— 519 —
51-Zariyat
﴿ (٥١) سُورَةُ الذَّارِيَاتِ ﴾﴿ (٥١) سُورَةُ الذَّارِيَاتِ ﴾
{Mekke'de inmiştir. 60 ayettir. İlk ayette geçen ve "rüzgarlar" anlamına gelen "zariyat" kelimesi, surenin adı olmuştur..}
﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ﴾﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ﴾
﴿ وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًاۙ﴿١﴾ فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًاۙ﴿٢﴾ فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًاۙ﴿٣﴾ فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًاۙ﴿٤﴾ اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ﴿٥﴾ وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِعٌۜ﴿٦﴾ ﴾﴿ وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًاۙ﴿١﴾ فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًاۙ﴿٢﴾ فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًاۙ﴿٣﴾ فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًاۙ﴿٤﴾ اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ﴿٥﴾ وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِعٌۜ﴿٦﴾ ﴾
1-2-3-4-5-6- Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
{Burada kendilerine yemin edilenler, rüzgarlar, bulutlar, gemiler veya meleklerdir.}
— 520 —
﴿ وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ﴿٧﴾ اِنَّكُمْ لَف۪ى قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ﴿٨﴾ يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ﴿٩﴾ ﴾﴿ وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ﴿٧﴾ اِنَّكُمْ لَف۪ى قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ﴿٨﴾ يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ﴿٩﴾ ﴾
7-8-9- İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
{Gerçekten Kureyş, Hz. Peygamber ve Kur'an hakkında farklı şeyler söylüyorlardı. Peygamber ve Kur'an hakkında, sahir ve şiir, şair ve şiir, kahin ve kehanet iddiasında bulunmuşlardı.}
قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ﴿١٠﴾قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ﴿١٠﴾
10- Kahrolsun o koyu yalancılar!
﴿ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ى غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ﴿١١﴾ ﴾﴿ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ى غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ﴿١١﴾ ﴾
11- Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
﴿ يَسْئَلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ﴿١٢﴾ ﴾﴿ يَسْئَلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ﴿١٢﴾ ﴾
12- Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
﴿ يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ﴿١٣﴾ ﴾﴿ يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ﴿١٣﴾ ﴾
13- O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
﴿ ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ى كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ﴿١٤﴾ ﴾﴿ ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ى كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ﴿١٤﴾ ﴾
14- Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
﴿ اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ﴿١٥﴾ اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ﴿١٦﴾ ﴾﴿ اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ﴿١٥﴾ اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ﴿١٦﴾ ﴾
15-16- Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
﴿ كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَايَهْجَعُونَ﴿١٧﴾ ﴾﴿ كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَايَهْجَعُونَ﴿١٧﴾ ﴾
17- Geceleri pek az uyurlardı.
﴿ وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ﴿١٨﴾ ﴾﴿ وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ﴿١٨﴾ ﴾
18- Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
﴿ وَف۪ٓى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ﴿١٩﴾ ﴾﴿ وَف۪ٓى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ﴿١٩﴾ ﴾
19- Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
﴿ وَفِى الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ﴿٢٠﴾ ﴾﴿ وَفِى الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ﴿٢٠﴾ ﴾
20- Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
{Yeryüzünün dağlarında, denizlerinde, ağaçlarında, bitkilerinde, madenlerinde ve canlılarında Cenab-ı Hakk'ın kudret, irade ve birliğine delalet eden alametler açıkça sergilenmektedir.}
﴿ وَف۪ٓى اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ﴿٢١﴾ ﴾﴿ وَف۪ٓى اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ﴿٢١﴾ ﴾
21- Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
﴿ وَفِى السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ﴿٢٢﴾ ﴾﴿ وَفِى السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ﴿٢٢﴾ ﴾
22- Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.
