsa ism-i mef'ul olur. İ'tidat, saymaktır. Hesaba konan şeye - muteber bir şey olursa - (Mu'teddunbih) denir.}

İddetin: Mucibi, nevî, rüknü, mahzuru vardır.

İddet: Çocuk yatağının, gebelikten beri olduğu, bilinmek ve eşlerin haysiyyet ve itibarı gözetilmek {(3) Bu nükte vefat iddetinin uzun müddetine ve bilhassa henüz cinsî yaklaşma meydana gelmeden olan vefat iddetine göredir.} için konulmuştur.

İddetin mucibi: Ya dühulün husulü veya halvet, yahut vefatın vukuudur.

Zevcin vefatında; zevce, hakikaten ve hükmen (medhule) olmasa, ve vefat eden zevc, yahut onun zevcesi veya her ikisi, küçük yaşta, bulunmuş olsa bile, akdin sahih olması şartiyle, ona iddet lâzım olduğu gibi, tatlîk ve tefrik sûretinde dahi, zevce fâsiden menkuha bile olsa, duhulün vukuu veya halvetin husulü şartiyle, ona iddet lâzım olur.

Zevcin meyyiten mufarakatinde, İddetin lüzumu için, şart olan: Akdin sahih olmasıdır. (Fakat zinâ için, iddet olmaz.) {(4) Zinâ için iddet yoktur (Dürrü'l-Muhtar). Kendisiyle zinâ edilen kadınla iddet beklemeden evlenmek câizdir, isterse bu kadın zinâdan gebe kalmış olsun. Ancak bu durumda kadın doğum yapıncaya kadar onunla cinsî münasebette bulunmaktan koca men'edilir. Kocaya, bu durumda kendini ondan uzak tutmak mendup olur. (T). ]}

Ölmeden ayrılıkta, ayrılık gerek talâk ve gerek fesih ve tefrik suretiyle olsun, İddetin lüzumu için şart olan: Duhul veya halvettir. {(1) Halvetî, bu bapta - sahih ile - takyide hacet yoktur.}

İşte buna binaen, iddet şöyle tarif olunur: Ölüm ile yahut duhül veya halvet ile, müekked olan, {(2) Mehir bahsine bakınız.} milk-i nikâhın, {(3) Fâsid nikâh babına bakınız.} veya muteber firaşın zevali, {(4) Filcümle ve bilcümle zâil olmağa, şâmildir.} ve bir de şüpheli takarrub sebebiyle, kadına {(5) Sağire, yahut mecnune olduğuna göre, lüzum onun velisinedir ki, iddet müddetince, onu gözden uzak tutmaz.} lâzım gelen tarabbus ve intizar {(6) Tarabbus, iddet nassının ibaresidir.} ve tevakkuftur.

— 740 —

Nikâh, menkuhalara ve firaş, ümm-ü veledlere {(1) Ümm-ü veledin cem'i, ümmehat-ı evlâttır. Efendilerinden çocuk getirdikleri sabit olan, câriyelerdir.} ve şüpheli takarrublara (hataen zifafa), {(2) Bir evde, evlenen iki kimseden birinin menkuhası, diğeri ile zifaf olabilir ki, bu halde vukua gelen muvakaa, şüpheli takarruptur. Gerçi haram ve mâni-i ihsan olduğundan, muvakaada bulunana haddi şer'î lâzım gelmez. Ve lâkin, temekkünün şüpheli olması, haddi şer'îyi dâfîdir. Hazret-i İmamın zamanında, sual vukubulmuş bir hâdisedir ki, iki kardeş iki hemşireyi tezevvüç edip, zifafta hata vukua gelmişti. Hazret-i İmamdan istifta ettiklerinde, müşarünileyh hazretleri, onlardan her biri, nikâhlısını boşayıp, zifaf olduklarını, tezevvüce fetva vermişti. Kitab-un-nikâhın on sekizinci meselesini okuyunuz.} göredir.

İDDETİN NEVİLERİ:

Tarabbus müddeti: Yâni iddet müddetinin, ne suretle sona erecek diye, bekleme müddeti: Kurû ve eşhür ve doğurmak ve ebadi eceleyn, ile olmak üzere, mütenevvi olduğundan, iddette dahi bir kaç nevi hâsıl olmuştur. (Bunlar aşağıda izah olunur.)

Kurû, hayiz mânâsına olan (kure) nin cemîdir.

Eşhur, ay mânâsına olan (şehr) in cemidir. Murad, kamerî aylardır.

Hamlin vaz'ı; çocuk doğurmaktır.

Eb'ad-i eceleyn: Talâk ve vefat iddetlerinin, en uzunu demektir.

Kurû ile iddet: Hayiz görüp de, {(3) Kitab-ut-taharenin, ahvali nisâ faslına bakınız.} kocasından bain veya rec'î talâk, yahut fesih tarikiyle, ayrılmış olan ve gebe bulunmayan - medhüle veya o hükümde - olanlar, hakkındadır {(4) Gebe olanın iddeti, doğum ile biter. Medhule olmayana iddet yoktur.} ki, o kadın müslimin nikâhında kitabiye dahi olsa, {(5) Müslimin nikâhında olan kitabîye, gebe olmadıkça, ona iddet lâzım olmaz.} hürre olduğuna göre, tam üç hayiz {(6) Birinci âdet, rahmin beraetinin tebyîni ikinci âdet, nikâh nimetinin meziyyetinin anlaşılması ve üçüncü âdet, hürriyetin fazileti, içindir.} ve hürre olmadığına göre, {(7) Kasm babında mezkûr olduğuna göre, gayr-i hürrenin iddeti iki hayizdir.} tam iki hayiz görmedikçe, başka kocaya, varamaz.

— 741 —

Bidiyyen (yâni sünnet hilâfı olarak), tatlik olunduğuna göre, tatlik edildiği hayız hesaba dahil olmaz.

Hürre - beyan olunduğu üzere, - üçüncü ve hürre olmayan, ikinci hayizden pâk olmakla, {(1) Pâk olmak: Hayiz müddetinin ekserine göre, on günü tamamlamak, onun aşağısına göre, kanın kesilmesiyle igtisal etmektir.} iddet sona erer. Ondan sonra, diğer kocaya nikâh akdolunabilir.

Talâkı rec'î ile mutallâkaya göre, zevcinin ricat hakkından kesilmesi dahi, İddetin inkizası ahkâmındandır.

(Talâkı rec'îden olan iddet içinde, âzâd edilen cariyenin iddeti, hürre iddetine münkalip olur. {(2) Elgazı fıkhiyyeden (Fıkıh problemlerinden):

(Mesele): O hangi kadındır ki, zevci boşamış olmakla, ona dört iddet beklemek lâzım gelmiştir? Cevabı: O; şol sagire cariyedir ki, bir hürrün nikâhı altında iken, zevc onu boşamış olur. Sagire bulunduğu için, şühur üzerine iddet beklemesi lâzım gelip, câriye olmak hasebiyle, nısıf mukadderi olan, bir buçuk ay üzerine iddet beklemekte, ve iddeti sona ermek üzere iken, âdet görerek bâliğa olur, ve bu halde iddeti, âdet haline inkılâp ederek iki hayiz beklemekte iken, âzât olunur, ve inkızaya yüz tutmuş olan ikinci iddeti, şimdi hürreler iddetine münkalep olarak, üç âdet -hayiz- beklemek lâzım gelir. Bu kere onu hitama erdirmek üzere iken, zevcinin vefatı vukua gelmekle, ona vefat iddeti olarak, dört ay on gün beklemek lâzım gelir.} Cariye-i mutedde, eğer talâktan kesilmiş ve yahut zevci vefat etmiş ise, iddeti hürre iddetine inkilâp etmez.)

Hayiz sahibi iken, hayzi büsbütün kesilmiş olan kadın dahi, iyas sinnine ermedikçe, eşhur ile iddet tutmayıp, hayiz ile mutedde olur. Ve bu suretle, iddet müddeti, çok uzayabilir.

Eşhür ile iddet: İki nevidir. Biri sagire yahut âyise {(3) Sagire: Bülûğa ermemiş, ayise: Sinni iyasa (âdetten kesilme yaşına) ermiş olan kadındır. Kitab-ut-taharenin kadınların halleri faslına bakınız.} hakkında, âdete bedeldir ki. küçük veya ihtiyar olmasına mebni, hayiz sahibi olmayan, ve baliga olup da, hayiz görmemiş bulunan, gayr-i hâmil medhule kadın, mutallâka oldukta, her ay bir âdet makamına kaim olmak üzere, hürre ise üç, ve gayr-i hürre ise bir buçuk, ay iddet bekler.

Mebdei: Ayın evveli olursa, hilâl ve evveli olmazsa, otuz gün olarak hesap olunur.

İddet esnasında hayiz gören, murahika iddetini hayiz ile yeniden başlatır. Eşhurün hitamından sonra görülen hayzi, yeniden başlatmayı mucip olmaz.

Temiz halinin imtidadı ile, hayiz beklerken sinni iyasa eren dahi, o sinne erişmesinden itibaren, eşhur ile iddet bekler.

— 742 —

Diğeri: Zevcinin vefatı üzerine ayrılışta, gebelik olmadığına göre, akdi sahih olan hürre hakkında {(1) Fâsid nikâhta, vefat iddeti yoktur.} dört ay ve on gün hürre olmayan hakkında, iki ay ve beş gün, iddet terettüp etmektir.

Ümm-ü veled olmayan cariyeye, iddet yoktur. Yâni bir kimse, veledi kendinden sabit olmayan, odalık cariyesini, azatlı ve azatsız olsun - iddetsiz olarak - başkasına tezviç edebilir. Ümm-ü veledi dahi, itaktan evvel, - bilâ iddet - tezviç eder.

Ümm-ü velede iddet, efendisinin vefatında yahut azat oldukta, lâzım olur.

Efendisi, vefat, yahut kendisini azat etmiş olan, gayr-i hâmil ümm-ü veledin, iddeti, ve şüphe ile olan yahut fâsid bulunan, nikâh ile - takarrüb edilmiş - olan, gayr-i hâmil kadının vefat ve firkat suretlerindeki iddeti dahi, - hayiz sahibi olduğuna göre, - kurû ile ve olmadığına göre, eşhur ile hesap olunur. {(2) Bunlarda, mevt ile talâkın müsavatı, nassı kerimde (ve yezerune ezvacen)buyurulup, bunlar ise, zevce olmadığına binaendir. Bunlardaki gayr-i hâmil kaydi, hâmilin doğumdan başka iddeti olmadığına mebnidir. Dürr-ü Muhtârda, ümmüveledin, efendisine haram olmaması kaydi dahi, ziyade edilmiştir ki, başkasına menkuha yahut mûtedde olmak veya efendisinin, yetişmiş oğlunu öpmek gibi, sebepler ile, efendisine haram olan, ümm-ü velede, iddet yoktur. Ümm-ü velede âit, ince meselelerdendir ki, ümmehatı evlâdını, kendini hür olan huddamına tezviç etmek isteyen bir zâtın reyini, zamanının âlimleri sevap gördükleri halde, Şemsül-eimme tahtie edip: O hadimlerden her birinin nikâhı altında birer hürre vardır, onların üzerine, kendilerine cariye tezviç olunamaz, demiştir. Buna çare olmak üzere, o zat: Ben onları azat ettim, demiş ve ulemâ tarafından yine tasvip görmüşken, Şemsi müşarünileyh bu da, şimdi olamaz, çünkü, ümmehatı evlât, azattan sonra iddet lâzımdır. Müteddeleri tezviç etmiş oluyorsunuz, demiştir.}

Doğurmak ile iddet: Gebeler içindir ki, zevcinden gebe olarak, ayrılan kadın, doğurmadıkça diğer kocaya gidemez. Zevci gerek ölmüş, {(3) Sûre-i talâkın sûre-i nisâdan sonra nâzil olduğu, Hazret-i Alice, müteayyen olmadığından, nusüs mütearez ve iddet, ihtiyat mevzii olmak hasebiyle, zevci vefat eden, gebe kadının iddeti, Hazret-i müşarünileyh nezdinde, vefat iddeti ile gebelik iddetinin, hangisi daha uzun ise, odur. Nitekim, usulün umumî bahsinde mezkûrdur. Bundan sonraki (eb'adi aceleyn) bu değildir.} gerek kendisini boşamış ve yahut aralarında fesih ve tefrik veya mütareke vâki olmuş {(4) Nikâhı fâsid babına bakınız.} olsun ve kendisini, gerek hürre veya memlûke, yahut müdebbire veya mükâtebe veya ümm-ü veled veya müstesaat {(5) Erikka kısımları için, nikâhı rakik faslına müracaat ediniz.} ve müslime veya kitabiye bulunsun, ve karnındaki çocuk, gerek nesebi sabit veya gayr-i sabit olsun.

