ALTINCI KİTAP
İÇİNDEKİLER
Hac ile umrenin mahiyetleri
Haccın nevileri, rukünleri
Tavafın mahiyeti ve nevileri
Haccın farz olmasının şartları
Haccın edasının farz olmasının şartları
Haccın sahih olmasının şartları
Mikat ile alakalı mâlumat
Haccın farz olmasının sebebi ve zamanı
Haccın farz olmasındaki hikmet
Haccın vacipleri, sünnetleri ve âdabı
Hac ibadeti hakkında tatbikat
Umre, temettü ve kıran haccı hakkında tatbikat, hedy'in mahiyeti ve hükümleri
Hac ile alakalı yasaklar
Bedel = niyabet sureti ile hac
Hac hususundaki bedellik, vasiyet ve adak ile alakalı meseleler
İhsar'a ait meseleler
Resûl-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in kabri saadetlerini ziyaret
HAC İLE UMRENİN MAHİYETLERİ
1- Hac, lûgatta tazim edilecek makamları ve diğer yerleri ziyaret kastında bulunmaktır. Şer'i şerifte; Arafat'ta hususi vaktinde bir miktar durmaktan, daha sonra Kâbe-i muazzama'yı usulü dairesinde tavaf sureti ile ziyaret etmekten ibarettir. Hac eden zata: Hâc = Hacı denir. Çoğulu Huccâc'dır.
2- Umre, lûgatta ziyaret manasınadır. Istılahta: Kâbe-i muazzama'yı tavaftan ve Safâ ile Merve denilen iki mevki arasında sa'y etmekten ibarettir ki, bunun için muayyen bir zaman yoktur. Senenin her mevsiminde yapılabilir. Yalnız arefe günü ile kurban bayramının dört gününde yapılması mekruhtur. Ramazan-ı şerif'te yapılması ise menduptur.
3- Umre, bir sünneti müekkededir. Bunu yapan zata "mutemir" denilir. Farz olan hacca: "Hacc-ı ekber = büyük hac" denildiği gibi, umreye de: "Hacc-ı asğar = küçük hac" denilir. Bununla beraber arefe günü cumaya tesadüf eden bir hacca da: "Hacc-ı ekber" denilmektedir.
(Umre, İmam Malik'e göre de bir müekket sünnettir. Fakat İmam Şafii'ye göre bir defaya mahsus olmak üzere hemen yapılması gerekli olmayan bir farzı ayındır. Hanbelilere göre ise hemen yapılması farz olur.)
HACCIN NEVİLERİ
4- Hac, farz, vacip, nafile kısımlarına ayrıldığı gibi, Haccı ifrat, Haccı temettü, Haccı kıran nevilerine de ayrılır. Şöyle ki:
1. Farz olan hac, şartlarını kendisinde toplayan bir müslümanın ömründe bir defa eda etmekle mükellef olduğu hacdır.
2. Vacip olan hac, adak yapılan veya başlanılmışken bozulan nafile bir hacca bedel, kaza edilecek olan hacdır.
3. Nafile olan hac, mürahik {(*): Not: On iki yaşını bitirip henüz büluğ çağına ermeyen erkek çocuğuna mürahik, dokuz yaşını tamamlayıp da büluğ çağına ermeyen kıza da mürahika denir.} gibi henüz mükellef olmayan bir kimsenin veya farz haccını eda etmiş olan bir zatın hak rızası için nafile yolu ile yapacağı hacdır ki, tekrar tekrar yapılabilir.
4. Haccı ifrat, umre ile beraber olmaksızın yalnız başına yapılan farz, vacip veya nafile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilmiş olur. Bunu yapana "müfrit" denir.
5. Haccı temettü, hac mevsiminde evvela umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra aynı mevsimde, daha yurda-aile ocağına dönülmeden tekrar ihrama girilerek usulü dairesinde yapılan hacdır. Bunu yapan zata: "Mütemetti" denir. Bu hac, haccı ifrattan daha faziletlidir.
6. Haccı kıran, hac aylarından evvel veya hac ayları içinde ve mikat'tan önce veya mikat'ta umre ile arası bir ihram ile, bir niyet ile birleştirilip umre yapıldıktan sonra usulü dairesinde eda edilen hacdır. Bu şekilde hac yapılması, haccı temettü'den daha faziletlidir. Bunu yapan zata da: "Kârin" denilir. Bunların tafsilatı, tatbikatı ileride görülecektir.
7. Haccın farz, vacip ve sünnet olan herhangi bir fiiline: "Nüsük" denir. Çoğulu: "Menasik"tir. Bu tabir, esasen ibadet ve su ile bir şeyi temizlemek manasınadır.
HACCIN RUKÜNLERİ
6- Haccın rukünleri, yani mahiyetini teşkil eden farzları ikidir. Biri, Arafat'ta bir müddet vukuf, yani durmaktır, diğeri de Kâbe-i muazzama'yı tavaf-ı ziyarette bulunmaktır.
7- Arafat, Mekke-i mükerreme'nin güneydoğusunda altı saatlik bir mesafede bulunan bir mevkidir. Hac yapmak isteyenler için Arafat'ta durmak zamanı, Zilhiccenin dokuzuncu gününe rastlayan arefe gününün zeval (öğle) vaktinden Kurban bayramı ilk gününün fecr (şafak)ın doğuşuna kadar olan müddetin herhangi bir kısmıdır. Bu müddet içinde Arafat'ta hatta bir dakika durulsa bile, bu vakfe farzı, yerine getirilmiş olur. Burada uyanık bir halde durmakla, uyku halinde veya baygın bir halde durmak müsavidir.
8- Arafat'ta muayyen müddetten evvel veya sonra durmakla vakfe farzı yerine getirilmiş olmaz. Ancak Zilhicce hilâlinin tespitinde şüphe vaki olup Zilkade otuz gün olarak tamamlanmış, daha sonra Zilkade'nin yirmi dokuz gün olduğu anlaşılmış olursa, o halde Arafat'ta durmanın Kurban bayramının ilk gününe rastlamış bulunması, istihsan {(*): Açık olan kıyası bırakıp insanların ihtiyacına daha uygun olanı almaktır.} delili ile caiz, yeterli olmuş olur.
9- Hacıların arefe günü zannederek Arafat'ta durdukları günün "Terviye, yani Zilhicce ayının sekizinci" günü olduğu anlaşılsa, bu durma, yeterli olmaz. Arefe günü tekrar durmaları lazım gelir. Şu kadar var ki umum tarafından vakfe ve tavaf yapıldıktan sonra haccın sahih olmadığına, mesela bir gün evvel yapılmış olduğuna dair vuku bulacak şahitlikler, artık dinlenemez.
10- Arafat'ın ortasında Cebel-i rahme'nin yanında kıbleye karşı ALLAH Teâlâ'ya dua edilmesi daha faziletlidir. Burası muazzam çok faziletli bir vakfe yeridir. Dünyanın her tarafından akın edip gelen, yurtları, dilleri, renkleri başka, fakat düşünceleri, gayeleri bir olan binlerce Ehli İslam, Arafat'ta -kefenlere bürünmüş, kabirlerinden yeni hayat bulup mahşer sahasında toplanmış olacak- bir muhterem insan kitlesini temsil eder. Bunların tertemiz birer dil ile Hak Teâlâ Hazretlerini hep birden tevhid ve tekbire başlamaları, bunların hazin,
garibane bir eda ile ALLAH'ü azimüşşandan bağışlamalar, keremler niyaz etmeleri melekleri bile heyecana getirecek ulvî, ruhanî bir manzara meydana getirir.
Şüphe yok ki; ALLAH Teâlâ Hazretleri, bu garip kullarına lutfedecek, meleklerine hitaben: "Şu uzak ülkelerden gelip tozlar, topraklar içinde kalmış, kıyafetleri perişan, rahmet ve inayetimi niyaz edip duran kullarıma bakınız!. Ben Azimüşşan, onları afv ve mağfiretime nail edeceğim." buyuracak, O Feyyaz-ı Kerim'in rahmet ve inayet denizleri dalgalanıp duracaktır.
Ne kudsi bir tecelli, ne ulvî bir mazhariyet!.
(İmam Malik'e göre Arafat'ta vakfe müddeti, Arefe günü güneşin zevali(öğle vakti)nden Kurban Bayramı ilk gününün fecrine (şafak vaktine) kadar devam eder. O gün güneşin zevalinden batışına kadar bir an bile olsa, durulması vaciptir. Güneş battıktan sonra da bir miktar durulması lazımdır, farzdır.)
11- Kâbe-i muazzama, Mekke-i mükerreme şehrinde ALLAH Teâlâ'nın emri ile İbrahim Aleyhisselam'ın ilk defa olarak veya yenilemek sureti ile yapmış olduğu dört köşeli, yüksek, mübarek bir binanın işgal ettiği mukaddes bir mevkidir. Burası, bütün Ehli İslâm'ın bir kıblegâhıdır. Bu kıblegâha, ilahi bir mabed, ilahi rahmetin tecelli ettiği bir yer olmasından dolayı "Beytullah", "Beyti muazzam" adı verilmiştir.
