Mirkâtü's-Sünne
— 217 —

İ'lem Eyyühel-Aziz! "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allahu Ekber" bu üç mukaddes cümlenin faidelerini ve mahall-i istimallerini dinle:

1- Kalbinde hayat bulunan bir insan kâinata, âleme bakarken idrakinden âciz bilhâssa şu boşlukta yapılan İlahî manevraları görmekle hayretler içinde kalır. İşte bu gibi hayret ve dehşetengiz vaziyetleri ancak "Sübhanallah" cümlesinden nebean eden mâ-i zülâli içmekle o hayret ateşi söner.

2- Aynı o insan, gördüğü leziz nimetlerden duyduğu zevkleri izhar etmekle, "Hamd" unvanı altında in'amı nimette ve mün'imi in'amda görmekle idame-i nimet ve tezyid-i lezzet talebinde bulunarak "Elhamdülillah" cümlesiyle nimetler definesini bulan adam gibi nefes alıyor.

3- Aynı o insan, mahlukat-ı acibe ve harekât-ı garibeden aklının tartamadığı ve zihninin içine alamadığı şeyleri gördüğü zaman, "Allahu Ekber" demekle rahat bulur. Yani, Hâlıkı daha azîm ve daha büyüktür. Onların halk ve tedbirleri kendisine ağır değildir.

— 218 —

İ'lem Eyyühel-Aziz! Dualar, tevhid ve ibadetin esrarına numunedir. Tevhid ve ibadette lâzım olduğu gibi, dua eden kimse de, "Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir" deyip kàdir olduğuna itikad etmelidir. Bu itikad, Allah'ın her şeyi bilir ve herşeye kàdir olduğunu istilzam eder.

İ'lem Eyyühel-Aziz! Kelime-i Tevhid'in tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir. Maahâzâ, zâkir olan zâtta bulunan hâsse ve latîfelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi; onların da onlara münasib şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir.

İ'lem Eyyühel-Aziz! İnsanın bir akrabasına (meselâ) okuduğu bir Fatiha-i Şerife'den hasıl olan sevabda istifade etmekte, bir ile bin müsavidir.

— 219 —

Nasılki ağızdan çıkan bir lafzın işitilmesinde, bir cemaat ile bir ferd bir olur. Çünki latîf şeyler matbaa gibidir. Basılan bir kelimeden bin kelime çıkar.

Ve keza nuranî şeylerde vahdet ile beraber tekessür olduğuna, yani bir nuranî şeyde bin sevab bulunduğuna bir işarettir...

İ'lem Eyyühel-Aziz! Nebiyy-i Zîşan'ın (A.S.M.) Makam-ı Mahmud'u İlahî bir maide ve Rabbanî bir sofra hükmündedir. Evet tevzi' edilen lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşan'a okunan salavat-ı şerife, o sofraya edilen davete icabettir.

Ve keza salavat-ı şerifeyi getiren adam Zât-ı Peygamberîyi (A.S.M.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman, o sıfatın nereye taalluk ettiğini düşünsün ki, tekrar be tekrar salavat getirmeye müşevviki olsun.

— 220 —
(Mesnevî-i Nuriye'den)
Nükte

Arkadaş! نَعْبُدُ deki "nun"un ifade ettiği cem' ve cemaat, fikri ve kalbi ayık olan musallînin nazarında sath-ı arzı bir mescid şekline getirir. Ve bütün mü'minlerden teşekkül etmiş, şarktan garba kadar dizilmiş safları hâvi o cemaat-i kübra içinde namaz kıldığını ihtar ettirir.

Ve keza لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ olan kelime-i zikriyeyi bir insan vird-i zeban ettiği zaman, zamanı bir halka-i zikir tahayyül etmekle o halkanın sağ tarafı olan mazi cihetinde enbiyanın, sol tarafı olan istikbal cihetinde de evliyanın oturup cemaatle zikrettiklerini ve kendisi de o cemaat-i uzma içinde bulunarak şu kubbe-i minayı dolduran yüksek İlahî ve tatlı sadâlarına iştirak ettiğini tahayyül etsin.

— 221 —

Kuvve-i hayaliyesi daha keskin olanlar da kâinat mescidinde bütün masnuatın teşkil ettikleri halka-i zikirlerine girsin, şu fezayı velvelelendiren o sadâları dinlesin.