— 743 —

Haml ile mûtedde olan kadın için, doğumdan başka iddet olmayıp, kadıncağız, zevcinin talâk veya vefatından bir gün veya bir saat sonra dahi, doğurmuş olsa, iddeti sona ermiş olur. Doğurduğu çocuk, birden ziyade ise, müddetin hitama ermesi, son çocuğun doğması iledir.

Mutallâka-i rec'iyye, çocuğun ekserinin zuhuru ile, zevcinden bâin düşer.

Hılkiyyeti vâzıh ve aşikâr olanın - düştüğü -dahi, doğumu gibidir. Bâinen boşamış, ve iddet esnasında vefat etmiş, bulunan kimsenin medhule mutallâkası hakkındadır ki, o mutallâka, talâk, yahut vefat iddetlerinden hangisi - daha uzun - ise, onunla mutedde olur.

Tarafeyn indinde, meselenin hükmü, işte budur ki, talâk iddeti olan, meselâ: Üç hayiz munkazî olup da, vefat iddeti munkazî olmazsa, vefat iddetinin inkizasına intizar olunmak, lâzım gelir. Mevt iddeti munkazî olup da, talâk iddeti munkazî olmazsa, talâk iddetinin inkizası beklenir. {(1) Tarafeyne yâni İmam Ebû Hanîfe hazretleriyle İmam Muhammed hazretlerine göre, o kadın, şöyle bir, dört ay ve on gün, iddet beklemek lâzım geliyor ki, o müddet içinde, talâkı sünnî vaktinden itibaren, kadının başladığı talâk iddeti, tam üç hayiz olarak, mevcut ve mutahakkak olmuş olsun. Tuhur imtidadının vukuu ile, sinni iyâsa değin seneler geçebilir. Dört ay ve on gün geçip te, tuhurun imtidadı cihetiyle, üç hayzini ikmal etmeyen o mutallâka, iddeti içinde bulunur sayıldığı gibi, dört ay on günün tamamından evvel, üç hayzini ikmal eden dahi, iddeti içinde, olup, henüz iddeti munkaziyye olamamıştır.

İmam Ebû Yûsufça, ona lâzım olan talâk iddetidir ki, üç hayizden ibarettir.

Kıyasın muktezası dahi budur. Çünkü, nikâh, mevt ile değil, talâk ile zail olmuştur. Vefat iddeti, nikâhın mevt ile zevalindedir. İrs hakkında, nikâhın bekası, ashabın icmaından dolayı, ihtiyata mebni hükmendir. Recî'de olduğu gibi, nikâhın bekası yoktur ki, iddet değişebilsin.

Kavli tarafeyn olan, istihsanın veçhi budur ki, kadın ona vârise kılındığı için, nikâh vefata değin, hükmen kaim (mevcut) sayılmıştır. Zira, irs ancak nikâh iledir. İrs hakkında, mevcut itibar olunan nikâh, iddet hakkında dahi kaim (mevcut) sayılmıştır, ve sayılmağa ehak olmuştur. Çünkü, şek ile irs câri olamaz ise de, şek ile iddet vâcip olur.}

Vâki olan boşama, rec'î olduğuna göre, gerek sıhhatte ve gerek maraz halinde, ika edilmiş olsun, nikâhın hükmü bâki olmakla, zevcin iddet esnasında vefat etmesiyle, talâkın iddeti münhedim olarak, kadına - ittifakla - vefat iddeti teayyün eder ki, vefat gününden itibaren, dört ay ve on gün, bekler. Çünkü, nikâh mevt ile zâil olmuştur.

— 744 —

İddetin nevileri, bunlardır ki, zikrolundu. Hülâsası, ahvalin ve zevatın ihtilâfı ile, muhtelif olmaktır: Medhule ve o hükümde olan kadın, her ne sûretle olursa olsun, zevcinin hayatında ayrılmışsa, - hayiz sahibi - hürre olduğuna göre, üç ve hayiz sahibi memlûke olduğuna göre, iki hayiz ile mutedde olur. Hayiz sahibi olmayan hürre, üç ve hayiz sahibi olmayan memlûke, bir buçuk ay ile mutedde olur. Medhule olsun olmasın, sahih akd ile menkuhası bulunduğu, zevcinin vefatiyle ondan ayrı düşen, kadın ve kız, hürre ise, dört ay ve on gün, ve gayr-i hürre ise, iki ay beş gün, ile mutedde olur. Bunlar hâmile olmayan hakkındadır. Hâmilenin iddeti, ancak doğum iledir. Talâkı fâr ile mutallik olan kimsenin, medhule zevce-i mutallâkası, iddet esnasında, zevci vefat etmek takdirinde, zikrolunduğu üzere - eb'adi eceleyn - ile mûtedde olur. {(1) Fâsit nikâh ile veya şüphe ile - takarrüp - edilmiş olan, mütevaffa anhanın, ve mutaka, yahut efendisi vefat etmiş bulunan ümm-ü veledin iddeti, evvelki kısımdandır ki, ya üç ay, yahut üç hayizdir.}

İddetin başlangıcı, ayrılığın vuku bulduğu zamandır ki, zevcin talâkını veya vefatını, ve fesih veya mütareke ile firakını, müteakip mutedde olması lâzım gelen zevce, iddet beklemeğe başlamış olur. {(2) Bundan, talâkı müphem müstesnadır ki, iki zevcesine hitaben: "Sizin biriniz, mutallâkadır" diyen kimse, tâyin ile mülzem olacağından onun mutallâkasının iddeti, tâyin ve beyandan başlar. Eğer, beyandan evvel zevc vefat ederse, onların her birine - şöyle - birer vefat iddeti lâzım gelir ki, onda üç hayiz istimal edilmiş ola.}

İddet sebebi olan, talâkı, yahut vefatı, kadının bilmesi lâzım değildir. Kadın kendisinin mutallâka olduğunu, yahut zevcinin vefat ettiğini, bilmese bile, muayyen müddetin geçmesiyle, iddeti son bulmuş olur. Hattâ, talâk veya vefat haberi, kendisine İddetin inkizasından sonra, vâsıl olan kadına başkası ile evlenmek artık helâldir. Vâki talâkın, zevc tarafından ikrar veya inkârı müsavidir.

Zevcesini boşayıp ondan sonra, talâkı inkâr eyleyen kimsenin, aleyhine beyyine ikame olunarak - ayrılmağa - hâkimin hükmü lâyık olmak suretinde, iddia, şevvalde ve hüküm, muharremde vâki olsa, iddet hüküm vaktinden değil, talâk vaktinden muteber olur.

İddetin rüknü: Hurumatın lüzumudur ki, muteddenin diğer kocaya tezevvücü ona ve tezevvüç edene, ve iddet evinden çıkması kendisine haram olmak, ve hemşiresini, yahut hala veya teyzesini tezevvüç etmek, onun zevcine haram olmaktır.

— 745 —

İddeti içinde, zevcenin dört zevce tezevvüç edememesi ve mutedde hürre olduğuna göre, onun üzerine, zevcinin, başkasına memlûkesini tezevvüç eylememesi dahi, hurumat cümlesindendir.

İddet, boşayan zevcin gayrisi için, nikâh mânâsından ise de, onun nikâhına, mâni değildir. Ve onun, iddet ve adet üzere, talâkı ika etmesi dahi, sahihtir. Bu da, nafaka gibi, iddet hükümleri cümlesindendir.

Mutallâka, iddetinin sona erdiğini söylemek, ve mutallik kocası, onu tekzip etmek suretinde, zevcenin sözü - eğer müddet ona mütehammil ise - yeminle kabul olunur. {(1) Çünkü, bu bapta kadın, vedianın red veya helâkini iddia eden, mûdâ gibi, emindir. Tahlif dahi, kavli imam olmayıp, kavli imameyndir.} Eğer müddet ona, mütehammil değil ise, kabul olunmaz. {(2) Çünkü, yemin ancak zahire muhalif olmayan hususta, tasdik olunur. İddet şühur ile, olduğuna göre, mikdar: Âyette mezkûr olan, üç aydır. Hayiz olduğuna göre, onun hürre hakkında en azı altmış gündür. Hürre olmayan hakkında, kırk gündür.}

İddetin mahzuru: Mûtedde, iddet menzilinden çıkmak, ve talâkı baine göre, tetayyüp ve tezeyyün etmektir. Nitekim, Hidad faslında mezkûrdur.

İddet evi ve diğer tâbir ile iddet menzili: Zevceynin aralarında zevciyyet kaim iken, oturdukları evdir.

İddet müddetinde, kadın oraya mülâzim olup, zaruret olmadıkça, harice çıkamadığı gibi, şer'î hakkı olduğu için, kendisi oradan ihraç dahi olunamaz. (Talâkı rec'î ve bain ahkâmına, ve hidad faslına bakınız.)

Ehlî kitap, İddetin vücubünü mutekid olduklarına göre, onların zimmî olanlarının, kendi mutallâka ve muhalefetlerine dâir iddet - ittifakla - lâzımdır.

(Harbînin mutallâkası olan kadına - harbiyyeye - bilittifak - iddet yoktur.)

İddetin vücubünü mutekid olmadıklarına göre, onların mutallâka veya muhallefesi, gebe değil ise, imam indinde iddet dahi lâzım değildir.

Binaenaleyh, onu bir müslim veya gayr-i müslim- derhal - tezevvüç edebilir.

— 746 —

Gebe ise, - ittifakla - doğurma iddeti lâzım olduğu gibi, müslimin zevciyyetinden mutallâka veya muhallefe olan, zimmî kitabiyyeye dahi- gebe olsun olmasın, ve onlar iddeti mutekid bulunsun veya bulunmasın - iddet ittifakla lâzımdır. Çünkü, müslim onu, mûtekiddir.

Dâreynin tebayünü ile, zevcinden müfarik olan mesbiyye, gebe olmadıkça, ona iddet lâzım değildir. Çünkü, iddet - vâcip olduğuna göre, - ibad hakkında vâcip olup, harbî bundan hariçtir.

(Mesbiyye, düşman memleketlerinden sürülüp getirilen kadın demektir.)

İslâm dinini veya ehli İslâmın zimmetini, kabul ederek, dâr-ı İslâma gelen ve yahut mesbiyye olarak gelip, burada müslime veya zimmiye olan kadın dahi böyledir ki, ona da iddet lâzım olmaz. Meğer ki, gebe ola. O halde, doğurmadıkça tezevvüç olunamaz.

İDDETEYNİN TEDAHÜLÜ:

Mutedde olan kadın, bir şüpheye mebni, muvakaa edildikte, sebep teceddüd ettiği için, bir iddet daha lâzım gelmekle, iki iddet tedahül etmiş (birbirinin içine girmiş) olur, şöyle ki: Bir kimse kendinin bainen mutallâkasını, rec'îyyen mutallâkası gibi, iddet esnasında kendisine helâl olur, zanniyle - muvakaa - eylese, yahut iddet beklemekte olan meptutesini (yâni üç talâk ile boşadığı zevcesini), -hullesiz- tezevvüç ve ona dahil olduktan sonra, nikâhın fesadına mebni, araları tefrik olunsa ve yahut bir mutedde - hataen - bir kimse ile zifaf olsa, yahut zevcinin vefatından veya tatlik etmesinden dolayı, henüz mutedde bulunan kadını, bir kimse - fâsiden - tezevvüç edip, takarrup ettikten sonra, aralan tefrik edilse - ki işte bunlar "şüphe ile vika edilme" nevileridir - kezalik, bir kimse kendinin muteddesini şer'î nikâh ile tezevvüç edip - duhulden sonra ve hattâ, duhulden ve halvetten evvel - {(1) Çünkü, evvelki akit, sahih olsun olmasın, ondaki duhul, akdi sânî sahih olmak şartiyle, ondaki duhul hükmündedir; zira evvelki takarrubün eserini bekası cihetiyle - ki, iddettir - kadın onun muteddesi demektir. Amma, akdi sânî, sahih değil ise, onda duhul veya halvet olmadıkça, iddetin istinaf ve tedahülünü müeddi bir sebep olmamakla, kadına ancak evvelki iddetini, itmam lâzım olur. Çünkü, fâsid akidde zevc - takarruba - şer'ân mütemekkin olmadığı için, o akid, hükmen - muvakaa - sayılamaz.} yine tatlik eylese, ikinci olarak lâzım gelen iddet, evvelki ile tedahül edip, kadının gördüğü hayiz, iddetlerin ikisine de mahsup olur:

— 747 —

İkinci iddet, kendi sebebinden başlayarak, evvelkinin müddeti tamamladıktan sonra, ikincinin noksanı itmam olunur. Meselâ, ikinci takarrüp - ki, şüphe ile muvakaadır - üç hayiz ile itidad halinde bulunan kadının, bir hayiz gördüğünden sonra, vukubulsa ona ikinci defa, müstakil üç hayiz dahi görmek lâzım gelmeyip, gördüğü ilk hayiz kendinin, birinci iddetine âit olduğu gibi, ondan sonra göreceği iki hayiz dahi, ona ait olarak, birinci iddet, onlarla hitam bulmuş olmakla beraber, o iki hayiz, hem de ikinci iddetine mahsup olarak, onun yalnız bir hayiz ile, itmam olunması lâzım gelir.