Kâbe-i muazzama, "Harem-i şerif" ve "Mescid-i Haram" denilen büyük bir camii şerifin ortasında bulunmaktadır. Bu camii şerifin etrafında kubbeler vardır, geri kalan kısmı açıktır. Yedi minaresi, {(*): Not: Yapılan son ek inşaatlarla minare sayısı dokuz olmuştur.} bir çok kapıları ve içinde minberi, zemzem kuyusu ve İbrahim Aleyhisselam'ın makamı vardır.
12- Tavaf-ı ziyarete gelince; bu Arafat'ta vakfeden sonra Kâbe-i muazzama'nın etrafında yedi defa dolaşmaktan ibarettir ki, bunun dört defası, bir rukündür, bir farzdır.
Tavaf-ı ziyaretin vakti, Kurban bayramının ilk gününün fecr (şafak)ın doğuşundan başlayarak hayatın son gününe kadar uzayan bir müddetin herhangi bir vaktidir ki, bu vakit de yapılacak bir tavaf ile hac farizası tamamlanmış olur.
TAVAFIN MAHİYETİ VE NEVİLERİ
13- Tavaf, lûgatta ziyaret etmek, bir şeyin etrafında dolaşmak manasınadır. Tavaf edene: "Taif", tavafa mahsus yere de: "Metaf" denir. Tavaf ıstılâhta: "Kâbe-i muazzama'nın çevresinde yedi defa dolaşmaktan ibarettir." Şöyle ki:
Kâbe-i muazzama'nın güney tarafındaki yan yüzün bir köşesine "Rükn-i Hacer", diğer köşesine de "Rükn-i Yemani" denir. Rükn-i Hacer'de,
"Hacer-i Esved = Hacer-i Es'âd" denilen mübarek bir taş vardır ki bu, tavafın başlangıç yerini gösteren bir işarettir.
İşte bu Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeden tavafa başlanır, Beyt-i muazzam sola alınarak Beyt-i muazzam'ın kapısına doğru sağa gidilmek sureti ile devir yapılır. Böylece her devir = dolaşma, Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeden başlar, orada son bulur. Bu devirlerin her birine bir «Şavt» denir. Bu halde yedi şavt da bir tavaf olmuş olur.
14- Tavaf, bir nevi namazdır; ALLAH Teâlâ'ya heyecan ile muhabbet ve tazimin bir alametidir, Arş-ı ilahi etrafında dolaşan kudsî meleklerin hallerine bir benzeyiş tarzıdır.
Kâbe-i muazzama, bu müşahede (görünen) âleminde, gayb ve meleküt âlemindeki rububiyyet makamının apaçık bir örneğidir. Bu maddi beytin çevresindeki bedenî hareketler, melekût âlemindeki Arşı kudretin etrafında yapılan ruhani hareketlerin birer rumuzudur.
15- Gerek tavafa başlarken ve gerek tavaf esnasında Hacer-i Esved'in önüne geldikçe ona yönelinir, namazda durur gibi tekbir ve tehlil ile bu mübarek taşa eller kaldırılıp sürülür ve mümkün ise öpülür. Bunlar mümkün olmayınca karşıdan el sürmek işareti yapılır. Buna "İstilam = selamlamak" denilmektedir.
Hacer-i Es'ad'e böyle el koymak, Hak Teâlâ Hazretleri ile ibâdet ve itâat hususunda ahitleşmenin ve bu ahde vefa edileceğinin bir işareti, simgesi demektir.
16- Tavafın nevilerine gelince bunlar, aşağıda yazıldığı şekilde beştir.
1. Tavaf-ı kudûm: Taşradan Mekke-i mükerreme'ye varıldığında yapılan tavaftır. Bu tavaf, afakî için, yani mikat (ihrama girme sınırı) haricindeki başka beldelerden Mekke-i mükerreme'ye gelen zatlar için sünnettir. Buna "Tavaf-ı lika"da denir.
(Bu tavaf İmam Malik'e göre vaciptir.)
2. Tavaf-ı ziyaret: Arafat'tan inildikten sonra yapılan tavaftır. Buna "tavaf-ı ifaza" da denir. İşte haccın iki rüknünden biri, bu tavaftır ki, dört şavtı farzdır.
3. Tavaf-ı sader: Hac esnasında Mina mevkiinden Mekke-i Mükerreme'ye inildiği vakit yapılan tavaftır. Buna "tavaf-ı veda" da denir. Bu tavaf afakî hakkında vaciptir. Bununla hac ile alakalı farz, vacip, sünnet bütün vazifeler bitmiş olur. Hacılar, bu şekilde Kâbe-i Muazzama'ya veda ederek vatanlarına dönmek üzere bulunurlar.
(Bu tavaf, Şafiilerce sünnettir.) {(*): Daha sonraki baskılarda bu ifade "Bu tavaf Şafiilerce vacip veya sünnettir." şeklindedir. Yukarıdaki ifade daha doğrudur.}
4. Tavaf-ı tatavvu: Mekke-i mükerreme'de bulunan kimselerin Kâbe-i muazzama etrafında vakit vakit yaptıkları nafile tavaftır. Böyle bir tavaf,
afakîler hakkında nafile namaz kılmaktan daha faziletlidir. Çünkü onlar, her vakit bu şerefe nail olamazlar.
5. Tavaf-ı umre: Dört şavtı, umrenin rüknünden ibaret olan tavaftır ki, her halükarda lazımdır, bunun yerine başka bir şey geçemez.
Umrede tavaf-ı kudûm, tavaf-ı sader yoktur. Umreye ihram ile başlanır, halk veya taksîr ile = tıraş olma ile son verilir.
17- Tavaf esnasında tekbir ve tehlil ile salatü selam okunur.
Tavaflarda (şavtların) peş peşe olması şart değildir. Bundan dolayı bir tavaf daha tamamlanmadan namaz için veya abdesti yenilemek için bırakılsa bozulmaz. Geri kalanı sonra tamamlanabilir. Tavafta kadınların erkeklerle muhazi = bir sırada bulunmaları da tavaflarını bozmaz.
HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
18- Bir kimseye haccın farz olması için sekiz şart vardır. Şöyle ki:
1. Müslüman olmalıdır. Gayrımüslimler, hac ile mükellef değildirler. Bundan dolayı farz edelim ki, bir gayrimüslim hac yaptıktan sonra müslüman olsa, diğer şartları mevcut olunca, yeniden hac etmesi icap eder.
Yine böylece bir müslüman, hac ettikten sonra ALLAH muhafaza- dinden çıkıp sonra tövbe ederek İslamiyete dönse, şartları mevcut olunca tekrar hac etmesi lazım gelir.
2- Bülûğ çağına ermiş olmalıdır. Bir çocuk, akıllı, iyi ile kötüyü, kâr ve zararı ayıracak olsa, hac ile mükellef bulunmaz. Onun yapacağı hac, nafileden ibaret bulunur. Bundan dolayı bülûğ çağına erince ve şartları da bulununca tekrar hac etmesi gerekir.
Velisiyle beraber hacda bulunan çocuğa, velisi haccın bütün vazifelerini yaptırır, mesela şeytanları taşlattırır, ta ki bunları öğrenip büyüdükten sonra kolaylıkla yapabilsin. Bununla beraber bu taşlamayı terk etse, kendisine bir şey lazım gelmez. Çünkü bu, o çocuk hakkında yapılması gerekli bir vazife değildir.
3- Akıllı olmalıdır. Deli olanlar, hac ile mükellef değildirler. İyileştikten sonra haccın farz olma şartları bulununca, hac etmeleri lâzım gelir.
4- Hür olmalıdır. Köleler, cariyeler hac ile mükellef değildirler. Bunların yaptıkları haclar, birer nafiledir. Azad edildikten sonra diğer şartları da bulununca, hac etmeleri icap eder.
5- Haccın farz olduğunu bilmelidir. Şöyle ki, dar-ı harpte gayrimüslimlere ait bir beldede bulunup müslüman olan kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe hac ile mükellef olamaz. Fakat İslam ülkesinde böyle bir cehalet, bir mazeret teşkil etmez. Bundan dolayı İslam yurdunda bulunan bir gayrimüslim, haccın farz olduğunu bilsin bilmesin, müslüman olup diğer şartları da bulununca, hac ile mükellef olur.
6- Hac vazifesini meşakkatsiz bir şekilde gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. Bundan dolayı bir kimse hac farizası için diğer şartları tamamen bulunduğu tarihten itibaren bu vazifeyi yerine getirmeye müsait bir vakit bulmadan vefat etse, bu fariza ile mükellef olmuş olmaz.
7- Hicaz'a gidip gelinceye kadar kendisinin ve ailesi efradının normal bir şekilde nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlarından sayılan malların bulunması ile hac farz olmaz. Fakat ihtiyaçtan fazla bir mal mesela, gelir getiren bir gayri menkul veya fazla eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek lâzım gelir. Bir evde kira ile oturmak da haccın farz olmasına mani değildir.