İ'lem Eyyühel-Aziz! Mü'minler ibadetlerinde, dualarında birbirine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sair ibadetlerinde büyük bir sır vardır ki; her bir ferd, kendi ibadetinden kazandığı miktardan pek fazla bir sevab cemaatten kazanıyor. Ve her bir ferd ötekilere duacı olur, şefaatçi olur, tezkiyeci olur, bilhâssa Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâma... Ve keza her bir ferd arkadaşlarının saadetinden zevk alır ve Hallak-ı Kâinat'a ubudiyet etmeye ve saadet-i ebediyeye namzed olur.

İşte mü'minler arasında, cemaatler sayesinde husule gelen şu ulvî, manevî teavün ve birbirine yardımlaşmak ile hilafete haml, emanete mazhar olmakla beraber mahlukat içerisinde mükerrem unvanını almıştır.

— 222 —

İ'lem Eyyühel-Aziz! Tevfik-i İlahî refiki olan adam, tarîkat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet Kur'andan, hakikat-i tarîkatı -tarîkatsız- feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza maksud-u bizzât olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın îsal edici bir yol buldum.

Seriü's-seyr olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîkı ihsan etmek, rahmet-i hâkimenin şânındandır.

Bedîüzzaman
Said Nursî
— 223 —
Fihrist

Birinci Lem'a

(Yunus (a.s.) hakkındaki kıssada; hut, deniz ve gecenin müthiş vaziyetine kıyasen, her insan için de; nefsi, dünyası ve istikbalinin mahiyeti, gaflet gözüyle daha müthiş olduğunu ibret nazarlarına gösterir.)

İkinci Lem'a

(Ehl-i iman için maddî musibetlerin hikmetleri ve sabır ve şükür ile tevekkülün ehemmiyetine dairdir.)

Üçüncü Lem'a

(Beka için halk olunan ve bekaya aşık olan ruh-u insanın, Bâki-i Zülkemal'e karşı münasebet-i hakikiyesine dairdir.)

Dördüncü Lem'a

(Minhacü's-Sünne risalesi olup Ehl-i Şîa ile Ehl-i Sünnet mabeynindeki ihtilafı ve mesele-i imameti hall ü fasleder.)

On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı'ndaki Münâcat ve İzahı

On Birinci Lem'a

(Mirkatü's-Sünneti ve Tiryaku Marazı'l-Bid'a)

Yirmi Altıncı Söz'den Zeyl

(Tezkiye-i nefis ve tekâmül-ü ruh hakkında dört esası beyan eder.)

Otuz İkinci Söz'den Üçüncü Mevkıf

(Tecelli-i esma-i İlahiyenin tezahürleri ve dünya hayatında sevilen şeylere Allah namına ve mana-yı harfî ile muhabbetin dünya ve ahiretteki neticelerine dairdir.)

Nokta (Mesnevî-i Nuriye'den)

On Dokuzuncu Söz

(Risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) dairdir.)

Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Zeylinin Bir Parçasıdır (On Dokuzuncu Mektup'tan)

On Dokuzuncu Mektup'tan On Dokuzuncu Nükteli İşaret

(Risalet-i Ahmediye (a.s.m.) hakkında)

Yedinci Şuâ olan Âyetü'l-Kübra Risalesi'nin Risalet-i Ahmediyeden Bahseden On Altıncı Mertebesi

Nübüvvet-i Muhammediye (a.s.m.) hakkında bir parçadır. (İşaratü'l-İ'caz'dan)

Mesnevî-i Nuriye'den parçalar

"Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır?" sualine cevaptır. (Yirmi Üçüncü Mektup'tan)

Yirmi Dördüncü Mektup'un Birinci Zeyli (Dua hakkında)

Kastamonu Lâhikası'ndan parçalar

Birinci Şuâ'dan

(Fatiha ve hatm-i Kur'anî ve duaların aynı anda, hadsiz ehl-i imanın ruhlarına yetişmesinin izahı.)

Kastamonu Lâhikası'ndan

(Namazların ahirindeki tesbihatın ehemmiyeti hakkında)

Nükte (Mesnevî-i Nuriye'den)