Eğer, ikinci - muvakaa - hayiz görmeden vuku bulmuş ise, ona üç hayizden başka bir şey lâzım gelmez ki, o üç hayiz, altı hayiz makamına kaim olur.

Eşhur ile olan iddet dahi öyledir ki, ayise olan mutallâka, iddeti arasında - şüphe ile mevtue oldukta - iddetler tedahül etmekle, ikinci iddetini, - geçen hesap veçhile - eşhur ile itmam eder.

Vefat üzerine, mutedde olan kadın, eşhur ile itidadı esnasında - şüphe ile mevtua - olur ve kendisi hayiz sahibi dahi, bulunur ise, gördüğü hayizi üçe iblâğ ve ikmal eder. Eğer eşhur esnasında kan görmediyse, tam üç hayiz görmek lâzım gelir.

Gerek talâk veya fesih muteddesi ve gerek vefat muteddesi, gebe değil iken, iddet esnasındaki - şüphe ile - mevtue olmak sebebiyle gebe olsa, biri kurû veya eşhur ile, ve diğeri doğuma mebni olmak üzere, iki iddet lâzım geleceğinden, bunlar tedahül etmekle, kadıncağızın iddeti, ancak doğum ile munkaziye olur. Meğer ki, zevcin vefatından sonra hâdis olan gebeliğin, zinâdan ileri geldiği tebeyyün etmiş ola.

Zinâ için iddet olmadığından, o halde kadın ancak, vefat iddetiyle mutedde olur.

Nitekim, sabî zevcin vefatından sonra, hâmil olan kadın, zevcinin vefatında hâmile olmadığı için, - icmaan - vefat iddeti ile mutedde olur.

İDDET NAFAKASI:

Nafaka, kitabı nikâhın sonunda zikrolunduğu üzere: Taam ve giyim ve süknadan (mesken) ibaret olmak üzere, tarif olunur ise de, İddete âit olan nafakadan - müddet ekseriyetle mümted olmadığı için - giyim sâkıttır.

— 748 —

(Çocuk olduğuna göre, hadane hakkı için, babına bakılsın.)

Zevcenin nafakası, erkeğin nezdinde, hapsi nefs etmiş olmasının mukabili (karşılığı) olmak üzere, zevc üzerine vâcip olduğu cihetten, ivaza benzer, {(1) Kitab-un-nikâhın nafaka babına bakınız.} bir sıla olduğu gibi, iddet nafakasında dahi, zikrolunan - hapsi nefs - mânâsı melhuzdur. Onun için nafaka İddetin lâzimesinden olmuştur.

Her firkat - ki, iddeti mûcip ve zevce canibesinden taksîratsızdır - nafakayı mûciptir. {(2) Hâsıl olan firkat, gerek talâk ve gerek fesih neticesi olsun ve talâk olduğuna göre, gerek rec'î ve gerek bâin bulunsun ve beynunet dahi, gerek sugrâ ve gerek kübrâ olsun ve gerek hâmile, gerek hâmile değil bulunsun. Fesih olduğuna göre, dahi, gerek zevcinin mâsiyetine veya küfüv bulunmamasına veya mehrin noksanı dâvâ olunduğuna mebni olsun ve gerek zevcenin hiyârı bülûğ ile nefsini ihtiyarına mebni bulunsun: Zevcenin islâmî sûretinde, zevcin - indel arz - islâmdan imtinaî veya kendinin ananeti yahut iylâ ve mülâanesi sebebiyle, mübane düşen medhule zevceye, iddet ve nafaka lâzım olduğu gibi, muhalâa sebebiyle, mübâne düşen zevceye dahi iddet lâzım, ve muhalâa halinde, zevcin zimmeti nafakadan ibra edilmiş olmadıkça, nafaka' dahi, mütehattemdir.}

Duhulden evvel mutallâka olan zevceye, iddet lâzım olmadığı gibi, nafaka dahi, lâzım değildir.

İddetin, nafakayı mucip olmasından (vefat iddeti) ile (masiyet firkati)iddeti müstesnadır ki, şerî sahih nikâh ile, menkuha olanın {(3) Fâsid nikâhâta, vefat iddeti olmadığı anlaşılmıştır.} zevci vefat etmek suretinde, kendisi medhule olsun olmasın, ona iddet lâzım ve nafaka gayri lâzımdır. Çünkü, bu ihtibas, mahzâ şer'î bir haktır. Hattâ, zevcenin medhule olup olmaması, müsavi olmuştur.

Mâsiyet firkatinde dahi, mâsiyet zevce canibinde vuku bulduğuna ve meselâ, irtidat veya zevcin oğlunu takbil etmiş bulunduğuna göre, onun medhulesine, iddet lâzım olmakla beraber, hakkını iskata, kendisi sebep olduğu için, nafaka sâkıttır. {(4) İddet evinden çıkmamak şartiyle, yalnız sükna hakkı verilir. Çünkü, bu hakk-ı şer'î olduğundan, hiç bir veçhile sâkıt olmaz. Nafaka ise, onun kendi hakkıdır. Mâsiyyeti ile ayrılırsa, sâkıt olur.}

Vefat muteddesi gebe dahi olsa, ona terekeden ayrıca nafaka takdir olunmaz. (Ümm-ü veled olan cariyenin, terekeden nasibi olmadığı cihetle, efendisi müteveffa olup, kendisi hâmile bulunmak sûretinde, ona terekeden, takdir olunur.)

— 749 —

İddet nafakası, İddetin sonuna değin, devam eder. Hattâ, eşhur ile iddet beklemekte olan murahika, iddet esnasında kan görmekle, kendisine İddetin istinafı lâzım geldikte, yeni iddetinin sonuna kadar, kendisi nafaka alır.

Tuhurun uzaması ile, hayiz beklerken sinni iyasa eren mutedde dahi iyasa ulaştıktan sonra, eşhur ile edeceği İddetin nihayetine değin nafaka alır.

Nafaka, zevcenin hakkı olmak hasebiyle, hâkim tarafından takdir olunmayarak, ve bu hususta zevcenin talep ve murafaası vaki olmayarak, iddet müddeti geçerse, sâkıt olur.

Muteddeye rıza ile yahut hâkimin hükmü ile takdir edilmiş olan nafaka, iddet müddetinin geçmiş olmasiyle, sâkıt olmaz.

— 750 —

HİDAD VEYA İHDAD:

Hidad veya İhdad (if'al babından):

Tezeyyün ve tetayyüp (süslenip koku sürünmek) ten içtinaptır.

Zevci vefat eden, yahut talâkı bâin ile, zevcinden mutallâka olan, muteddeye, müslime ve mükellefe olmak şartiyle, hidad vâciptir.

Hidadın vücubünde, nikâhın sıhhati dahi şart olup, gayr-i müslime ve gayr-i mükellefe olan, muteddeye hidad lâzım olmadığı gibi, nikâhı fâsid bulunan muteddeye dahi, hidad lâzım değildir.

Başkasının memlûkesi olup, sahih nikâh ile menkuha, iken, zikrolunduğu üzere, mutedde olan cariye dahi, nikâh nimetinin kendisinden zevaline mebni, vücuben ihdad eder:

Süslenemez, siyah renkli dahi olsa, ipekli elbise giyemez, sık tarak ile başını tarayamaz, eline kına ve emsalini koyamaz, özrü olmadıkça, gözüne sürme çekemez.

Ayrıldığı zevci, kendisine hidadta bulunmamasını emr ve tenbih dahi etse, hakkı şer'î olduğu için, mutedde onu terkedemez.

Duhulden evvel mutallâka olana, iddet olmadığı gibi, hidad dahi yoktur.

Talâkı rec'î ile mutallâka olan dahi, iddet müddetinde, hidad ile mükellef değildir. Kendisine zevcinin dönüşü memul oldukça, tezeyyün etmek, ona mendup bile, olur.

Mükellefe olmak şartiyle - mutlak surette - mutedde olan, {(1) Yani gerek, talâkı rec'î ve bâin mutallâkası veya mevt, yahut fâsid Nikâh muteddesi olsun, ve hürre yahut cariye-i Mücevvef' bulunsun.} iddet beklediği evine müdavim olacağından, {(2) Tedahülü iddeteynin evveline bakınız.} gece ve gündüz dışarı çıkamaz.

Mutallâka ise. havayicini zevci görür. Muhallefe olup da, kimsesi yok ise. haceti için çıkar. Geceleri başka yerde kalmayıp, evine gelir.

— 751 —

Mutedde olan kadın, ne muteddesi olursa olsun, başkasına menkuha olamadığı gibi, mahtube (yani nişanlı) dahi, olamaz ki, başka bir kimse, onun tezevvücüne talip olmak, haram olur.

Vefat muteddesi olana: "Ben evlenmek istiyorum" gibi sarahat veçhile olmayarak haber göndermek câiz olur.

BAZI MESELELER VE HAL TARZLARI:

Nasrânî Hindin zevci, müslim Zeyd vefat etse. Hinde iddet lâzım mı? Cevabı: Lâzımdır.

Vefat iddeti (yahut talâk iddeti), vefat vukuu (yahut talâk vukuu), vâki olduğu anından mı, ve yahut vefat veya talâk haberinin vâsıl olduğu zamandan mı, itibar olunur? Cevabı: Vefat (veya talâk) ın vukuu zamanından itibar olunur.

Hindin zevci Zeyd, başka diyarda iken, Amr Hindi - her nasıl ise bilmeyerek {(1) Başkasının nikâhlısı ile bilerek evlenmede, iddet olmaz, dediler.} - tezevvüç edip dahil olduktan sonra, Zeyd gelip Hindi Amrdan tefrik ettirse, Hinde Amrdan iddet lâzım olur mu? Cevabı: Olur.

Hindin zevci Zeyd, başka diyarda iken, Zeydin vefatı şâyi olmakla, İddetin inkizasından sonra, nefsini Amre tezviç edip, Amr dahi Hindle cima ettikten sonra, Zeyd sağ salim gelip, Hindi tefrik ettirdikten sonra, Hindin iddeti munkaziye olmadan, Zeyd Hinde takarrüp eylemek câiz olur mu Cevabı: Olmaz.

Bu meselede, erkek dahi iddet beklemiş olur.

— 752 —

RİCALİN (ERKEKLERİN) İDDETİ:

Erkekler dahi; âtideki veçh üzere, bazı hallerde iddet bekler. {(1) Onların bir takımı zevc hakkında nikâh için, şer'î mânî demektir. Nitekim, nikâhın şartı bahsinde zikrolunur.}

1 - Dört zevcesi olan kimse, birini boşadıkta onun iddeti çıkmadan diğerini tezevvüç edemez.

2 - Mutallâkasının hemşiresini veya teyzesini yahut halasını almak murad eden kimse, onun iddeti çıkmadıkça, onların hiç biriyle evlenemez(vefat müstesnadır).

3 - Hürre üzerine câriye ile evlenecek kimse, hürreyi tatlik dahietse, onun iddeti bâki oldukça, gayrin memlûkesi olan cariyeyi kendisine nikâhlayamaz. {(2) Kitab-un-nikâhın muharremat faslına bakınız.}

4 - Mutedde olan kadın, iddeti munkaziyye olmadıkça, diğer zevce varamadığı gibi, ona rağbet eden diğer zevc dahi, onu tezevvüç edemeyip kadının iddetinin sona ermesini bekler.