Temel ihtiyaçlar için zekat bahsine müracaat!...
8- Kendi haline münasip nakil vasıtası ve yolda yapacağı masrafları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna rahileye ve zad-ı tarika = yol azığına kudret denir. Şöyle ki:
Hac için yol azığı ve nakil vasıtasına gücünün yetmesi şarttır. Bu güç yeterliliği -hac için gitmeye müsait ise- hac aylarında veya herkesin bulunduğu beldede hacıların normal bir şekilde hacca gidecekleri zamanda bulunması lâzımdır. Bu esnada hacca yeterli temel ihtiyaçlarından fazla bir mala sahip olan kimsenin diğer şartları da bulununca haccetmesi farz olur. Bu malı başka yere sarf edemez, ederse hac zimmetinde borç olmuş olur. Fakat bu vakitten evvel elde edilen bir mal bundan evvel istenilen yere sarf edilebilir. Bundan dolayı kendisine hac farz olmaz.
Mesela, Muharrem ayında hacca yeterli bir mala sahip olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir tarafa harcayıp da beldesinden hacca gidilmesi adet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac farz olmuş bulunmaz. Ödünç ve bedelsiz yararlanmak sureti ile olan yol azığı ve nakil vasıtası yeterli olmaz. Hatta başa kakmayacak kimseler tarafından olsa bile. Mesela, hac etmek üzere hibe edilen bir malı kabul etmek mutlaka lâzım gelmez.
Bununla beraber Mekke-i mükerreme'ye onsekiz saatten yakın bulunan yerdeki müslümanlar için yürümeye güçleri yeterli olunca, nakil vasıtasının bulunması şart değildir.
(İmam Malik'e göre yol azığı ve nakil vasıtasına gücü yetmek mutlaka şart değildir. Bu hususta Mekke-i mükerreme'ye gidip hac fiillerini yerine getirmeye basit bir şekilde imkan bulunması yeterlidir. Bu sebeple fazla meşakkat bulunmaksızın yaya olarak veya kiralamak ile temin edilecek bir nakil vasıtası ile hacca gitmeye ve nafakasını sanatı sebebi ile yolda günden güne elde etmeye gücü yeten bir müslümana -canı ve malı hakkında bir tehlike yoksa- hac farz olur. Yurdunda kendisinin ve ailesinin nafakaları için bir şey terk edip etmemesi müsavidir. Ancak nafakasız kalıp perişan olmalarından korkulacak olursa, o halde hac ile mükellef olmaz.)
HACCIN EDASININ FARZ OLMASINDAKİ ŞARTLAR
19- Haccın edasının farz olması için beş şart vardır. Şöyle ki:
1. Vücut sıhhatli bulunmalıdır. Bundan dolayı bizzat hac edebilecek bir beden sağlığına sahip olamayan kimseye hac etmek farz olmaz. Kör veya kötürüm olanlar da bu hükümdedir.
Fakat İmameyn'e ve İmam-ı Azam'dan bir rivayete göre kendisine rehberlik edecek kimsesi (kâidi) bulunan âmâ (kör), diğer şartları bulununca hac ile mükellef olur.
2. Haccın edası dış engellerden uzak bulunmalıdır.
Bu sebeple bir kimse cezaevinde veya zorla alıkonulmuş bulundukça, hac etmekle mükellef olmaz.
3. Yolda emniyet bulunmalıdır.
Bu yüzden yol tehlikeli bulundukça, hacca gidilmesi farz olmaz.
4. Hac için en az on sekiz saatlik bir yolculukta bulunması gereken bir kadının yanında kocası veya ebediyyen mahremi olan bir erkek bulunmalıdır. Bunların akıllı, bülûğ çağına ermiş veya yaklaşmış olmaları lâzımdır. Beraberinde böyle bir kimse bulunmayacak bir kadın için hac etmesi farz olmaz.
Kendisine hac farz olan bir kadını, yanında böyle bir mahremi bulunduğu takdirde hacca gitmekten kocası men edemez. Çünkü böyle farz olan bir ibadeti yerine getirmek kocasının hakkından önce gelir. Genç bir kadının yalnız süt kardeşi ile veya damadı ile hacca gitmesi zamanın fitne ve fesadı sebebi ile daha sonraki alimler tarafından caiz görülmemiştir.
5. Hacca gidecek kadın kocasından boşanmış veya kocası ölmüş ise iddeti (bekleme süresi) bitmiş olmalıdır. Bundan dolayı böyle bir kadın iddet içinde bulundukça hacca gidemez. Hatta yola çıktıktan sonra Mekke-i mükerreme'ye en az on sekiz saat uzak bir yerde iken -kocasının o sırada ölmesi gibi bir sebeple- iddet beklemesi icap etse, bu iddeti bitirmedikçe oradan çıkmaması lâzım gelir.
HACCIN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI
20- Bir hac vazifesinin sahih bir surette yerine getirilmiş olması için şöylece dört şart vardır:
1. İslam: Bu, haccın farz olmasının şartı olduğu gibi sahih olmasının da şartıdır. Bu yüzden gayrimüslim'in haccı sahih olmaz, hatta daha sonra müslüman olsa bile.
2. Mekanı mahsus: Bundan maksat, Arafat ile Kâbe-i Muazzama'dır. Bundan dolayı Arafat'ta vakfe ile Beytullah tavaf edilmedikçe, sahih bir hac meydana gelmiş olamaz.
3. Vakti mahsus: Bundan maksat, Arafat'taki vakfe zamanıdır ki; Arefe gününün zeval(öğle) vaktinden kurban bayramının fecr(şafak)ının doğuşuna kadar devam eden bir müddettir. Tavaf-ı ziyaretin vakti ise - evvelce de beyan edildiği üzere- ömrün sonuna kadardır. Fakat bu tavafın vacip olan vakti, eyyamı nahr'dir. Yani, Kurban bayramının ilk üç günüdür.
Bununla beraber haccı ifrad'ın ve temettu ile kıran haccının tüm vazifelerini yerine getirebilmek için muayyen bir vakit vardır ki; o da Şevval, Zilkade ayları ile Zilhiccenin ilk on gününden ibarettir. Bu müddete "Eşhuri hac = hac ayları" ve hac mevsimi denilir.
Bu hac ayları içinde en son hac vakti, Arefe günüyle ilk kurban günüdür. Bundan dolayı Arefe günü zeval(öğle)den sonra Arafat'ta az çok bulunup bayramın ilk gününde de tavaf-ı ziyareti yapan bir kimse hac vazifesini yapmış olur.
(Şafiîlere göre de Arafat'ta vakfe vakti, Zilhiccenin dokuzuncu gününün zeval (öğle vakti)nden onuncu gününün fecri (şafak vakti)ne kadardır. Bu vakitte bir an bile olsa, vakfe yeterlidir.)
4- Hac niyetiyle ihram: Şöyle ki; ihram, haccı veya umreyi veya her ikisini eda için mübah olan şeylerden bazılarını kendisine belli bir vakit haram kılmak, yani onları yapmaktan sakınmaktır. Bu ihram, hacca veya umreye veya hac ile beraber umreye niyet etmekle ve telbiyede bulunmakla meydana gelir. Telbiye:
"Lebbeyk. ALLAH'ümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnnelhamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk. Lâ şerike lek."
ALLAH'ım! Ben senin emr-u fermanına her zaman itaat ederim, her zaman itaat ederim. Senin için ortak yoktur. Davetine daima ihlas ve sadakatla icabet ederim. Şüphe yok ki hamd de nimet de sana mahsustur, mülk de! Senin ortağın yoktur, mabudum!. demektir.
21- İhramı yapana "muhrim" denir. Muhrim olmayana da (helal) denilir. "İhlal" de ihramdan çıkmak ve bir şeyi harem sahasından dışarıya çıkarmak manasına gelir.
İhram, Beytullah için bir tazim alametidir. Hatta dışardan bir ihtiyaç, mesela ticaret için gelen bir müslüman, hac veya umre kastında bulunmasa da yine ihramsız olarak Mekke-i mükerreme şehrine giremez. Bu haramdır, hürmete aykırıdır.
22- İhrama giren bir erkek dikişli elbiselerini çıkarır, bir peştamal kuşanır üzerine bir omuz havlusu alır, başını ve ayaklarını açık bulundurur, temizlenir, yıkanır veya abdest alır iki rekat namaz kılar, yüksek bir sesle (lebbeyk ALLAHümme lebbeyk...) diye telbiyede bulunur. Hanımı ile cinsel ilişkiyi terk eder, hanımını okşayıp öpmez, akıllı kimseler tarafından "tıyb = güzel kokulu"
sayılan misk, anber, kâfur gibi şeyleri sürünmez, bunları yatağına da sürmez, av hayvanlarını avlamaz ve avlayanlara işaret edip göstermez, Mekke-i Mükerreme'nin haremindeki yeşil ağaçları, yeşil otları kesip koparmaz, kendisinin saçlarını kesmez, tıraş etmez, hac veya umre işlerini bitirinceye kadar bu halde devam eder.
