Risale-i Nur

Kur'ân Meali
— 566 —
وَجَٓاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِۚ﴿٩﴾

9- Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lût kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.

فَعَصَوْا رَسُولَرَبِّهِمْفَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً﴿١٠﴾

10- Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِى الْجَارِيَةِۙ﴿١١﴾

11- Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَٓا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ﴿١٢﴾

12- Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.

{Nuh tufanına ve Nuh (a.s.)un gemisine işaret olunmaktadır. "Sizi taşıdık", "Sizin atalarınızı kurtardık; onları kurtarmasaydık sizler de hayat bulamayacaktınız" manasınadır.}

فَاِذَا نُفِخَ فِى الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ﴿١٣﴾ وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً﴿١٤﴾ فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ﴿١٥﴾

13-14-15- Artık Sûr'a bir defa üflendiği, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).

وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ﴿١٦﴾

16- Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.

وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَرَبِّكَفَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ﴿١٧﴾

17- Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.

{"Arş" için, Hûd sûresi 7. âyetin açıklamasına bakınız.}

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ﴿١٨﴾

18- (Ey insanlar!) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.

فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِىَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ﴿١٩﴾ اِنّ۪ى ظَنَنْتُ اَنّ۪ى مُلَاقٍ حِسَابِيَهْۚ﴿٢٠﴾

19-20- Kitabı sağ tarafından verilen: Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum, der.

فَهُوَ ف۪ى ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ﴿٢١﴾ ف۪ى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ﴿٢٢﴾ قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ﴿٢٣﴾

21-22-23- Artık o, meyveleri sarkmış yüce bir cennette hoşnut kalacağı bir hayat içindedir.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيئًا بِمَٓا اَسْلَفْتُمْ فِى الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ﴿٢٤﴾

24- (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin, için.

وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِىَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَالَيْتَن۪ى لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ﴿٢٥﴾ وَلَمْ اَدْرِ مَاحِسَابِيَهْۚ﴿٢٦﴾

25-26- Kitabı sol tarafından verilene gelince, o: Keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ﴿٢٧﴾

27- Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!

مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ى مَالِيَهْۚ﴿٢٨﴾

28- Malım bana hiç fayda sağlamadı;

هَلَكَ عَنّ۪ى سُلْطَانِيَهْۚ﴿٢٩﴾

29- Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.

{Âyetten, "İnsanlara tasallut için mâsiyet yolunda kullandığım gücüm kuvvetim artık kalmadı" manası anlaşılabildiği gibi, tefsirlerde "Dünyada iken kullandığım hüccetler (deliller) artık yok olup gitti" manasına da yer verilmektedir.

Böyle kimse hakkında, görevlilere (cehennemin bekçilerine) 30. âyetteki gibi ilâhi buyrukla hitap edilir.}

خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ﴿٣٠﴾

30- Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;

ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۙ﴿٣١﴾

31- Sonra alevli ateşe atın onu!

ثُمَّ ف۪ى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُۜ﴿٣٢﴾

32- Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!

اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُبِاللّٰهِالْعَظ۪يمِۙ﴿٣٣﴾

33- Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,

وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ﴿٣٤﴾

34- Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.

{Bu âyetle, yoksulun gözetilmemesi ve onun haline hiç aldırış edilmemesi, Allah'a iman etmemenin hemen akabinden en büyük günah olarak zikredilmektedir. Gerçekten İslâm ahkâmı içinde yer alan mükellefiyetler iyi incelendiğinde, bunların iki noktada merkezîleştiği görülür: 1) Allah'ın emrini büyük tanımak, 2) Allah'ın yaratıklarına şefkat göstermek.}

— 567 —
فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَم۪يمٌۙ﴿٣٥﴾

35- Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ﴿٣٦﴾ لَا يَاْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟﴿٣٧﴾

36-37- Ancak günahkârların yediği kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur.

فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ﴿٣٨﴾ وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ﴿٣٩﴾

38-39- Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki,

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ﴿٤٠﴾

40- Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.

{Sözün asıl sahibi, şüphesiz Cenab-ı Allah'tır. Elçi (peygamber veya Cebrail) aracılığı ile tebliğ edildiğinden, "söz" elçiye nisbet edilmiştir.}

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۜ قَل۪يلًا مَا تُؤْمِنُونَۙ﴿٤١﴾

41- Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَۜ﴿٤٢﴾

42- Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!

تَنْز۪يلٌ مِنْرَبِّالْعَالَم۪ينَ﴿٤٣﴾

43- (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاو۪يلِۙ﴿٤٤﴾

44- Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,

لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِۙ﴿٤٥﴾

45- Elbette onu kıskıvrak yakalardık.

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ﴿٤٦﴾

46- Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ﴿٤٧﴾

47- Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ﴿٤٨﴾

48- Doğrusu o (Kur'an), takvâ sahipleri için bir öğüttür.

وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّب۪ينَ﴿٤٩﴾

49- İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِر۪ينَ﴿٥٠﴾

50- Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır.

وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَق۪ينِ﴿٥١﴾

51- Ve o, gerçekten kat'î bilginin ta kendisidir.

فَسَبِّحْ بِاسْمِرَبِّكَالْعَظ۪يمِ﴿٥٢﴾

52- O halde, ulu Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.

70-Meâric

(٧٠) سُورَةُ الْمَعَارِجِ

{Mekke'de nâzil olan bu sûre, 44 âyettir. Adını, üçüncü âyetindeki "el-meâric" kelimesinden almıştır. Meâric, "ma'rec"in çoğulu olup "yükselme dereceleri" demektir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
سَاَلَ سَٓائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍۙ﴿١﴾ لِلْكَافِر۪ينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌۙ﴿٢﴾ مِنَاللّٰهِذِى الْمَعَارِجِۜ﴿٣﴾

1-2-3- Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!

{Burada kıyameti ve ahiret azabını alaya alıp Hz. Peygamber'den bir an önce onu getirmesini isteyen -Nadr b. Hâris ve Ebu Cehil gibi- müşriklere işaret edilmektedir.}

تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ ف۪ى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْس۪ينَ اَلْفَ سَنَةٍۚ﴿٤﴾

4- Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.

{Âyetteki "gün"ün manası için bak. Secde 32/5'in açıklaması.}

فَاصْبِرْ صَبْرًا جَم۪يلًا﴿٥﴾

5- (Resûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.

اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَع۪يدًاۙ﴿٦﴾

6- Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.

وَنَرٰيهُ قَر۪يبًاۜ﴿٧﴾

7- Biz ise onu yakın görmekteyiz.

يَوْمَ تَكُونُ السَّمَٓاءُ كَالْمُهْلِۙ﴿٨﴾

8- O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِۙ﴿٩﴾

9- Dağlar da atılmış yüne döner.

وَلَا يَسْئَلُ حَم۪يمٌ حَم۪يمًاۚ﴿١٠﴾

10- Dost, dostu sormaz.

— 568 —
يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ﴿١١﴾ وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ﴿١٢﴾ وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ى تُئْو۪يهِۙ﴿١٣﴾ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ﴿١٤﴾

11-12-13-14- Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.

كَلَّاۜ اِنَّهَا لَظٰىۙ﴿١٥﴾

15- Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.

نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ﴿١٦﴾

16- Derileri kavurup soyar.

{"Derileri" diye manalandırılan "şevâ" esasen kafa derisi demektir. Vücudun, baş, el, ayak gibi uç uzuvları manasına da gelir.}

تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ﴿١٧﴾ وَجَمَعَ فَاَوْعٰى﴿١٨﴾

17-18- Yüz çevirip geri dönen, (servet) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağırır!

اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًاۙ﴿١٩﴾

19- Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.

اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًاۙ﴿٢٠﴾

20- Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًاۙ﴿٢١﴾

21- Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir.

اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ﴿٢٢﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ﴿٢٣﴾

22-23- Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar, ki onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;)

وَالَّذ۪ينَ ف۪ٓى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ﴿٢٤﴾ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ﴿٢٥﴾

24-25- Mallarında, isteyene ve (isteyemediği için) mahrum kalmışa belli bir hak tanıyanlar;

وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ﴿٢٦﴾

26- Ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;

وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِرَبِّهِمْمُشْفِقُونَۚ﴿٢٧﴾ اِنَّ عَذَابَرَبِّهِمْغَيْرُ مَاْمُونٍۚ﴿٢٨﴾

27-28- Rablerinin azabından korkanlar, ki Rablerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ﴿٢٩﴾ اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ﴿٣٠﴾ فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ﴿٣١﴾

29-30-31- Irzlarını koruyanlar -ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz; bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir-;

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ﴿٣٢﴾

32- Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;

وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ﴿٣٣﴾

33- Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ﴿٣٤﴾

34- Namazlarını koruyanlar;

اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ى جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ۟﴿٣٥﴾

35- İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

{Makbul kulların özellikleri sayılırken, başta ve sonda namaza yer verilmesi, namazın önemini apaçık ortaya koymaktadır. 22. ve 23. âyetlerde namaza devam etme ve bu konuda ihmal göstermeme noktasına temas edilmişti; 34. âyette ise namazın bütün haklarını vermenin, yani bir taraftan erkân ve âdâbına riayet etmenin, diğer taraftan namaz dışındaki davranışlarda da, namazın kazandırdığı ulvî hasletleri korumanın önemine işaret edilmektedir.}

فَمَالِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ﴿٣٦﴾ عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ﴿٣٧﴾

36-37- (Resûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, bölük bölük sağından ve solundan sana doğru koşuyorlar.

اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِىٍٔ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ﴿٣٨﴾

38- Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?

{Müşrikler bölük bölük gelerek, Hz. Peygamber'in etrafındakilerin arasına karışır, onun sözlerini dinleyip, "Şayet bunlar, Muhammed'in dediği gibi cennete girecekler ise, biz elbette onlardan önce cennete gireriz" diye alay ederlerdi.}

كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ﴿٣٩﴾

39- Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler).

— 569 —
فَلَٓا اُقْسِمُبِرَبِّالْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَۙ﴿٤٠﴾ عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْۙ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَ﴿٤١﴾

40-41- Şu halde (işin gerçeği) öyle (umdukları gibi) değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ى يُوعَدُونَۙ﴿٤٢﴾

42- Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعًا كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَۙ﴿٤٣﴾ خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذ۪ى كَانُوا يُوعَدُونَ﴿٤٤﴾

43-44- O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!

{"Dikili şey" tapmak için dikilen putlar ya da herhangi bir hedef olarak tefsir edilmektedir.}

71-Nuh

(٧١) سُورَةُ نُوحٍ

{Mekke'de nâzil olmuştur; 28 âyettir. Hz. Nuh'un ilâhî elçi olarak gönderilişi ve mücadeleleri anlatıldığından sûre bu ismi almıştır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ﴿١﴾

1- Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik.

قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ى لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ﴿٢﴾ اَنِ اعْبُدُوااللّٰهَوَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ﴿٣﴾ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَاللّٰهِاِذَا جَٓاءَ لَايُؤَخَّرُۢ لَوْكُنْتُمْ تَعْلَمُونَ﴿٤﴾

2-3-4- Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, "Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)" diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!

{"Bir kısım günahlarınızı" denirken, imana gelmezden önceki günahların yahut kul hakkı dışında kalan günahların kasdedildiği tefsirlerde belirtilmektedir.}

قَالَرَبِّاِنّ۪ى دَعَوْتُ قَوْم۪ى لَيْلًا وَنَهَارًاۙ﴿٥﴾

5- (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim;

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓى اِلَّا فِرَارًا﴿٦﴾

6- Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı.

وَاِنّ۪ى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُٓوا اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓى اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًاۚ﴿٧﴾

7- Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

ثُمَّ اِنّ۪ى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًاۙ﴿٨﴾

8- Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum.

ثُمَّ اِنّ۪ٓى اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًاۙ﴿٩﴾

9- Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.

فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوارَبَّكُمْاِنَّهُ كَانَ غَفَّارًاۙ﴿١٠﴾

10- Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.

— 570 —
يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًاۙ﴿١١﴾

11- (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,

وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًاۜ﴿١٢﴾

12- Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.

مَالَكُمْ لَاتَرْجُونَلِلّٰهِوَقَارًاۚ﴿١٣﴾

13- Size ne oluyor ki, Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?

وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا﴿١٤﴾

14- Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.

اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَاللّٰهُسَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۙ﴿١٥﴾

15- Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış!

وَجَعَلَ الْقَمَرَ ف۪يهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا﴿١٦﴾

16- Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir çerağ yapmıştır.

وَاللّٰهُاَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًاۙ﴿١٧﴾

17- Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir.

ثُمَّ يُع۪يدُكُمْ ف۪يهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا﴿١٨﴾

18- Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır.

وَاللّٰهُجَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًاۙ﴿١٩﴾ لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا۟﴿٢٠﴾

19-20- Allah, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.

قَالَ نُوحٌرَبِّاِنَّهُمْ عَصَوْن۪ى وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَارًاۚ﴿٢١﴾

21- (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.

{Hz. Nuh, kavminin, malı, şânı ve evlâdı ile gururlanan kişilerin süflî yollarına uymalarından şikâyet ediyordu.}

وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًاۚ﴿٢٢﴾

22- Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!

وَقَالُوا لَاتَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًاۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًاۚ﴿٢٣﴾

23- Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!

{Bunlar, o kavmin taptığı en önemli putların isimleriydi.}

وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يرًاۚ وَلَاتَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالًا﴿٢٤﴾

24- (Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!

{Hz. Nuh, iman edenlerden başkasının artık kesinlikle yola gelmeyecekleri kendisine vahyedildikten sonra böyle bir dilek ifadesi kullanmıştır.}

مِمَّا خَط۪ٓيئَاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِاللّٰهِاَنْصَارًا﴿٢٥﴾

25- Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.

وَقَالَ نُوحٌرَبِّلَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّارًا﴿٢٦﴾

26- Nuh: "Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!"

اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا﴿٢٧﴾

27- "Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler)."

رَبِّاغْفِرْ ل۪ى وَلِوَالِدَىَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا تَبَارًا﴿٢٨﴾

28- "Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır."

{Tefsirlerde Hz. Nuh'un evinden maksadın, mescidi veya gemisi de olabileceği belirtilmektedir.}

— 571 —

72-Cinn

حححزززبببت (٧٢) سُورَةُ الْجِنِّ

{Mekke'de nâzil olmuştur: 28 âyettir. Cinlerin Kur'an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sûre bu ismi almıştır.

Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice'yi kaybettikten sonra Tâif'e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı. İşte Tâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem'e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur'an'a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm'ın muzafferiyetini müjdeliyordu.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ اُو۫حِىَ اِلَىَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًاۙ﴿١﴾ يَهْد۪ٓى اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَبِرَبِّنَٓااَحَدًاۙ﴿٢﴾

1-2- (Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.

{Hz. Peygamber'in Tâif dönüşünde Batn-ı Nahle denen yerde kıldırdığı sabah namazı esnasında, söz konusu cinler Kur'an'ı duymuşlar, dinlemişlerdi. Tefsirler bu sırada Hz. Peygamber'in onları görmediğini, durumun daha sonra bu âyetlerle kendisine bildirilmiş olduğunu belirtmektedir.}

وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّرَبِّنَامَااتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَاوَلَدًاۙ﴿٣﴾

3- Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir.

وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَىاللّٰهِشَطَطًاۙ﴿٤﴾

4- Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَىاللّٰهِكَذِبًاۙ﴿٥﴾

5- Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık.

وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًاۙ﴿٦﴾

6- Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَاللّٰهُاَحَدًاۙ﴿٧﴾

7- Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.

وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَد۪يدًا وَشُهُبًاۙ﴿٨﴾

8- Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk.

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًاۙ﴿٩﴾

9- Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor.

وَاَنَّا لَانَدْر۪ٓى اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِى الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْرَبُّهُمْرَشَدًاۙ﴿١٠﴾

10- Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?

وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَدًاۙ﴿١١﴾

11- Gerçekten biz, -kimimiz sâlih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk.

وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَاللّٰهَفِى الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَبًاۙ﴿١٢﴾

12- (Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'ı âciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız.

وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْبِرَبِّه۪فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَارَهَقًاۙ﴿١٣﴾

13- Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne bir (ecrinin) eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar.

— 572 —
وَاَنَّا مِنَّاالْمُسْلِمُونَ وَمِنَّاالْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا﴿١٤﴾

14- İçimizde, (Allah'a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır.

وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًاۙ﴿١٥﴾

15- Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.

{Cinlerin bu sözlerini Resûlüne haber verdikten sonra Allah Teâlâ şöyle buyurur.}

وَاَنْ لَوِاسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقًاۙ﴿١٦﴾ لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِرَبِّه۪يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًاۙ﴿١٧﴾

16-17- Şayet doğru yolda gitselerdi, bu hususta kendilerini denememiz için onlara bol su verirdik. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir azaba uğratır.

وَاَنَّ الْمَسَاجِدَلِلّٰهِفَلَا تَدْعُوا مَعَاللّٰهِاَحَدًاۙ﴿١٨﴾

18- Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin).

{Âyetteki "mescidler" kelimesi şu şekillerde tefsir edilmiştir: 1) Namaz kılmak için bina edilmiş yerler; 2) Namaz ve ibadet yalnız camilere ve belli yerlere hasredilmiş olmadığından, bütün yeryüzü; 3) Bütün mescidlerin kıblesi olduğundan, "Mescid-i Haram; 4) Secdeye temas eden uzuvlar.

Bu âyette, hıristiyanların kiliselerine ve yahudilerin havralarına girdikleri zaman yaptıkları gibi, Allah'a eş tutulmaması ihtar edilmektedir.}

وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُاللّٰهِيَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًاۜ۟﴿١٩﴾

19- Allah'ın kulu, O'na yalvarmaya (namaza) kalkınca, neredeyse onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.

{Resûl-i Ekrem namaza kalkınca, cinler Kur'an'ı dinlemek iştiyakıyla âdeta birbirine yapışık vaziyette onun etrafında toplanıyorlardı. Bu âyet için, putperest insanların ve cinlerin Hz. Peygamber'in dinini iptal gayesiyle birbirlerine kenetlendikleri tefsiri de yapılmıştır.}

قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوارَبّ۪ىوَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَدًا﴿٢٠﴾

20- (Resûlüm!) De ki: Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam.

قُلْ اِنّ۪ى لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَارَشَدًا﴿٢١﴾

21- De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.

قُلْ اِنّ۪ى لَنْ يُج۪يرَن۪ى مِنَاللّٰهِاَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَدًاۙ﴿٢٢﴾

22- De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah'a karşı beni kimse himaye edemez, O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam.

اِلَّا بَلَاغًا مِنَاللّٰهِوَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِاللّٰهَوَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ﴿٢٣﴾

23- (Benim yaptığım) ancak Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Artık kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.

حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَايُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا﴿٢٤﴾

24- Sonunda, tehdit edilip durduklarını (azabı, kıyameti) gördükleri zaman, kim yardımcı olma bakımından daha güçsüz ve sayıca daha az imiş, bileceklerdir.

قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓى اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُرَبّ۪ٓىاَمَدًا﴿٢٥﴾

25- De ki: Tehdit edilegeldiğiniz (azap), yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, ben bilmem.

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَدًاۙ﴿٢٦﴾

26- O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz;

اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَدًاۙ﴿٢٧﴾

27- Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar,

لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِرَبِّهِمْوَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًا﴿٢٨﴾

28- Ki böylece onların (peygamberlerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) onların nezdinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir).

— 573 —

73-Müzzemmil

(٧٣) سُورَةُ الْمُزَّمِّلِ

{Mekke'de nâzil olmuştur; 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine'de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 20 âyettir. Sûre, adını, ilk âyetindeki "el-müzzemmil" kelimesinden almıştır. "Müzzemmil", örtünüp bürünen demektir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ﴿١﴾

1- Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)!

{İlk vahiy geldikten sonra, Hz. Peygamber ilk kez Cebrail'i aslî şekli ile görmüş, vücudunu bir ürperti ve titreme kaplamıştı. Doğruca evine gidip eşi Hz. Hatice'ye "Beni örtün" demişti. İşte bu olayın ardından Cebrail aleyhisselâm yine kendisine vahiyle gelmiş ve Resûl-i Ekrem'e bu şekilde hitap etmişti.}

قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلًاۙ﴿٢﴾ نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلًاۙ﴿٣﴾ اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلًاۜ﴿٤﴾

2-3-4- Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku.

اِنَّا سَنُلْق۪ى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَق۪يلًاۜ﴿٥﴾

5- Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz.

اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِىَ اَشَدُّ وَطْئًا وَاَقْوَمُ ق۪يلًاۜ﴿٦﴾

6- Şüphesiz gece kalkışı, (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata daha elverişlidir.

اِنَّ لَكَ فِى النَّهَارِ سَبْحًا طَو۪يلًاۜ﴿٧﴾

7- Zira gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet var.

وَاذْكُرِ اسْمَرَبِّكَوَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلًاۜ﴿٨﴾

8- Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel.

رَبُّالْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلًا﴿٩﴾

9- O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın.

وَاصْبِرْ عَلٰى مَايَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَم۪يلًا﴿١٠﴾

10- Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl.

وَذَرْن۪ى وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِى النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلًا﴿١١﴾

11- Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.

اِنَّ لَدَيْنَآ اَنْكَالًا وَجَح۪يمًاۙ﴿١٢﴾ وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا اَل۪يمًا﴿١٣﴾

12-13- Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap vardır.

يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يبًا مَه۪يلًا﴿١٤﴾

14- O gün (kıyamet günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığınına döner.

اِنَّٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ رَسُولًاۜ﴿١٥﴾

15- Nasıl Firavun'a bir elçi göndermiş idiysek doğrusu size de, hakkınızda şahitlik edecek bir peygamber gönderdik.

فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذًا وَب۪يلًا﴿١٦﴾

16- Ama Firavun o peygambere karşı gelmiş, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde muaheze etmiştik.

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يبًاۗ﴿١٧﴾

17- Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?

اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا﴿١٨﴾

18- Gökyüzü bile onunla (o günün dehşetiyle) yarılacaktır. Allah'ın vâdi mutlaka yerine gelir.

اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰىرَبِّه۪سَب۪يلًا﴿١٩﴾

19- İşte bu (anlatılanlar), şüphesiz bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.

— 574 —
اِنَّرَبَّكَيَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَىِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۚوَاللّٰهُيُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَاتَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِاللّٰهِۙوَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ى سَب۪يلِاللّٰهِۘفَاقْرَؤُ۫ا مَاتَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُواالزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوااللّٰهَقَرْضًا حَسَنًاۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَاللّٰهِهُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًاۜ وَاسْتَغْفِرُوااللّٰهَۜاِنَّاللّٰهَغَفُورٌرَح۪يمٌ﴿٢٠﴾

20- (Resûlüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor. Gece ve gündüzü (içinde olup bitenleri iyiden iyiye) ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı bildiği için, sizi bağışladı. Artık, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki, içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

{Sahâbe-i kiramın bir kısmı, Resûl-i Ekrem'e uyarak gecenin önemli bir bölümünü ibadetle geçiriyorlardı. Sabaha ne kadar kaldığını kestiremediği için ihtiyaten bütün gece ibadet eden ve ayakları şişenler vardı. Ümmet-i Muhammed'in buna güç getiremeyeceğini bildiği için Cenab-ı Hak bu tarzda gece ibadetini onlara farz kılmadı. Namazda Kur'an okunduğundan burada gece namazının mecâzen Kur'an okuma ile ifade edildiği ve "kolayınıza geldiği kadar gece namazı kılın" manasının kasdedildiği belirtilmektedir.

Âyetin son kısmında, sağlıkta iken yapılan hayırların, ölüm sonrasına bırakılan vasiyete göre daha sevaplı olduğuna işaret bulunduğu, tefsirlerde yer almaktadır.}

74-Müddessir

(٧٤) سُورَةُ الْمُدَّثِّرِ

{Mekke'de nâzil olmuştur; 56 âyettir. Sûre, adını ilk âyetindeki "el-müddessir" kelimesinden almıştır. "Müddessir", örtüsüne bürünen, sarınan demektir.

Hz. Peygamber'e hitap eden ilk âyet, Müzzemmil sûresinden önce nâzil olmuştur. Müzzemmil sûresinin 1. âyetindeki açıklamaya bakınız.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ﴿١﴾

1- Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)!

قُمْ فَاَنْذِرْۙ﴿٢﴾

2- Kalk, ve (insanları) uyar.

وَرَبَّكَفَكَبِّرْۙ﴿٣﴾

3- Sadece Rabbini büyük tanı.

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ﴿٤﴾

4- Elbiseni tertemiz tut.

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ﴿٥﴾

5- Kötü şeyleri terket.

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ﴿٦﴾

6- Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.

وَلِرَبِّكَفَاصْبِرْۜ﴿٧﴾

7- Rabbinin rızasına ermek için sabret.

فَاِذَا نُقِرَ فِى النَّاقُورِۙ﴿٨﴾

8- O Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,

فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ﴿٩﴾

9- İşte o gün zorlu bir gündür.

عَلَى الْكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ﴿١٠﴾

10- Kâfirler için (hiç de) kolay değildir.

ذَرْن۪ى وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يدًاۙ﴿١١﴾ وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ﴿١٢﴾ وَبَن۪ينَ شُهُودًاۙ﴿١٣﴾ وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يدًاۙ﴿١٤﴾

11-12-13-14- Tek olarak yaratıp, kendisine geniş servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdiğim o kimseyi bana bırak!

ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۙ﴿١٥﴾

15- Üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor.

كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يدًاۜ﴿١٦﴾

16- Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.

سَاُرْهِقُهُ صَعُودًاۜ﴿١٧﴾

17- Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!

— 575 —
اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَۙ﴿١٨﴾

18- Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ﴿١٩﴾

19- Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ﴿٢٠﴾

20- Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse!

ثُمَّ نَظَرَۙ﴿٢١﴾ ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ﴿٢٢﴾ ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ﴿٢٣﴾ فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ﴿٢٤﴾ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ﴿٢٥﴾

21-22-23-24-25- Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi de: "Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil."

{Rivayete göre, Velîd b. Muğîre'nin, Hz. Peygamber'in okuduğu Kur'an'ı dinleyince çok etkilendiğini öğrenen Kureyş müşrikleri, "Eyvah! dediler, Velîd dininden dönmüş. Artık ona bakarak bütün Kureyş dininden dönecektir!" Bunun üzerine yeğeni Ebu Cehil, Velîd'e gidip kibirine yediremeyeceği sözlerle onu ikna etti. Sonra, birlikte müşriklerin yanına geldiler. Velîd onlara, Hz. Muhammed (s.a.)e "mecnûn", "kâhin", "şair" ve "yalancı" lakaplarıyla hitap etmenin tutarlı olmayacağını anlattı; nihayet uzun uzadıya düşünüp taşındıktan sonra, "Olsa olsa, o bir sihirbazdır. Görmüyor musunuz: Kişiyi ailesinden, evlâdından, kölesinden ayırıyor" dedi. Müşrikler bu sözleri çok beğendiler ve Hz. Peygamber'e "sihirbaz" diye hitap etmeye başladılar. Bu, Resûl-i Ekrem'e çok dokundu.}

سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ﴿٢٦﴾

26- Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ﴿٢٧﴾

27- Sen biliyor musun sekar nedir?

لَا تُبْق۪ى وَلَا تَذَرُۚ﴿٢٨﴾

28- Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.

لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ﴿٢٩﴾

29- İnsanın derisini kavurur.

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ﴿٣٠﴾

30- Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır.

وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُواالْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَاللّٰهُبِهٰذَا مَثَلًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّاللّٰهُمَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَرَبِّكَاِلَّا هُوَۜ وَمَا هِىَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟﴿٣١﴾

31- Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?" desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.

كَلَّا وَالْقَمَرِۙ﴿٣٢﴾

32- Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun ki,

وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ﴿٣٣﴾

33- Dönüp gitmekte olan geceye,

وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ﴿٣٤﴾

34- Ağarmakta olan sabaha andolsun ki,

اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُبَرِۙ﴿٣٥﴾ نَذ۪يرًا لِلْبَشَرِۙ﴿٣٦﴾ لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ﴿٣٧﴾

35-36-37- O (cehennem), insanlık için, sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için büyük uyarıcı musibetlerden biridir.

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ﴿٣٨﴾

38- Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir;

اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ﴿٣٩﴾

39- Ancak sağdakiler başka.