5 - Zevcesini üç talâk ile tatlik etmiş bulunan kimse, onu tezevvüç etmek isterse, iddetinin sona ermesinden sonra, hulle vukuuna intizar etmek lâzım gelir.

6 - Cariye satın alan kimse, bir hayiz veya bir ay beklemedikçe, onu istifraş edemez ki, buna - istibra - tâbir olunur.

Birinin, gebe bulunan cariyesini tezevvüç eden kimse, o cariye doğurmadıkça, ona takarrüp eyleyemez. {(3) Ümm-ü veled olmayan, câriyeye, itak yahut vefat iddeti olmadığı gibi, ümm-ü veled olan câriyeye dahi, mûtaka veya muhallefe olmadıkça, iddet olrnadığı, evvelce zikrolundu.}

8 - Harbî olan - zatüzzevç - bir kadın, müslime olarak bize muhaceret etmek suretinde, hâmil olmadıkça, - tarabbüs - lâzım değil ise de, gebe olduğuna göre, doğurmadıkça onu tezevvüç, helâl olamaz. Alacak, kimse, o müddeti beklemek zorundadır. {(4) Kâfirlerin nikâhı faslında, dareynin tebâyünü bahsine bakınız.}

— 753 —

9-Dâr-ı harpten - sebiy olunmuş - yâni cebren sürülerek getirilmiş olan kadın dahi, bir hayiz görmedikçe, ve - hayiz görmeyenlerden ise - bir ay geçmedikçe, ona takarrup olunamaz.

10- Mükâtep olan câriye azat olmadıkça, onun nikâhı, ve kitabet bedelini ödemekten aczini izhar etmedikçe, onun istifraşı kendi mevlâsına helâl olmaz.

11 - Mürteddenin ve keza, ve seniyyenin ve mecusiyyenin, nikâhı için, İslâmına intizar olunur.

12 - Zinâda iddet olmadığı için, gebe bulunan zâniyeyi tezevvüçte beis yok ise de, doğuruncaya kadar, ona takarrup etmek helâl olamaz.

(Gebeliği, zinâdan olmayan gebe, mutedde olduğu için, onun - doğumu olmadan - nikâhı sahih olmayıp, zâniyyenin gebeliği evlenenin kendisinden ise, hamlinin vaz'ına, hacet olmaz.)

Hayiz, yahut nifas üzere olan kadının nikâhına mâni yok ise de, o haller, ona yaklaşmaya mâni olduğundan, temiz haline intizar edilmek, lâzım gelir.

— 754 —

HADÂNE:

Hadâne: (Kucağa almak ve kuluçka olmak, demektir ki) besleyip büyütmek üzere, yanında bulundurmak mânâsını, tezammun etmektedir. Sahibine (hâdine) tâbir olunur ki, valideye ve sâir ehli hadâneye, şâmildir.

Çocuğun nafakası - valideyni arasında, zevciyyet gerek kaim olsun, gerek olmasın - babaya ve hadânesi anaya âittir.

Evlâdın, mâlî menafiine, baba daha kaadir olduğu için, çocukların mâlî işleri ricale - (babalara) ve bedenî menafii - bu işe valide daha iyi bakabildiği için, - onların bedenî işleri, nisâya - analara âit ve muhtastır.

Pederler, infaka mecbur, ve valideler, hadâneye gayr-i mecburdur.

Hadâne erbabı tertip üzere, şunlardır: Anne, anne anne, baba anne, ana baba bir hemşire, anabir hemşire, baba bir hemşire, ana baba bir teyze, ana bir teyze, baba bir teyze, ana bir hala, ana baba bir hala, baba bir hala. {(1) Küçük Zeydin, bakımı baba annesi Zeynep ile, liebeveyn kız kardeşi Haticeden hangisinindir? Cevabı: Zeynebindir.

Küçük Zeydin bakımı, baba bir dayısı Amr ile, amcası Bekirden hangisinindir? Cevabı: Bekirindir.

Küçük Zeydin bakımı, anne annesi Hind ile, babasının er kardeşi kızı Haticeden hangisinindir? Cevabı: Hindindir.

Küçük Zeydin, kadınlardan kimsesi olmayıp, erkeklerden, anasının babası, Amr ile, baba babası Bekirden gayri kimsesi olmasa, Zeyde bunlardan hangisi, bakmak gerekir? Cevabı: Bekir.

Sagire Hindin bakımı, annesinin anne annesi Zeyneb ile, babasının annesi Haticeden hangisinindir? Cevabı: Zeynebindir.}

Çocuğun erkek ise, yedi ve kız ise, dokuz yaşına kadar, hadâne hakkı kendi annesi var ise onundur. {(2) Süt annenin hadâneye hakkı olamaz. Süt hemşire ve teyze ve hala dahi böyledir.} Yok ise, ve yahut hakkı sakıt olmuş ise, sırasiyle diğer hadâne erbâbınındır. Erkek çocuk, kadınlardan müstağni oluncaya kadar, - ki, kavli müfti ile yedi yaş ile takdir

— 755 —

olunmuştur - {(1) Çünkü, yeme ve içme ve giyim ve temizlikten ibaret olan, dört emrin husulünde, galip olan yaş, odur. Eğer çocuğun yaşında, ebeveyni ihtilâf ederlerse, yalnız başına, o işleri yapabilmesine bakılır. Bunlara kaadir olan çocuk, babasına cebren verilir. Çünkü, onun nafakası gibi, korunması dahi, -icma ile- babayadır. Baba, bu bapta cebir görür. (Ve keza, sair asabat dahi öyle). Sayılan o işlerin tamamına veya bâzısına kaadir değilse, babasına verilmez. (İstincadan) kasd olunan hacete göre, giyinmeğe ve donunu çözüp bağlamağa ve taharetlenmeğe, kaadir olması, maksuddur.} ona, annesinin hadânesi ehaktır. Ondan sonra babasına verilir. {(2) Çünkü, erkek çocuk, kadınlara ihtiyaçtan müstağni oldukta, ricâlin âdâp ve ahlâkı ile, müeddeb ye mütehallik olmağa, muhtaç bulunur. Buna baba daha kaadirdir.} Kız çocuk, rivayetin zahirinde, bâliğ oluncaya kadar, - ki, kavli müftâ bih üzere dokuz yaş ile takdir olunmuştur - {(3) Sinni iştihâ için, mukadder hadd yoktur. Çünkü, bu kadının haline göre değişir.} ona, annesi ve büyük anası, ehaktır. {(4) Gerek anne annesi olsun ve gerek baba annesi olsun. Çünkü, kız çocuk, istiğna sinninden sonra, kadınlık âdâbını öğrenmeğe muhtaç bulunur ki, bunada, kadın daha kaadirdir. Onların başkası da, onlar gibidir.} Bülûğdan sonra, kız dahi, hıfz ve sıyanete muhtaçtır ki, onda da ana baba akvâ ve ehdâdır.

Gerek erkek ve gerek kız çocuk için, hadâne sinninden sonra ve bülûğdan evvel, ebeveyninden birini tercih etmekte, muhayyerlik yoktur. Annesinden ayrılacak yaşa vâsıl oldukta, çocuğu - muhayyirlik olmadan - baba alır.

Çocuğun menfaati itibariyle, anne hadâne hakkına malik olabilmek için, hür ve âkil ve emin, ve hıfz ve sıyanete kaadir, ve ecnebi zevcten hâlî olmak şarttır.

Mezkûr şartları hâiz olan valide, gayr-i müslime dahi olsa ve hattâ mecusiyye dahi bulunsa, çocuğa ehaktır. Çünkü şefkat, dinin ihtilâfı ile muhtelif olur şey, değildir. Şu kadar ki, müslim çocuk, dini teakkul edip de, küfre ülfet etmekten korkulursa, hadâne hakkı müddetinden evvel, dahi, gayr-i müslim annesinden alınabilir.

Zikrolunan şartlara binaen, cariye azat olunmadıkça, çocuğa ehak değildir. {(5) Gerek ümme ve ümm-ü veled, ve gerek müdebbire, veya - kablel-kitabe-o çocuğu doğurmuş mükâtebe olsun, çünkü, onlar mevlânın hizmeti ile iştigal etmektedirler. Dürr-ü Muhtâr, hem de hadâne bir nevi vilâyettir, cariyelerin ise, kendilerine vilâyetleri yoktur. Başkalarına vilâyetleri olmamak, evleviyyettedir. İtâk olunduklarında, onlar dahi, hürreler gibi, olurlar.}

Lâkin çocuk, rakîk ise, mevlâya âit olduğu için, annesi ona ehak olamaz.

— 756 —

Âkile olmayan ananın, hadâne hakkı da, olmaz.

Ebe ve ölü yıkayıcı ve hamam ustası gibi, evde ve dışarıda, birçok iş ve meşguliyetleri olup da, çocuk hakkında emniyetli olmayan valide, hadâne hakkından, sâkıttır.

Mürtedde olup da, haps olunmaktan, ve facire olup da, kendi havasiyle ve hattâ, şuna buna hanendelik etmekle meşgul bulunmaktan, ve yahut çocuğu, ona buğz edenler arasında bulundurmakta olduğundan nâşi, veledini idareye ve siyanete kaadir sayılmayan, ana hadâne hakkından sâkıttır.

Çocuğun mahremi olmadan, yabancı bir kimseye varan, anne dahi hadâne hakkından sâkıttır. {(1) Öveyi baba, çocuğa az verir ve yan bakar. Huzuru risalette bir dul kadın: "Ta Resulullah, bu çocuğa batnım via, hicrim hava, sedyim sika idi. Şimdi, babası onu benden almak istiyor" diye, şikâyetini arz eyledikte, Hazret-i Resulullah (sallallahu teâlaleyhi ve sellem): Sen kocaya gitmedikçe, ona ehaksın, buyurdular.}

Validenin vardığı koca, çocuğa amca olmak gibi, yabancı değilse, hakkında hadâneye mâni olmadığı gibi, "mâni gidince memnû avdet etmek" kaidesince, yabancıya varmış olmak suretinde dahi, ondan ayrılmasiyle, -sâkıt olmuş olan- hadâne hakkı, avdet eder.

Daha musir - dar elli - iken, çocuğu meccanen hadâneden imtina eyleyen valide dahi, meccanen bakıcı bulunmak suretinde, hadâne hakkından sukut eder. Lâkin, çocuk babasının yanında iken, annesinden esirgenmez: Annesi her zaman gelip onu görebilir.

Valideden sonra, yâni onun, ya vefatına, yahut kabulden imtinaına, {(2) Çünkü, hadâne teayyün etmedikçe cebri, olamaz.} veya hakkını iskatına, {(3) Haktan iskatı, hadâne şartlarına riayet edememekledir.} mebni, hadâne hakkı anne annesinindir. Ondan sonra, baba annesinindir.

Hâdine, gerek çocuğun kendi annesi olsun, gerek onun gayri, hadâne erbabından biri bulunsun, hadâne hakkının sübut veya sukutuna, mütaâllik ahkâmda, müsavidirler. Birinde, mer'î bulunan şartlar, diğerinde daha mer'î ve muteberdir. Hadâne için, hiç birine cebir olunamaz. Meğer ki, çocuk başka meme, almamak ve yahut ne pederde, ve ne sabînin malında emzirme ücreti için, kudret olmamak suretiyle, hadâneye teayyün etmiş ola. O halde, cebir olunur. (Kitab-us-savmın, mübah kılan özürleri faslındaki ridâ bahsine bakınız.)

— 757 —

Çocuğun annesi, babasına nikâhlı, yahut rec'î mutedde olmadıkça, {(1) Malûm olsun ki, talâkı rec'îden mutedde olan kadının çocuğunu emzirmek için, ücret istemek hakkı - ittifakla - yoktur. Mebtutede, iki rivayet vardır. Fetvâ, ücret istemeye hakkı, olduğundadır.} hadâne ücretine müstahak olur. Ve bu ücret, ridâ ücretinden ve çocuk nafakasından başkadır. {(2) Bu takdirde babaya üç şey lâzımdır. Emzirme ücreti, bakım ücreti, çocuk nafakası.} Peder onu, bir meskende bulundurur. Ve hizmetçi lâzımsa, onu da tutar.

Rida kitabında mezkûr olduğu üzere, menkuhanın ve hattâ rec'î muteddenin, kendi çocuğunu hadâne ve emzirmek için, ücret istemeğe hakkı yok ise de, bir kimsenin zevcesi, o kimsenin diğer zevcesinden olan çocuğuna bakmak için, menkuhası olduğu halde dahi, ücret hakkı olur.

