Fihrist
MUKADDEME
1- LEM'ALAR
Tevhide dair olup Risale-i Nur'daki Yirmiikinci Söz'ün esası ve bir cihette Arabçasıdır. Ondört Lem'a ile tevhidin en ince hakikatlarını, en mufassal bir surette
hakikatına mazhar edecek bir silsile-i delail ve şehadeti ibraz eden çok kıymetdar ve hava, su, ekmek gibi herkesin muhtaç olduğu bir risaledir.
Nur'un Mesnevîsinin başında derc edilen «Lâsiyyemalar", "Lem'alar", "Reşhalar» isimlerindeki üç risale, âhirdeki risaleler gibi müteferrik mes'elelerden bahis değildir. Aynı mevzu üzerinde gidiyorlar.
2- REŞHALAR
Bu Reşhalar risalesi, imanın en mühim üç erkânından nübüvvetin hakikatını ve nübüvvet-i Ahmediye'yi (A.S.M.) gayet kat'î ve parlak bürhanlarla isbat ediyor. Şems nasıl ziya vermemesi mümkün değildir. Aynen öyle de: Uluhiyet de risaletsiz mümkün olmadığını isbat ediyor. Ve nübüvvetin hakikatını güneş gibi gösteriyor. Kâinatı mücessem bir Kur'an-ı kebir olarak temsil edip, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm onun âyetü'l-kübrası olduğunu, gözünde perde ve kalbinde pas olmayanlara irae ediyor.
Bu hârika risale "Onbir Reşha"dır. Onbirinci Reşha'da, yirmibir mu'cizat-ı Ahmediyeye (A.S.M.) işaret eden bir salavat-ı şerifeyi o Nebiyy-i Zîşan Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize getiriyor.
Onbirinci Reşha'dan sonra uzun bir İ'lem'de, nübüvvet-i Ahmediyeye (A.S.M.) -başka bir tarzda- görülmemiş delilleri gösteriyor.
Bu risalenin Türkçesi, Risale-i Nur'daki Ondokuzuncu Söz'dedir.
Mesnevî'nin başındaki bu üç risale "Eski Said"in eserlerinden olmayıp, Üstadımızın tabiriyle, "Yeni Said"in eserleridir. Üstadımızın eski eserlerinden Risale-i Nur'a girenler olduğu gibi; Risale-i Nur'u te'lifi zamanında yazdığı Arabça eserleri de, bu suretle Mesnevî-i Arabiyeye idhal olunmuştur.
3- LÂSİYYEMALAR
İman-ı Haşre dair olan bu risale Risale-i Nur'daki Onuncu Söz'ün esası olup Barla'da, Üstadımızın -bir bahar gününde- rahmet-i İlahiyenin âsârını bağ ve bahçelerde müşahedesinden ve ihtiyarsız olarak
âyet-i kerimesini kırk defaya yakın okumasından sonra tulû' etmiş gayet kıymetdar ve bu zamanda çok lüzumlu ve inkâr-ı haşir mefkûresini köküyle kesip İbn-i Sina gibi acib bir dâhînin «Haşir bir mes'ele-i nakliyedir, akıl bu yolda gidemez» dediği haşri en basit fehme de kabul ettiren; ve haşrin binler numunelerini arz yüzünde gösteren; ve haşri iktiza eden pek çok esma-i İlahiyeden tut, tâ mahiyet-i insaniyede dahi haşri isbat eden bir risaledir.
Bir kaide-i hasenenin tezahürü olarak, her risalenin başında olduğu gibi bu risalenin başında da Cenab-ı Hakk'a tahmidat ve Nebiyy-i Zîşan'a salât ü selâm vardır. İman-ı Billah, iman-ı bi'n-nebi, iman-ı bil'haşir ve şuhud-u kâinat mabeyninde bir irtibat-ı tamme ve telazum-u kat'iyye olduğundan, bu risale kısaca olarak "Tevhid ve Risalet" hakikatlarından bahsederek esas mes'ele olan mes'ele-i haşriyeye "Lâsiyyema"larla geçmiştir. Risale-i Nur'un Yirmisekizinci Söz'ünün İkinci Makamı olan bu risale, yirmi senedir Üstadımızın eline yeni geçmiştir.