{"Sağdakiler" hakkında bak. 56/16'nın açıklaması.}

ف۪ى جَنَّاتٍۜۛ يَتَسَٓاءَلُونَۙ﴿٤٠﴾ عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ﴿٤١﴾ مَاسَلَكَكُمْ ف۪ى سَقَرَ﴿٤٢﴾

40-41-42- Onlar cennetler içindedir. Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar.

قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ﴿٤٣﴾

43- Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ﴿٤٤﴾

44- Yoksulu doyurmuyorduk,

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ﴿٤٥﴾

45- (Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ﴿٤٦﴾

46- Ceza gününü de yalan sayıyorduk,

حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ﴿٤٧﴾

47- Sonunda bize ölüm geldi çattı.

— 576 —
فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ﴿٤٨﴾

48- Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.

فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ﴿٤٩﴾ كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ﴿٥٠﴾ فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ﴿٥١﴾

49-50-51- Böyle iken onlara ne oluyor ki, âdeta arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hâla) öğütten yüz çeviriyorlar?

بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِىٍٔ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفًا مُنَشَّرَةًۙ﴿٥٢﴾

52- Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler (ilâhî vahiy) verilmesini istiyor.

كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ﴿٥٣﴾

53- Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.

كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ﴿٥٤﴾

54- Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır!

فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ﴿٥٥﴾

55- Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.

وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَاللّٰهُۜهُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ﴿٥٦﴾

56- Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O'dur.

75-Kıyamet

حححزززبببث (٧٥) سُورَةُ الْقِيٰمَةِ

{Mekke'de nâzil olan bu sûre, 40 âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen "el-kıyâme" kelimesinden almıştır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ﴿١﴾

1- Kıyamet gününe yemin ederim.

وَلَٓا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ﴿٢﴾

2- Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُۜ﴿٣﴾

3- İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?

بَلٰى قَادِر۪ينَ عَلٰٓى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ﴿٤﴾

4- Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

بَلْ يُر۪يدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُۚ﴿٥﴾

5- Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.

{Âyete "Fakat insan, ileriye doğru boyuna kötülük yapmak ister" manası da verilebilir.}

يَسْئَلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ﴿٦﴾

6- "Kıyamet günü ne zamanmış?" diye sorar.

فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُۙ﴿٧﴾ وَخَسَفَ الْقَمَرُۙ﴿٨﴾ وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُۙ﴿٩﴾

7-8-9- İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay biraraya getirildiği zaman!

يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّۚ﴿١٠﴾

10- O gün insan, "Kaçacak yer neresi!" diyecektir.

كَلَّا لَا وَزَرَۚ﴿١١﴾

11- Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!

اِلٰىرَبِّكَيَوْمَئِذٍ ۨالْمُسْتَقَرُّۜ﴿١٢﴾

12- O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

يُنَبَّؤُا الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَۜ﴿١٣﴾

13- O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.

بَلِ الْاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ﴿١٤﴾

14- Artık insan, kendi kendinin şahididir.

وَلَوْ اَلْقٰى مَعَاذ۪يرَهُۜ﴿١٥﴾

15- İsterse özürlerini sayıp döksün.

لَا تُحَرِّكْ بِه۪ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه۪ۜ﴿١٦﴾

16- (Resûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

{Resûl-i Ekrem, gelen vahyi unutmamak için, henüz kendisine okunup bitirilmeden onu acele ile tekrarlamaya çalışıyordu. Âyette buna işaret edilmektedir.}

اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْاٰنَهُۚ﴿١٧﴾

17- Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

فَاِذَا قَرَاْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْاٰنَهُۚ﴿١٨﴾

18- O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.

ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۜ﴿١٩﴾

19- Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir.

— 577 —
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ﴿٢٠﴾ وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ﴿٢١﴾

20-21- Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, ahireti bırakıyorsunuz.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ﴿٢٢﴾

22- Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

اِلٰىرَبِّهَانَاظِرَةٌۚ﴿٢٣﴾

23- Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir).

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ﴿٢٤﴾

24- Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;

تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۜ﴿٢٥﴾

25- Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.

كَلَّٓا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِىَۙ﴿٢٦﴾

26- Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,

وَق۪يلَ مَنْ ۔رَاقٍۙ﴿٢٧﴾

27- "Tedavi edebilecek kimdir?" denir.

وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُۙ﴿٢٨﴾

28- (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.

وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِۙ﴿٢٩﴾

29- Ve bacak bacağa dolaşır.

اِلٰىرَبِّكَيَوْمَئِذٍ ۨالْمَسَاقُۜ۟﴿٣٠﴾

30- İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.

{27. âyette, hastanın etrafındakilerin yahut meleklerin, son bir çarenin bulunup bulunmadığını arayışlarına işaret edilmektedir. 29. âyette, can çekişen kimsenin kımıldayamayacak bir hale gelişi, ya da dünyadan ayrılış derdiyle ahirete yöneliş acısının birbiriyle çarpışması anlatılmaktadır.}

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰىۙ﴿٣١﴾

31- İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.

وَلٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۙ﴿٣٢﴾

32- Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.

ثُمَّ ذَهَبَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ يَتَمَطّٰىۜ﴿٣٣﴾

33- Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.

اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ﴿٣٤﴾

34- Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!

ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ﴿٣٥﴾

35- Evet, lâyıktır sana ( o azap) lâyık!

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ﴿٣٦﴾

36- İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!

اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِىٍّ يُمْنٰىۙ﴿٣٧﴾

37- O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi?

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰىۙ﴿٣٨﴾

38- Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.

فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۜ﴿٣٩﴾

39- Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti.

اَلَيْسَ ذٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِىَ الْمَوْتٰى﴿٤٠﴾

40- Peki (bunları yapan) Allah'ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

76-İnsan

(٧٦) سُورَةُ الْاِنْسَانِ

{Mekke'de veya Medine'de nâzil olduğuna dair rivayetler vardır; 31 âyettir. Adını ilk âyetinde geçen "el-insân" kelimesinden almıştır. "Hel etâke", "ed-Dehr", "el-Ebrâr" ve el-Emşâc" isimleri ile de anılır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُورًا﴿١﴾

1- İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعًا بَص۪يرًا﴿٢﴾

2- Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا﴿٣﴾

3- Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.

اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالًا وَسَع۪يرًا﴿٤﴾

4- Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَاْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًاۚ﴿٥﴾

5- İyiler ise, kâfûr katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.

— 578 —
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُاللّٰهِيُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يرًا﴿٦﴾

6- (Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يرًا﴿٧﴾

7- O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪ينًا وَيَت۪يمًا وَاَس۪يرًا﴿٨﴾

8- Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

{Âyetin "alâ hubbihî" kısmına, "kendi canları çekmesine rağmen" yerine "Allah sevgisiyle" manası da verilebilir.}

اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِاللّٰهِلَانُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُورًا﴿٩﴾

9- "Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."

اِنَّا نَخَافُ مِنْرَبِّنَايَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَر۪يرًا﴿١٠﴾

10- "Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız" (derler).

فَوَقٰيهُمُاللّٰهُشَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًاۚ﴿١١﴾

11- İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.

وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يرًاۙ﴿١٢﴾

12- Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cenetteki) ipekleri lütfeder.

مُتَّكِئ۪ينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَايَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَر۪يرًاۚ﴿١٣﴾

13- Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk.

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلًا﴿١٤﴾

14- (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur.

وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ﴿١٥﴾ قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يرًا﴿١٦﴾

15-16- Yanlarında, gümüş kaplar ve billûr kâselerle, gümüş beyazlığında (billûr gibi) şeffaf kupalarla dolaşılır ki, sâkiler bunu (cennet şarabını) ölçüsünce tayin ve takdir ederler.

{Müfessirler, cennet kapları, kupaları ve kâselerinin gümüş ve billûrla tanıtılmasının, sadece bilinmeyeni bilinenle anlatmak maksadıyla yapılmış bir teşbih olduğunu belirtirler. Nitekim Abdullah b. Abbas, "Cennetteki nimetlerle dünyadakiler arasında isimlerinden başka bir benzerlik yoktur" demiştir.}

وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَاْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلًاۚ﴿١٧﴾

17- Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır.

عَيْنًا ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلًا﴿١٨﴾

18- (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebîl denir.

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤً۬ا مَنْثُورًا﴿١٩﴾

19- O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedîmler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.

وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يمًا وَمُلْكًا كَب۪يرًا﴿٢٠﴾

20- Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün.

عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْرَبُّهُمْشَرَابًا طَهُورًا﴿٢١﴾

21- Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir.

اِنَّ هٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا۟﴿٢٢﴾

22- (Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur.

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلًاۚ﴿٢٣﴾

23- (Resûlüm!) Kur'an'ı sana biz, evet biz indirdik.

فَاصْبِرْ لِحُكْمِرَبِّكَوَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِمًا اَوْ كَفُورًاۚ﴿٢٤﴾

24- Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabret; onlardan hiçbir günahkâra, yahut hiçbir nanköre boyun eğme.

وَاذْكُرِ اسْمَرَبِّكَبُكْرَةً وَاَص۪يلًاۚ﴿٢٥﴾

25- Sabah akşam Rabbinin ismini yâdet.

— 579 —
وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَو۪يلًا﴿٢٦﴾

26- Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.

{Bazı tefsirlerde belirtildiğine göre 25. âyette sabah, öğle ve ikindi namazlarına, 26. âyetin ilk cümlesinde akşam ve yatsı namazına, ikinci cümlesinde ise, Peygamber Efendimiz'e farz olan teheccüd namazına işaret edilmiştir.}

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَ هُمْ يَوْمًا ثَق۪يلًا﴿٢٧﴾

27- Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.

نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلًا﴿٢٨﴾

28- Onları biz yarattık; onların yaratılışını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde (kendilerini yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.

{Âyetin son kısmı şöyle de anlaşılmıştır: "Eğer istersek, kendilerini helâk eder, aynı beden sağlığında yeniden yaratırız." Bu manası ile âyet, öldürdükten sonra tekrar diriltmenin, Allah'ın kudreti dahilinde olduğunu anlatmaktadır.}

اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰىرَبِّه۪سَب۪يلًا﴿٢٩﴾

29- Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَاللّٰهُۜاِنَّاللّٰهَكَانَ عَل۪يمًا حَك۪يمًاۗ﴿٣٠﴾

30- Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ى رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا﴿٣١﴾

31- O, dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.

77-Mürselat

(٧٧) سُورَةُ الْمُرْسَلَاتِ

{Mekke'de inmiştir. 50 âyettir. "Gönderilenler" anlamına gelen "el-mürselât" kelimesi ile başladığı için sûre bu adı almıştır. Müfessirler, "gönderilenler"den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur'an âyetleri olabileceğini belirtmişlerdir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًاۙ﴿١﴾

1- Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;

فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًاۙ﴿٢﴾

2- Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًاۙ﴿٣﴾

3- (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;

فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًاۙ﴿٤﴾

4- (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;

فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًاۙ﴿٥﴾ عُذْرًا اَوْ نُذْرًاۙ﴿٦﴾

5-6- (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için öğüt telkin edenlere;

اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ﴿٧﴾

7- Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!

فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ﴿٨﴾ وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ﴿٩﴾ وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ﴿١٠﴾ وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ﴿١١﴾

8-9-10-11- Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).

لِاَىِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ﴿١٢﴾

12- (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir?

لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ﴿١٣﴾

13- Ayırım gününe.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِۜ﴿١٤﴾

14- (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿١٥﴾

15- O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!

اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّل۪ينَۜ﴿١٦﴾

16- Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi?

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ﴿١٧﴾

17- Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.

كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ﴿١٨﴾

18- İşte biz suçlulara böyle yaparız!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿١٩﴾

19- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

— 580 —
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ﴿٢٠﴾

20- (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?

فَجَعَلْنَاهُ ف۪ى قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ﴿٢١﴾ اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ﴿٢٢﴾

21-22- İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.

فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ﴿٢٣﴾

23- Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!

{Âyete "Onu biz takdir ettik ve biz ne güzel takdir ediciyiz" şeklinde de mana verilmiştir.}

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٢٤﴾

24- O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًاۙ﴿٢٥﴾ اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتًاۙ﴿٢٦﴾

25-26- Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı?

وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِىَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتًاۜ﴿٢٧﴾

27- Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٢٨﴾

28- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَاكُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ﴿٢٩﴾

29- (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ى ثَلٰثِ شُعَبٍۙ﴿٣٠﴾ لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ى مِنَ اللَّهَبِۜ﴿٣١﴾

30-31- Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin.

اِنَّهَا تَرْم۪ى بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ﴿٣٢﴾

32- O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.

كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ﴿٣٣﴾

33- Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٣٤﴾

34- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

هٰذَا يَوْمُ لَايَنْطِقُونَۙ﴿٣٥﴾

35- Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ﴿٣٦﴾

36- Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٣٧﴾

37- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ﴿٣٨﴾

38- (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.

فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ﴿٣٩﴾

39- (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟﴿٤٠﴾

40- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ى ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ﴿٤١﴾ وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ﴿٤٢﴾

41-42- Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٤٣﴾

43- (Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi âfiyetle yeyin için" (denir).

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِن۪ينَ﴿٤٤﴾

44- İşte, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٤٥﴾

45- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ﴿٤٦﴾

46- (Ey inkârcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٤٧﴾

47- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَايَرْكَعُونَ﴿٤٨﴾

48- Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٤٩﴾

49- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

فَبِاَىِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ﴿٥٠﴾

50- Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.

— 581 —
Cüz-30

78-Nebe'

(٧٨) سُورَةُ النَّبَاءِ

{Meâric'den sonra inmiştir; ilk Mekkî sûrelerden olup 40 âyettir. "Nebe'" haber demektir. Kıyamet haberlerini ihtiva ettiği için bu ad verilmiştir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ﴿١﴾

1- Birbirlerine neyi soruyorlar?

عَنِ النَّبَاِ الْعَظ۪يمِۙ﴿٢﴾ اَلَّذ۪ى هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ﴿٣﴾

2-3- (İnanıp inanmamakta) ayrılığa düştükleri büyük haberi mi?

كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ﴿٤﴾

4- Hayır! Anlayacaklar!

ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ﴿٥﴾

5- Yine hayır! Onlar anlayacaklar!