Çocuklu olsun, olmasın mehr-i muaccelini, almış olan nikâhlı, zevci yanından, ve mutedde iddet evinden, ayrılmadığı gibi, çocuklu olan mutedde, iddeti bittikten sonra dahi, çocuğu alıp - sefer mesafesi - olan mahalle, nakledemez. {(3) Peder, gündüzün gidip çocuğu görerek, gece kalmadan gelebilir derecede- yakın mesafede - bulunan yere, nakledilebilir. Meğer ki, çocuk, - ehli sivâd. ahlâkı ile mütahâllik olmakla - zarar görecek bir yer ola.} Meğer ki, köyden şehre intikal etmiş ve yahut kendisinin nikâhlandığı, vatanına avdet eylemiş ola.

Bu istisna dahi, valideye muhtastır. Validenin gayri olan, hâdine, pederin izni olmadıkça, çocuğu bir yere nakledemez.

Hadâne hakkı bâki olan annenin, rızası olmadıkça, baba dahi çocuğu, anasının bulunduğu beldeden başka yere götüremez. {(4) Bu hüküm, âşikâr olduğuna göre, valideye muhtas değil, her hâdineye şâmildir.}

Valide başka kocaya varmak, ve hadâne hakkı intikal edecek, kimse bulunmamak takdirinde, çocuk babaya kaldığında, validenin hakkı, avdet edinceye kadar, baba onu, sefer mesafesine kadar, nakledebilir.

Hadânede olan çocuğu, hâdine pederine, ve çocuk pederde kalmış olduğuna göre, peder, validesine göndermek, mecburiyyeti yoktur. Gelip görmekten menedilemez.

— 758 —

NESEBİN SÜBUTU VE İSTİLÂD:

Neseb: Ebeveyn cihetinden olan, iştiraktir.

Çocuğun nesebi, onu doğuran anadan şüphesiz sabittir. {(1) Erkek canibinde - ikrah halinde - dahi gayr-i sâkıt ve gayr-i muhtemel ruhsat olan, zinâ hurmeti, kadın canibinde - ikrah özrü - ile ruhsatı muhtemel olur. Çünkü, ruhsatı mâni olan, katl mânâsı ki, neslin zıyaıdır, onda yoktur.} Babadan sabit olmayabilir. {(2) Buna mebni, dâhilerden olan Ziyad, (İbni ebih) diye, kendi pederine izafetle, yad olunagelmistir.}

Nesebin sübutü için, üç mertebe vardır: (3) Bu mertebeler,ileride aksamı firaş, olarak anlatılmıştır.}

Birincisi: Sahih nikâhtır. Fâsid nikâh dahi, doğum olduğu takdirde ona mülhaktır.

Bunun hükmü, neseb dîvetsiz {(4) Dîvet, âtîde tarif olunmuştur.} sâbit olmak, ve yalnız nefy ile müntefî olmayıp, sahih nikâha göre, liân ile müntefî olabilmektir. (Liân babına bakınız.)

İkincisi: İstilâddır ki, cariyeyi, âtîdeki beyan veçhile, ümm-ü veled kılmaktır.

Bunun hükmü, neseb dîvetsiz sabit, ve yalnız nefy ile müntefî olmaktır. {(5) Nesebin nefyine malikiyyet, hâkimin hükmü, veya zamanın tetavülü, olmamakla, mukayyeddir. Nesebin dîvetsiz sübûtü dahi, helâliyyet kaydi ile, mukayyeddir.}

Üçüncüsü: İstîlâdın olmamasıdır ki, teserrî suretinde, cariye ümm-ü veled olmamaktır.Bunun hükmü, neseb dîvetsiz sabit olmamaktır. {(6) Hindiyyede der ki, cariyeyi bilâ mâni, istifraş etmekte olan kimseye, çocuğu nefy etmek, diyaneten helâl olmaz. İtirâf lâzımdır. Eğer, hakikaten kendini menetmis. ise, veledin nefyi câiz olabilir.}

— 759 —

Gebelik müddetinin en azı, altı aydır. Çoğu dokuz aydır. Gebelik müddetinin, en çoğu iki senedir ki, cenin döl yatağında, ondan ziyade kalmaz. {(1) Rahimde, ceninin kalma müddeti, galibi dokuz ay olduğu malûmdur, en az altı ay olup, en çoğu, iki sene olduğu dahi vardır. Diğer mezheplerde: Hükmü sabit olmayacak, bir takım hikâyata temessüken, hâmil müddetinin ekseri, dört senedir. Hazret-i Aişe radiyallahu anha: Çocuk, anasının karnında iki seneden-bir ayın ağırşağı- kadar da, ziyade kalmaz, buyurmuştur ki, bu gibi şeyler ancak, sahibi saadet (sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz hazretlerinden, işitilmekle bilinebilir. (Ayın gölgesi kadar) dahi denilmiştir ki, migzel gölgesi azlığında, meseldir.}

Bunlar, nesebin tâyini, için tahdit edilmiş müddetlerdir. Neseb, zinâ ile sabit olamaz. Veled, firaş sahibinindir. Zâni mahrumdur.

(Firaş): Kadının, bir şahs için, doğurmağa, müteayyen olmasıdır. Onun sahibi: Zevc veya mevlâdır.

Zevcenin firaşiyeti, akd ile sabit olur. Onda - muvakaa - şart değil, içtima imkânı kâfidir.

Sürriyyenin (odalığın) firaşiyyeti, ancak onun - istifraşi - ile sabit olabilir ki, mevlâsı onu mukir bulunmuş olur.

Zinâ ile nesep sabit olmadığı gibi, - firaştan - altı aydan az zamanda hâsıl olacak çocuğun dahi, nesebi sabit olamaz. Zevciyyet hükmen olsun kaim iken, hamlin gecikmesine de, bir şey denilemez. Çocuğun zayi olmasından sakınmak gerektiğinden nesebin isbatı için çareler bile aranır. {(2) Meselâ, bir kimse talâkını, nikâha tâlik ettiği kadın, kendisine menkuha olmağı müteakip, mutallâka olduğu halde, nikâh vaktinden itibaren, altı ay tamamında doğursa, çocuğun nesebi, o kimseden sabit olur. Ve kadının mehrini o kimse, tam vermek lâzım gelir. Altı aydan önce doğursa, nesep sabit olmaz.}

Bir kimse, bir kadın tezevvüç etse, ve tezevvüçten altı aydan daha az müddette, çocuk doğsa, neseb sabit olmaz. Eğer altı ay tamamında veya daha ziyade müddette doğar ise, neseb sâbit olur. {(3) Zevc, gerek itiraf veya sükût etsin. Vilâdeti inkâr ederse, bir kadının şehadetiyle, vilâdet sabit olur.}

Kadın iki çocuk doğurmak takdirinde, bunların birini nikâh vaktinden itibaren altı aydan bir gün evvel, ve diğerini bir gün sonra, doğursa, doğan çocukların hiç birinin nesebi, sabit olmaz.

— 760 —

Asl olan budur ki, mufarakatında, kendisine iddet lâzım olmayan kadının, doğurduğu çocuğun nesebi, zevcinden sabit olmaz. Meğer ki, doğum altı aydan az müddette vuku bulmakla çocuğun, ondan olduğu yakinen biline.

Kendisine iddet lâzım olan kadının doğurduğu çocuğun nesebi, zevcten sabit olur. Meğer ki, doğum, iki seneden fazla müddette vâki olarak, çocuğun ondan olmadığı, yakinen malûm ola.

İmdi: Duhulden evvel zevcesini boşayan kimsenin mutallâkası, talâk vaktinden itibaren altı aydan ekalde, çocuk doğursa, çocuğun nesebi o kimseden sabit olur. {(1) Altı ay tamamında veya ziyadede, doğursa nesep sabit olmaz.}

Duhulden sonra zevcesini boşamış olan kimsenin mutallâkası, iki seneye kadar dahi, bir çocuk doğursa, çocuğun nesebi, ondan sabit olur. {(2) İki seneden ekserde doğursa, talâk, rec'î olduğuna göre yine sabit olur. O kimse, bu sebeple, zevcesine ricat etmiş sayılır. Talâk, bain ise, zevc iddia etmedikçe, sabit olmaz.}

Vefat suretinde, zevc gerek duhulden evvel ve gerek duhulden sonra vefat etsin (iddet lâzım olmakla) onun vefatı vaktinden itibaren, iki seneye kadar, "zevcesi çocuk getirir ise, neseb ondan sabit olur. İki seneden fazla da getirir ise, neseb sabit olmaz.

Bunlar, kadının iddetinin bittiğini, kendisi ikrar etmediğine göredir. {(3) Zeyd, medhule zevcesi Hindi, bainen boyadıktan sonra, Hind İddetin inkizasını ikrar etmeden, iki seneden az müddette, bir çocuk doğursa, o çocuğun nesebi, Zeydden sabit olur.

Müteveffa Zeydin zevcesi Hind, İddetin inkizasını ikrar etmeden, Zeydin vefatından on altı ay mürurunda, bir çocuk doğursa, o çocuğun nesebi sabit olur.}

Kadın, gerek talâk iddetinin ve gerek vefat iddetinin sona erdiğini ikrar etmiş, ve müddet dahi, onu mütehammil bulunmuş olduğuna göre, çocuk, ikrar vaktinden itibaren, altı aydan önce doğmuş olursa, neseb sabit olur. Ve illâ olmaz. {(4) Hindiyyede böyle mezkûrdur. Kitab-ut-taharenin, ahvali nisâ faslı hâmişinde dahi mezkûrdur ki, kadın tatlik olunup, üç ay hayiz ile iddet çıkardıktan sonra, çocuk getirse, İddetin inkızasından itibaren altı ay tamamında, doğurmuş olursa, nesep sabit olmaz. Kadın eğer, kan görmemiş, ise, iki seneye kadar, nesep sabit olur.}

Menkuha, velev ki, kendi zinâsından hâmile olarak, tezevvüç edilmiş

— 761 —

olsun, tezevvücünden altı ay geçtikten sonra doğurursa, neseb zevcinden sabit olur. {(1) Zeyd, müzniyesi Hindi, tezevvüç ettikten sonra, Hind tezevvücü vaktinden, altı ay geçmeden bir çocuk doğursa, o çocuğun nesebi, Zeydden sabit olmaz. Zinâdan hâmil bulunan kadının nikâhı câizdir. Nikâhtan sonra, altı ayda ve daha ziyadede, doğursa nesep sabit olup, çocuk ona vâris olur. Zira, sahih nikâhtan sonra, çocuk haml müddetinde gelmiştir. Altı ay geçmeden doğurursa, nesep sabit olamaz. Çünkü, çocuğu haml müddetinin tamamında getirmemiştir.} Zevc, onu kendinden nefy ve selb edemez.Meğer ki, şartınca liân vâki ola. {(2) Lianen nefy olunabilecek çocuğun nesebini, zevcinin - bilâ liân - nefyetmesiyle, nesep müntefî olmadığı gibi, onun, o nefyini, zevce tasdik etse dahi, mütefî olmaz. Çünkü, nesep veledin hakkıdır. Zevceyn, onun hakkını iptalde, tasdik olunamaz.}

Altı ay tamamlanmadan doğan çocuğun nesebi zevcden, ancak onun iddiasiyle sabit olur. Eğer zevc çocuk benden değil, zinâdandır, derse, neseb meslûb olur.

Fâsid nikâh ile menkuhanın hükmü dahi, sahih nikâh menkuhasının hükmüdür {(3) Zeyd zevcesi Hindi, üç talâk ile boşadıktan sonra, hulle ettirmeden, tezevvüç ve duhul edip, ondan sonra Hind duhul vaktinden altı ay mürûründe, bir çocuk doğursa, doğan veledin nesebi, Zeydden sabit olur. Zeyd zevcesi Hind üzerine, kız kardeşi Zeynebi tezevvüç ederek mukarenette bulunup, Zeynep, Zeydden bir çocuk getirse, nesebi Zeydden sabit olur.} Aralarında bu baptaki fark: Sahih nikâhta mebde, akid vakti ve fâsid nikâhta mebde, duhul vakti olmasındadır.

Zevciyyet arada kaim iken, {(4) Bu söz, mutallâka-i riciyyeye dahi şâmildir.} mebdeden itibaren, altı ay tamamında, doğan çocuk - nesebi sabit - olduğu gibi, ondan fazla da, velev ki, on sene sonra, doğan çocuğun dahi, nesebi sabittir.