Kokusundan zevk duyulacak her şey "Tîyb" sayılır. İhrama giren kadınlar ise elbiselerini çıkarmazlar, başlarını ve ayaklarını açık bulundurmazlar, telbiyede seslerini yükseltmezler
23- İhrama giren şahısların çadır altına sokulmaları, şemsiye tutmaları, yüzük takmaları, bellerine kemerlerini bağlamaları ve omuzlarına giyinmeksizin palto gibi bir şey almaları haram değildir.
24- Yalnız hac için veya haccı temettü veya haccı kıran için şevvalin birinci gününden zilhiccenin dokuzuncu gününe kadar herhangi bir günde ihrama başlanabileceği gibi bundan evvel de başlanabilir. Çünkü ihram haccın şartıdır. Şart ise kendisine bağlı olan şeyin vaktinden önce yapılabilir, bu caizdir. Abdestin namaz vaktinden önce alınabilmesi gibi. Şu kadar var ki, ihrama daha evvel başlanılması, müddetin uzaması itibariyle sakıncalı olduğundan mekruhtur, ihram sebebiyle yasak olan şeylerden uzun bir müddet korunmak kolay değildir.
(Şafiîlere göre hac için hac aylarından evvel ihrama girilmez. Girilirse umre için girilmiş olur).
MİKAT İLE ALÂKALI MALUMAT
25- Hac için dinen belirlenen mevkiler dışından yolculuk yapan şahıslar için ihrama girmelerine mahsus beş mevki vardır ki, bunlardan her birine "Mikat", hepsine birden "Mevakıt" denir. Bunlar; "Zülhu-leyfe", "Zati ırk", "Cuhfe", "Karn", "Yelemlem" denilen yerlerdir. Fakat bu mevkilere gelmeden evvel de ihrama girilebilir. Hatta Süveyş yoluyla hacca giden şahıslar, "Rabiğ" hizasında ihrama girerler ki, bura-sı Şamlıların mikatı olan ve Mekke-i mükerreme'ye üç merhale uzakta bulunup bugün eseri kalmamış bulunan "Cuhfe" kasabası yakınındadır.
26- Bir hac yolcusu, mikat sınırını ihramsız geçerse bakılır; eğer daha haccın vazifelerini yapmaya başlamadan mikata döner, telbiyede bulunur, ihrama girerse, kendisine bir ceza lâzım gelmez. Fakat mikat yerine dönmez de daha sonra ihrama niyet ederse veya haccın vazife-lerinden birini yaptıktan sonra ihram için mikat yerine dönerse, ceza olarak dem, yani bir koyun kurban etmesi lâzım gelir. Haccın kaçırıl-masından korkulmazsa, mikat yerine dönmek daha faziletlidir.
27- Mekke-i mükerreme'de bulunan şahısların hac için mikat yeri, Mekke-i mükerreme'dir. Tam oradan ihrama girerler, hatta ahalisinden olmasalar bile.
Fakat umre için Mekke haremi dışında bulunan bir yere, bilhassa "Ten'im" denilen yere çıkar, oradan umre için ihrama girerler. Bunun için bu yere "umre" de denilmiştir.
28- Mekke-i mükerreme'nin etrafındaki bir miktar sahaya "Mekke Haremi" denir. Bunun haricine, yani Harem havzası, dışına da "Hill" adı verilir.
Hill'in Mekke-i mükerreme'ye en yakını, batı tarafından üç dört mil mesafede bulunan "Ten'im" mevkiidir.
Hill tabiri, ihrama son vermek manasında da kullanılmaktadır.
29- Mekke haremi ile mikat yerlerinden biri arasındaki yerlerde bulunan şahıslar da bulundukları yerlerden veya Mekke-i Mükerreme'den ihrama girerler. Bunların yakınlık dolayısıyla Mekke-i Mükerreme'ye gidip gelmeleri çok olacağından haklarında böyle bir kolaylık, bir müsâde gösterilmiştir.
HACCIN FARZ OLMASININ SEBEBİ VE EDASININ HEMEN GEREKLİ OLUP OLMAMASI
30- Haccın farz olmasına sebep, Beytullah'ın varlığıdır. Bu mukaddes mabedi ziyaret için Hak Teâlâ'nın emriyle hac farz kılınmıştır. Bu sebep, tekerrür etmediği için haccın farziyeti de tekerrür etmez, mükellef olan bir şahsın ömründe bir defa hac etmesiyle bu farz yerine getirilmiş olur. Hatta akıllı ve bülûğ çağına ermiş bir müslüman, fakir iken yürüyerek hac etmiş olsa, daha sonra zengin olmasıyla yeniden hac etmesi icap etmez.
31- Hac, Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in hicretinin dokuzuncu senesinde farz kılınmıştır. Bu sene Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz tarafından Ebu Bekir Sıddık (R.A.) hac emiri tayin buyurulmuştu. Hicretin onuncu senesinde bizzat Peygamberi Zişan (S.A.V) Efendimiz Mekke-i mükerreme'ye gitmekle hac farzını yerine getirmişlerdi.
32- Farz olan haccın edasına gelince bu, fevri midir, ömri midir? Yani; Şartlarını bulunduran bir şahıs için hemen o şartların gerçekleştiği senede hac yapması lâzım mıdır, yoksa herhangi senede yapması caiz ve edâdan sayılmış olur mu?
Bu hususta iki görüş vardır. Bir görüşe göre farz olan hac, ömridir, mükellef, bunu hayatta oldukça dilediği senede yapabilir, sonraya bıraktığından dolayı günahkar olmaz. Ancak hac etmeden vefat edecek olursa, o takdirde olur.
Fakat daha sahih görülen diğer görüşe göre farz olan haccın edası, fevridir, bunun geciktirilmesi bir günahtır. Şöyle ki: Bir kimse, bulunduğu beldede hacıların Hicaz'a gitmeleri adet olmuş olan bir günde haccın şartları kendisinde bulunsa, hemen hacca gitmesi kendisine farz olur. Bu tarihte hacca gitmezse günahkâr olur. Hatta daha sonra bu şartlardan mahrum kalsa da farz olan bu hac zimmetinde yerleşmiş, kesinleşmiş olduğundan düşmez. Bundan mesul bulunur.
33- Hac aylarında = Hac mevsiminde, hac şartları kendisinde bulunan ve hac yolculuğu için bu müddet yeterli bulunduğu takdirde de hac farz olmuş olur. Bu haccın edasının farz olması da bir görüşe göre ömri ise de, daha sahih görülen diğer bir görüşe göre fevridir. Hemen o mevsimde gitmek icap eder.
HACCIN FARZ KILINMASINDAKİ DİNİ HİKMETLER
34- Malumdur ki hac, islamiyetin beş mühim esasından birini teşkil etmektedir. "Büniye'l-islamü alâ hamsin. = İslam dini, beş esas üzerine kurulmuştur" {(*):Buhari; İman:1; No:8; 1/12, Müslim; İman:5; No:21; 1/45, Tirmizi; İman:3; No:2618; 4/275, Nesâi; No:5001; 8/107,} hadis-i şerifi bunu bildirmektedir.
Hac, şartlarını bulunduran her müslüman için pek mukaddes bir farzdır. Namaz, oruç, birer bedeni ibadettir. Zekat da bir mali ibadettir. Hac ise hem bedeni, hem de mali bir ibadettir. Bu farz, hem bedence olan sıhhat ve selametin, hem de mali varlığın bir şükran vazifesi demektir.
Haccın yapılmasındaki muhtelif usul ve âdâb insanın, ezeli ve kerim olan mabuduna yapacağı tazimlerin, göstereceği kulluk halinin, arz edeceği ihtiyaç ve tevazu tarzının en mükemmel şeklini ihtiva etmektedir.
35- Alîm ve Hakîm olan yaratıcımızın mukaddes bir mabedini, mükerrem bir beytini ziyaret ederek zati ülûhiyyetine olanca temizliği- duruluğu, olanca samimi duyguları ile tazimlerde, dua - yalvarışta bulunan bir kulun bu dini vazifesi, temiz ruhlara büyük ferahlık verecek ulvi bir mahiyette bulunmaktadır.
Bundan başka bütün müslümanların kıblegâhı olan ve İbrahim Aleyhisselam gibi büyük bir Peygamberin makamını içinde bulunduran muazzam bir mabette yapılacak ibadet ve itâatin yüceliğine vesile olacağı mükafat ve sevaplara son yoktur.
Şanı büyük Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in içinde doğup büyüdüğü, islam güneşinin ilk doğmaya başladığı ve islamiyetin binlerce mukaddes hatıralarını sinesinde saklamış bulunduğu mübarek bir beldeyi ziyaretteki feyiz ve bereket de her türlü düşüncelerin üstündedir.