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَادًاۙ﴿٦﴾ وَالْجِبَالَ اَوْتَادًاۖ﴿٧﴾

6-7- Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?

وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًاۙ﴿٨﴾

8- Sizi çifter çifter yarattık.

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًاۙ﴿٩﴾

9- Uykunuzu bir dinlenme kıldık.

وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاسًاۙ﴿١٠﴾

10- Geceyi bir örtü yaptık.

وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًاۖ﴿١١﴾

11- Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık.

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًاۙ﴿١٢﴾

12- Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًاۖ﴿١٣﴾

13- (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık.

وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجًاۙ﴿١٤﴾ لِنُخْرِجَ بِه۪ حَبًّا وَنَبَاتًاۙ﴿١٥﴾ وَجَنَّاتٍ اَلْفَافًاۜ﴿١٦﴾

14-15-16- Size tohumlar, bitkiler, (ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üstüste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.

اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتًاۙ﴿١٧﴾

17- Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.

يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ فَتَاْتُونَ اَفْوَاجًاۙ﴿١٨﴾

18- Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz;

وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ اَبْوَابًاۙ﴿١٩﴾

19- Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur;

وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًاۜ﴿٢٠﴾

20- Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًاۙ﴿٢١﴾ لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰبًاۙ﴿٢٢﴾

21-22- Şüphesiz, azgınların barınağı olacak cehennem pusuda beklemektedir.

لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَابًاۚ﴿٢٣﴾ لَايَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًاۙ﴿٢٤﴾ اِلَّا حَم۪يمًا وَغَسَّاقًاۙ﴿٢٥﴾ جَزَٓاءً وِفَاقًا﴿٢٦﴾

23-24-25-26- (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar.

اِنَّهُمْ كَانُوا لَايَرْجُونَ حِسَابًاۙ﴿٢٧﴾

27- Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.

وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّابًاۜ﴿٢٨﴾

28- Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.

وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا﴿٢٩﴾

29- Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.

فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلَّا عَذَابًا۟﴿٣٠﴾

30- Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.

— 582 —
اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازًاۙ﴿٣١﴾ حَدَٓائِقَ وَاَعْنَابًاۙ﴿٣٢﴾ وَكَوَاعِبَ اَتْرَابًاۙ﴿٣٣﴾ وَكَاْسًا دِهَاقًاۜ﴿٣٤﴾

31-32-33-34- Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır.

لَايَسْمَعُونَ ف۪يهَالَغْوًا وَلَا كِذَّابًاۚ﴿٣٥﴾

35- Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.

جَزَٓاءً مِنْرَبِّكَعَطَٓاءً حِسَابًاۙ﴿٣٦﴾

36- Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.

رَبِّالسَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَايَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًاۙ﴿٣٧﴾

37- O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّاۜ لَايَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا﴿٣٨﴾

38- Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler.

ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰىرَبِّه۪مَاٰبًا﴿٣٩﴾

39- İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.

اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَر۪يبًاۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَالَيْتَن۪ى كُنْتُ تُرَابًا﴿٤٠﴾

40- Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: "Keşke toprak olsaydım!" diyecektir.

79-Naziat

(٧٩) سُورَةُ النَّازِعَاتِ

{Nebe' sûresinden sonra Mekke'de inmiştir; 46 âyettir. Adını, "söküp çıkaranlar" yahut "çekip çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir.

Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًاۙ﴿١﴾ وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًاۙ﴿٢﴾ وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًاۙ﴿٣﴾ فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًاۙ﴿٤﴾ فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْرًاۢ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun;

يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ﴿٦﴾ تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ﴿٧﴾ قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ﴿٨﴾ اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌۢ﴿٩﴾

6-7-8-9- Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür.

يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى الْحَافِرَةِۜ﴿١٠﴾ ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةًۜ﴿١١﴾

10-11- "Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, (hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?" derler.

قَالُوا تِلْكَ اِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۢ﴿١٢﴾

12- "O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur" dediler.

فَاِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ﴿١٣﴾

13- Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar.

فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِۜ﴿١٤﴾

14- Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.

— 583 —
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ﴿١٥﴾

15- (Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?

اِذْ نَادٰيهُرَبُّهُبِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۚ﴿١٦﴾

16- Kutsal vâdi Tuvâ'da Rabbi ona şöyle seslenmişti:

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۘ﴿١٧﴾

17- Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.

فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰٓى اَنْ تَزَكّٰىۙ﴿١٨﴾ وَاَهْدِيَكَ اِلٰىرَبِّكَفَتَخْشٰىۚ﴿١٩﴾

18-19- De ki: Arınmayı ve seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın.

فَاَرٰيهُ الْاٰيَةَ الْكُبْرٰىۘ﴿٢٠﴾

20- Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.

فَكَذَّبَ وَعَصٰىۘ﴿٢١﴾

21- (O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.

ثُمَّ اَدْبَرَ يَسْعٰىۘ﴿٢٢﴾

22- Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstermek üzere sırtını döndü.

فَحَشَرَ فَنَادٰىۘ﴿٢٣﴾

23- Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı:

فَقَالَ اَنَ۬ا رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ﴿٢٤﴾

24- Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.

فَاَخَذَهُاللّٰهُنَكَالَ الْاٰخِرَةِ وَالْاُو۫لٰىۜ﴿٢٥﴾

25- Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.

اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۜ۟﴿٢٦﴾

26- Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.

ءَاَنْتُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمِ السَّمَٓاءُۜ بَنٰيهَا۠﴿٢٧﴾ رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوّٰيهَاۙ﴿٢٨﴾ وَاَغْطَشَ لَيْلَهَا وَاَخْرَجَ ضُحٰيهَاۖ﴿٢٩﴾

27-28-29- Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.

وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ﴿٣٠﴾ اَخْرَجَ مِنْهَا مَٓاءَهَا وَمَرْعٰيهَاۖ﴿٣١﴾ وَالْجِبَالَ اَرْسٰيهَاۙ﴿٣٢﴾ مَتَاعًا لَكُمْ وَ لِاَنْعَامِكُمْۜ﴿٣٣﴾

30-31-32-33- Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

فَاِذَا جَٓاءَتِ الطَّٓامَّةُ الْكُبْرٰىۘ﴿٣٤﴾ يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ مَاسَعٰىۙ﴿٣٥﴾ وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِمَنْ يَرٰى﴿٣٦﴾

34-35-36- Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, insan dünyada iken ne için çalıştığını hatırlar. Cehennem de gören her kişiye açıklığı ile gösterilir.

فَاَمَّا مَنْ طَغٰىۙ﴿٣٧﴾ وَاٰثَرَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۙ﴿٣٨﴾ فَاِنَّ الْجَح۪يمَ هِىَ الْمَاْوٰىۜ﴿٣٩﴾

37-38-39- Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.

وَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَرَبِّه۪وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوٰىۙ﴿٤٠﴾ فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِىَ الْمَاْوٰىۜ﴿٤١﴾

40-41- Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.

يَسْئَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ﴿٤٢﴾

42- Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)

ف۪يمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰيهَاۜ﴿٤٣﴾

43- Sen onu nereden bilip bildireceksin!

اِلٰىرَبِّكَمُنْتَهٰيهَاۜ﴿٤٤﴾

44- Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir.

اِنَّمَٓا اَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشٰيهَاۜ﴿٤٥﴾

45- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.

كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا عَشِيَّةً اَوْ ضُحٰيهَا﴿٤٦﴾

46- Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.

— 584 —

80-Abese

(٨٠) سُورَةُ عَبَسَ

{Mekke'de inmiştir, 42 âyettir. Adını, "yüzünü ekşitti, buruşturdu" anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır.

Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir: Efendimiz; Velîd, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa gibi Kureyş'in ileri gelenlerine İslâm'ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum gelir ve "Yâ Resûlallah! Allah'ın sana öğrettiklerinden bana da öğret" der. O esnada Resûlullah (s.a.) cevap vermez. Çünkü Kureyş'in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz onları gücendirmek istemedi. Abdullah tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti. Bu esnada onlar kalkıp gittiler. Biraz sonra bu âyetler geldi. Resûlullah'ın bazı davranışlarını tenkit ve onu ikaz mahiyetinde gelen bu ve benzeri âyetler, onun hak peygamber olduğuna en büyük delildir. Zira hiç kimse kendisini bu şekilde tenkit etmez.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ﴿١﴾ اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ﴿٢﴾ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ﴿٣﴾ اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ﴿٤﴾

1-2-3-4- (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.

اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ﴿٥﴾ فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ﴿٦﴾ وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ﴿٧﴾

5-6-7- Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.

وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ﴿٨﴾ وَهُوَ يَخْشٰىۙ﴿٩﴾ فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ﴿١٠﴾

8-9-10- Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.

كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ﴿١١﴾ فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ﴿١٢﴾ ف۪ى صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ﴿١٣﴾ مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ﴿١٤﴾ بِاَيْد۪ى سَفَرَةٍۙ﴿١٥﴾ كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ﴿١٦﴾

11-12-13-14-15-16- Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.

قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ﴿١٧﴾

17- Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!

مِنْ اَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۜ﴿١٨﴾

18- Allah onu neden yarattı?

مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ﴿١٩﴾

19- Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.

ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ﴿٢٠﴾

20- Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

{Âyet, "Ana karnından çıkmayı kolaylaştırdı" veya "Hayır ve şer yolunu seçmeyi kolaylaştırdı" şekillerinde anlaşılmıştır.}

ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ﴿٢١﴾

21- Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.

ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُۜ﴿٢٢﴾

22- Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۙ﴿٢٣﴾

23- Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ﴿٢٤﴾

24- İnsan, yediğine bir baksın!

اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَبًّاۙ﴿٢٥﴾ ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّاۙ﴿٢٦﴾ فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَبًّاۙ﴿٢٧﴾ وَعِنَبًا وَقَضْبًاۙ﴿٢٨﴾ وَزَيْتُونًا وَنَخْلًاۙ﴿٢٩﴾ وَحَدَٓائِقَ غُلْبًاۙ﴿٣٠﴾ وَفَاكِهَةً وَاَبًّاۙ﴿٣١﴾ مَتَاعًا لَكُمْ وَ لِاَنْعَامِكُمْۜ﴿٣٢﴾

25-26-27-28-29-30-31-32- Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.

فَاِذَا جَٓاءَتِ الصَّٓاخَّةُۘ﴿٣٣﴾

33- Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,

— 585 —
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ﴿٣٤﴾ وَاُمِّه۪ وَاَب۪يهِۙ﴿٣٥﴾ وَصَاحِبَتِه۪ وَبَن۪يهِۜ﴿٣٦﴾

34-35-36- İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.

لِكُلِّ امْرِىءٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَاْنٌ يُغْن۪يهِۜ﴿٣٧﴾

37- O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ﴿٣٨﴾ ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ﴿٣٩﴾

38-39- O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ﴿٤٠﴾ تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ﴿٤١﴾ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ﴿٤٢﴾

40-41-42- Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.

81-Tekvir

(٨١) سُورَةُ التَّكْو۪يرِ

{Mekke'de inmiştir, 29 âyettir. Sûrenin başında güneşin dürülmesinden söz edilmiş ve adını da buradan almıştır. Sûrenin söz dizisinde, ihtiva ettiği konuya ilişkin anlamları yankılandıran ve güçlendiren mükemmel bir musikî, taklit edilemez bir âhenk vardır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْۙۖ﴿١﴾

1- Güneş katlanıp dürüldüğünde,

وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْۙۖ﴿٢﴾

2- Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde,

وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙۖ﴿٣﴾

3- Dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde,

وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْۙۖ﴿٤﴾

4- Gebe develer salıverildiğinde,

وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْۙۖ﴿٥﴾

5- Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde,

وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙۖ﴿٦﴾

6- Denizler kaynatıldığında,

وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْۙۖ﴿٧﴾

7- Ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde,

وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْۙ﴿٨﴾ بِاَىِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْۚ﴿٩﴾

8-9- Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda,

وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْۙۖ﴿١٠﴾

10- (Amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında,

وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙۖ﴿١١﴾

11- Gökyüzü sıyrılıp alındığında,

وَاِذَا الْجَح۪يمُ سُعِّرَتْۙۖ﴿١٢﴾ وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۙۖ﴿١٣﴾

12-13- Cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında,

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ﴿١٤﴾

14- Kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.

فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ﴿١٥﴾ اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ﴿١٦﴾

15-16- Hayır! Akıp giden, bir kaybolup bir etrafı aydınlatan yıldızlara andolsun,

وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ﴿١٧﴾

17- Kararmaya yüz tuttuğunda geceye andolsun,

وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ﴿١٨﴾

18- Ağarmaya başladığında sabaha andolsun ki,

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۙ﴿١٩﴾ ذ۪ى قُوَّةٍ عِنْدَ ذِى الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ﴿٢٠﴾

19-20- O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında itibarlı bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.

— 586 —
مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ﴿٢١﴾

21- O orada sayılan, güvenilen (bir elçi) dir.

وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍۚ﴿٢٢﴾

22- Arkadaşınız (Muhammed) de mecnun değildir.

وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ﴿٢٣﴾

23- Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.

وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَن۪ينٍۚ﴿٢٤﴾

24- O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez.

{Âyetteki "gayb" kavramı, duyu organlarıyla idrak edilemeyen ve fakat inanılması gereken iman esaslarını içine almaktadır. Allah Resûlünün onlar hakkında cimri davranmadığı, yani herhangi bir şeyi gizlemediği açıklanmıştır.}

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۚ﴿٢٥﴾

25- O lânetlenmiş şeytanın sözü de değildir.

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ﴿٢٦﴾

26- Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ﴿٢٧﴾ لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَق۪يمَ﴿٢٨﴾

27-28- O, herkes için, sizden doğru yolda gitmek isteyenler için bir öğüttür.

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَاللّٰهُ رَبُّالْعَالَم۪ينَ﴿٢٩﴾

29- Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.

82-İnfitar

(٨٢) سُورَةُ الْاِنْفِطَارِ

{Nâziât sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 19 âyettir. Manası "yarılmak"tır. Göğün yarılmasından söz ederek başladığı için bu adı almıştır. Konusu ahiret âlemidir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ﴿١﴾ وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْۙ﴿٢﴾ وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْۙ﴿٣﴾ وَاِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْۙ﴿٤﴾ عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَاَخَّرَتْۜ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar.