Ahar diyarda iken, vefatı şâyi olan kimsenin zevcesi, iddetinin inkızasında, diğer zevce varıp, mutâd müddeti olan dokuz ayda, çocuk doğurduktan, velev ki, her sene bir çocuk doğurarak, birkaç çocuk ve senelerden sonra, asıl kocası zuhur etmekle, ikinci zevcin nikâhının fesadı tebeyyün edip, araları tefrik olunur. Ve kadın evvelki zevcinin olur. Çocukların nesebi, ikinci zevce hükmolunur.

İstilâd: Sahibinin, cariyeye çocuk doğurtması demektir ki, murad cariyeyi istifraş ile, ondan gelen çocuğun, kendi sülbünden olduğunu ikrar eylemektir. Gerek doğrudan doğruya kendi memlûkesi olsun ve gerek

— 762 —

başkasının memlûkesi ve kendi nikâhlısı iken, onu bilâhare satın almış bulunsun.İstilâd edilmiş olan cariyeye ümm-ü veled tâbir olunur.

Çocuk, firaş sahibinin olmak kaidesince, neseb, istilâd ile de, sabit olur. Çünkü firaş: Kavî, mutavassıt, zaif olmak üzere üç mertebedir.

Kavî firaş: Menkuhanın firaşıdır. Onun hükmü, nesebin sübutünün birinci mertebesinde, mübeyyen olmak üzere, neseb dîvetsiz sabit olmak ve yalnız nefy ile, müntefî olmamaktır. {(1) Sahih nikâha göre, liân ile müntefî olur.}

Mutavassıt firaş: Ümm-ü veledin firaşıdır. Onun hükmü, nesebin sübutünün ikinci mertebesinde mezkûr olduğu üzere, nesep divesiz sabit, ve mücerred nefy ile müntefî (meslûb) olmaktır. (Nesebin bilâ dîve sübûtü, kendisine cariyenin - istifraşı. helâl olmak kaydiyle mukayyeddir. Eğer - vat'ı - helâl olmazsa, neseb dîvesiz sabit olamaz. Kitabete bağlanan ümm-ü veled ve iki kişi arasında müşterek iken, onların ikisince - müstevled - olan cariye gibi). {(2) Mükâtebe cariyenin, satılması ve hibe edilmesi, câiz olmadığı gibi, istifraşı dahi, efendisine helâl değildir. Budû, iştirak kabul etmediği için müşterek câriye dahi, müştereken kendisine malik olanların hiç birisi tarafından istifraşı, helâl olmaz. Helâl olmayarak, istifraş, ve istîlâd ettiklerinde, nesep ikisine de, hükmolunur. Bu takdirde, çocuk onların ikisine de varis olur.}

Zaif firaş: Gayr-i müstevlede firaştır ki, henüz istilâd olunmamış olan, cariyenin firaşı demektir. Bunun hükmü, nesep sübutünün üçüncü mertebesinde mezkûr olduğu üzere, dîvet olmadıkça, neseb sabit olamamaktır.

Divet: Çocuk bendendir, diye - doğarken olsun - ikrar ve itiraftan ibarettir ki, - hasmın mevcudiyyeti. indinde, iddia demek olur.

Zaîf firaş, - diveden sonra - mutavassıt firaş olmakla, ondan sonra, nesebin sübutü, mezkûr olduğu üzere, mânî hürmet (haramlık) olmadıkça, divete muhtaç olmaz.

Müstevled ve diğer tâbir ile Ümm-ü veled olan cariye, azatlı sayılarak, satılamaz ve hibe edilemez. Efendisinin vefatında, müdebbir gibi, âzat olur.

Bunun müdebbir ile farkı budur ki, müdebbir malın sülüsünden azat olmakla, terekeye borç taâllûk etmiş ise, efendisinin borcu için, müdebbir,

— 763 —

kendinin tamam kıymeti için saay eder, ve yalnız varisin hakkı taâllûk etmiş ise, kıymetinin sülüsanı için, sâî olur. Ümm-ü veled ise, bütün maldan - bilâ siâye - azat olur. Azat olmakla beraber artık nikâhlı zevce gibi miras alamaz.

Ümm-ü veledin, efendisinden hâsıl ettiği çocuk, hürdür. Mevlâsının izni ile, başkasına menkûha olduğuna göre, zevcin sulbünden çocuk - nikâhı rakîk babında beyanı geçtiği üzere, - mevlânın memlûküdür.

Bu kadar ki, anası gibi azat edilmeğe mahkûm olduğundan, mevlâ onu satamaz. Ve mevlânın vefatında, o çocuk anasına tâbi olarak, âzat olur.

Ümm-ü veledlik neseb itibariyle olup, neseb ise, zinâ ile sâbit olamayacağından, bir kimsenin zinâ ettiği cariye, veledi zinayı doğurduktan sonra, onun satın alınmış milki olmakla, ümm-ü veledi, olmaz.

Cariye onun, müzniyesi olduktan sonra, memlûkesi olup, sonra doğurmak, buna muhaliftir ki, bu sûrette, onun diveti ile cariye ümm-ü veledi, olur.

Cariyesinin ümm-ü veled olduğunu, marazı mevtinde ikrar eden kimsenin, cariyesi, hâmile yahut çocuklu ise, {(1) Hâmile-i veled: Kucağında çocuğu (çocuklu) olandır.} efendisinin vefatında, bütün malından, ve çocuksuz ise, sülüs malından âzat olur. {(2) O kimse, birinci surette, istilâdı ikrar ve ikinci sûrette, tedbiri ikrar, etmiş olur.}

— 764 —

DÂÎ:

Daî: Oğulluk ve edinilmiş evlâd demektir. Fakat çocuk, firaş sahibinin olup, firaş ise izdivaç {(1) İstilâda dahi, şâmildir.} ile, hâsıl olabileceğinden, evlâtlık edinilen çocuk demek olan daî, çocuk değildir. {(2) Cenâb-ı Hak, "Evlâtlıklarınız, evlâdınız değildir," (Ehzap: 4) buyurdu.} Yâni, bir kimse, nesebi başkasından sabit olan bir çocuğu, kendisine evlât edinmekle, o çocuk, onun kendi çocuğu olmuş olmaz.

Nafakası ve hadâne ücreti, ona âit olmadığı gibi, çocuk erkek olduğuna göre, onun mutallâka veya muhallefesini, {(3) Muharremat faslında, sıhriyyet sebebiyle nikâhı haram olan kadınlara bakınız.} ve kız olduğuna göre de, {(4) Daî lâfzının, kıza şümulü yok ise de, bu suret, genişletilerek zikrolunmuştur.} kendisini tezevvüç etmek, dahi haram olmaz. Onlar yâni evlâtlık çocuk ile babalık, yekdiğerine sıhr olabilirler, amma vâris olamazlar.

Nesebi bilinmeyen, yâni nesebi, bir kimseden sabit ve malûm olmayan bir şahsı, yaşı onun babası olmağa, müsait bulunan bir kimse "Bu benim oğlumdur" diye, ikrar ederse, o şahıs, gerek tasdik etsin ve gerek tasdik etmesin, nesebi ondan sabit ve aralarında irsi câri olur. {(5) Nesebi meçhul bulunan, köle olduğuna göre, nesep ile beraber, ıtık dahi sabit olduğu gibi, bir kimse nesebi malûm bulunan kölesi için, "Bu benim oğlumdur" demekle dahi, köle kendinden küçük olmak suretinde, ittifakla, ve büyük olmak suretinde, indelimam, ıtık sâbit olur ki, o kimse onun hakkında, ıtkını ikrar etmiş olur. Eğer ikrarında sadık ise, yâni itakı vâki ise, köle - kazaen ve diyaneten - ve eğer kâzip ise, yalnız - kazaen - azat olmuş olur.}

Malûm olduğu üzere (daî), süt veledinin gayridir. (Süt evlât) dahi, miras hususunda, (daî) gibidir. Hürmet hususunda ise, sûlbî çocuğu gibidir. Nitekim, kitabı rıdâda zikrolunmuştur. (Daî), veled olmadığı gibi, (lâkit) dahi, veled değildir.

— 765 —

LAKİT:

Sokağa veya mâbet, yahut mâbet kapısı gibi, yerlere bırakılmış olup ta, bir kimsenin, oradan alıp sevabına baktığı, çocuktur.Çocuğun atılmasına sebep, ya fakr ve zarûret veyahut töhmettir.

Ona, aslında atılmış denir. Alındıktan sonra, ismi lâkit olur ki, yerde bulunup alınmış çocuk demektir. Nitekim, yerde bulunan şeye, lukata tâbir olur. Lakîti ve lukatayı, alana (Lâkit), yahut (mültakit) namı verilir. {(1) Lebîp efendi merhumun, (cevahiri mültakatası), Türkçede okunacak kitaplardandır.} Lakiti, alıp koruyan sevap kazanır, atıp ziyaa uğratan günahkâr olur.

Ziyaa uğraması korkusu ile, lâkîti almak görmeyerek kuyuya düşecek olanı, o muhataradan kurtarmak gibi farz, ziyaa uğramak ve helâk olmak, korkusu yok ise, menduptur. (Lakit) hürdür. Meğer ki, köleliği ispat oluna.

(Lakîtin nafakası, ve keza devası, ve veliyyü emrinin tezvicinde mehri, ve veraset ve cinayeti; beytül-mâle (hazineye) âittir.

(Mültakit), onu infak ederse teberrû etmiş olur. Meğer ki, sonra kendisine rücû etmek üzere, hâkimin emriyle, infak etmiş ola.

Eğer biri gelip, nesebini iddia ederse, (Erkeğe kız demek gibi) yalanı sabit olmadıkça, mücerred dâvâsiyle, nesebi ondan sabit olur.

İddiada bulunan, köle dahi olsa, veled hürdür. Hür olmayandan nesebinin sübûtü, hürriyetine mâni olmaz: Meğer ki, köleliğine beyyine ikame oluna.

Müdde-i zimmî dahi olsa, veled müslimdir. Edyanı teakkul edince, elinden alınır. Gayr-i müslimden nesebinin sübûtü, onun islâmına mâni olmaz. Meğer ki, zimmîler mahallesinde bulunup alınmış ola. {(2) Mesele, dört türlüdür: Ya bir müslim, onu islâm mahallesinde bulur, o halde müslimdir. Yahut bir gayr-i müslim, onu gayr-i müslim mahallesinde bulur, o halde gayr-i müslimdir. Ve yahut bir gayr-i müslim, onu müslim mahallesinde bulur, yahut bir müslim, onu gayr-i müslim mahallesinde bulur, bunlarda zâhiri rivayet, mekân muteber olmaktır.}

— 766 —

(Lakît) ile beraber bulunan mal, lakit olan çocuğundur. Bulan onu çocuğa - hâkimin emriyle - sarf ve infak eder.Lakîta hediye olunan şeyi mültakıt ahz ve kabz eder.

Hakkında mahzâ nefi, olmak hasebiyle mültakıt, lakîti bir sanata verebilir. Tezviç ve inkah ve malını satma ve kiralama gibi, tasarruflar, yapamaz. Yâni nâfiz olmaz. Çocuk nefsini, icar edebilir (yâni ecîr) olabilir.

— 767 —

KİTABÜR-RIDÂ (EMİŞME)

Rıdâ' ve Rıdâa, meme emmek demektir. Irdâ', emzirmektir. İrtidâ' onun mutâvaidir, (Müteaddî dahi olur), Emzirene, murdi' ve murdia denir. Radi, süt emen çocuktur (süt kuzusuna, hamli radi' denir.)

Bir de, (rıdâ'), murâdaadan olunca, iki çocuk, bir memeden süt emmek demektir. Onlar, her biri diğerinin radîidir (süt kardeşidir)

İkinci baptan fatım, çocuğu sütten kesmektir. Kesilmeğe, fitâm denir. Çocuğu sütten kesen kadına, fâtıma denilir. Fatim, sütten kesilmiş olan, çocuktur. Ayırmak mânâsına olan fasl dahi, fatm mânâsına geldiğinden (fıtâm) a, o vezinde (fısâl) dahi denir.

(Zâti leben), memesinde süt olan, kadındır.

(Zâir), süt anne demektir.

