Hakikat Nurları
— 158 —

gayet kuvvetli ve hâlistir ki; bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevî-i dalalet karşısında tek başıyla galibane mukabele eder.

Hem Risaletü'n-Nur, sair ulemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermiyor ve evliya misillü yalnız kalbin keşf ve zevkiyle hareket etmiyor; belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh vesair letaifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i a'lâya uçar; taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişemediği yerlere çıkar; hakaik-i imaniyeyi kör gözüne de gösterir.

(Bedîüzzaman'ın iaşesi ve geçimi hakkında ehl-i dünyanın suali)

Sual: Ehl-i dünya bana der: "Ne ile yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun? Memleketimizde tenbelce oturanları ve başkasının sa'yi ile geçinenleri istemiyoruz."

Elcevab: Ben iktisad ve bereketle yaşıyorum. Rezzakımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve almamağa da karar vermişim. Evet günde yüz para, belki kırk para ile yaşayan bir adam, başkasının minnetini almaz. Şu mes'elenin izahını hiç arzu etmiyordum.

— 159 —

Belki bir gururu ve bir enaniyeti ihsas eder fikriyle, beyan etmek bana pek nâhoştur. Fakat madem ehl-i dünya evhamlı bir surette soruyorlar, ben de derim ki:

Küçüklüğümden beri halkların malını kabul etmemek -velev zekat dahi olsa- hem maaşı kabul etmemek -yalnız bir-iki sene Dârülhikmeti'l-İslâmiye'de dostlarımın icbarıyla kabul etmeye mecbur oldum ve o parayı da manen millete iade ettik- hem maişet-i dünyeviye için minnet altına girmemek, bütün ömrümde bir düstur-u hayatımdır. Ehl-i memleketim ve başka yerlerde beni tanıyanlar bunu biliyorlar. Bu beş seneki nefyimde, çok dostlar bana hediyelerini kabul ettirmek için çok çalıştılar, kabul etmedim.

"Öyle ise nasıl idare edersin?" denilse, derim: Bereket ve ikram-ı İlahî ile yaşıyorum. Nefsim çendan her hakarete, her ihanete müstehak ise de; fakat Kur'an hizmetinin kerameti olarak, erzak hususunda ikram-ı İlahî olan berekete mazhar oluyorum. وَ اَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ sırrıyla, Cenab-ı Hakk'ın bana ettiği ihsanatı yâdedip, bir şükr-ü manevî nev'inde birkaç numunesini söyleyeceğim. Bir şükr-ü manevî olmakla beraber, korkuyorum ki, bir riya ve gururu ihsas

— 160 —

ederek o mübarek bereket kesilsin. Çünki müftehirane gizli bereketi izhar etmek, kesilmesine sebeb olur. Fakat ne çare, söylemeye mecbur oldum.

İşte birisi: Şu altı aydır otuzaltı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. Daha var, bitmemiş. Ne mikdar kifayet {(Haşiye): Bir sene devam etti.} edecek, bilmiyorum.

İkincisi: Şu mübarek Ramazanda, yalnız iki haneden bana yemek geldi, ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten memnû'um. Mütebâkisi, bütün Ramazanda benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş'un ihbarı ve şehadetiyle; üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kâfi gelmiştir. Hattâ o pirinç, onbeş gün Ramazandan sonra bitmiştir.

Üçüncüsü: Dağda, üç ay bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı, -her gün ekmekle beraber yemek şartıyla- kâfi geldi. Hattâ Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günü idi; dedim ona: Git ekmek

— 161 —

getir. İki saat, her tarafımızda kimse yok ki, oradan ekmek alınsın. "Cum'a gecesi senin yanında bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum" dedi. Ben de dedim: «Tevekkelna alallah, kal.» Sonra hiç münasebeti olmadığı halde ve bir bahane yokken, ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şeker ile çayımız vardı. Dedim: "Kardeşim, bir parça çay yap." O ona başladı, ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. Müteessifane şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu safi-kalb adama ne diyeceğim? diye düşünmede iken, birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim; gördüm ki: Koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: "Süleyman müjde! Cenab-ı Hak bize rızık verdi." O ekmeği aldık; bakıyoruz ki, kuşlar ve hayvanat-ı vahşiye hiçbiri ilişmemiş. Yirmi-otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek, ikimize iki gün kâfi geldi. Biz yerken, bitmek üzere iken, dört sene sadık bir sıddıkım olan müstakim Süleyman, ekmekle aşağıdan çıkageldi.

— 162 —

Dördüncüsü: Şu üstümdeki sakoyu, yedi sene evvel, eski olarak almıştım. Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim. Bereket iktisad ve rahmet-i İlahiye bana kâfi geldi.