36- İslam âleminin doğu ve batısından tertemiz bir heyecan ile akın edip gelen binlerce dindaşın böyle muhterem bir mekanda toplanmaları, aralarındaki din birliğini, din kardeşliğini, din sevgisini canlandırmaları ve birbirinin halinden haberdar olarak fikir alış verişinde bulunmaları ne kadar takdirlere şayan bir harekettir.
Seyahatin sıhhi, fikri, sosyal, faydalarını takdir eden yabancı milletler, dinen mecbur olmadıkları halde birçok sıkıntılara katlanarak cihanın en ücra taraflarını gezip duruyorlar. İslamiyet ise en faydalı bir seyahate bir kudsiyyet,
bir mecburiyet vermiş, müslümanları böyle bir seyahatin sonsuz feyizlerinden faydalandırmak istemiştir.
37- Hac ibadetini şuurlu bir halde yerine getirecek müslümanların bundan ne kadar istifade edecekleri pek aşikârdır. Özellikle bu farzı yerine getirmek bahtiyarlığına erişen uyanık bir müslümanın bu sayede bir hayli bilgiler elde ederek aydınlanacağı ve sonra dönüp kendi muhitini bir çok islami hadiselerden haberdar ederek aydınlatmaya muvaffak olacağı da şüphesizdir.
38- Özetle haccın farz kılınmasındaki hikmet ve maslahat, pek büyüktür. Müslümanlığın yayılmasına, yükselmesine yöneliktir. Zaten İslam dininin emir ve tavsiye ettiği hangi bir ibadet ve itâat vardır ki, Müslümanların maddi ve manevi sahalardaki ilerlemesini-yükselmesini, feyizlenmesini temin etmesin! Yeter ki, müslümanlar, kendi mukaddes dinlerinin bu emirlerini, tavsiyelerini hakkıyla takdir ederek yerine getirmeye çalışsınlar.
Ne mutlu servete, sıhhate sahip olup da bu gibi dini vazifelerini yerine getirmeye muvaffak olanlara!...
HACCIN VACİPLERİ
39- Hac ibadetinin vacipleri şunlardır:
1. İhrama mikat denilen yerlerden başlamak.
Bundan dolayı Medine-i Münevvere tarafından hacca gidenler, Zülhuleyfe'den, Iraklılar, Horasanlılar, Mâverâunnehir ahâlisi, Zat-i Irk'tan, Şamlılar ile Mısırlılar ve Mağribîler, Cuhfe, hizasında bir yerden, mesela Rabiğ köyü hizasından; Necitliler, Karn'dan; Yemenliler de Yelemlem'den ihrama girerler. Yolları bu mikatlardan birine tesadüf etmeyen hacılar da bunlardan birinin hizasında bulunacak bir yerden ihrama başlarlar.
2. İhramın mahzurlarını, yani ihrama giren kimse için yapılması haram olan şeyleri terketmek.
Dikişli elbise giyinilmesi, av avlanması, daha ihramda iken saçların kesilmesi veya çirkin sözler söylenmesi gibi.
3. Arafat'ta zeval (öğle)den sonra tam güneş batıncaya kadar durmak.
4. Kurban bayramının birinci gününün fecr (şafak)'ından sonra ve güneşin doğmasından evvel, bir an bile olsa, Müzdelife'de durmak.
Müzdelife, Mekke-i mükerreme'ye dört, Arafat'a iki saatlik bir mesafede bulunan bir mevkidir.
5. Dört şavtı farz olan tavaf-ı ziyareti yedi şavt ile tamamlamak.
6. Tavaf-ı ziyareti eyyam-ı nahirden birinde, yani kurban bayramının birinci veya ikinci veya üçüncü gününde yapmak.
7. Tavaf-ı sader'de bulunmak. Bu, mekkî olmayan, yani Mekke-i mükerreme ile civarı sakinlerinden olmayıp taşradan hacca gelip afakî adını alan hacılara mahsustur ki, bir dönüş, veda tavafından ibarettir.
8. Tavaf esnasında hadesten taharetli, avret mahalleri tamamen kapalı olmak.
9. Kâbe-i muazzama'yı tavafa daima Hacer-i Esved tarafından başlayıp Beyt-i Muazzam'ı sola alarak tavaf etmek ve bunu yürüyerek yapmak.
Hasta olanlar sedyeler üzerinde tavaf ettirilir.
10. Her tavaftan sonra iki rekat namaz kılmak.
11. Tavafı, Hatim'in gerisinden yapmak.
Şöyle ki; Beytullah'ın kuzeye doğru olan yan yüzünün bir köşesine "Rukn-ü Şami", diğer köşesine de "Rukn-ü Iraki" denir. Kâbe-i muazzama'nın Altınoluk'u, bu iki rüknün arasında ve Hanefi makamının önündedir. {(*): Not: Günümüzde bu makamlar maalesef kaldırılmıştır.} Bu oluğun akacağı yarım dairelik bir yer, bir yarım duvar ile çevrilmiştir. Bu duvara "Hatîm = Hazire-i İsmail", bunun kuşattığı o yere de Hicr-ul Kâbe denilir ve bu yerin bir kısmı, Kâbe-i muazzama'dan sayılır, orada namaz kılınır, dua edilir. Fakat bu yerin Kâbe-i muazzama'dan olduğu haberi ahad {(*): Not: Tevatür derecesine ulaşmayan, sadece birkaç kişinin rivayet ettiği sahih hadisi şeriftir.} ile sabit olduğundan Beytullah'a yönelmeden bu duvara karşı namaz kılınamaz. Bu duvarın iki tarafı açıktır.
İşte Harem-i şerif içinde bu duvarın arkasından tavaf edilir ki, bu vaciptir.
12. Hac mevsiminde Safâ ile Merve arasında sa'y etmek ve sa'ye Safâ'dan başlamak ve özürleri olmayanların bu sa'yi yürüyerek yapmaları.
Safâ ile Merve, Mekke-i mükerreme'de Mescidi Haram'ın hemen civarında basamaklı iki tepedir. Bunlar, genişçe bir cadde ile birbirine bağlıdır. Safâ'dan başlayıp Merve'ye dört, ve Merve'den Safâ'ya üç defa gidip gelmek vacip bir vazifedir ki, bu yedi geliş gidişe "sa'y" denir. Her defa Kâbe-i muazzama görülünceye kadar basamaklara çıkılır. Şimdi Merve tarafında yüksek binalar yapıldığından Kâbe-i muazzama'yı görmek mümkün olmamaktadır.
Hac için yapılan sa'y, tavafı kudûmden veya ziyaretten sonra, umre için yapılan sa'y da umre tavafından sonra yapılır.
Bu sa'y yerine "mes'a" denir ki eni (35), uzunluğu da (750) arşındır. Bugün iki tarafında dükkanlar bulunan bir caddedir. {(*): Not: Bugün ise Beytullah'ta yapılan genişletme çalışmaları neticesinde, tamamen mescide dahil olup kapalı alan içerisinde kalmıştır.}
(Sa'y İmam Şafiîye göre haccın ve umrenin bir rüknüdür. Bunsuz hac ve umre tamam olmaz.)
Bu hareket tarzı, bütün kainatın malik ve hakimi olan ALLAH Teâlâ Hazretlerine tazimleri, ihtiyaçları arz için Beyt-i uluhiyyetinin mukaddes kapısı
önünde bir şevk ve heyecan ile tekrar tekrar gidip gelmenin, ilahi huzura kabul edilmeyi beklemenin bir remzi demektir.
13. Mina'da ufak taş yığınlarına ufacık taşları atmak ki, buna "Remy-i Cemerat" denir. Şöyle ki:
Mekke-i mükerreme'ye iki saatlik bir mesafede bulunan Mina sahasında birbirine birer ok atımı kadar uzak üç mevzide üç taş yığını vardır ki, bunlara "Cemre-i Ula", "Cemre-i Vusta", "Cemre-i Akabe" adı verilmiştir. Bunlardan her birine Kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde "Bismillah, ALLAH'ü ekber" denilerek yedişer taş atılır. Bu yedi taş birden atılsa, yeterli olmaz, bir taş yerine geçer. {(*): Kurban bayramının birinci günü sadece cemre-i akabe (büyük şeytan)a yedi taş atılır.}
Bu taşlar beş arşınlık bir mesafeden atılır. Cemrelerin yakınına da düşmeleri yeterli olur. Cemrelerden üç arşın kadar uzak bir yere düşen taşlar yeterli olmaz, yeniden atılması icap eder.
Taşları atacak şahıs hasta bulunsa, eline konulacak taşları atar veya onun adına başkası atar. Nitekim baygın bulunduğu takdirde de onun adına başkası atıverir.
Bir kısım hac vazifelerinde bu gibi vekaletler geçerlidir.
Cemre-i akabe'ye ilk taş atılmakla beraber telbiye'ye son verilir. Artık
Lebbeyk. ALLAH'ümme lebbeyk" denilmez. Bu anda telbiyelere icabet meydana gelmiş olur.