Şer'îde (Rıdâ): Kendisine tahrim taâllûk eden (massı mahsustan) ibarettir ki, "sedyi âdemiyyeyi" {(1) Ebül-beşer olan, Hazret-i Âdeme nisbetle (âdemi), insanın erkeği ve (âdemiyye), dişisidir. (Sedî) kadının memesidir. Erkek memesine (sendûet) denir.} (vakti mahsusunda) emmek demektir.

Massın hususiyyeti, murdîin insan olmasından, ve vaktin hususiyyeti, radîin, rıdâ' müddetinde bulunmasından ibarettir.

(Bir kimse, kendi zevcesinin memesini emmekle, bir şey lâzım gelmez. Meğer ki, zevc "râdî" ola.)

Rıdâ' müddeti; doğum vaktinden itibaren indel-imam, iki buçuk ve İndel-imameyn, iki senedir. {(2) Doğum, eğer ay başında olmuş ise, (gurreler) itibar olunur ve eğer ay başında olmamışsa, her ay otuz gün itibar olunarak hesap edilir.}

Hayvan sütüyle, rıdâ hükmü sabit olmadığı gibi, çocuğun iki veya iki buçuk yaşından sonra, emdiği insan sütü ile dahi, rıdâ hükmü sabit olmaz.

Ridâın hükmü: Nazarın helâl ve nikâhın haram olmasıdır. (Rıdâ irsi mûcip değildir.)

— 768 —

Rıdâ müddetinde, bir çocuk zâtı leben olan, herhangi kadından, ona süt verilirse, hem o kadın ile, ve hem onun meharimi ile, o çocuk arasında, ve o memenin - kaç olursa olsun - radîleri arasında, mezkûr hüküm, hâsıl olur.

İrdâın azlığına, ya çokluğuna dair hakkında olan, âyet-i kerimede {(1) Cenâb-ı Hak, "Ve sizi emzirmiş olan süt analarınız" (Nisâ: 23) buyurmuştur.} ve hadîs-i şerifte, {(2) Efendimiz (S.A.) in "Sütten de haram olur" sözü mutlaktır.} bir kayd ve şart olmadığından, azı dahi muhrimdir. {(3) Şâfiî mezhebinde - bir emziriş - muharrim olmadığından, bir kadının bir defa emzirmekle, irdâ etmiş olduğu bir kızı, o kadının biraderi tezevvüc, vebadet-tezevvüç, şâfiî hâkimine refî-dâvâ olunarak, nikâhın sıhhatine hüküm lâhik olmak suretinde, hanefî hâkimi onu, nakzetmek olmaz.}

Halîl: Mideye vüsulü, malûm olandır.

Memeden emmek şart değildir. Emzikten dahi, emilir.

Emmek bile şart olmayıp, (vücur ve süut) dahi, bu bapta massa mülhaktır ki, sütü bir vasıta ile, çocuğun ağzından akıtmak veya burnundan salmak dahi, rıdâ hükmünü intaç eder. Maksut, sütün mideye vüsulüdür.

Zâtı leben olmayan kadının memesi, çocuğun ağzına girmekle, rıdâ hâsıl olmaz.

Rıdâ müddeti içinde bulunan çocuğun, sütten kesilmesi, ve taam ile doyurulur bulunması, rıdâ hürmetinin husulüne mânî olmaz.

Nitekim, çocuk iki yaşından sonra, sütten kesilmemiş bile olsa, onu irdâ eden kadının, süt evlâdı olmaz. {(4) Üç yaşında iken, bir kadının sütünü emmiş olan erkek, bir yaşında iken, ondan süt emmiş bulunan kızı tezevvüç etmek, helâl olur.

Hind, üç yaşında olan Zeynebi emzirse, ri'dâ hükmü sabit olmaz.

"İki buçuk yaşından sonra..." tâbiri, tahrim hususunda, rıdâ müddeti, kavli imam üzere, iki buçuk sene olmak, müftâbih olduğu hakkındaki kavli âtiye, mebnidir. İmameyn kavli olan iki sene üzere dahi, üfta vuku buldugu, Tahtâvîde ve ondan alarak, İbni Âbidinde, mezkûr olduğuna binaen, mesele: İki yaşından sonra...diye, dahi tasvir olunabilir. "İki yaşını tecavüzle, yirmi altı aylık olan, sagire Hindi, Zeydin annesi Zeynep emzirse, Zeyd Hindi tezevvüç etmek câiz olur mu? Cevabı: Olur. "}

Hadis-i şerifte: "Ridâ ile, neseple haram olanların hepsi haram olur."buyurulmuş olduğundan, neseben nikâhı haram olan, rıdâan dahi, nikâhı haram olur. (Muharremata bakınız.)

— 769 —

Mezkûr hürmet, ana canibinde sabit olduğu gibi, baba canibinde dahi sabit olup, radîa olana, hem rıdâ olan ana ve babası, hem de onların gerek nesep, ve gerek rıdâ cihetinden olan, usul ve fürûu, haram olur: Mürdiânın kendisi, radîin validesi olduğu gibi, süt hâsıl ettiği kocası dahi, radîin babasıdır. Onun pederi, dedesi ve validesi, ninesidir. Hattâ, murdia o kocasından, yahut diğer kocasından, bu irdâdan evvel veya sonra, çocuk doğursa, yahut bir radi emzirse,veyahut o süt babasının, bu kadından gayriden, bu irdâdan evvel veya sonra, bir çocuğu olsa veyahut, bir kadın onun sütünden, bir radi emzirse, - hepsi - mezkûr radîin biraderleri ve hemşireleri olur. {(1) Bir kimsenin iki zevcesi olup, ikisi dahi ondan çocuk doğurmuş oldukları halde, birer çocuk emzirseler, emzirdikleri çocuklar, baba bir kardeş olurlar. Onların biri kız olsa, aralarında nikâh düşmediği gibi, her ikisi kız olmak takdirinde, bir kimseye onları, nikâhla cemetmek dahi câiz olmaz.} Onların evlâdı dahi, onun biraderzade ve hemşirezadeleridir. O babanın biraderi emenin amcası, ve hemşiresi, halasıdır. Süt annenin biraderi dahi, emenin dayısı, ve hemşiresi teyzesidir.

Rıdâ'da, musaheret hürmeti dahi sabit olur: Kişi süt oğlunun, mutallâka veya muhallefe olan zevcesi, ve süt anaya, kızının kocası, haramdır. {(2) Bir kadın, kendi sagîre ortağını, emzirse, zevc için, onların ikisi de haram olur. Bunlardan kebîrenin hürmeti, ebedîdir. Çünkü, mezkûre zevcin süt kayın validesi olmuştur. Sagîre dahi, eğer kebîre zevcinin medhulesi ise, müebbeden haram olup, kebîre onun henüz medhulesi, değil ise, o kimse sagîreyi, saniyen tezevvüç edebilir. Tahtâvî der ki, nikâha âriz olan, rıdâ dahi, sabık mesele gibidir. Meselâ, bir sabiyyeyi tezevvüç ve tatlik eden kimse, başka bir kadın daha tezevvüç edip, o kadın, o sabiyyeyi ırdâ' eylese, zevcine kayın valide olmuş olmak cihetiyle, haram olur. Kezalik, bir radîa tezevvüç edip, onu, kendi validesi veya kerîmesi, yahut hemşiresi irdâ etmiş olmak takdirinde, mezbûre radla, zevcine, haram olur.}

Bir kimse, zevcesinin süt kızını, şehvetle mess etse, hürmet hâsıl, yani zevcesi kendisine haram olur.

Zinâ ile olan süt ile, nikâh ile olan süt arasında fark yoktur: Musaheret hürmeti, zinâdan hâsıl olan rıdâ'da dahi, sâbit olur. Meselâ, bir kimsenin zinâsından çocuk doğuran kadın, o süt ile bir kız çocuğu emzirse, ne o kimseye, ve ne onun usul ve fürûundan birine, o kızı nikâhlamak, câiz olmaz.

(Süt, aşağı akar, yukarı akmaz) tâbiri, şer'î değildir. Bir memenin, rıdâ müddeti içinde olan iki radîi arasında, ihtilâfı zaman, ve ihtilâfı ebdahi olsa, helâliyyet yoktur. İrdâ olunmuş bir kız ile onun murdîâsınınoğlu arasında, helâliyyet olmadığı gibi, oğlunun oğluarasında dahi,

— 770 —

helâliyyet yoktur. Oğul, mutlaktır. Onu irdâdan evvel veya sonra olana, evvellik ve sonralık dahi, senelerce olmağa şâmildir.

Birkaç kızı olan bir kadın ile, birkaç oğlu bulunan diğer bir kadın, yekdiğerinin birer çocuğunu emzirseler, kız anasından süt emmiş olan oğlan için, o kızlardan hiç birini almak, câiz olmaz ki, onlar, onun rıdâan hemşireleridir. Oğlan anasından süt emmiş bulunan kız için dahi, o oğlanlardan hiç birine varmak, câiz olamaz ki, onlar, onun süt biraderleridir.

Memede, iştirak etmeyen oğlanlar ile kızlar arasında, izdivaç cereyan edebilir ki, süt biraderin hemşiresi alınır.

Kezalik, yekdiğere yabancı iki kadın, her biri diğerinin, malûm evlâdını, irdâ' etmiş olduklarından sonra, onlardan biri, bir erkek, ve diğeri bir kız çocuk doğurup, bu çocuklar, bir memeden süt emseler, yâni ne erkek çocuk, , kız çocuğun anasından ve ne kız çocuk, erkek çocuğun anasırdan aslâ, süt emmese, bu iki çocuk arasında, izdivaç câiz olur ki, oğlan kendi süt kardeşlerinin hemşiresini, almış olur.

Murdianın ve zevcinin, nesebiyye ve rıdâiyye yakınının karâbeti ashabı, radi için, akrabadır. Nitekim, zikrolundu.Radîin akrabası, emzirene ve zevcine, akraba değillerdir.

Bundan dolayı, zâti leben bir kadının, rıdâ' müddetinde irdâ etmiş olduğu, radîin neseben hemşiresini, murdianın kardeşi, tezevvüç edebilir.

Bir kimseye, neseben olan biraderinin - baba bir hemşiresi - helâl olduğu gibi, ridâan olan biraderinin hemşiresi dahi, helâl olur.

Rıdâ'da, nesebden fazla, bâzı istisnalar, daha vardır ki, bir kimseye süt biraderinin veya süt hemşiresinin anası ile, süt oğlunun veya süt kızının, hemşiresi helâldir. Halbuki, insana neseben olan biraderinin veya hemşiresinin validesi - ya kendi validesi veya üvey validesi olduğu için -haramdır. Kezalik, insana neseben olan oğlunun ve kızının hemşiresi - sülbî olduğuna göre, kendi kızı ve sülbî olmadığına göre, üvey kızı demek olduğu için - haramdır. {(1) Kendi kızı - mutlak olarak -, ve üvey kızı - validesine duhul kaydiyle mukayyet olarak -, haramdır. Bu mânâ, ridâ'da tahakkuk etmez. Nesepte dahi, bu iki mânânın, biri bulunmasa, meselâ, iki kişi arasında, müşterek bulunan bir cariye, bir erkek çocuk doğurup, onların her ikisi iddia etmekle, çocuğun nesebi, ikisinde de sabit olmak sûretinde her birinin diğer kadından birer kızı olsa, her biri için, ortağının kızını tezevvüç etmek câiz olur ki, onlardan her biri neseben olan oğlunun hemşiresini, tezevvüç etmiş olur.

Dâr-ı harpte vuku bulup, müslim olmak, yahut dâr-ı İslâma çıkmak sûretinde, rıdâın ahkâmı sabit olur.}

— 771 —

Rıdâ, zamanın ihtilâfı ile muhtelif olmadığı gibi, mekân ihtilâfı ile de muhtelif olmaz: Dâr-ı harpte vukubulmuş olan rıdâ', dâr-ı İslâmda vâki olan rıdâa müsavidir.

Rıdâın muharrim olması, murdianın bilinmesi iledir. Bir kızı, bir köy kadınlarının en çoğu emzirmiş olduğu halde, bilinebilmesine emare olmadığına ve ispat edilmediğine göre, o köy ahalisinden olana, onu tezevvüç câiz olur.