İşte şu numuneler gibi çok şeyler var ve bereket-i İlahiyenin çok cihetleri var. Bu köy halkı çoğunu bilirler. Fakat sakın bunları fahr için zikrediyorum zannetmeyiniz, belki mecbur oldum. Hem benim için iyiliğe bir medar olduğunu düşünmeyiniz. Bu bereketler, ya yanıma gelen hâlis dostlarıma ihsandır veya hizmet-i Kur'aniyeye bir ikramdır veya iktisadın bereketli bir menfaatıdır veyahut «Yâ Rahîm, Yâ Rahîm» ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket suretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet hazîn mırmırlarını dikkatle dinlesen, «Yâ Rahîm, Yâ Rahîm» çektiklerini anlarsın.

Kedi bahsi geldi, tavuğu hatıra getirdi. Bir tavuğum var. Şu kışta, yumurta makinesi gibi pek az fâsıla ile her gün rahmet hazinesinden bana bir yumurta getiriyordu. Hem bir gün iki yumurta getirdi; ben de hayrette kaldım. Dostlarımdan sordum: "Böyle olur mu?" dedim. Dediler: "Belki bir ihsan-ı İlahîdir."

— 163 —

Hem şu tavuğun yazın çıkardığı küçük bir yavrusu vardı. Ramazan-ı Şerifin başında yumurtaya başladı, tâ kırk gün devam etti. Hem küçük, hem kışta, hem Ramazanda, bu mübarek hâli bir ikram-ı Rabbanî olduğuna, ne benim ve ne de bana hizmet edenlerin şübhemiz kalmadı. Hem ne vakit annesi kesti, hemen o başladı.. beni yumurtasız bırakmadı.

=#164

Fihrist

Sekizinci Mektup:...5

Üçüncü Lem'a:...9

Dördüncü Lem'a:...20

Yirminci Mektup - Birinci Makam:...28

"Madem Risale-i Nur hem kerametlidir hem tarîkatlardan ziyade iman hakikatlerinin inkişafında terakki veriyor; neden evliyalar gibi manevî zevkler ve keşfiyatlara ve maddî kerametlere mazhariyetleri görülmüyor hem onun talebeleri de öyle şeyler aramıyorlar?" sualine güzel bir cevaptır.

Beşinci Mektup:...47

Tasavvufun meyve, hakaik-i İslamiyenin gıda olduğunu izah ile, Risale-i Nur'un "Şu zamanın yaralarına en münasip bir ilaç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu" hakkındadır.

Telvihat-ı Tis'a:...51

Velayet yolları hakkında olup, tasavvuf ve tarikatın hakikatlerini beyan eden gayet maruf bir risaledir.

Kader Risalesi'nin Zeyli:...85

— 165 —

On Beşinci Mektup:...93

Birinci Sual: "Sahabeler velilerden büyük oldukları halde, sahabenin içindeki fitneyi çeviren müfsidleri neden nazar-ı velayetle keşfedemediler. Tâ dört Hulefa-yı Raşidîn'den üçünün şehadetiyle neticelendi?" sualine iki mühim makamla cevap veriliyor.

On Sekizinci Mektup:...99

Üç Mes'ele-i Mühimme'dir.

Yirmi Altıncı Mektup'un Dördüncü Mebhas'ından İkinci Mesele:...114

"Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin-i Râzî'ye: 'Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır.' demiş. Bundan murad nedir?" Sualinin cevabıdır.

Dördüncü Mes'ele:...118

جَدِّدُوا ا۪يمَانَكُمْ بِلَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ hikmeti nedir?" diye suale, gayet güzel ve nurlu bir cevaptır. Diğer bir sualin cevabında, vahdaniyetin gayet azim bir hüccetine ve geniş ve uzun bir bürhanına muhtasar bir işaret vardır.

Dokuzuncu Mes'ele:...124

"Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak dairesinin haricinde ehl-i velayet bulunabilir mi?" sualinin cevabıdır.

— 166 —

Onuncu Mes'ele:...128

Mühim bir düstur.

Yirmi Sekizinci Mektup'tan Üçüncü Mesele Olan Üçüncü Risale:...132

Risale-i Nur'un zahirî bir ilimden ibaret olmadığı, derûnî ve batınî hakikatlerle mücehhez olup bihakkın irşad vazifesini gördüğünü izah ve ispat eden ilmî, nuranî ve feyizli bir derstir.

Sahabeler Risalesi'nin âhirindeki ehemmiyetli dört sual-cevap:...144

Bir Düstur:...150

Risale-i Nur'un talebelerine ne derece feyiz ve nur kazandırdığı hakkındadır.

«Risale-i Nur'un erkân-ı imaniye hakkında bu derece kesretli tahşidatı ne içindir? Bir ümmi mü'minin imanı büyük bir velinin imanı gibidir, diye eski hocalar bize ders vermişler.» sualine hakikatli bir cevaptır. ...152

Risale-i Nur'un, yedi Mesnevî-i Şerif kadar kudsî bir kıymet kazanıp ehl-i hakikate bâki bir rehber ve mürşid olacağı hakkında, bir sünuhat ve müjde. ...156

Evliya divanları ve ulema kitaplarıyla Risale-i Nur'un kısaca muvazenesi yapılıp Risale-i Nur'un ehemmiyet ve kıymeti beyan edilmektedir. ...156

Bir Mektup:...158