(İmam Malik'e göre arefe gününün zeval (öğle vakt)'inden itibaren telbiyelere son verilir. Çünkü o gün Arafat'ta durmakla icabet meydana gelmiş, haccın en büyük rüknü yapılmış olur.)
Bu taşların atılmasındaki hikmet ALLAH Teâlâ'nın ilmine havale edilmiştir. Bu, bizce bir kulluk emridir. Biz bunu yapmakla Hak Teâlâ'nın emrine kayıtsız şartsız olan itaat ve bağlılığımızı göstermiş oluruz. Bir de bu, habis ruhlara, şeytani vesveselere karşı olan nefretimizin bir remzi, ortaya çıkışı demektir. Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın sünnetine bağlılık nüktesine de sahiptir.
14. Mina'da taşları attıktan sonra kurban kesmek, daha sonra da Mekke-i mükerreme'nin hareminde ve kurban bayramının ilk üç gününden birinde saçları tıraş etmek veya kırkmak.
Şöyle ki; kurban kesmek temettü' veya kıran haccı yapmış olanlara vaciptir. Bu vacip hac ile umreyi bir arada yapmaya muvaffak olmanın bir şükrânesidir. Yalnız haccetmiş olan taşralı misafir olduğundan, kendisine kurban kesmek vacip değildir. Dilerse bir nafile olmak üzere kurban kesebilir.
Kadınlar saçlarını yalnız uçlarından biraz kırkıverirler.
40- Tıraşa "halk", saçları biraz kesmeye de "taksîr" denir. Bunlar İmam-ı Azam'a göre mekan ile, zaman ile kayıtlıdır. Yalnız Mekke'nin hareminde ve kurban kesme günlerinde yapılabilir.
Bunlar İmam Ebu Yusuf'a göre böyle kayıtlı değildir. Daha sonra başka bir yerde de yapılabilir. İmam Muhammed'e göre zaman ile kayıtlı değilse de mekan ile kayıtlıdır. Bu sebeple kurban kesme günlerinden sonra da yapılabilir. Fakat mutlaka Mekke-i mükerreme'nin hareminde yapılmalıdır. Başka yerde yapılırsa, ceza olarak bir koyun kurban edilmesi lâzım gelir.
Halk, taksîrden daha faziletlidir. Saçsız olanlar başlarının üzerine usturayı gezdirmekle bu vacibi yerine getirmiş olurlar.
41- Haccın vaciplerinden birini terk etmek haccın sahih olmasına mani olmaz. Bundan dolayı ceza olarak yalnız kurban kesmek lâzım gelir. Eti Mekke-i mükerreme fakirlerine dağıtılır. Bununla beraber terk edilen bir vacip yeniden yapılınca ceza düşer. Abdetsiz yapılan bir tavafı iade etmek gibi.
HACCIN SÜNNETLERİ
42- Hac ibadetinin sünnetleri şunlardır.
1. İhrama girerken tamamen yıkanmak veya abdest almak. Bu yıkanmak sadece bir temizlik maksadı ile yapılır. Bundan dolayı hac için ihrama girecek kadın hayızlı ve lohusa olsa da yıkanması sünnettir.
2. İhramın sünneti niyeti ile iki rekat namaz kılmak.
İlk rekâtında Kâfirun suresini, ikinci rekatında da İhlas suresini okumalıdır.
3. İhram için beyaz ve yeni peştamal ile omuz havlusu tutmak. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklisinden daha faziletlidir.
4. İhrama girmeden önce gül gibi güzel kokulu bir şey sürünmek.
5. İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkıp inişte, her yolcu kafilesine rast gelince orta bir sesle üç kere "lebbeyk ALLAH'ümme lebbeyk" diye telbiyede bulunmak.
6. Telbiyeler'den sonra Peygamberi Zişan (S.A.V) Efendimiz'e çokça salat-ü selamda bulunmak.
7. Salat-ü selamdan sonra ALLAH Teâlâ'ya yalvarmak ve bilhassa:
"ALLAH'ümme innî es'elüke rızake ve'l-cennete ve eûzü bike min gazabike ve'n-nar."
Ey ALLAH'ım! Ben senden rızanı ve cennetini dilerim, gazabından ve ateşten sana sığınırım, diye dua etmek.
İmam Muhammed'e göre duada tevkit, yani daima aynı dualara alışkanlık kalbin inceliğini- hassasiyetini giderir, samimiyete aykırı bulunur, bir alışkanlık halini alarak tam bir şuurla beraber bulunmamış olur. Bunun için herkes dilediği
şekilde dua etmelidir. Bu müstehaptır. Bununla beraber Rasül-i Ekrem (S.A.V)den nakledilen ve rivayet edilen dualar ile teberrük edilmesi (bereket umulması) da güzel görülmüştür.
8. Mekke-i mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüzün girmek, Kâbe-i muazzama'yı görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9. Taşradan gelenler için tavaf-ı kudûmda bulunmak. Geç kalıp da Mekke-i mükerreme'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu tavaf-ı kudûm düşer.
10. Mekke-i mükerreme'de bulundukça vakit vakit nafile olarak tavaf etmek.
11. Tavaf-ı ziyarette erkeklerin "ıztıba" etmeleri. Yani tavafa başlamadan evvel omuzlarına almış oldukları örtülerin birer ucunu sağ koltuklarının altından alarak sol omuzları üzerine atmaları.
12. Tavaf-ı ziyaretin ilk üç şavtında=devrinde erkeklerin "remel" etmeleri. Yani adımlarını kısaltarak omuzlarını silkerek çalımlıca bir sürat göstermeleri. Bu, hacıların şevkine, kuvvet ve sağlamlılığına dayanıklılığına âit bir nişanedir.
Rasül-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz kaza etmiş olduğu umresinde Ashab-ı Kiram ile beraber bu vaziyette tavaf ederek karşıdan seyreden ve Sahabe-i Kiram'ın zayıf düştüklerini sanan Mekkelilere Ehl-i İslam'ın kuvvet ve büyüklüğünü göstermek istemişti. Bu sünneti seniyyeye hâlâ riayet edilir.
Bu remel, tavaf-ı kudûmde de yapılabilirse de tavaf-ı ziyarette yapılması daha faziletlidir. Veda tavafında yapılmaz.
13. Safâ ile Merve arasında sa'y ederken oradaki iki yeşil direk arasını erkeklerin süratle geçip sonra yine yavaş yavaş yürümeleri. Bu süratle yürüyüşe «hervele» denir.
14. Zilhiccenin yedinci günü öğle namazından sonra Mekke-i mükerreme'de tek bir hutbe okunup insanlara haccın menasiki, yani yapılması lazım gelen vazifeleri öğretmek.
15. Zilhicenin, sekizinci günü güneşin doğmasından sonra Mekke-i mükerreme'de "Mina" ya çıkmak ve o gece Mina'da kalmak. Mina Hareme dahildir.
16. Zilhiccenin dokuzuncu günü, güneşin doğmasından sonra Mina'dan Arafat'a çıkmak.
Arafat'ta veliyyülemr veya vekili, ikindi namazını öğle namazı ile beraber öğle vaktinde kıldırır. Namazdan evvel, zeval(öğle)den sonra iki hutbe okur, insanlara Arafat'ta ve Müzdelife'de durmalarına ve diğer hac fiillerine dair malumat verir.
17. Kurban bayramının ilk gününde bir hutbe okunarak haccın geri kalan yapılması gerekli vazifelerini beyan etmek. Bununla hutbeler üç defa okunmuş olur.
18. Arafat'ta ve Müzdelife'deki namazlarda yalvarma-yakarma ve niyaz ile göz yaşları dökmek veya döker gibi bir vaziyet almak, kendi hakkında ve anası, babası, din kardeşleri hakkında hayırlı dualarda bulunmak.
Arafat, Harem dairesinden hariç, sahradan sayılır. Burada hacıların duruşu, Cuma gününe tesadüf etse, Cuma namazı kılınmaz.
19. Güneşin batmasından sonra Arafat'tan ağır ağır inmek ve Müzdelife'ye varıldığı vakit, gelen gidenlere engel olmamak için vadiden yüksekçe bulunup "Meş'ari haram" denilen "Kuzah tepesi" yakınına konmak.
20. Bayram gecesi Müzdelife'de kalıp bayram sabahı Mina'ya inmek ve kurban kesme günlerinde bütün yol eşyası ile beraber Mina'da kalmak.
21. Mina'da taşlar atılırken Mina'yı sağa, Mekke-i mükerreme'yi sola almak, sırasıyla evvela Cemre-i ûla'yı, sonra Cemre-i vüstâ'yı yaya olarak, daha sonra da Cemre-i Akabe'yi binitli olarak taşlamak ve bu son cemrede taşları aşağıdan yukarıya doğru atıvermek.