4- KATRE
Bu Katre risalesi, bir mukaddeme, bir hâtime ve dört bâbdan ibarettir. Mukaddemede Üstadımız, kırk sene ömründe, te'lif eylediği seneye nisbetle otuz senelik ilim seyrinde, dört kelime ile dört kelâm tahsil ettiğini ve bu dört kelimenin biri «Mana-yı Harfî",>ikincisi "Mana-yı İsmî", üçüncüsü "Niyet", dördüncüsü "Nazar» olduğunu.. dört kelâm ise, biri «Ben kendi kendime mâlik değilim",>ikincisi "El-mevtü hakkun", üçüncüsü "Rabbî vâhidün", dördüncüsü "Ene'nin bir nokta-i sevda ve bir vâhid-i kıyasî» olduğunu söylüyor. Bu Risale
hakikatını, Birinci Bâb olarak, kâinat erkânından her bir rükn ellibeş küllî ve gayet zahir lisanla isbat ediyor.
TAKRİZ
KATRE'NİN HATİMESİ
Müteferrik ve kısa, fakat çok lüzumlu ve mühim hakikatlardan bahseder. Başında "yeis, ucub, gurur, sû'-i zan" gibi nefsin dört hastalığını; sonra dört hakikatı ve daha sonra da "Katre"de zikredilen Birinci Bâb'daki «Lâ ilahe illallah» hakikatını ve devamı olarak Bâb-ı Sâni'de «Sübhanallah";>Bâb-ı Sâlis'te "Elhamdülillah"; Bâb-ı Râbi'de "Allahu Ekber» mertebelerini beyan ettikten sonra, NOKTA ve NÜKTE başlıklarıyla mevzu itibariyle birbirinden farklı İ'lemlere geçer.
KATRE'NİN ZEYLİ
"Remz"ler ve "İ'lem"ler unvanı altında, her birisi bir risaleye mevzu olacak kıymette hakikatlardan ibarettir. Başında salât ü selâmdan sonra birinci "İ'lem" namazda evvel vakte riayet etmenin ve hayalen Kâ'be'ye müteveccih olmanın faziletini ve evham ve vesvese-i şeytaniyeyi nasıl müzmahil ettiğini ve musallînin bütün letaif ve havâssının nasıl feyizlendiğini beyan eder.
Bu geçen risaleler aynı zamanda erkân-ı imaniyeden bahsetmekle hem iman, hem ilim, hem marifetullah, hem zikir olduğundan; okuması dahi bir nevi ibadettir.
5- HUBAB
Biri Türkçe diğeri Arabça iki zeyli olan bu çok mühim risale, Üstadımızın "Hutuvat-ı Sitte"yi neşri münasebetiyle taltif için Ankara'ya çağrıldığında, Ankara'da İslâm ordusunun Yunan'a galebesinden neş'e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içine gayet müdhiş bir zındıka fikri girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını gördüğü hengâmda te'lif ettiği iki eserden birisidir.
Bu risalenin başında bulunan salât ü selâm çok ehemmiyetlidir. Bu Mesnevî-i Nuriyenin fevkalâde olan ve hiçbir eserde rastlanmayan bir hususiyeti de bir parmağın hareketiyle birkaç makineyi birden çalıştırmak gibi gayet belâgatlı bir beyan tarzına sahib oluşudur. Sâbıkan zikredildiği gibi, bu muazzam mecmuada hem zikir, hem iman, hem tefekkür, hem ilmi bir arada bulmak daima mümkündür. Meselâ: Salât ü selâmı yalnız zikir olarak dercetmiyor. Aynı zamanda onda bir iman inkişafı, aynı zamanda bir ilim, aynı zamanda mü'min-i musalliyi evham ve şübehattan kurtaran hakikatları serd ederek lâekal üç mana mertebesini beyan ediyor.
Bu hârika risale mühim bir "İ'lem"inde, medenî mü'min ile medenî kâfirin suret ve sîret ve zahir ve bâtın farklarını gayet beliğ bir tarzda beyan ediyor. Ve neticede bu farkı körlere de göstermek için diyor ki: "Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda'nın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar ilâ âhir" diyerek daha başka cihetteki farklarını "Lemaat" ve "Sünuhat"a havale eder.