﴿ فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟﴿٢٣﴾ ﴾﴿ فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟﴿٢٣﴾ ﴾
23- Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
{Buna göre insan kendi konuşmasının kendisine ait olmasından nasıl şüphe etmezse, Allah'ın bildirdiği şeylerden de öylece şüphe etmemelidir.}
﴿ هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ﴿٢٤﴾ ﴾﴿ هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ﴿٢٤﴾ ﴾
24- İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
﴿ اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ﴿٢٥﴾ ﴾﴿ اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ﴿٢٥﴾ ﴾
25- Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
﴿ فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ﴿٢٦﴾ ﴾﴿ فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ﴿٢٦﴾ ﴾
26- Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
﴿ فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۘ﴿٢٧﴾ ﴾﴿ فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۘ﴿٢٧﴾ ﴾
27- Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
﴿ فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَاتَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ﴿٢٨﴾ ﴾﴿ فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَاتَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ﴿٢٨﴾ ﴾
28- Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
{Bu, İshak (a.s.)dı.}
﴿ فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ﴿٢٩﴾ ﴾﴿ فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ﴿٢٩﴾ ﴾
29- Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
﴿ قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ﴿٣٠﴾ ﴾﴿ قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ﴿٣٠﴾ ﴾
30- Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
{Hz. Peygamber'in yaşlı karısı Sare, ayette belirtildiği gibi çocuk haberini alınca, şaşkınlık içinde elini yüzüne vurarak, yaşlılığını ifade etmişti.}
— 521 —
Cüz-27
﴿ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ﴿٣١﴾ ﴾﴿ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ﴿٣١﴾ ﴾
31- (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
﴿ قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ﴿٣٢﴾ ﴾﴿ قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ﴿٣٢﴾ ﴾
32- "Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
﴿ لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ﴿٣٣﴾ ﴾﴿ لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ﴿٣٣﴾ ﴾
33- "Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
﴿ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ﴿٣٤﴾ ﴾﴿ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ﴿٣٤﴾ ﴾
34- (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
﴿ فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ﴿٣٥﴾ ﴾﴿ فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ﴿٣٥﴾ ﴾
35- Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
﴿ فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ﴿٣٦﴾ ﴾﴿ فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ﴿٣٦﴾ ﴾
36- Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
﴿ وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ﴿٣٧﴾ ﴾﴿ وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ﴿٣٧﴾ ﴾
37- Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
﴿ وَف۪ى مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ﴿٣٨﴾ ﴾﴿ وَف۪ى مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ﴿٣٨﴾ ﴾
38- Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
﴿ فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ﴿٣٩﴾ ﴾﴿ فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ﴿٣٩﴾ ﴾
39- Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
﴿ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِى الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ﴿٤٠﴾ ﴾﴿ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِى الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ﴿٤٠﴾ ﴾
40- Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
{Firavun, inkar ve inadından, peygamberi yalanlamasından ve ilâhlık davasına kalkışmasından dolayı kendini kınıyordu.}
﴿ وَف۪ى عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ﴿٤١﴾ ﴾﴿ وَف۪ى عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ﴿٤١﴾ ﴾
41- Âd kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.
﴿ مَاتَذَرُ مِنْ شَىْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ﴿٤٢﴾ ﴾﴿ مَاتَذَرُ مِنْ شَىْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ﴿٤٢﴾ ﴾
42- Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
﴿ وَف۪ى ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ﴿٤٣﴾ ﴾﴿ وَف۪ى ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ﴿٤٣﴾ ﴾
43- Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.
﴿ فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ﴿٤٤﴾ ﴾﴿ فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ﴿٤٤﴾ ﴾
44- Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
﴿ فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ﴿٤٥﴾ ﴾﴿ فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ﴿٤٥﴾ ﴾
45- Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
﴿ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟﴿٤٦﴾ ﴾﴿ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟﴿٤٦﴾ ﴾
46- Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.
﴿ وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ﴿٤٧﴾ ﴾﴿ وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ﴿٤٧﴾ ﴾
47- Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
{Galaksilerin ve galakside bulunan yıldızların devamlı birbirinden uzaklaşmasını ifade eden "genişleme teorisi"ne işaret vardır.}
﴿ وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ﴿٤٨﴾ ﴾﴿ وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ﴿٤٨﴾ ﴾
48- Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
﴿ وَمِنْ كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ﴿٤٩﴾ ﴾﴿ وَمِنْ كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ﴿٤٩﴾ ﴾
49- Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
﴿ فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ى لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ﴿٥٠﴾ ﴾﴿ فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ى لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ﴿٥٠﴾ ﴾
50- O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
﴿ وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ى لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ﴿٥١﴾ ﴾﴿ وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ى لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ﴿٥١﴾ ﴾
51- Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
— 522 —
﴿ كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ﴿٥٢﴾ ﴾﴿ كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ﴿٥٢﴾ ﴾
52- İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
﴿ اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ﴿٥٣﴾ ﴾﴿ اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ﴿٥٣﴾ ﴾
53- Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
﴿ فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ﴿٥٤﴾ ﴾﴿ فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ﴿٥٤﴾ ﴾
54- Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.
{Çünkü Hz. Peygamber sürekli olarak hakka davet etmiş ve bu yolda her çabayı göstermiştir.}
﴿ وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ﴿٥٥﴾ ﴾﴿ وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ﴿٥٥﴾ ﴾
55- Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
﴿ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴿٥٦﴾ ﴾﴿ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴿٥٦﴾ ﴾
56- Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
﴿ مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ﴿٥٧﴾ ﴾﴿ مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ﴿٥٧﴾ ﴾
57- Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
﴿ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ﴿٥٨﴾ ﴾﴿ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ﴿٥٨﴾ ﴾
58- Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
{Rızkı veren ve besleyen Allah'tır. Durum böyle olunca, Allah'ın insanlara ve cinlere ihtiyacı yoktur. Üstelik kendilerinin de, başkalarının da rızıklarını O karşılamaktadır.}
﴿ فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ﴿٥٩﴾ ﴾﴿ فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ﴿٥٩﴾ ﴾
59- Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
{Mekkeliler gibi küfür ve inkara saparak Hz. Peygamber'i yalanlayanlara, önceden yok edilen kavimlerin başına gelen azap gelecektir. Öncekiler azaptan nasiplerini aldıkları gibi bunlar da alacaklardır.}
﴿ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ى يُوعَدُونَ﴿٦٠﴾ ﴾﴿ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ى يُوعَدُونَ﴿٦٠﴾ ﴾
60- Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!