Emirdağ Lahikası
— 112 —

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Nur-u Muhammedîye ve sahabeye bakan dört sahife çok güzeldir. Âhirinde, Risale-i Nur'a ve dolayısıyla bize bakan kısımlar Hasan Feyzi'nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir-i kasidesinde Risale-i Nur'un hakikatını ve şahs-ı manevîsini murad etmiş. Yine ta'dile muhtaç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdil ettiğim halde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyadedir diye titredim. Fakat madem şakirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havale ediyorum. Siz, hem bu zamandaki vehhamlıları, hem mesleğimizin muktezası olan mahviyet ve ihlas ve terk-i enaniyet noktalarını nazara alınız; münasib gördüğünüz kelimeleri ta'dil ediniz. Bu fütur zamanında ehemmiyetli bir kamçı-yı teşviktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz.

Hem o kıymetli kardeşimiz, merhum Hâfız Ali'nin (R.H.) vârisi ve halefi yerinde Risale-i Nur'a fevkalâde irtibat ve sadakatla bağlıdır. Benim ta'dilimden gücenmesin.

Gayet samimî bir kanaatla ve kuvvetli bir itimad ile ve derin bir ilimle ve parlak bir iman ile Risale-i Nur'un mahiyetini iki defadır tarif eden Risale-i Nur'un has şakirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden Hasan Feyzi'nin Sikke-i Tasdik-i Gaybî'den aldığı bir ilham ile Risale-i Nur hakkında ve o nurun menbaı ve esası olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-i Kur'an ve sırr-ı iman tarifinde bu kasideyi yazmıştır.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

Ahmed yaratılmış o büyük Nur-u Ehad'den

Her zerrede nurdur o ezelden hem ebedden

Bir nur ki odur hem yüce hem lâyetenahî

Ol Fahr-i Cihan Hazret-i Mahbub-u İlahî

Parlattı cihanı bu güzel Nur-u Muhammed (A.S.M.)

Halkolmasa, olmaz idi bir zerre ve bir ferd

Ol nuru ânın, her yeri her zerreyi sarmış

Baştan başa her dem bu kesif zulmeti yarmış

— 113 —

Bir nur ki odur sade ve hem lâyetezelzel

Âri ve berî cümleden üstün ve mükemmel

Bir nur ki bütün zerrede ancak o nümayan

Bir nur ki verir kalblere hem aşk ile iman

Bir nur ki eğer olmasa ol nur hele bir an

Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvan

Bir nur ki değil öyle muhat, hem dahi mahsur

Bir nur ki eder kalbi de pür-nur, çeşmi de pür-nur

Bir lem'adır andan, şu büyük şems ve kamerler

Hep işte o nurdan bu acaib koca âlem

Halk oldu o nurdan yine Cennet'le Cehennem

Şekk yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur'an

Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-i insan

Her şeye odur mebde' ve asıl ve esas hem

Ondan görünür nev'-i beşer böyle mükerrem

Bir zerre değil, bahr-i muhit o bahr-i münirden

Hem nasıl beşer hiç kalıyor hepsi de birden

Şekk yok ki cihan, katre-i nurundan o nurun

Şekk yok ki bu can, zerre-i nurundan o nurun

Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar

Söndürmeğe hem kimde aceb zerre mecal var

— 114 —

Söndürmeğe kalkmıştı asırlar dolu küffar

Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhar

Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden ol

Tarihe sorun, kimdir o nur, hem kim imiş menfur

Alnında yanan Nur-u Muhammed'di Halil'in

Yetmezdi gücü, bakmağa her çeşm-i alîlin

Görseydi Resul'ün o güzel nurunu, Nemrud

Yakmazdı o dem, nârını ol kâfir-i matrud

Bir sivrisinek öldürüyor o şah-ı cihanı (!)