Başka bir "İ'lem"de, Risale-i Nur'da Yirmiyedinci Söz namını alan İçtihad Risalesi'ni dört sahifede hülâsa ediyor.
HUBAB'IN BİRİNCİ ZEYLİ
Farisî bir münacatla başlar. Bu münacatın Türkçesi Yedinci Rica'da ve Onyedinci Söz'ün zeylinde vardır.
Üstadımız hiç Farisî tahsil etmediği halde o kadar mükemmel Farisî bir lisan ile te'lif edilmiştir ki, o zamanki Afgan Sefiri bu eseri takdir hisleri içerisinde Afganistan'a göndermiştir. Bu Farisî münacatın akabinde: «Ey Mücahidîn-i İslâm» başlığı altında Türkçe olarak meb'usana on maddelik bir hitab vardır. Bu hitabın tesiriyle Meclis-i Meb'usan'da küçük bir oda olan mescid, büyük bir salona tebdil edilmiştir.
ZEYLÜ'L-HUBAB
Hubab'ın İkinci Zeyli de çok mühim hakikatları ihtiva etmektedir.
6- HABBE
İki zeyli vardır. Bu risalenin birinci "İ'lem"i, hakikat-i Muhammediye (A.S.M.) âlemin hem sebeb-i hilkati, hem çekirdeği, hem meyvesi, hem netice-i hilkat-i âlem olduğunu gayet edibane bir üslûb ile beyan ediyor. Diyor ki: Eğer âlemi bir kitab-ı kebir olarak görsen, kâtibinin kaleminin mürekkebi Nur-u Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Eğer âlemi bir şecere suretinde görsen, evvelâ çekirdeği, sonra meyvesi yine Nur-u Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. Eğer âlemi bir zîhayat libasını giymiş görsen, Onun ruhu Nur-u Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. Eğer âlemi bir gül bahçesi olarak görsen onun andelib-i zîşanı yine Nur-u Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm'dır."
Risalenin sonunda gayet güzel bir tazarru' ve niyaz ve istiğfar vardır.
ZEYLÜ'L-HABBE
Habbenin Birinci Zeyli'nin âhirlerinde,
mertebelerinin Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'ye nisbeten kısa ve gayet güzel beyanları mündericdir.
ZEYLÜ'Z-ZEYL
Habbe'nin ikinci zeylinde, gayet mühim bir risale olan hem Arabca, hem Türkçe olarak kesretle intişar eden Asâ-yı Musa mecmuasında Yirmiüçüncü Lem'a namındaki "Tabiat Risalesi"nin muhtasar kısa Arabçası da vardır.
Bu risale, Ankara'da te'lif edildiği zaman bir matbaada tab'edilmiştir. İnsanların ağzından çıkan dehşetli üç kelimenin butlanını isbat ederek tabiat bataklığında boğulanları kurtarıyor.
7- ZÜHRE
Uzun bir hakikatın yalnız ucunu göstermek ve parlak bir nurun yalnız bir şuâını irae etmek maksadıyla yazılan bu çok mühim risale, gayet ehemmiyetli hakikatları ihtiva ettiğinden en mümtaz Nur şakirdlerinin musırrane talebleri üzerine -ekserîsi Arabça bilmeyen o şakirdlerin istifadelerine medar olmak için- kısmen izahlı, kısmen kısa bir meali Üstadımız tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Onyedinci Lem'a namıyla Onbeş Nota olarak Risale-i Nur Külliyatının Lem'alar kısmına ilhak edilmiştir.
Zühre şöyle bir hakikatla başlar: Dünyadaki her zîhayat, mâlikinin ismiyle, namıyla hesabıyla çalışan muvazzaf bir asker gibidir. Kim kendini kendine mâlik zannetse o kimse hêliktir.