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَبِرَبِّكَالْكَر۪يمِۙ﴿٦﴾ اَلَّذ۪ى خَلَقَكَ فَسَوّٰيكَ فَعَدَلَكَۙ﴿٧﴾ ف۪ٓى اَىِّ صُورَةٍ مَاشَٓاءَ رَكَّبَكَۜ﴿٨﴾

6-7-8- Ey insan! Seni yaratıp seni düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde birleştiren, ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?

كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدّ۪ينِۙ﴿٩﴾ وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَۙ﴿١٠﴾ كِرَامًا كَاتِب۪ينَۙ﴿١١﴾ يَعْلَمُونَ مَاتَفْعَلُونَ﴿١٢﴾

9-10-11-12- Hayır! Bütün bunlara rağmen siz yine de dini yalanlıyorsunuz. Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır; onlar, yapmakta olduklarınızı bilir.

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ى نَع۪يمٍۚ﴿١٣﴾ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ى جَح۪يمٍۚ﴿١٤﴾ يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدّ۪ينِ﴿١٥﴾ وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَٓائِب۪ينَۜ﴿١٦﴾

13-14-15-16- İyiler muhakkak cennette, kötüler de cehennemdedirler. Ceza gününde oraya girerler. Onlar (kâfirler) oradan bir daha da ayrılmazlar.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَايَوْمُ الدّ۪ينِۙ﴿١٧﴾ ثُمَّ مَٓا اَدْرٰيكَ مَايَوْمُ الدّ۪ينِۜ﴿١٨﴾ يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًاۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍلِلّٰهِ﴿١٩﴾

17-18-19- Ceza günü nedir bilir misin? Nedir acaba o ceza günü? O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz. O gün iş Allah'a kalmıştır.

{Son cümleyi "O gün emir Allah'ındır. Yalnız Allah emreder" şeklinde tercüme etmek de mümkündür.}

— 587 —

83-Mütaffifin

حححزززبببب (٨٣) سُورَةُ الْمُطَفِّف۪ينَ

{Mekke'de inmiştir, 36 âyettir. Ölçü ve tartılarında hile yapanları kötüleyerek başladığı için bu adı almıştır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ﴿١﴾ اَلَّذ۪ينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَۘ﴿٢﴾ وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَۜ﴿٣﴾

1-2-3- İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!

اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ﴿٤﴾ لِيَوْمٍ عَظ۪يمٍۙ﴿٥﴾ يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُلِرَبِّالْعَالَم۪ينَۜ﴿٦﴾

4-5-6- Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler! Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır.

{İbn Ömer bu sûreyi okurken altıncı âyete gelince hüngür hüngür ağlamıştır. Bir bedevî de Abdullah b. Mervân'a "Allah'ın, ölçü ve tartıda hileye sapanlar hakkında ne söylediğini bildiğin halde müslümanların malını ölçüsüz, tartısız ve zahmetsiz almakta devam ediyorsun!" demiştir.}

كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَف۪ى سِجّ۪ينٍۜ﴿٧﴾

7- Doğrusu günahkârların yazısı, muhakkak Siccîn'de olmaktır.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاسِجّ۪ينٌۜ﴿٨﴾

8- Siccîn nedir, bilir misin?

{Tefsirlerde Siccîn'e çeşitli manalar verilmiştir: a) Çok dar bir zindan, b) Cehennemde bir kuyu, c) Kâfirlerin amellerinin yazıldığı kitap, d) Veya insanlarla cinlerin amellerinin kaydedildiği defter.}

كِتَابٌ مَرْقُومٌۜ﴿٩﴾

9- (O günahkârların yazısı) Amellerin sayılıp yazıldığı bir kitaptır.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ﴿١٠﴾

10- O gün vay haline yalancıların!

اَلَّذ۪ينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۜ﴿١١﴾

11- Ki onlar, ceza gününü yalan sayarlar.

وَمَا يُكَذِّبُ بِه۪ٓ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ﴿١٢﴾

12- Onu ancak hükümleri çiğneyen ve günaha dalan kimseler yalanlar.

اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۜ﴿١٣﴾

13- Böyle birine âyetlerimiz okununca "Eskilerin masalları" derdi.

كَلَّا بَلْ ۔رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ﴿١٤﴾

14- Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletmiştir.

كَلَّٓا اِنَّهُمْ عَنْرَبِّهِمْيَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَۜ﴿١٥﴾

15- Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O'nu görmekten) mahrum kalmışlardır.

{Müfessirlerin çoğu ve Ehl-i Sünnet kelâm âlimleri bu âyeti, ahirette müminlerin Allah'ı göreceklerine delil saymışlardır.}

ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَح۪يمِۜ﴿١٦﴾

16- Sonra onlar cehenneme girerler.

ثُمَّ يُقَالُ هٰذَا الَّذ۪ى كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۜ﴿١٧﴾

17- Sonra onlara: "İşte yalanlamış olduğunuz (cehennem) budur" denilir.

كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَف۪ى عِلِّيّ۪ينَۜ﴿١٨﴾

18- Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn'dadır.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَۜ﴿١٩﴾

19- İlliyyûn nedir, bilir misin?

كِتَابٌ مَرْقُومٌۙ﴿٢٠﴾

20- (O İlliyyûn'daki kitap) İçinde ameller kaydedilmiş bir kitaptır.

يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَۜ﴿٢١﴾

21- O kitabı, Allah'a yakın olanlar görür.

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ى نَع۪يمٍۙ﴿٢٢﴾

22- İyiler kesinkes cennettedir.

عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ﴿٢٣﴾

23- Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.

تَعْرِفُ ف۪ى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّع۪يمِۚ﴿٢٤﴾

24- Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün.

يُسْقَوْنَ مِنْ رَح۪يقٍ مَخْتُومٍۙ﴿٢٥﴾

25- Kendilerine mühürlü hâlis bir içki sunulur.

خِتَامُهُ مِسْكٌۜ وَف۪ى ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَۜ﴿٢٦﴾

26- Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.

— 588 —
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْن۪يمٍۙ﴿٢٧﴾

27- Karışımı Tesnîm'dendir.

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ﴿٢٨﴾

28- (O Tesnîm Allah'a) Yakın olanların içecekleri bir kaynaktır.

اِنَّ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَۘ﴿٢٩﴾

29- Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülerlerdi.

وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَۘ﴿٣٠﴾

30- Onlarla karşılaştıklarında kaş göz hareketiyle alay ederlerdi.

وَاِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِه۪ينَۘ﴿٣١﴾

31- Ailelerine döndüklerinde, (alaylarından dolayı) keyiflenerek dönerlerdi.

وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُٓوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَٓالُّونَۙ﴿٣٢﴾

32- Müminleri gördüklerinde: "Şüphesiz bunlar sapıtmış" derlerdi.

وَمَٓا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظ۪ينَۜ﴿٣٣﴾

33- Halbuki onlar, müminleri denetleyici olarak gönderilmediler.

فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ﴿٣٤﴾

34- İşte o gün (ahirette) de iman edenler kâfirlere gülerler.

عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۜ﴿٣٥﴾

35- Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.

هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَاكَانُوا يَفْعَلُونَ﴿٣٦﴾

36- Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı! (Elbette buldular.)

84-İnşikak

(٨٤) سُورَةُ الْاِنْشِقَاقِ

{İnfitâr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 25 âyettir. Göğün yarılmasından söz ettiği için bu adı almıştır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ﴿١﴾ وَاَذِنَتْلِرَبِّهَاوَحُقَّتْۙ﴿٢﴾

1-2- Gök yarıldığı, Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği zaman,

وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْۙ﴿٣﴾ وَاَلْقَتْ مَا ف۪يهَا وَتَخَلَّتْۙ﴿٤﴾ وَاَذِنَتْلِرَبِّهَاوَحُقَّتْۜ﴿٥﴾

3-4-5- Yer dümdüz edildiği, içinde bulunanları atıp boşaldığı ve Rabbini dinleyip O'na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır).

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰىرَبِّكَكَدْحًا فَمُلَاق۪يهِۚ﴿٦﴾

6- Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin; sonunda O'na varacaksın.

فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِىَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ۙ﴿٧﴾

7- Kimin kitabı sağından verilirse,

فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَس۪يرًاۙ﴿٨﴾

8- Kolay bir hesapla hesaba çekilecek;

وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِه۪ مَسْرُورًاۜ﴿٩﴾

9- Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.

وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِىَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ﴿١٠﴾ فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُورًاۙ﴿١١﴾ وَيَصْلٰى سَع۪يرًاۜ﴿١٢﴾ اِنَّهُ كَانَ ف۪ٓى اَهْلِه۪ مَسْرُورًا﴿١٣﴾

10-11-12-13- Kimin de kitabı arkasından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecektir. Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarmıştı.

{Bu âyetlerde, dünyada zengin olup etrafına yardım etmeyen, egoist olarak yaşayan, zenginliği kendisi için bir imtiyaz sayarak fakirleri, yoksulları hiç düşünmeyen kimselerin ahiretteki acıklı hali sergilenmektedir. Bu âyetten gerekli ibret dersini almayanlar, ölümle kendilerini azabın ve ateşin içinde bulacaklardır. Halbuki onlar zenginlik ve refah halinin devam edeceğini, yeniden dirildikleri takdirde dünyadaki durumlarına göre dirileceklerini sanıyorlardı. Sonuç umdukları gibi olmayacaktır.}

— 589 —
اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَۚۛ﴿١٤﴾

14- O hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı.

بَلٰىۚۛ اِنَّرَبَّهُكَانَ بِه۪ بَص۪يرًاۜ﴿١٥﴾

15- Oysa gerçekten Rabbi onu görüyordu.

فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ﴿١٦﴾ وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ﴿١٧﴾ وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ﴿١٨﴾ لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍۜ﴿١٩﴾

16-17-18-19- Hayır! Şafağa, geceye ve onda basan karanlığa, dolunay olmuş aya yemin ederim ki, halden hale geçersiniz.

فَمَا لَهُمْ لَايُؤْمِنُونَۙ﴿٢٠﴾

20- Böyleyken onlar acaba neden iman etmezler?

Secde

وَاِذَا قُرِىَٔ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَايَسْجُدُونَۜ﴿٢١﴾

21- Onlar kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler.

{Meâlde geçen "secde etmezler" ifadesi şu şekillerde açıklanmıştır: 1. Saygı göstermezler; 2. Hz. Peygamber ve müminler, secde âyeti okunduğunda secdeye kapandıkları halde onlar dikilip dururlar; 3. Namaz kılmazlar.}

بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَۘ﴿٢٢﴾

22- Aksine, kâfirler yalanlıyorlar.

وَاللّٰهُاَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَۘ﴿٢٣﴾

23- Halbuki Allah onların gizlediği şeyleri çok iyi bilir.

فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ﴿٢٤﴾

24- (Resûlüm!) Onlara acı azabı müjdele!

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ﴿٢٥﴾

25- İman edip sâlih amel işleyenler başkadır; onlar için arkası kesilmeyen bir mükâfat vardır.

85-Büruc

(٨٥) سُورَةُ الْبُرُوجِ

{Şems sûresinden sonra Mekke'de inmiştir; 22 âyettir. "Bürûc", burc kelimesinin çoğuludur. Sûrede burçları olan gökyüzüne, kıyamet gününe ve o güne tanıklık edecek olanlarla, yine o gün müşahede edilecek olaylara yemin edildikten sonra Yemen'de geçmiş bir olaya temas edilir: Yahudi Zûnuvas ve adamları, yahudiliği kabul etmeyen Necran hıristiyanlarını, Hendek içinde yakılmış bir ateşe atarak yakarlar ve yanmakta olan insanları seyrederler. Bu şekilde işkence ile yakılıp öldürülen kimseler inançları uğrunda ölmüşlerdir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ﴿١﴾ وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِۙ﴿٢﴾ وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍۜ﴿٣﴾ قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ﴿٤﴾ اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِۙ﴿٥﴾ اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ﴿٦﴾ وَهُمْ عَلٰى مَايَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌۜ﴿٧﴾

1-2-3-4-5-6-7- Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوابِاللّٰهِالْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ﴿٨﴾ اَلَّذ۪ى لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜوَاللّٰهُعَلٰى كُلِّ شَىْءٍ شَه۪يدٌۜ﴿٩﴾

8-9- Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysa ki Allah her şeyi görür.

اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِۜ﴿١٠﴾

10- Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَب۪يرُۜ﴿١١﴾

11- İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.

— 590 —
اِنَّ بَطْشَرَبِّكَلَشَد۪يدٌۜ﴿١٢﴾

12- Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.

اِنَّهُ هُوَ يُبْدِىُٔ وَيُع۪يدُۚ﴿١٣﴾

13- Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir.

وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُۙ﴿١٤﴾

14- O, çok bağışlayan ve çok sevendir.

ذُوالْعَرْشِ الْمَج۪يدُۙ﴿١٥﴾

15- Arş'ın sahibidir, çok yücedir.

فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ﴿١٦﴾

16- Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.

هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْجُنُودِۙ﴿١٧﴾ فِرْعَوْنَ وَثَمُودَۜ﴿١٨﴾

17-18- Orduların, Firavun ve Semûd'un (uğradıkları felâketin) haberi sana geldi mi?

بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ى تَكْذ۪يبٍۙ﴿١٩﴾

19- Doğrusu inkârcılar (gerçeği) yalanlayıp dururlar.

وَاللّٰهُمِنْ وَرَٓائِهِمْ مُح۪يطٌۚ﴿٢٠﴾

20- Allah onları arkalarından kuşatmıştır.

بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَج۪يدٌۙ﴿٢١﴾ ف۪ى لَوْحٍ مَحْفُوظٍ﴿٢٢﴾

21-22- Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) levh-i mahfuzda bulunan şerefli Kur'an'dır.