Atmıştı Halil'i ateşe çünki o câni

Bir perde açıp söyledi Hak gizli kelâmdan

Ol ateşe bahseyledi hem berd ü selâmdan

"Dostum ve Resulüm yüce İbrahim'i ey nâr

At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhar!"

Bir gizli hitab geldi de ol dem yine Hak'tan

Bir abd-i mükerrem dahi kurtuldu bıçaktan

Ol nurdan için Yunus'u hıfzeyledi ol hut

Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lut

Ol hüsn-ü cemal, eyledi âlemleri hayran

Nerden onu bulmuş, acaba Yusuf-u Ken'an

Hikmet nedir, ol derdlere sabreyledi Eyyüb

Hem sırrı nedir, Yusuf için ağladı Ya'kub

— 115 —

Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his

Ol namlı nebi, şanlı şehid Hazret-i Cercis

Hasretle neden ağladılar Âdem ve Havva

Kimdendi bu yıllarca süren koskoca dava

Hem âh, neden terkedilip Ravza-i Cennet

Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet

Nur şehri olan Tûr'da o dem Hazret-i Musa

Esrar-ı kelâm hep çözülüp buldu tecella

Bir parça Zebur'dan okusa Hazret-i Davud

Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev'ud

Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler

Bilmem ki neden, hep işiten âh! diye inler

Mahluku bütün kendine râmetti Süleyman

Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman

Yellerle uçan şanlı büyük taht-ı mukaddes

Esrar-ı ezelden o da duymuş yine bir ses

Ol hangi acib sır ki, çıkar göklere İsa

Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yuda

Nur derdi için tahtını terkeyledi Edhem

Bir başkasının tahtı olur derdine merhem

Çok şahs-ı veli, nur ile hem etti kanaat

Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu keramet

— 116 —

Her hepsi de pervanesi, üftadesi nurun

Her hepsi muamma, gücü yetmez bu şuurun

Fillerle varıp Kâ'be'ye hem Ebrehe zalim

İsterdi ki yapsın nice bin türlü mezalim

İsterdi ki o beyt yıkılıp şöhreti sönsün

Halk Kâ'be'yi terkederek kiliseye dönsün

İsterdi ki çeksin doğacak nura bir sed

Hem doğmadan ölsün diye Mahbub-u Müebbed

Günlerce gidip Kâ'be'ye hem yaklaşan ordu

Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu

Sür'atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden

Taş harbine başlar pek acib hepsi birden

İndikçe havadan o muamma gibi taşlar

Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar

Şahıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ

Olsun diye Mahbub'a nişan, eyledi mevta

Hem kavm-i Kureyş, söndürelim derken o nuru

Erkek ve kadın, cümlesinin kaçtı huzuru

Müşrik ve muvahhid, iki fırka olup urban

Yıllarca dökülmüş yine kan üstüne bir kan

Şakk etti Kamer, Fahr-i Beşer, ol yüce Server

Her yerde ve her anda onun nuru muzaffer

— 117 —

Kur'andı kavli, nurdu yolu, ümmeti mutlu

Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu

Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser

Ol Sure-i Kevser, dedi a'dasına "ebter!"

Ol Şems-i Ezel'den kaçınan ol kuru başlar

Gayya-i Cehennem'de bütün yakmış ateşler

Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes

Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes

İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş'ten

Feyz almak için doğmuş olan şanlı güneşten

Ol kevser-i Ahmed'den içip herbiri tas tas

Olmuştu o gün sanki mücella birer elmas

Ol başlara taç, derde ilâç, mürşid-i âlem

Eylerdi nazar bunlara nuruyla demâdem

Bunlardı o a'dayı boğan bir alay arslan

Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban

Bunlardan o gün ehl-i nifak cümle kaçardı

Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı

Bunlardı o Peygamberin ashabı ve âli

Dünyada ve ukbada da hem şanları âlî

Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur'an:

Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan

— 118 —

Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı

Merkebleri yeller gibi Düldül'dü, Burak'tı

Bir cezbe-i "Yâ Hayy!" ile seller gibi aktı

A'daya varıp herbiri şimşek gibi çaktı

Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar

Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar

Bunlardı mübarek yüce cem'iyet-i şûra

Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübra

Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisra

Bunlarla ziyadar o karanlık koca sahra

Bunlardı veren hasta, alîl gözlere bir fer

Bunlardı o tarihe geçen şanlı gazanfer

Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habib'in

Her an görünür gözlere ondan nice yüzbin

Nur altına girmiş bulunan türlü cemaat

Hem buldu beka, hem de bütün gördü adalet

Ecdad-ı izamın o büyük ruhları küskün

Zira ne küfürler okunur onlara her gün

Yağmıştı o gün âh ne kederler, ne elemler

Âciz onu hep yazmağa, eller ve kalemler

Binlerce yetimin yıkılan kalbini sen yap

Afvet yeter artık, o Habib aşkına ya Rab!..

— 119 —

Derken yeter artık, bizi afvet güzel Allah

Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh

Buz parçası halinde bulut, bir yere düşmüş

Erkek ve kadın hepsi de ol semte üşüşmüş

Derhal açılıp gökyüzü hem parladı ol nurdan gelen Risalei'n-Nur

Hallak-ı Rahîm eyledi mahlukunu mesrur

Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz

Bir neş'e duyup sustu biraz ağlayan o göz

Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden

Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden

Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar

Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar

Her kalbe sürur, her göze nur doldu bu günden

Bir müjde verir sanki o bir şanlı düğünden

Arzeyleyelim ol yüce Allah'a şükürler

Kalkar bu kahr u cehl ü dalal, şirk ü küfürler

Ol nur-u hüda saldı ziya, kalbe safa hem

Gösterdi beka, göçtü fena, buldu vefa hem

Çıkmıştı şakî, geldi nakî gördü adavet

Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidayet

Fışkırdı Risale-i Nur, ufuktan o nur-u Risalet

Ol nur-u Risalet verecek emn ü adalet

— 120 —

Allah'a şükür, kalkmada hep cümle karanlık

Allah'a şükür, dolmada hep kalbe ferahlık

Allah'a şükür, işte bugün perde açıldı

Âlemlere artık yine bir neş'e saçıldı

Artık bu sönük canlara can üfledi canan

Artık bu gönül derdine ol eyledi derman

Bir fasl-ı bahar başladı illerde bu günden

Bir sohbet-i gül başladı dillerde bu günden

Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye koştum

Nur derdine düştüm de denizler gibi coştum

Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken

Düştüm yine derya gibi bir nura bugün ben

Verdim ona ben gönlümü baştan başa artık

Maşukum odur şimdi benim, ben ona âşık

Ol nur-u ezel hem kararan kalblere lâyık

Ol nurdan alır feyzini hem cümle halâyık

Kahreyledi ol zulmeti Risale-i Nur'a akanlar

Nur kahrına uğrar, ona hasmane bakanlar

Küfrün bütün alayı hücum etse de ey nur

Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhur

Sensin yine hazır, yine sensin bize nâzır

Ey nur-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i kudret-i Fâtır

— 121 —

Bir neş'e duyurdun imanla sırr-ı ezelden

Bir müjde getirdin bize ol namlı güzelden

Madem ki içirdin bize ol âb-ı hayattan

Bir zerre kadar kalmadı havf şimdi memattan

Hasret yaşadık nuruna yıllarca bütün biz

Masum ve alîl, türlü bela çekti sebebsiz

Yıllarca akan, kan dolu gözyaşları dinsin

Zalim yere batsın, o zulüm bir yere sinsin

Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın

Öksüz ve yetim, dul ve alîl hepsi de kansın

Ey nur gülü, nur çehreni öpsem dudağından

Kalb bahçesinin kalbine diksem budağından

Her dem kokarak hem o güzel rayihasından

Çıksam yine ben âlem-i fâni tasasından

Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün

Sinemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün

Sensin bize bir neş'e veren ol gül-ü hâlis

Sensin bize hem cümleden a'lâ, dahi muhlis

Ey Nur-u Risalet'ten gelen bir bürhan-ı Kur'an

Ey sırr-ı Furkan'dan çıkan hüccet-i iman

Sendin bize matlub, yine sendin bize mev'ud

Sayende bugün herkes olur zinde ve mes'ud

— 122 —

Her an seni bekler ve sayıklardı bu dünya

Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rü'ya

Bin üçyüz senedir toprağa dönmüş nice milyar

Mü'min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr

Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı

Her hepsi de her an sana eylerdi selâmı

Nur çehreni açsan, atarak perdeyi yüzden

Söyler bana ruhum yine مَا ازْدَدْتُ يَق۪ينًا

Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber

Risalei'n-Nur'dur vallah o son müceddid-i ekber

Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işaret

Eyler bu mukaddes koca davaya şehadet

En başta gelen şahid-i adl Hazret-i Kur'an

Göstermiş ayânen otuzüç yerde o bürhan

يَا مُدْرِكًا nin kalbine gömmüş Esedullah

Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh

كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ demiş ol pîr-i muazzam

Binlerce veli hem yine yapmış buna bin zam

Mu'cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz

Artık bu muammaları gel sen bize bir çöz

— 123 —

Altıncı Söz'ün aldı bütün fiil ü sıfâtı

Verdim de arındım ona hem zât u hayatı

Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında

Tevhide eriştir beni, gel varını sun da

Ben ben diye yazdımsa da sensin yine ol ben

Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden

Afvet beni ey afvı büyük, lütfu büyük Risalei'n-Nur

Bir dem bile hem eyleme senden beni ya Rabbena mehcur

Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur

Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur

Ey Nur-u Ezel'den gelen Nur-u Muhammed (A.S.M.)

Ey sırr-ı imandan gelen nur-u müebbed

Binlerce yetimin duyulan âhını bir kes

Sarsar o büyük arşı da vallah bu çıkan ses

Vallah cemilsin, yeter artık bu celalin

Göster bize ey Nur-u Muhammed, bir kerre cemalin

Dergâhını aç, et bize ihsan, yine ey nur-u Risalet

Biz dertli kuluz, kıl bize derman, yine ey nur-u hakikat

Emmare olan nefsimizin emrine uyduk

Ver bizlere sen nur ile îkan, yine ey Nur-u Kur'an

Hırs ateşi sönsün de gönül gülşene dönsün

Saç nurunu, hem feyzini her an, yine ey nur-u iman

— 124 —

Sen nur-u Bedî', Nur-u Rahîm'sin bize lütfet

Hep isteğimiz aşk ile iman, yine ey Nur-u İlahî

Dinin çekilip, dev gibi saldırmada vahşet

Rahm et bizi garketmeye tufan, yine ey Nur-u Rahmanî

Pür-nura boyansın bütün âfâk-ı cihanın

Her yerde okunsun da bu Kur'an, yine ey Nur-u Sübhanî

Mahbubuna uyduk, hepimiz ümmeti olduk

Ağlatma yeter, et bizi handan, yine Ey Nur-u Rabbanî

Ol Ravza-i Pâk-i Ahmed'i (A.S.M.) göster bize bir dem

Artık olalım hep ona kurban, yine Ey Nur-u Samedanî

İslâm'a zafer ver, bizi kurtar, bizi güldür

A'damızı et hâk ile yeksan, yine ey Nur-u Furkanî

Her belde-i İslâm ile, olsun bu yeşil yurd

Tâ haşre kadar cennet-i canan, yine ey Nur-u imanî

Ol Fahr-i Cihan, Âl-i Abâ hakkı için ya Rab

Hıfzet bizi âfât u beladan, yâ Nure'l-Envâr, bihakkı ismike'n-Nur!

Âciz, bîçare talebeniz
Hasan Feyzi (Rahmetullahi Aleyh)