Sonra uzun ve muhit bir salât ü selâmı müteakib her biri bir risalenin güya hülâsası ve çekirdeği mahiyetindeki şümullü "İ'lem"lere geçer. "İ'lem"lerin birisinde, Kur'an tilmizi ile felsefe tilmizini içtimaî ve şahsî cihetlerden mukayese ederek felsefenin sakîm ve muzır kısmının bâtıl hükümlerini çürütür. Son "İ'lem"i de, gayet güzel ve hazîn bir münacat ihtiva etmektedir. daha fazla malûmatı Türkçe olan Notalar Risalesi'ne havale ederiz.
Bu Mesnevî-i Nuriye'nin fihristesinde, o kıymetdar hârika risalelerdeki yüzer hakikatlerden yalnız bir ikisini nâkıs fehmimizle ve kàsır ifademizle göstermeğe çalıştık. Yoksa gösterdiğimiz misaller, o hârika-i ilm ü irfanın ne en canlı noktaları olabilir ve ne de en kıymetli cevherleri olabilir. Belki o şemsin cüz'î bir şuâı ve o bahrın küçük bir katresidir.
8- ZERRE
Şeytanın ve ehl-i ilhadın bazı vesveselerini tard eden müteferrik mes'elelerden bahseden hârika ve fevkalâde bir risale olup iki kısımdan ibarettir.
İman ve ahlâkiyatı ve vesveselerin izalesini ve insandaki teşahhusat-ı vechiyenin hikmetini beyan eden İ'lem'ler, bu risalenin münderecatındandır. Bir İ'leminde
âyetinde zikredilen semavat ve arzın hilkati ve beşerin lisan ve renklerinin ihtilafı Cenab-ı Hâlık-ı Zülcelal'in âyetlerinden olduğunun hakikatını gayet güzel bir tarzda beyan ediyor. Diyor ki:
"Bütün beşerin esasat-ı a'zâda ittifakı, Sâni'in vahdetine; teşahhusat-ı vechiyede temayüzü, Sâni'in muhtar ve hakîm olduğuna gayet bahir ve zahir delildir" der, isbat eder. Beşerin birbirinden teşahhusça farklarının hikmetini ve diğer mahlukatta bu temayüzün ferden ferda olmayıp nevi nevi oluşu hikmetin öyle iktiza ettiğini izah ediyor.
Başka bir İ'lemde, şeytan-ı insî ve cinnînin, bakaranın bâtınen gayet mükemmel, zahiren miskin oluşu hakkındaki bir vesvesesini tardeder ve der ki: "Ey şeytan-ı cinnîye üstad olan şeytan-ı insî! Eğer her şey, her şeyi maslahat miktarıyla ve lâyık-ı vechile yapan Kadîr-i Ezelî'nin san'atı olmasa idi, senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı ve daha hâzık olması lâzım gelirdi." diye insî ve cinnî şeytanların vesveseleri yüzlerine çarpılarak; bakaranın yani ineğin dâhilinin mutlak olduğunun ve haricinin mukayyed oluşunun hikmetini aklen ve ilmen gayet mukni bir surette beyan eder.
Ahlâka dair bir İ'lem'inde der ki: "Ey fâsık! Bil ki medeniyet-i sefihe öyle müdhiş bir riyayı ibraz etmiş ve meydana çıkarmış ki, ehl-i medeniyetin ondan kurtulması mümkün değildir. Çünki ehl-i medeniyet o riyaya şan ve şeref namını vermiş. İnsanı şahıslara karşı riyakârlığa bedel, unsurlara ve milletlere ve devletlere karşı riyakârlığa teşvik etmiş ve tarihi onlara müşevvik ve alkışçı ve cerideleri de, yani gazeteleri de dellâl yapmış. Ölümü unutturup (güya) unsurları içinde bir hayatları var diye, zaman-ı cahiliyetteki gaddar zalimlerin desiseleri nev'inden bir desise ile, beşeri tasannu ve riyakârlığa sevk etmiştir." Ne kadar okunsa okunmağa lâyık olan bu risale dahi, bir istiğfar ve Hazret-i Mevlâna'nın bir beytiyle nihayet bulmuştur.