22. Taşlamaya ilk gün güneşin doğmasıyla zeval(öğle vakt)i arasında diğer günlerde ise zeval ile güneşin batışı arasında başlamak
23. Mina'dan Mekke-i mükerreme'ye acele inmek isteyen kimse için Zilhicce'nin, on ikinci günü güneşin batmasından evvel yola çıkmak, güneşin batmasına kadar durması mekruhtur.
24. Mina'dan Mekke-i mükerreme'ye gelirken "Muhassab" ve "Ebtah" denilen düz bir mevkiye bir müddetçik inivermek.
25. Veda tavafından ve iki rekat namazdan sonra zemzem suyundan Beytullah'a bakarak ayakta kana kana içmek ve bu mübarek sudan başa ve bedene dökünmek.
26. Hacer-i Esved ile Kâbe-i muazzama'nın kapısı arasında bulunup "Mültezem" denilen yere göğsü ve yüzü koyarak sürüvermek.
27. Kimseye zahmet vermeksizin Kâbe-i muazzama'nın örtüsüne yapışıp duada bulunmak ve içerisine girmek mümkün olunca, kemali edep ve tazim ile girip iki rekat namaz kılmak.
Kâbe-i muazzama'nın estarına = perdesine sarılmak, Mültezem'e sürünme; ALLAH'u Teâlâ'ya yakın olmaya duyulan şevk ve heyecanın bir remzidir. Beytullah'a olan muhabbetin, Hak Teâlâ'nın mağfiretini ısrarla niyazın ve Mabûdü Kerim Hazretlerine sığınmanın bir nişanesidir.
28. Medine-i Münevvere'ye gidip Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimizi ziyaret etmek.
Haccın sünnetlerini terk eden faziletten mahrum, belki de günahkâr olursa da, üzerine kurban kesmek gibi bir ceza lâzım gelmez.
(Şafiilere göre arefe gecesi Mina'da kalmak sünnet, teşrik (Kurban bayramı bir, iki ve üçüncü günün) gecelerinde ise kalmak vaciptir.)
HACCIN ADABI
43- Hac yolculuğunda bulunacak şahısların riayet edecekleri bir kısım adap vardır. Başlıcaları şunlardır:
1. Tam helal bir mal ile hac etmelidir. Çünkü helal olmayan bir mal ile hac edilmesi haramdır.
2. Yola çıkmadan evvel kul borçları var ise ödemelidir.
3. Günahlardan tövbe etmeli, kazaya kalmış ibadetler var ise kaza edilmelidir.
4. Riyadan, iftihar ve övünmekten, ziynet ve ihtişamdan sakınmalı, mütevazi bir şekilde hareket etmelidir.
5. Hac yolculuğu hakkında münasip şahıslar ile istişare etmelidir.
6. Kimler ile arkadaş olacağına, hangi yoldan veya hangi vasıtalar ile yolculuk yapacağına dair istihare yapmalıdır.
7. İcabında kendisini irşat edecek, kendisine yardımda sabır ve sebat tavsiyesinde bulunacak salih bir arkadaş edinmelidir.
8. Yolda arkadaşlarıyla ve diğer yolcular ile çekişmekten, dövüşmekten sakınmalıdır.
9. Düşmanları var ise haklarında af ile, müsamaha ile muamele yapmaya çalışmalıdır.
10. Hac yolculuğuna ay başında perşembe günü, bu olmazsa pazartesi günü sabahleyin çıkmalıdır.
11. Aile efradı ile, dostlar ile veda etmeli, onların dualarını dilemeli, bunun için ziyaretlerine gitmelidir. Onlar da kendisini hacdan gelirken karşılamalıdırlar ki, bu da sünnettir.
12. Hacca giderken ve hacdan dönüp gelince, evinde iki rekat namaz kılıp dua etmelidir.
HAC İBADETİ HAKKINDA TATBİKAT
44- Bir hac vazifesini, vacipleri, sünnetleri, edepleri dairesinde yapacak bir zat, şu şekilde hareket eder:
1. Helal, tertemiz bir mal tedarik eder, ödenmesi lâzım borçları var ise öder, kazaya kalmış ibadetleri var ise mümkün mertebe kaza eder, tövbe ve istiğfar eder, kendisini kötü sözlerden korur, güzel hasletli olmaya çalışır, mütevazi bir şekilde hareket eder, yola çıkacağı zaman evinde iki rekat namaz kılar.
Bismillahi tevekkeltü alellahi la havle vela kuvvete illa billah.
"ALLAH'u Teâlâ'nın adı ile (Hac yolcuğuna çıkıyorum) ALLAH'u Teâlâ'ya tevekkül ettim. Bütün güç ve kuvvet sadece ALLAH'u Teâlâ'nın yardımı iledir." diyerek Hakk'a sığınır, aile efradıyla, dostlarıyla veda ederek yola çıkar.
2. Mikat, denilen yerlerden birine varınca yıkanır veya abdest alır, giderilmesi lâzım gelen fazla tüyleri bedeninden giderir, tırnaklarını keser, elbisesini çıkarır, beyaz, temiz bir peştamal ile dikişsiz bir örtüye, mesela bir-iki havluya sarılır, güzel kokulu şeyler sürünür, başını açık, ayaklarını çorapsız bulundurur, üstü açık topukları kısa ayakkabı giyinir, iki rekat ihram için namaz kılar, ihrama niyet edip
ALLAH'ümme inni üridü'l-hacce feyessirhu li ve tekabbelhu minni.
"Yarabbi! Ben hac etmek istiyorum, onu bana kolay kıl ve onu benden kabul et" diye dua eder, sonra da:
Lebbeyk. ALLAH'ümme Lebbeyk... diye telbiyede bulunur.
3. Böyle ihrama girdikten sonra hanımı yanında ise cinsel ilişkide bulunmaz, hanımını öpüp okşamaz, dikişli elbise giyinmez, güzel kokulu şeyler sürünmez, saçlarını, tüylerini, tırnaklarını kesmez, güvercin, geyik gibi av hayvanlarını avlamaz, yeşil ağaçları, otları kesip koparmaz, kötü ve şehevi sözlerde bulunmaz, arkadaşları ile ve başkaları ile çekişmez, fakat yıkanabilir, para kesesini beline bağlayabilir.
4. Her namaz kıldıkça ve yolcu kafilelerine rast geldikçe, yokuşlara çıkıp, inişlere indikçe: " لَبَّيْكَ اَللَّهُمَّ لَبَّيْكَ " = Lebbeyk ALLAH'ümme Lebbeyk" diye yüksekçe bir sesle telbiyede bulunur. Mekke-i Mükerreme'ye varacağı zaman yıkanır, veya abdest alır, Mekke-i mükerreme'ye girince hemen Mescid-i Haram'a koşar, Beytullah'ı görünce: " لَبَّيْكَ " Lebbeyk..." diye telbiyede " اَللّٰهُ أَكْبَرُ ALLAH'ü ekber" diye tekbirde " لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ - Lâ ilahe illALLAH" diye tehlilde bulunur, salât ü selam okuyarak:
"ALLAH'ümme zid beyteke teşrifen ve ta'zimen ve tekrimen ve birran ve mehabeten"
"Ey ALLAH'ım! Beyt-i izzetine mahsus şerefi, ta'zimi, saygıyı, ihsan ve heybetini arttır." diye duâ eder.
Hacer-i Esved tarafına yönelerek tekbir alır, Hacer-i Esved'i selamlar, mümkün ise kimseye eziyet vermeksizin öper veya elini sürer. Sonra da Kâbe-i muazzama'yı sola alarak hatimin arkasından tavaf-ı kudûme başlayıp
Beytullah'ın etrafını yedi defa dolaşır, bu tavafın ilk üç şavtında «Remel» yapar, yani adımlarını kısaltır, omuzlarını silkeleyerek çalımlıca bir sürat gösterir ve her dolaşmasında Hacer-i Esved'e gelince onu selamlar, bu tavafı müteakip de İbrahim aleyhisselam'ın makamında, kalabalık ise Harem-i şerif'in diğer yerinde iki rekat namaz kılar, sonra Hacer-i Esved'i yine selamlar, (istilam eder).
5. Bundan sonra sa'y için Safâ ile Merve caddesine çıkar, bu caddede evvela Safâ tepesine Beyt-i Muazzam görülünceye kadar çıkıp Beytullah'a yönelerek tekbir ve tehlilde, salât ü selamda bulunur. Sonra buradan Merve tarafına gider, bu sahadaki iki yeşil direk arasında sürat gösterir, bu şekilde dört defa Safâ'dan Merve'ye, üç defa da Merve'den Safâ'ya gider gelir, Merve tepesinden de Kâbe-i muazzama'ya karşı tekbir ve tehlilde, salâtü selâmda bulunur ve böyle her geliş-gidişte telbiye yapar, sürat ile yürüdüğü zaman;
"ALLAH'ümmağfir verham vetecavez amma ta'lem. Feinneke ente'l-aliyyü'l-azim."