{"Orduların haberi"nden maksat, önceki milletlere gelen peygamberlere karşı savaşanların feci bir şekilde yenilmeleridir. Bu haberleri Araplar biliyorlardı. Buna rağmen aralarından gönderilen bir peygambere karşı savaştılar. Onların sonu ne ise bunların da sonu odur.}

86-Târık

(٨٦) سُورَةُ الطَّارِقِ

{Beled sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 17 âyettir. Adını, 1. âyette geçen "târık" kelimesinden alır. Târık, geceleyin gelen, şiddetlice vuran, kapı çalan demektir. Sûrede geçen târık ise gece fazla ışık saçan yıldıza denir ki, bu, sabah yıldızıdır. Mecâzî olarak da ünlü kişiye denir. Bir edebî sanat olarak cahiliye devri geceye, o devirde gelen Hz. Peygamber de geceyi aydınlatan ve sabahı müjdeleyen sabah yıldızına benzetilmiş olabilir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ﴿١﴾ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاالطَّارِقُۙ﴿٢﴾ اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ﴿٣﴾ اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ﴿٤﴾

1-2-3-4- Gökyüzüne ve târıka (sabah yıldızına ) yemin ederim. Târıkın ne olduğunu nereden bileceksin? (O, karanlığı) delen yıldızdır. Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın.

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ﴿٥﴾ خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ﴿٦﴾ يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ﴿٧﴾ اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ﴿٨﴾

5-6-7-8- İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sudan yaratıldı. (O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar. İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.

يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ﴿٩﴾ فَمَالَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ﴿١٠﴾

9-10- Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.

وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ﴿١١﴾ وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ﴿١٢﴾ اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ﴿١٣﴾ وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ﴿١٤﴾ اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْدًاۙ﴿١٥﴾ وَاَك۪يدُ كَيْدًاۚ﴿١٦﴾ فَمَهِّلِ الْكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا﴿١٧﴾

11-12-13-14-15-16-17- Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe, (nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki Kur'an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. O, asla bir şaka değildir. Onlar bir tuzak kurarlar, ben de bir tuzak kurarım. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).

— 591 —

87-A'lâ

(٨٧) سُورَةُ الْاَعْلٰى

{Allah'ın "Yüce" anlamındaki adıyla başladığı için "el-A'lâ" denilen bu sûre 19 âyet olup, Mekke'de inen ilk sûrelerdendir. Cenab-ı Allah bu sûrede kâinatın esrarını, oluşunu, işleyişini özlü bir anlatımla ifade etmiştir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
سَبِّحِ اسْمَرَبِّكَالْاَعْلٰىۙ﴿١﴾ اَلَّذ۪ى خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ﴿٢﴾ وَالَّذ۪ى قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ﴿٣﴾ وَالَّذ۪ٓى اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙۖ﴿٤﴾ فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösteren, (topraktan) yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis) et.

سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ﴿٦﴾ اِلَّا مَاشَٓاءَاللّٰهُۜاِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَايَخْفٰىۜ﴿٧﴾

6-7- Sana (Kur'an'ı) okutacağız; artık Allah'ın dilediği hariç, sen hiç unutmayacaksın. Şüphesiz Allah, açığı ve gizleneni bilir.

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ﴿٨﴾ فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ﴿٩﴾

8-9- Seni en kolaya muvaffak kılacağız. O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.

سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ﴿١٠﴾ وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ﴿١١﴾ اَلَّذ۪ى يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرٰىۚ﴿١٢﴾ ثُمَّ لَايَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ﴿١٣﴾

10-11-12-13- (Allah'tan) korkan öğütten yararlanacak. En büyük ateşe girecek olan kötü kimse ise öğütten kaçınır. Sonra o, ateşte ne ölür ne de yaşar.

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ﴿١٤﴾ وَذَكَرَ اسْمَرَبِّه۪فَصَلّٰىۜ﴿١٥﴾

14-15- Temizlenen, Rabbinin adını anıp O'na kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir.

بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ﴿١٦﴾ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ﴿١٧﴾

16-17- Fakat siz (ey insanlar!) ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

اِنَّ هٰذَا لَفِى الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ﴿١٨﴾ صُحُفِ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى﴿١٩﴾

18-19- Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, İbrahim ve Musa'nın kitaplarında da vardır.

88-Gâşiye

(٨٨) سُورَةُ الْغَاشِيَةِ

{Adını, ilk âyette geçen ve her şeyi saran, kaplayan, dehşeti her şeye ulaşan kıyamet günü anlamına gelen "gâşiye" kelimesinden alır. İlk gelen sûrelerden olup, Zâriyât sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. Bu sûrede kıyamet ve ahirete ait haberler vardır. Ayrıca Allah'ın varlığını anlamaya yardım edecek bazı kevnî deliller serdedilmiştir. Hayatın bir plan ve program içinde akıp gittiği, bu akışın sonunda Allah'a varılacağı ve O'nun katında hesap verileceği anlatılır. 26 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ﴿١﴾

1- (Resûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ﴿٢﴾ عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ﴿٣﴾ تَصْلٰى نَارًا حَامِيَةًۙ﴿٤﴾ تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ﴿٥﴾ لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ﴿٦﴾ لَايُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ى مِنْ جُوعٍۜ﴿٧﴾

2-3-4-5-6-7- O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ﴿٨﴾ لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ﴿٩﴾ ف۪ى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ﴿١٠﴾ لَاتَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ﴿١١﴾

8-9-10-11- O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar; (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır, yüce bir cennettedirler. Orada boş bir söz işitmezler.

— 592 —
ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ﴿١٢﴾ ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ﴿١٣﴾ وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ﴿١٤﴾ وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ﴿١٥﴾ وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌۜ﴿١٦﴾

12-13-14-15-16- Orada (cennette) devamlı akan bir pınar, orada yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş halılar vardır.

اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠﴿١٧﴾ وَاِلَى السَّمَٓاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ۠﴿١٨﴾ وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠﴿١٩﴾ وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠﴿٢٠﴾

17-18-19-20- (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

فَذَكِّرْ اِنَّمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ﴿٢١﴾ لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍۙ﴿٢٢﴾ اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَۙ﴿٢٣﴾ فَيُعَذِّبُهُاللّٰهُالْعَذَابَ الْاَكْبَرَۜ﴿٢٤﴾ اِنَّ اِلَيْنَٓا اِيَابَهُمْۙ﴿٢٥﴾ ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ﴿٢٦﴾

21-22-23-24-25-26- O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.

89-Fecr

حححزززبببت (٨٩) سُورَةُ الْفَجْرِ

{Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir. Fecr sûresi, Leyl sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 30 âyettir. Bu sûrede eski kavimlere ait kıssalar hatırlatılır. İnsanoğlunun kötülüğe yönelmekte olduğu belirtilerek bunun kötü sonucu, dünya hayatından sonraki hayat ve oradaki durumlar kısaca anlatılır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالْفَجْرِۙ﴿١﴾ وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ﴿٢﴾ وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ﴿٣﴾ وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ﴿٤﴾ هَلْ ف۪ى ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ى حِجْرٍۜ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- Fecre, on geceye (haccın on gecesine), çifte ve teke, (her şeyi karanlığı ile) örttüğü an geceye yemin ederim ki, akıl sahibi için bunlarda elbette bir yemin (değeri) var, değil mi?

{Her günün fecri, Zilhicce'nin on gecesi, müsbet ve menfî kutup diye bilinen çiftlerden oluşan varlık âlemi, bunları yaratan ve tek olan Allah, her şeyi örtüp yok gibi kılan gece karanlığı yemine konu edilmiş, sonra da bunların yemine değer şeyler olduğu vurgulanmıştır.}

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَرَبُّكَبِعَادٍۙۖ﴿٦﴾ اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ﴿٧﴾ اَلَّت۪ى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى الْبِلَادِۙۖ﴿٨﴾ وَثَمُودَ الَّذ۪ينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ﴿٩﴾ وَفِرْعَوْنَ ذِى الْاَوْتَادِۙۖ﴿١٠﴾ اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِى الْبِلَادِۙۖ﴿١١﴾ فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙۖ﴿١٢﴾ فَصَبَّ عَلَيْهِمْرَبُّكَسَوْطَ عَذَابٍۙۖ﴿١٣﴾ اِنَّرَبَّكَلَبِالْمِرْصَادِۜ﴿١٤﴾

6-7-8-9-10-11-12-13-14- Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine; direkleri (yüksek binaları) olan, ülkelerde benzeri yaratılmamış İrem şehrine, o vadide kayaları yontan Semûd kavmine, kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun'a! Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler. Oralarda kötülüğü çoğalttılar. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı. Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.

{Bazı müfessirlere göre Firavun, yere dört kazık çaktırır, işkence edeceği kimseleri ellerinden ve ayaklarından bu kazıklara bağlatır, o şekilde işkence edermiş. Onun için kendisine "zü'l-evtâdkazıklar sahibi" denilmiştir.}

— 593 —
فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُرَبُّهُفَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُرَبّ۪ٓىاَكْرَمَنِۜ﴿١٥﴾

15- İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde "Rabbim bana ikram etti" der.

وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُرَبّ۪ٓىاَهَانَنِۚ﴿١٦﴾

16- Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise "Rabbim beni önemsemedi" der.

كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ﴿١٧﴾ وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ﴿١٨﴾ وَتَاْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلًا لَمًّاۙ﴿١٩﴾ وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّاۜ﴿٢٠﴾

17-18-19-20- Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.

{Cahiliye devrinde Araplar, mirastan kadınlara, çocuklara ve yetimlere pay vermezlerdi.}

كَلَّٓا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكًّا دَكًّاۙ﴿٢١﴾ وَجَٓاءَرَبُّكَوَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّاۚ﴿٢٢﴾

21-22- Ama yeryüzü parça parça döküldüğü, Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her şey ortaya çıkacaktır).

وَج۪ٓىءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰىۜ﴿٢٣﴾

23- O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!

يَقُولُ يَالَيْتَن۪ى قَدَّمْتُ لِحَيَات۪ىۚ﴿٢٤﴾

24- (İşte o zaman insan:) "Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!" der.

فَيَوْمَئِذٍ لَايُعَذِّبُ عَذَابَهُٓ اَحَدٌۙ﴿٢٥﴾

25- Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُٓ اَحَدٌۜ﴿٢٦﴾

26- O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz.

يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ﴿٢٧﴾ اِرْجِع۪ٓى اِلٰىرَبِّكِرَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ﴿٢٨﴾ فَادْخُل۪ى ف۪ى عِبَاد۪ىۙ﴿٢٩﴾ وَادْخُل۪ى جَنَّت۪ى﴿٣٠﴾

27-28-29-30- Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!

90-Beled

(٩٠) سُورَةُ الْبَلَدِ

{Mekke'de Kaf sûresinden sonra inmiştir, 20 âyettir. Adını, ilk âyette geçen, Mekke'yi anlatan ve "şehir" anlamına gelen "beled" kelimesinden almaktadır.

Bu sûrede insanın yaratılışından, onun bazı davranışlarından, insana verilen üstün vasıflardan, o vasıfları iyiye kullanmayanın kötü âkıbetinden, iyiye kullananların da mutlu geleceklerinden söz edilir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ﴿١﴾ وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ﴿٢﴾ وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ﴿٣﴾ لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ى كَبَدٍۜ﴿٤﴾

1-2-3-4- Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.

اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ﴿٥﴾

5- İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًاۜ﴿٦﴾

6- "Pek çok mal harcadım" diyor.

{Bazı tefsirlere göre, âyette, müşriklerin Hz. Peygamber'e düşmanlık uğruna yaptıkları harcamalardan söz etmelerine işaret olunmaktadır.}

اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ﴿٧﴾

7- Kimse onu görmedi mi sanıyor?

— 594 —
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ﴿٨﴾ وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِۙ﴿٩﴾ وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ﴿١٠﴾

8-9-10- Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ﴿١١﴾ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ﴿١٢﴾ فَكُّ رَقَبَةٍۙ﴿١٣﴾ اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ى يَوْمٍ ذ۪ى مَسْغَبَةٍۙ﴿١٤﴾ يَت۪يمًا ذَا مَقْرَبَةٍۙ﴿١٥﴾ اَوْ مِسْك۪ينًا ذَا مَتْرَبَةٍۜ﴿١٦﴾

11-12-13-14-15-16- Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır.

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ﴿١٧﴾ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ﴿١٨﴾

17-18- Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır. İşte bunlar sağdakilerdir.

{Kur'an'da geçen "sağdakiler" ve "soldakiler" tabirlerinin anlamı için Vâkıa sûresi, 8, 9, 16. âyetlerin açıklamasına bakınız.}

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْئَمَةِۜ﴿١٩﴾ عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ﴿٢٠﴾

19-20- Âyetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir. Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.

91-Şems

(٩١) سُورَةُ الشَّمْسِ

{Kadir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 15 âyettir. Adını, sûrenin ilk kelimesi olan ve "güneş" anlamına gelen "şems"ten alır. Bu sûrede insanın yaratılışında var olan iki özellik ele alınır: İyilik ve kötülük. İnsanın yaratılışında, iyi olmak da kötü olmak da kabiliyet olarak vardır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ﴿١﴾ وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ﴿٢﴾ وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ﴿٣﴾ وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ﴿٤﴾ وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙۖ﴿٥﴾ وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ﴿٦﴾ وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖ﴿٧﴾ فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ﴿٨﴾ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ﴿٩﴾ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ﴿١٠﴾

1-2-3-4-5-6-7-8-9-10- Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ﴿١١﴾ اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ﴿١٢﴾ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُاللّٰهِنَاقَةَاللّٰهِوَسُقْيٰيهَا۠﴿١٣﴾ فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْرَبُّهُمْبِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ﴿١٤﴾ وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا﴿١٥﴾

11-12-13-14-15- Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı. Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında, Allah'ın Resûlü onlara: "Allah'ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!" dedi. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti. (Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!

{Allah Semûd kavmine Sâlih Peygamber'i göndermişti. Kendisinden mucize istediler. Allah ona pek güzel bir dişi deve gönderdi. Bu devenin otlaklarda serbestçe dolaşması, belli bir günde sulanması, deveye kimsenin kötülük etmemesi emredildi. Kudar b. Sâlif adında birisi, Hz. Sâlih'i yalanladı. Sonra deveyi kestiler. Allah, onların memleketlerini başlarına yıktı ve onları helâk etti. Onlardan kalan harabeler hâla mevcuttur.}

— 595 —

92-Leyl

(٩٢) سُورَةُ الَّيْلِ

{Geceye yeminle başladığı için "Leyl" denilmiştir. Mekke'de inmiştir, 21 âyettir. Bu sûrede insanoğlunun iki zıt davranışından, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir. İmanlı olmakla cömertlik, imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ﴿١﴾ وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ﴿٢﴾ وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ﴿٣﴾ اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ﴿٤﴾

1-2-3-4- (Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, açılıp ağardığı vakit gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana yemin ederim ki işleriniz başka başkadır.

فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ﴿٥﴾ وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ﴿٦﴾ فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ﴿٧﴾

5-6-7- Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız).

وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ﴿٨﴾ وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ﴿٩﴾ فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ﴿١٠﴾ وَمَا يُغْن۪ى عَنْهُ مَالُهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ﴿١١﴾

8-9-10-11- Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.

اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ﴿١٢﴾ وَاِنَّ لَنَا لَیلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى﴿١٣﴾

12-13- Doğru yolu göstermek bize aittir. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.

فَاَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظّٰىۚ﴿١٤﴾

14- (Ey insanlar!) Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım.

لَايَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ﴿١٥﴾ اَلَّذ۪ى كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ﴿١٦﴾

15-16- O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren kötüler girer.

وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ﴿١٧﴾ اَلَّذ۪ى يُؤْت۪ى مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ﴿١٨﴾

17-18- Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondan (ateşten) uzak tutulur.

وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ﴿١٩﴾ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِرَبِّهِالْاَعْلٰىۚ﴿٢٠﴾ وَلَسَوْفَ يَرْضٰى﴿٢١﴾

19-20-21- Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.

93-Duhâ

(٩٣) سُورَةُ الضُّحٰى

{Duhâ, kuşluk vakti demektir. Sûre, adını ilk ayette geçen bu kelimeden alır. Fecr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 âyettir.

Sûrede âhir zaman Peygamberinin hususiyetlerinden biri yani yetim oluşu ele alınır ve kendisi teselli edilir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالضُّحٰىۙ﴿١﴾ وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ﴿٢﴾ مَا وَدَّعَكَرَبُّكَوَمَا قَلٰىۜ﴿٣﴾

1-2-3- Kuşluk vaktine ve sükûna erdiğinde geceye yemin ederim ki Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.

{Bir ara vahyin gelişi gecikti. Müşrikler: "Rabbi onu terketti, ona darıldı!" dediler. Bu konuşmalar ve sataşmalar Efendimize ağır geliyordu. İşte bu husus âyetlerle izah edildi.}

— 596 —
وَلَیلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُو۫لٰىۜ﴿٤﴾

4- Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.

وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَرَبُّكَفَتَرْضٰىۜ﴿٥﴾

5- Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.

اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪يمًا فَاٰوٰىۖ﴿٦﴾

6- O, seni yetim bulup barındırmadı mı?

وَوَجَدَكَ ضَٓالًّا فَهَدٰىۖ﴿٧﴾

7- Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?

وَوَجَدَكَ عَٓائِلًا فَاَغْنٰىۜ﴿٨﴾

8- Seni fakir bulup zengin etmedi mi?

فَاَمَّا الْيَت۪يمَ فَلَا تَقْهَرْۜ﴿٩﴾

9- Öyleyse yetimi sakın ezme.

وَاَمَّا السَّٓائِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ﴿١٠﴾

10- El açıp isteyeni de sakın azarlama.

وَاَمَّا بِنِعْمَةِرَبِّكَفَحَدِّثْ﴿١١﴾

11- Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an.

94-İnşirah

(٩٤) سُورَةُ الْاِنْشِرَاحِ

{"İnşirâh" açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir. Duhâ sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 8 âyettir. Bu sûrede Peygamberimizin, çocukluğunda risalete hazırlamak üzere kalbinin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir. Ayrıca, onun getirdiği dindeki kolaylıklara dikkat çekilerek Allah'a şükretmeye teşvik edilmektedir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ﴿١﴾

1- Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ﴿٢﴾ اَلَّذ۪ٓى اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ﴿٣﴾

2-3- Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ﴿٤﴾

4- Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?

فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۙ﴿٥﴾ اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۜ﴿٦﴾

5-6- Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ﴿٧﴾ وَاِلٰىرَبِّكَفَارْغَبْ﴿٨﴾

7-8- Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.

{Bazı müfessirler bitirilen işi, bazıları da başlanacak işi "ibadet" olarak yorumlamışlardır. Bu yorumların ortak noktası, dünya ve ahiret arasındaki dengeye dikkat edilmesi gereğinin vurgulanmış olmasıdır.}

95-Tin

(٩٥) سُورَةُ التّ۪ينِ

{"Tîn", dağ adı veya incir demektir. Bürûc sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 8 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِۙ﴿١﴾ وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ﴿٢﴾ وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ﴿٣﴾ لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓى اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ﴿٤﴾ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَۙ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.

{Allah Teâlâ insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. Sûrede "en güzel biçimde yarattık" ifadesi bu hususu belirtmektedir. İnsan serbest iradesi ile ya bu kabiliyetlerini güzel kullanarak "kâmil insan" olacak, yahut da aksi yönü tutarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesinde yer alacaktır.}

— 597 —
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۜ﴿٦﴾

6- Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır.

فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّ۪ينِۜ﴿٧﴾

7- Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir?

اَلَيْسَاللّٰهُبِاَحْكَمِ الْحَاكِم۪ينَ﴿٨﴾

8- Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?

96-Alak

(٩٦) سُورَةُ الْعَلَقِ

{Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu sûreye "İkra' sûresi" de denir. Mekke'de inmiştir; 19 âyettir. İlk 5 âyeti, Kur'an'ın ilk inen âyetleridir.

Bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba dûçar olacağı anlatılır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِقْرَاْ بِاسْمِرَبِّكَالَّذ۪ى خَلَقَۚ﴿١﴾ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ﴿٢﴾

1-2- Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.

اِقْرَاْوَرَبُّكَالْاَكْرَمُۙ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ى عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ﴿٤﴾ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَالَمْ يَعْلَمْۜ﴿٥﴾

3-4-5- Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

كَلَّٓا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ﴿٦﴾ اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ﴿٧﴾ اِنَّ اِلٰىرَبِّكَالرُّجْعٰىۜ﴿٨﴾

6-7-8- Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.

اَرَاَيْتَ الَّذ۪ى يَنْهٰىۙ﴿٩﴾ عَبْدًا اِذَا صَلّٰىۜ﴿١٠﴾

9-10- Namaz kılarken bir kulu (Peygamber'i namazdan) menedeni gördün mü?

{Bu âyetler, Peygamberimize namaz kılarken sataşan Ebu Cehil hakkında inmiştir. O ve benzerleri hakkında 11 ve 12. âyetteki şekilde buyurulmaktadır.}

اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰىۙ﴿١١﴾ اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰىۜ﴿١٢﴾

11-12- Ne dersin, o (Peygamber) doğru yolda ise yahut takvâyı emrediyorsa!

اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ﴿١٣﴾

13- Ne dersin o (meneden, Peygamber'i) yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa!

اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّاللّٰهَيَرٰىۜ﴿١٤﴾

14- (Bu adam) Allah'ın, (yaptıklarını) gördüğünü bilmez mi!

كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ۬ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِۙ﴿١٥﴾ نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍۚ﴿١٦﴾ فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۙ﴿١٧﴾ سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَۙ﴿١٨﴾

Secde

كَلَّاۜ لَاتُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ﴿١٩﴾

15-16-17-18-19- Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), o yalancı, günahkâr alından (perçemden) yakalarız (cehenneme atarız). O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın. Biz de zebânîleri çağıracağız. Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve (yalnızca O'na) yaklaş!

— 598 —

97-Kadr

(٩٧) سُورَةُ الْقَدْرِ

{Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır. Abese sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 5 âyettir. Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne inişinden bahsedilir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ى لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ﴿١﴾

1- Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَالَيْلَةُ الْقَدْرِۜ﴿٢﴾

2- Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?

لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ﴿٣﴾

3- Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.

تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِرَبِّهِمْۚمِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ﴿٤﴾

4- O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.

سَلَامٌ۠ۛ هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ﴿٥﴾

5- O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.

98-Beyyine

حححزززبببث (٩٨) سُورَةُ الْبَيِّنَةِ

{Açık delil manasına gelen ve birinci âyette geçen "beyyine" kelimesi sûreye ad olmuştur. Talâk sûresinden sonra Medine'de inmiştir, 8 âyettir. Bu sûrede kâfirlerden ve müşriklerden söz edilmiş, onların bazı davranışları anlatılmış, inanan ve iyi işler yapanların kurtuluşa ereceği ifade edilmiştir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
لَمْ يَكُنِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ مُنْفَكّ۪ينَ حَتّٰى تَاْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُۙ﴿١﴾

1- Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.

رَسُولٌ مِنَاللّٰهِيَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةًۙ﴿٢﴾ ف۪يهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌۜ﴿٣﴾

2-3- (İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri havi tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.

وَمَا تَفَرَّقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَاجَٓاءَ تْهُمُ الْبَيِّنَةُۜ﴿٤﴾

4- Kendilerine kitap verilenler ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler.

وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُوااللّٰهَمُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ حُنَفَٓاءَ وَيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكٰوةَ وَذٰلِكَ د۪ينُ الْقَيِّمَةِۜ﴿٥﴾

5- Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.

{"Hanif" deyimi için Rûm sûresi 30. âyetin açıklamasına bakınız.}

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ ف۪ى نَارِ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِۜ﴿٦﴾

6- Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ﴿٧﴾

7- İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.

جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَرَبِّهِمْجَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ رَضِىَاللّٰهُعَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَرَبَّهُ﴿٨﴾

8- Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.

— 599 —

99-Zilzal

(٩٩) سُورَةُ الزِّلْزَالِ

{Deprem demek olan "zilzal" surenin ilk ayetinde geçer. Nisa suresinden sonra Medine'de inmiştir. 8 ayettir. Kıyametin kopmasından, insanların yeniden dirilip hesap vermelerinden, herkesin -iyi ya da kötü- ettiğini bulacağından bahseder.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ﴿١﴾ وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاۙ﴿٢﴾ وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَالَهَاۚ﴿٣﴾ يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ﴿٤﴾ بِاَنَّرَبَّكَاَوْحٰى لَهَاۜ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan "Ne oluyor buna!" dediği vakit, işte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır.

يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتًاۙ لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْۜ﴿٦﴾

6- O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler.

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۜ﴿٧﴾

7- Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ﴿٨﴾

8- Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.

{Yerin ağırlığını dışarı çıkarması birkaç türlü tefsir edilmiştir: 1. İçindeki hazineleri dışarı çıkarır, fakat onlara bakan olmaz. 2. Kabirlerdeki ölüler dirilir. 3. Yeraltındaki madenler, gazlar, yanar durumda olan lavlar dışarı fırlar.}

100-Adiyat

(١٠٠) سُورَةُ الْعَادِيَاتِ

{Âdiyât, koşan atlar demektir. Asr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 âyettir. Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًاۙ﴿١﴾ فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًاۙ﴿٢﴾ فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحًاۙ﴿٣﴾ فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعًاۙ﴿٤﴾ فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعًاۙ﴿٥﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَلِرَبِّه۪لَكَنُودٌۚ﴿٦﴾ وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ﴿٧﴾ وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ﴿٨﴾

1-2-3-4-5-6-7-8- Harıl harıl koşanlara, (nallarıyla) çakarak kıvılcım saçanlara, (ansızın) sabah baskını yapanlara, orada tozu dumana katanlara, derken orada bir topluluğun ta ortasına girenlere yemin ederim ki insan, Rabbine karşı pek nankördür. Şüphesiz buna kendisi de şahittir ve o, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür.

اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِى الْقُبُورِۙ﴿٩﴾ وَحُصِّلَ مَا فِى الصُّدُورِۙ﴿١٠﴾ اِنَّرَبَّهُمْبِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَب۪يرٌ﴿١١﴾

9-10-11- Kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman insan (halinin ne olacağını) düşünmez mi? Şüphesiz Rableri o gün onlardan tamamıyle haberdardır.

— 600 —

101-Karia

(١٠١) سُورَةُ الْقَارِعَةِ

{Kâria, kapı çalan demektir ve kıyamet kasdedilmiştir. Kureyş sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 âyettir. Bu sûrede, kıyametin kopuşunda meydana gelecek olaylardan ve insanın âkıbetinden söz edilmiştir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْقَارِعَةُۙ﴿١﴾ مَاالْقَارِعَةُۚ﴿٢﴾ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاالْقَارِعَةُۜ﴿٣﴾

1-2-3- Kapı çalan! Nedir o kapı çalan? O kapı çalanın ne olduğunu bilir misin?

يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ﴿٤﴾ وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِۜ﴿٥﴾

4-5- İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğu, dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!)

فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُۙ﴿٦﴾ فَهُوَ ف۪ى ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۜ﴿٧﴾

6-7- O gün kimin tartılan ameli ağır gelirse işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur.

وَاَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُۙ﴿٨﴾ فَاُمُّهُ هَاوِيَةٌۜ﴿٩﴾

8-9- Ameli yeğni olana gelince, işte onun anası (yeri, yurdu) Hâviye' dir.

{Amelin ağır gelmesi, hayır ve iyiliklerin fazla olması; yeğni gelmesi ise, hayır ve sevap kefesine konacak amelin azlığı veya bulunmaması demektir.}

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاهِيَهْۜ﴿١٠﴾ نَارٌ حَامِيَةٌ﴿١١﴾

10-11- Nedir o (Hâviye) bilir misin? Kızgın ateş!

102-Tekâsür

(١٠٢) سُورَةُ التَّكَاثُرِ

{Tekâsür, çokluk yarışı ve çoklukla övünmek demektir. Kevser sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 8 âyettir. Cahiliye Arapları, mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de isbat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının çokluğuyla övünürlerdi. Sûrede onların bu tutumu eleştirilmekte ve gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.)}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ﴿١﴾ حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ﴿٢﴾

1-2- Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.

كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ﴿٣﴾ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ﴿٤﴾

3-4- Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz!

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَق۪ينِۜ﴿٥﴾ لَتَرَوُنَّ الْجَح۪يمَۙ﴿٦﴾ ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَق۪ينِۙ﴿٧﴾ ثُمَّ لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ﴿٨﴾

5-6-7-8- Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız, (orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.

— 601 —

103-Asr

(١٠٣) سُورَةُ الْعَصْرِ

{Asr, yüzyıl, ikindi vakti ve meyvenin suyunu çıkarmak gibi manalara gelir. "Asr"a yemin ile söze başladığı için bu adı almıştır. İnşirâh sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 3 âyettir. Sûrede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu anlatılmıştır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَالْعَصْرِۙ﴿١﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ى خُسْرٍۙ﴿٢﴾ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ﴿٣﴾

1-2-3- Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.