9- ŞEMME
Kâinatın mecmuundan tâ zerreye kadar mütenâzilen her bir mevcudun, pek çok esma-i İlahiyeden Allah, Rab, Mâlik, Müdebbir, Mürebbi, Mutasarrıf ve Nâzım isimlerine şehadet ettiklerini isbat eder. Başka bir İ'lem'inde, hiçbir kimsenin Sâni'-i Âlem'den şikayet hakkı olmadığını gösterir. Diğer bir İ'lem'inde Kur'an-ı Hakîm'in ilk ve ekser muhatabı olan cumhur-u avamın fehimlerini nasıl okşadığını ve onların idraklerine nasıl müraat ettiğini uzun bir hakikatle beyan eder. Hem tayy-ı mekân ve bast-ı zaman ve ene'nin mahiyeti ve iki vechi gibi pek çok ince hakaikı beyan eden müteferrik mevzulardan müteşekkil bir kıymetdar risaledir.
Bu risale:
Meded ey kafile-salar-ı rusül huz biyedî,
Sensin ey nur-u kerem cümlemizin mu'temedi
İntisabım sanadır işte dilimde senedi:
Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah.
diye bir manzum kıt'adan sonra uzun ve muhit bir istiğfar ve duaya geçerek hitama erer.
Diğerlerine nisbetle büyük olan bu risalede, Sözler'den bazılarının hülâsalarıyla, müteferrik ve muhtelif mevzulardan ibaret İ'lemler vardır.
Birinci İ'lem'inde
âyet-i kerimesinin tefsirini, semavata çıkmak isteyen şeytanların recmedilmelerini Yedi Basamak ile beyan eder.
Birinci basamağında: Semadaki sükûnet ve sükûta ve intizama işaretle der ki: "Sema ehli, arz ehli gibi hayırların ve şerlerin karışmasından ve zıdların içtimaından meydana gelen münakaşa ve ihtilafat ve tezebzüb içinde değillerdir. Belki onlar, kendilerine Hâlıkları tarafından emredilen şeyleri kemal-i itaatla yapan mutî'lerdir."
Şeytanların recmedilmelerini beyan ve isbattan sonra başka bir İ'lemde (Üstadımız) Kur'andan istifade ettiği dört tarîkı dört hatve ile gayet veciz bir tarzda izah eder. Risale-i Nur'un Sözler kısmında mufassal izahı bulunan bu İ'lem çok mühimdir.
Diğer bir İ'leminde, ubudiyetin mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, netice-i nimet-i sâbıka olduğunu beyandan sonra çok hakikatlı ve geniş manadaki İ'lemlere geçerek Nur'un İlk Kapısı'nda ve Küçük Sözler'de bir derece mealleri bulunan hakikatların izahıyla bu kıymetdar ve mühim risale hitama erer. Bu kıymetdar
risalenin münderecatından şems gibi nurlu kamer gibi parlak bir misali şudur: Kur'an-ı Hakîm kâinattaki insana raci' ve menfaatli olan eşyayı ihtar için zikrediyor. Yoksa Kur'an-ı Hakîm'in o beyanatı yalnız o faidesine inhisar etmiyor. Çünki insan kendisiyle alâkası olan ve faidesi dokunan bir zerreye, kendisi ile alâkası olmayan bir şems'den ziyade ehemmiyet verir. Meselâ:
Yani, kamerin küre-i arz etrafında devrinin Cenab-ı Hak tarafından takdir edilmesinin pek çok hikmetlerinden bir hikmeti de beşerin günlerini, aylarını, senelerini hesab etmesi, bilmesidir. Yoksa kamerin takdiri, bizce çok lüzumlu bulunan bu faidesine inhisar etmez. Hâlık-ı Zülcelal'in esmasına âyinedarlık eden binler hikmetleri daha var.
Bu kıymetdar risalenin âhirinde, altı katrede İ'caz-ı Kur'anı hülâsa eden küçük fakat o nisbette şümullü bir risale vardır.
MU'CİZE-İ KÜBRADAN BİRKAÇ KATREYİ TAZAMMUN EDEN ONDÖRDÜNCÜ REŞHA
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletinin hakkaniyetine bir delil de Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'dır... Kur'an-ı Hakîm'in kırka yakın vech-i i'cazı, Lemaat ve İşaratü'l-İ'caz tefsirinde beyan edildiğinden onlara havale ederek Birinci Katre nihayet bulur.