Rıdâın hücceti, ayni mal hüccetidir. Yani rıdâ dahi mâl gibi, ya ikrar ile veya beyyine ile, sabit olur. {(1) Bu ikrardan rücu sahihtir. Ali efendi fetvalarında mezkûrdur ki, Zeyd Hind için rıdâan kız kardeşimdir, diye ikrar ettikten sonra, Zeyd kendini tekzip edip, Hind dahi Zeydi tasdik eylese, Zeyd Hindi tezevvüç etmek caiz olur mu? Cevabı: Olur. Zevceyn hakkına bir kadının mücerret, ben bunları rıdâ müddetinde irdâ etmiştim, demesiyle, araları tefrik olunmaz.}

Bu bapta dahi, şehadetin nisâp ve şartları muteberdir. {(2) İki kadının, rıdâa şehadetiyle, hâkim tefriki hükmetse, nâfiz olmaz.} Yalnız kadınların veya yalnız bir erkeğin şehadeti, rıdâ hürmetinin sübutü için kâfi olmaz ise de, mahalli ihtiyattır.

Talâka şehadette olduğu gibi, bunun dahi ispatı, kadının dâvasına mütevakkıf değildir.

Zevceyn arasında talâkı bain vukuu, mektum oldukta, bilenler - sırf Allah rızası için - müdde-i ve şahit oldukları gibi, {(3) Bir kimsenin, hem müdde-i ve hem şahit olamaması ve şehadette, dâvâ açılmasının şart olması, kul hakkındandır. Hukukullah müstesnâdır.} rıdâ vukuunu bilenler dahi, - hasbeten şehadet - yoluyla müdde-i ve şahit olurlar.

Fâsid nikâh babında beyanı geçtiği üzere, zevceyn arasında ridâ sabit olursa, araları tefrik edilir. {(4) Duhulden evvel ise, mehir lâzım gelmez. Duhulden sonra tefrikte mehri müsemmâ olmadığına göre, mehr-i misil ve mehir müsemmâ olduğuna, göre, ikisinden en azı verilir.} Lâkin, kulun hakkını mütezammin olduğu için, ayırma ancak, hâkimin hükmü ile olur.

Kadınlara vâcip olan, her çocuğu - zaruretsiz - emzirmemektir. Çocuk emziren kadın, emzirdiği çocuğu bellemek ve ihtiyat olarak, kaydetmek, ve yakınlarına söylemek gerektir.

Zevcinden izinsiz çocuk emzirmek, kadına mekruhtur. Meğer ki, açlıktan ölmesi korkusu ola. O zaman vacip bile olur.

— 772 —

Rıdâ müddetinde, bir radîa, kaç kadın süt verirse, cümlesi için, rıdâ hürmeti sabit olur. İki kadının, birbirine karışmış olan sütleri, bir radîa, içırilirse, onların ikisinden de, hürmeti hâsıl olur. Cins cinse galip olmayacağından, bunda galebeye ve müsavata bakılmaz.

Suya ve ilâca ve hayvan sütüne katılmış olan, sütün galibine itibar olunur. Müsavisi dahi muteber olur.

Taam ile karışık olan süt, galip ve gayr-i matbuh dahi olsa, - çorba gibi içilse de - nikâhı muharriri olmaz.

Bir kadının sütü, peynir, yoğurt veya ayran yapılıp verilse, rıdâ hükmü, sabit olmaz.

Süt, aşağıdan hükna ile, gözüne ve kulağına ve ihlîle ve baş yarığına, akıtmakla, muharrim olmadığı gibi erkeğin ve hunsâyi müşkilin {(1) Meğer ki, kadınlar "Bu kadar süt ancak, kadından olur" diyeler. O halde şüphe kalmaz.} ve koyunun ve keçinin ve ineğin...sütü dahi, muharrim değildir. {(2) Bu tekrar, âtîdeki fâideyi açıklamak içindir ki, rıdâın hürmeti, tekrîmen insan sütüne muhtastır. Hem de bu bapta hüküm, cüziyyet ve bâziyyete mütaâllik olup, bu ise iki âdemî arasında sabit olabilir. Şat ile âdemî arasında, sabit olamaz. Bu mânâyı teemmül etmeyen, bâzı ehli hâdis: Bir koyundan süt emmiş iki çocuk arasında, rıdâ hürmeti sâbit' olur mu, sûâline, cevaben sabit olur, demişlerdir. Ve reylerini imâl etmedikleri için, hatâ etmişlerdir.} Meyyiteden gelen süt, muharrimdir.

Dokuz yaşında olmayan bakirenin memesinden gelen süt, muharrim olmaz.

Zâti leben olarak, zevcinden boşanıp, - iddetten sonra - diğer zevce varmış ve ondan çocuk doğurmuş olan, kadının sütü, ikinci zevcindendir.Eğer zevci saniden çocuk getirmemiş ise, süt evvelki zevcindir.

Tahrim hususunda, rıdâ müddeti - imameyn kavli üzere - iki sene olmak, müftâ bih olduğu gibi, {(3) Kavli imam olan, iki buçuk sene dahi, müftâbih olmuştur.} murdia ücreti için, müddetin iki seneden ibaret olduğu da, icmâ ile sabittir. {(4). İmam ile imameyn hazretleri arasında, rıdâ müddetinin, iki veya iki buçuk sene olması hakkındaki, ihtilâf tahrimdedir. Her iki kavl üzere, üftâ vâki olmuştur. Amma mutallâkaya rıdâ ücretinin lüzumu ve kezâ irdâın valideye, diyaneten vücûbü - icmâ ile - iki sene için, mukadderdir.} Murdia ücreti babaya lâzımdır.

— 773 —

Valideye çocuğu emzirmek kazaen değil, diyaneten vâciptir. Meğer ki, irdâ için, valide müteayyen ola.

Müteayyen olsun olmasın, zevciyyet kaim oldukça, ve hâttâ rec'îyyen mutallâka bulundukça, valide veledini irda için, validden ücret talebi câiz olamaz. (Hadâne bahsine bakınız).İki seneden ziyade irdâ etmek dahi, vâcip değildir.

İki buçuk yaşından sonra, çocuğu irdâ, mübah bile olmaz. Çünkü, süt insandan bir cüzdür. Onunla - zarûretsiz - intifa haramdır. {(1) Rıdâ müddetinden sonra, sabîyi irdâ, yahut zarûretsiz, kadının sütü ile intifa câiz olur mu? Cevabı: Olmaz.}

Radi için, irdâ üç derece itibar olunabilir ki, en azı bir buçuk sene, evsatı, iki sene, âlâsı, iki buçuk senedir. Bir buçuk yaşından aşağı olmamak üzere, iki seneden az irdâ eden, haksızlık etmiş olmadığı gibi, iki seneden ziyade emziren dahi, yarım seneyi geçmedikçe, hakkı tecavüz eylemiş olmaz.

Peder için cariyesini ırdâa cebretmek vardır ki, onun sütü ve menafii kendi memlûkudur. Çocuğa zararı olmadığı halde, iki seneden evvel, sütten kesmek için, cariyeye cebretmek dahi vardır.

Hürre zevce böyle değildir ki, onu veledi irdâ için, cebr etmeğe zevcin hakkı olmadığı gibi, kendi rızasiyle çocuğu irdâ etmek sûretinde, iki seneden evvel, sütten kesmeye dahi onu cebr etmeğe hakkı yoktur {(2) Çünkü, kadın kendisine diyaneten verilen hakkı istifa edebilir. .

— 774 —

FETVA KİTAPLARINDAN ALINAN BAZI MÜHİM MESELELER:

1- Fücurdan çocuk getirmiş olan kadını veya (cariyeyi) kiralayıp çocuğa süt verdirmekte, beis yoktur.Lâkin, lâ beis'in terki, evlâdır.

Behçetül-fetâvâda, mezkûr olduğu üzere, gayr-i müslim süt ana, tutmak dahi, - müslir e göre - böyledir.

2 - - Bir hanım sütü ile zevcinin memlûkü bulunan veled-i radiîirdâ etmekle, onu âzat etmiş olmaz.

3 - Ağlayan çocuğu susturmak ve oyalamak için, zâti leben olmayan bir kadın, memesini çocuğun ağzına sokmak ve çocuk onu emmekile, süt gelmedikçe, rıdâ sabit olmaz.

4 - Âyise - sinni iyâsa varmış - olan, zâtı leben olmayan bir kadın, memesini radîin ağzına sokup, süt gelirse, rıdâ hükmü sabit olur.

5 - Dokuz yaşında olan bâkirenin, memelerine süt gelip, o süt ile bir radî veled emzirse, rıdâ hükmü sabit olur.

6 - Rıdâ müddetini mütecaviz, bir kimse, zevcesinin sütünü emmekle, zevcesi ona haram olmadığı gibi, zevce zevcinin kardeşini ırdâ etmekle, zevcinden boş düşmez.

7 - On iki yaşında olan erkek çocuk, bir kadının sütünü emse, o kadının kızını alabilir.

8 - Yedi yaşında olan kız çocuk, bir kadının sütünü emse, o kadının zevci, onu tezevvüç edebilir.

9 - Zâtı leben olan bir kadın, üç yaşında bulunan bir erkek çocuğu ve henüz rıdâ müddetinde olan bir kız çocuğu emzirse, o erkek çocuk o kızı alabilir.

10 - Bir kimse, süt hemşiresinin kızını alamadığı gibi, süt hemşiresinin, süt kızını dahi alamaz.

11 - Süt hemşiresinin anasını tezevvüç câizdir.

12 - Anasının süt hemşiresini tezevvüç câiz değildir.

— 775 —

13 - Oğlunun süt anasını tezevvüç câiz olur.

14 - Süt, babasının, medhule zevce-i mutallâkasın], tezevvüç câiz olmaz.

15 - Müteveffa süt babasının, medhule zevcesini tezevvüç edemez.

16 -Ümm-ü veledinin, süt kızını tezevvüç câiz olamaz.

İ7 - Müzniyesinin kızını, tezevvüç câiz olmadığı gibi, süt kızını dahi tezevvüç câiz olmaz.

18 - Süt kayın valide, tezevvüç olunamaz.

19 - İki süt hemşireyi, bir kimse nikâhla cemedemez. Ve keza, milki - yemin ile, istifraş, dahi olamaz.

20 - Duhulden evvel, vefat eden sagîre zevcenin kocası, onun sütanasını alamaz.

21 - Süt oğlunun, mutallaka veya muhallefe zevcesini tezevvüç, câiz olamaz.

22 - Amcazade ile izdivaç câiz ve sahih olduğu gibi, amcasının sütkızını tezevvüç dahi, câizdir.

23 - Hemşiresinin ırdâ ettiği kızı tezevvüç etmek câiz olamaz.

24 - Bir kadından birlikte süt emdiği kızın, diğer hemşireleriyle dahi, izdivaç haram olur.

25 - Süt anasının oğlunun kızını tezevvüç edemez.

26 - Bir kadın kendi ortağının çocuğunu ırdâ etmekle, ortağının diğer kocasından olan, oğluna o kadının kızı haram olmaz.

27 - Biraderinin süt anasını ve süt hemşiresini, tezevvüç câiz olur.

28 - Süt babasının müstefreşesi olup ta, azat etmiş olduğu cariyeyi tezevvüç câiz olmaz.

29 - Bir murdiadan süt emmiş bulunan oğlan ile kız, yekdiğeriyle izdivaç edemez. Velev ki, ırdâ muhtelif ve ayrı ayrı zamanlarda olsun.

30 - Anne annesini ırdâ etmiş bulunan kadını tezevvüç câiz olamaz.

31 - Hemşiresinin kızını ırda eden, kadının kızını tezevvüç câiz olmaz.

32 - Süt anasının hemşiresini tezevvüç câiz olmaz.

33 - Oğlunun süt anasının kızını tezevvüç câizdir.

34 - Süt kardeşinin süt kızını tezevvüç câiz değildir.

— 776 —

35 - Süt kardeşinin kızını tezevvüç câiz olmaz.

36 - Birader veya hemşiresinin süt kızını dahi, tezevvüç edemez.

37 - Süt oğlunun veya süt kızının, hemşiresini, tezevvüç edebilir.

38 - Süt kızının veya süt oğlunun kızını tezevvüç edemez.

39 - Bir kadını, süt babasının başka karısından olan oğlu, tezevvüç edemez.

40 - Bir kadını, süt anasının süt kendinden olmayan başka zevcinin kardeşi tezevvüç edebilir.

41 - Bir kimse, kendinin süt kızını alamadığı gibi, medhule zevcesinin, kendinden evvel süt vermiş olduğu kızı dahi alamaz.

42 - Anasının veya hemşiresinin ırdâ etmiş olduğu çocuğun hemşiresini ve süt hemşiresini, alabilir.