{Mehmet Âkif'in sûreyle ilgili bir manzumesi şöyledir:

Hâlikın nâ-mütenâhî adı var en başı "Hak"

Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak

Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken

Mutlaka sûre-i ve'l-asr'ı okurmuş bu neden?

Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felâh

Başta iman-ı hakîkî geliyor sonra salâh

Sonra hak sonra sebât: İşte kuzum insanlık

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık.}

104-Hümezeh

(١٠٤) سُورَةُ الْهُمَزَةِ

{Hümeze, birini arkasından çekiştirmek, onunla alay etmek, kırmak ve incitmek manalarına gelir. Kıyamet suresinden sonra Mekke'de inmiştir, 9 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍۙ﴿١﴾ ۨاَلَّذ۪ى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۙ﴿٢﴾

1-2- Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.

يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُٓ اَخْلَدَهُۚ﴿٣﴾

3- (O), malının kendisini ebedî kılacağını zanneder.

كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِى الْحُطَمَةِۘ﴿٤﴾

4- Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاالْحُطَمَةُۜ﴿٥﴾

5- Hutame'nin ne olduğunu bilir misin?

نَارُاللّٰهِالْمُوقَدَةُۙ﴿٦﴾ اَلَّت۪ى تَطَّلِعُ عَلَى الْاَفْئِدَةِۜ﴿٧﴾

6-7- Allah'ın, tutuşturulmuş, (yandıkça) tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateşidir.

اِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌۙ﴿٨﴾ ف۪ى عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ﴿٩﴾

8-9- Onlar (bu ateşin içinde) uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette o (ateş) üzerlerine kapatılmıştır.

105-Fil

(١٠٥) سُورَةُ الْف۪يلِ

{Kâbe'yi yıkmak isteyen Ebrehe'nin fillerle hücumunu konu edindiği için bu adı almıştır. Kâfirûn sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 5 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَرَبُّكَبِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ﴿١﴾

1- Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?

اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ى تَضْل۪يلٍۙ﴿٢﴾

2- Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?

وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا اَبَاب۪يلَۙ﴿٣﴾

3- Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi.

تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ﴿٤﴾

4- O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.

فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَاْكُولٍ﴿٥﴾

5- Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.

— 602 —

106-Kureyş

(١٠٦) سُورَةُ قُرَيْشٍ

{Kureyş'e cahiliye devrinde verilen bazı imtiyazlardan bahsettiği için bu adı almıştır. Tîn sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 4 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ﴿١﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوارَبَّهٰذَاالْبَيْتِۙ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ٓى اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ﴿٤﴾

1-2-3-4- Kureyş'e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için onlar, kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu evin Rabbine kulluk etsinler.

{Kureyş kabilesi, bütün Araplarca kutsal sayılan Kâbe'nin gözetim ve bakımını üstlendikleri için bütün kabileler onlara saygı gösterirdi; bu sayede onlar yazın Tâif'in serin yaylalarına, kışın da Yemen'in ılık bölgelerine serbestçe giderlerdi. İşte bu, Allah'ın onlara bir ihsanı idi, çünkü bu şekilde serbest dolaşma sonunda büyük ölçüde ticaret yapıyorlar ve kazanç elde ediyorlardı.}

107-Mâûn

(١٠٧) سُورَةُ الْمَاعُونِ
بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ى يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ﴿١﴾

1- Dini yalanlayanı gördün mü?

فَذٰلِكَ الَّذ۪ى يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ﴿٢﴾

2- İşte o, yetimi itip kakar;

وَلَايَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ﴿٣﴾

3- Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ﴿٥﴾

4-5- Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.

اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ﴿٦﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ﴿٧﴾

6-7- Onlar gösteriş yapanlardır; hayra da mâni olurlar.

{Bazı kimseler namazlarına riyâ katarlar, bazıları da namazın erkânını ihmal ederler. Âyette bunlara işaret edilmiştir.}

108-Kevser

(١٠٨) سُورَةُ الْكَوْثَرِ

{Kevser, çok nimet demektir; ayrıca cennette bir havuzun da adıdır. Âdiyât sûresinden sonra Mekke'de inen bu sûre 3 âyettir. Erkek çocukları yaşamadığı için Peygamberimize müşrikler, nesli kesik manasına "ebter" dediler. Sûrede buna cevap verilmiştir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَۜ﴿١﴾ فَصَلِّلِرَبِّكَوَانْحَرْۜ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ﴿٣﴾

1-2-3- (Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.

{Bu sûrede kurban kesmek emredilmiştir. Kurban yakınlık demektir. Kurban kesmekten asıl maksat, bu ibadetle Allah'a yakınlık kazanmaktır.}

— 603 —

109-Kâfirun

(١٠٩) سُورَةُ الْكَافِرُونَ

{Kâfirlerden söz ettiği için bu adı almıştır. Mâûn sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 6 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْكَافِرُونَۙ﴿١﴾ لَٓا اَعْبُدُ مَاتَعْبُدُونَۙ﴿٢﴾

1-2- (Resûlüm!) De ki: Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.

وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ﴿٣﴾

3- Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.

وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَاعَبَدْتُمْۙ﴿٤﴾

4- Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.

وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ﴿٥﴾

5- Evet, siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz.

لَكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِىَ د۪ينِ﴿٦﴾

6- Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.

110-Nasr

(١١٠) سُورَةُ النَّصْرِ

{Nasr, yardım demektir. Sûrede Allah'ın Hz. Peygamber'e yardım ederek fetihlere kavuşturduğu ifade edildiği için bu adı almıştır. Bu sûre, Mekke'nin fethi sırasında inmiş olmakla beraber Medine devrinde yani hicretten sonra indiği için medenî (Medine'de inen) sûrelerdendir. 3 âyettir. İslâm zaferini haber verir. İbn Ömer'den gelen rivayete göre bu sûre indikten sonra Peygamberimiz seksen gün yaşamıştır.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا جَٓاءَ نَصْرُاللّٰهِوَالْفَتْحُۙ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ى د۪ينِاللّٰهِاَفْوَاجًاۙ﴿٢﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِرَبِّكَوَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا﴿٣﴾

1-2-3- Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

111-Tebbet

(١١١) سُورَةُ تَبَّتْ

{Tebbet, "kurusun" manasına bedduadır. Ebu Leheb hakkında inmiştir. Zira o, eziyet etmek kasdıyla Resûlullah'ın yoluna gizlice diken koymuş, bu işte kendisine karısı da yardım etmişti. Sûre, "Mesed sûresi" diye de anılır. Fâtiha sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 5 âyettir.

Bir rivayete göre Şuarâ sûresinin 124. âyeti gereğince Efendimiz yakın akrabasını çağırarak, onları İslâm'a dâvet etmişti. Amcası Ebû Leheb galiz sözler sarfederek, "Bizi bunun için mi çağırdın?" demişti. Bunun üzerine bu sûre indi.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ى لَهَبٍ وَتَبَّۜ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَاكَسَبَۜ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍۚ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ﴿٤﴾ ف۪ى ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- Ebu Leheb'in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek).

— 604 —

112-İhlas

(١١٢) سُورَةُ الْاِخْلَاصِ

{İhlâs, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamınadır. Mekke'de inmiştir, 4 âyettir. İslâm'ın tevhid akîdesinin en özlü ve anlamlı ifadesidir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ هُوَاللّٰهُاَحَدٌۚ﴿١﴾اَللّٰهُالصَّمَدُۚ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ﴿٤﴾

1-2-3-4- De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.

{Samed, hiçbir şeye muhtaç olmayan, aksine her şey kendisine muhtaç olan demektir.}

113-Felak

(١١٣) سُورَةُ الْفَلَقِ

{Felak, sabah manasına geldiği gibi yarmak manasına da gelir. Bundan sonra gelen Nâs sûresiyle birlikte ikisine "iki koruyucu" anlamında "muavvizeteyn" denir. Bu sûrelerin şifa maksadıyla okunduğuna dair hadisler vardır. Medine'de inmiştir, 5 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ اَعُوذُبِرَبِّالْفَلَقِۙ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِۙ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ﴿٥﴾

1-2-3-4-5- De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!

114-Nas

(١١٤) سُورَةُ النَّاسِ

{Nâs, insanlar demektir. Medine'de inmiştir, 6 âyettir.}

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ اَعُوذُبِرَبِّالنَّاسِۙ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ى يُوَسْوِسُ ف۪ى صُدُورِ النَّاسِۙ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ﴿٦﴾

1-2-3-4-5-6- De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) insanların İlâhına sığınırım!

— 605 —

Hatim Duası

بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّالْعَالَم۪ينَ ٭ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ٭ وَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَي الظَّالِم۪ينَ ٭ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَ اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ ٭اَللّٰهُمَّ رَبَّنَايَارَبَّنَاتَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٭ وَتُبْ عَلَيْنَا يَا مَوْلٰنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ ٭ وَاهْدِنَا وَ وَفِّقْنَٓا اِِلَى الْحَقِّ وَ اِلٰى طَر۪يقٍ مُسْتَق۪يمٍ ٭ بِبَرَكَةِ الْقُرْاٰنِ الْعَظ۪يمِ ٭ وَبِحُرْمَةِ مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ ٭ وَاعْفُ عَنَّا يَا كَر۪يمُ ٭ وَاعْفُ عَنَّا يَا رَح۪يمُ ٭ وَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا بِفَضْلِكَ وَجُودِكَ وَكَرَمِكَ يَٓا اَكْرَمَ الْاَكْرَم۪ينَ ٭اَللّٰهُمَّزَيِّنَّا بِز۪ينَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَ اَكْرِمْنَا بِكَرَامَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَشَرِّفْنَا بِشَرَافَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَ اَلْبِسْنَا بِخِلْعَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَ اَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ بِشَفَاعَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَعَافِنَا مِنْ كُلِّ بَلٰٓاءِ الدُّنْيَا وَعَذَابِ الْاٰخِرَةِ بِحُرْمَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَارْحَمْ جَم۪يعَ اُمَّةِ مُحَمَّدٍ يَا رَح۪يمُ يَا رَحْمٰنُ ٭اَللّٰهُمَّاجْعَلِ الْقُرْاٰنَ لَنَا فِي الدُّنْيَا قَر۪ينًا ٭ وَفِي الْقَبْرِ مُونِسًا ٭ وَفِي الْقِيَامَةِ شَف۪يعًا ٭ وَعَلَى الصِّرَاطِ نُورًا ٭ وَفِي الْجَنَّةِ رَف۪يقًا ٭ وَمِنَ النَّارِ سِتْرًا وَحِجَابًا ٭ وَ اِلىَ الْخَيْرَاتِ كُلِّهَا دَل۪يلًا وَ اِمَامًا ٭ بِفَضْلِكَ وَجُودِكَ وَكَرَمِكَ يَٓا اَكْرَمَ الْاَكْرَم۪ينَ وَيَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ ٭اَللّٰهُمَّاهْدِنَا بِهِدَايَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَنَجِّنَا مِنَ النّ۪يرَانِ بِكَرَامَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَارْفَعْ دَرَجَاتِنَا بِفَض۪يلَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّاٰتِنَا بِتِلَاوَةِ الْقُرْاٰنِ ٭ يَا ذَاالْفَضْلِ وَالْاِحْسَانِ ٭اَللّٰهُمَّطَهِّرْ قُلوُبَنَا ٭ وَاسْتُرْ عُيوُبَنَا ٭ وَاشْفِ مَرْضَانَا ٭ وَاقْضِ دُيُونَنَا ٭ وَارْفَعْ دَرَجَاتِنَا ٭ وَارْحَمْ اٰبَٓائَنَا ٭ وَاغْفِرْ اُمَّهَاتِنَا ٭ وَ اَصْلِحْ د۪ينَنَا وَدُنْيَانَا ٭ وَشَتِّتْ شَمْلَ اَعْدَٓائِنَا ٭ وَاحْفَظْ اَهْلَنَا وَ اَمْوَالَنَا وَبِلَادَنَا مِنْ جَم۪يعِ الْاٰفَاتِ وَالْاَمْرَاضِ وَالْبَلَايَا ٭ وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ٭ بِحُرْمَةِ الْقُرْاٰنِ الْعَظ۪يمِ ٭
اَللّٰهُمَّبَلِّغْ وَ اَوْصِلْ ثَوَابَ مَا قَرَاْنَاهُ وَنُورَ مَا تَلَوْنَاهُ اِلٰى رُوحِ سَيِّدِنَا وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ صَلَّىاللّٰهُتَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ٭ وَ اِلٰٓى اَرْوَاحِ جَم۪يعِ الْاَنْبِيَٓاءِ وَالْمُرْسَل۪ينَ صَلَوَاتُاللّٰهِوَسَلَامُهُ عَلَيْهِمْ اَجْمَع۪ينَ ٭ وَ اِلٰٓى اَرْوَاحِ اٰلِه۪ وَ اَوْلَادِه۪ وَ اَزْوَاجِه۪ وَ اَصْحَابِه۪ وَ اَتْبَاعِه۪ وَجَم۪يعِ ذُرِّيَّاتِه۪ ٭ رِضْوَانُاللّٰهِتَعَالٰى عَلَيْهِمْ اَجْمَع۪ينَ ٭ وَ اِلٰٓى اَرْوَاحِ اٰبَٓائِنَا وَ اُمَّهَاتِنَا وَ اِخْوَانِنَا وَ اَخَوَاتِنَا وَ اَوْلَادِنَا وَ اَقْرِبَٓائِنَا وَ اَحِبَّٓائِنَا وَ اَصْدِقَٓائِنَا وَ اَسَات۪يذِنَا وَ مَشَايِخِنَا وَ لِمَنْ كَانَ لَهُ حَقٌّ عَلَيْنَا ٭ وَ اِلٰي اَرْوَاحِ جَم۪يعِ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَ الْمُسْلِم۪ينَ وَالْمُسْلِمَاتِ اَلْاَحْيَٓاءِ مِنْهُمْ وَالْاَمْوَاتِ ٭ يَا قَاضِيَ الْحَاجَاتِ وَيَا مُج۪يبَ الدَّعَوَاتِ ٭ اِسْتَجِبْ دُعَٓائَنَا بِرَحْمَتِكَ يَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَ ٭ وَالْحَمْدُلِلّٰهِ رَبِّالْعَالَم۪ينَ