İkinci Katre'de: Yirmibeşinci Söz'de zikredilen "Kur'an Nedir?" diye olan tarifin kısa bir Arabcası vardır.
Üçüncü Katre: Altı Noktadır. Üçüncü Noktasında: Nasılki insan muhtelif hâcat-ı cismaniyeye muhtelif vakitlerde muhtaçtır... Meselâ: Havaya her an, hararete, suya her vakit, gıdaya her gün, ziyaya her hafta muhtaçtır. Öyle de hâcat-ı maneviye-i insaniye de muhteliftir. Bir kısmına her an muhtaçtır. Lafzullah gibi. Bir kısmına her vakit muhtaçtır. Bismillah gibi. Bir kısmına her saat muhtaçtır. "Lâ İlahe İllallah" gibi. Ve hâkeza kıyas et.
Dördüncü Katre: Altı Nüktedir. Beşinci Nüktesinde çok âyet-i kerime bulunmasından; ve orası da izah makamı olmadığından Mu'cizat-ı Kur'aniyeye havale edilerek o nükte tayyedilmiştir. Bazan bir harf-i Kur'anîde, Kur'an'ın i'cazını isbat eden bu risale ve arkadaşları olan "İşaratü'l-İ'caz" ve "Mu'cizat-ı Kur'aniye" risaleleri Kur'an-ı Hakîm'in birer elmas kılıncıdırlar.
Altıncı Katre: Belâgat-ı Kur'aniyenin bir sırrını keşfederek; ediblerin «Unzur ilâ men kàle» yani "Kim söylemiş" demelerine mukabil «Unzur ilâ men kàle ve limen kàle ve limâ kàle ve fimâ kàle» diyerek
i'caz-ı Kur'aniyeyi parlattırıyor. Bu Altıncı Katre, belâgat-ı Kur'aniye için mühim bir anahtardır.
10- ŞU'LE
İki sahifelik bir zeyli olan küçük hacimde bir risaledir.
11- NOKTA
Çok muhtasar olduğu için özetlenmedi.
Fihristi hitama eren Mesnevî-i Nuriye, hayatın hayatı ve gayesi ve en yüksek hakikat olan imanı taklidden tahkike, tahkikten ilmelyakîn mertebesine, ilmelyakîn mertebesinden aynelyakîn derecesine ve daha sonra da hakkalyakîne ulaştıran muazzam ve muhteşem ve pek çok risaleleri tazammun eden muhit ve hârika bir eserdir.
Bu eserin hakikî kıymetini tebarüz ettirecek en hakikî fihristi, yine onun aziz ve muhterem müellifi üstadımız yapabilirdi. Bizim çok kısa anlayışımız ve zayıf idrakimiz ve kàsır fehmimiz ve Arabcaya olan vukufsuzluğumuz, ulema-i mütebahhirînin katresine bahr dedikleri bu emsalsiz eserin fihristini kàrilere pek noksan olarak takdim etmemizin âmilleri olmuştur.
Muhterem kàri! Bu fihriste bakıp da tılsım-ı kâinatın keşşafı, hakaik-i eşyanın miftahı, hikmet-i hilkatin dellâlı olan bu manevî hazine hükmündeki mecmuayı da o mizan ile tartma. Çünki bizdeki acz ve noksanlık o mecmuanın kıymetiyle mebsuten değil, makûsen mütenasibdir. Güneşin bir zerre cam parçasındaki timsaline bakıp da "Güneş de bu kadardır" deme. Çünki o zerre, kabiliyeti kadar o güneşten feyz alır. Sen ise âyinenin büyüklüğü nisbetinde o manevî şemsten feyz alacaksın.
Hem bu mecmuada bulunan yüzlerce İ'lemlerden yalnız pek az bir kısmının pek cüz'î bir manası yalnız işaret için zikredilmiş. Yoksa her bir risale, hattâ her bir İ'lem için bu Mesnevî fihristinin mecmuu kadar bir fihrist yapmak lâzım gelirdi. Buna da ne bizim iktidar-ı ilmimiz ve ne de makam ve ne de zaman müsaid değildir.