"Ya Rabbi! Bağışla, merhamet et, bildiğin kusurlarımıza bakma, çünkü sen şüphesiz en yüce, en büyüksün." diye dua eder.
Bu geliş-gidişin peşpeşe bir halde olması daha faziletlidir, ara ile yapılması da caizdir.
6. Yalnız hacca niyet etmiş olan bu zat, böyle sa'y ettikten sonra da Mekke-i mükerreme'de yine ihramlı olarak kalır, dilediği zaman Beytullah'ı nafile tavaf eder, Zilhicce'nin sekizinci - Terviye - günün de sabah namazını Mekke-i mükerreme'de kılar sonra "Mina" mevkiine çıkar, orada Arefe günü'nün sabah namazını kılıncaya kadar durur, sonra Arafat'a gider, o gün güneş batınca da Müzdelife'ye yönelip geceyi Müzdelife'de geçirir, akşam namazını yolda kılmayıp yatsı namazı ile beraber imama uyarak Müzdelife'de kılar. Kurban bayramı gününün fecr(şafak)ı doğunca da hemen sabah namazını kılar, sonra Müzdelife'de «Meş'ar-i haram» denilen mevkiye gider, orada biraz durur, bütün bu yerlere gider gelirken vakit vakit telbiyede bulunur.
7. Meş'ar-i haram'da iken fecir (şafak) tamamen aydınlanınca daha güneş doğmadan Mina tarafına vakar ve sükünet ile yönelir, Mina'da Cemretü'l-akabe denilen taş kümesine yedi tane küçük taş atar, bu taşları sağ elinin baş ve şehadet parmakları ucu ile tutarak atar ve herbirini attıkça tekbir alır, bu atış bitince orada durmaz. Sonra dilerse kurban keser, daha sonra tıraş olur veya saçlarının uçlarından parmak uçları kadar bir şey kırkar, bunları yapınca hanımı ile cinsel ilişkiden başka ihramın bütün yasakları kendisine mübah olmuş olur.
8. Bundan sonra aynı günde, yani bayramın birinci gününde veya ikinci veya üçüncü gününde Mekke-i mükerreme'ye döner, tavaf-ı ziyareti yapar, tavaf-ı kudûmde remel yapmamış ise bunu tavaf-ı ziyaretin ilk üç şavtında
yapar, bu tavafı bitirince iki rekat namaz kılar. Artık bu tavaftan sonra, kendisi için hanımı ile cinsel ilişki de mübah olmuş olur.
Tavaf-ı ziyaret için Mina'dan Mekke-i mükerreme'ye Bayramın birinci gününde inmek daha faziletlidir.
9. Tavaf-ı ziyaretten sonra tekrar Mina'ya gider, Cemreleri taşlamak için üç gün Mina'da oturur. Bayramın ikinci günü zeval(öğle) vaktinden sonra Mina'da "Mescid-i Hayf" yakınındaki Cemre-i ûlâ'dan başlayarak cemrelerin üçünü de taşlar. Şöyle ki, yaya yürüyerek evvela Cemre-i ûlâya, sonra Cemre-i vustaya yedişer taş atar ve her birinde tekbir alır, ve bu iki cemreden her birinin yakınında ayrıca durup kendisine, anasına, babasına, din kardeşine dua eder, sonra binitli olarak Cemre-i Akabe civarına gider, buna da yedi taş atar, fakat burada dua için durmaz.
Bayramın üçüncü gününde de zeval(öğle)den sonra bu tertip üzere cemreleri taşlar. Şayet Mina'da iken bayramın dördüncü günü de girecek olsa, o gün dahi böylece taş atar. Bu güne mahsus olmak üzere taşları zeval(öğle)den evvel de atılabilir.
(Bu halde atılan taşların sayısı yetmişe ulaşmış olur. Bu taşlar, Müzdelife'de iken veya Mina'ya gelirken toplanır, ihtiyaten yıkanır, cemrelerde biriken taşlardan alıp atmak mekruhtur.)
10. Bundan sonra tekrar Mekke-i mükerreme'ye döner, yolda "Muhassab" denilen düzlükte biraz durup dinlenir. Daha sonra Mekke-i mükerreme'ye giderek Harem-i şerif'e varır, veda tavafını yaparak iki rekat namaz kılar. Bundan sonra zemzem kuyusunun yanına gider, elinden gelirse suyunu kendisi çeker, Beytullah'a karşı durup kana kana içer, bununla yüzünü, başını yıkar ve kolayına gelirse, bedenine de döker, içtikçe:
"ALLAH'ümme inni es'elüke ilmen nâfian ve rizkan vâsian ve şifâen min külli dâin."
"Ey ALLAH'ım! Ben senden faydalı bilgi, geniş rızık, ve her hastalıktan şifa dilerim!" diye dua eder.
11. Zemzem suyunu içtikten sonra Kâbe-i muazzama'nın en yüksek eşiğini öper ve mümkün olursa, içerisine girip iki rekat namaz kılar, duvarına yüzünü sürüp ALLAH Teâlâ'ya hamd eder, istiğfarda bulunur, kemali edep ile tekbir ve tehlil ederek, daha sonra Mültezem'e gelir, yüzünü ve göğsünü koyar, Kâbe-i muazzama'nın örtüsüne yapışarak duada bulunur. Artık Mekke-i mükerreme'de kalmayacak ise yüzünü Beytullah yönünden ayırmayıp ayrılışından dolayı bir hüzün ile ağlaya ağlaya veya ağlar gibi bir vaziyet alarak arka arka çekilir, Harem-i şerif'ten çıkar, dilediği gün memleketine döner.
Bu hac vazifelerini yerine getirme hususunda kadınlar da erkekler gibidirler. Şu kadar var ki kadınlar, ihramda normal, âdetleri üzere giyinmiş ve
başları ile ayakları örtülü bulunmuş olur. Bununla beraber yüzlerine dokunmamak üzere bir peçe de kullanabilirler. Telbiyelerde seslerini yükseltmezler, tavafta ve Safâ ile Merve arasında sürat göstermezler, ihramdan çıkmak için de saçlarının uçlarından biraz kesmekle yetinirler. Hacer-i Esved'i selamlamak için erkeklerin aralarına sıkışmazlar.
Adet görmeye başlayan bir kadın, haccın bütün vazifelerini yapabilir. Yalnız bu halde tavaf-ı ziyareti yapamaz, tehir eder. Bu tehirinden dolayı kendisine kurban veya başka bir ceza da lâzım gelmez.
Tavaf-ı ziyaretten sonra adet görmeye başlayan bir kadından veda tavafı vazifesi düşer.
UMRE HAKKINDA TATBİKAT
45- Yukarıdaki tatbikat, yalnız haccı ifrad hakkındadır. Yalnız umre yapmak isteyen kişi ise şu şekilde hareket eder.
1. Bu şahıs, taşralı olduğuna göre mikatta; Mekke-i mükerreme ahalisinden olduğu takdirde Mekke-i mükerreme'nin haremi dışında ihrama girer, evvelce beyan edildiği şekilde elbisesini çıkarır, peştemal ile örtüye bürünür.
ALLAH'ümme inni üridül umrete feyessirha lî vetekabbelha minni
Yarabbi!. Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolay et ve onu benden kabul buyur, diye yalnız umreye niyet eder, ve "
- Lebbeyk ALLAH'ümme lebbeyk..." diye telbiyede bulunur. Hac için ihrama giren bir kimsenin kaçınacağı şeylerden bu da kaçınır, yolculuğu esnasında telbiyeye devam eder.
2. Mekke-i mükerreme'ye girince umre için tavafta bulunup bildiğimiz şekilde Beytullah'ın etrafında yedi defa dolaşır, Hacer-i Esved'i her defasında selamlar, ilk üç dolaşmasında sürat gösterir, tekbir ve tehlilde bulunur.
3. Bu tavaftan sonra Safâ ile Merve arasında evvelce yazıldığı şekilde sa'y eder. Daha sonra başının saçlarını tıraş ettirmek veya kısmen kestirmek suretiyle umresini tamamlamış, ihramdan çıkmış olur. Artık Mekke-i mükerreme'de kaldıkça Kâbe-i muazzama'yı dilediği vakit tavaf edebilir ve dilediği münasip elbiseyi giyebilir. Kendisine evvelce helal olan şeyler, yine helal olmuş olur.
Tavafın dört şavtı, umrenin rüknüdür. Geri kalan üç şavt = devir ile Safâ ve Merve arasında yedi defa yürümek, daha sonra saçları tıraş etmek veya kısmen kestirmek de umrenin vaciplerindendir.
Umrenin şartları da, vakit müstesna olmak üzere haccın şartları gibidir. Bundan dolayı ihram da umrenin bir şartıdır.
Umrenin sünnetleri, edepleri de haccın Safâ ile Merve arasında ki sa'yin'den itibaren sonuna kadar olan sünnetleri ve edepleri gibidir.
HACCI TEMETTÜ HAKKINDA TATBİKAT
46- Evvelce de yazıldığı üzere haccı temettü, hac ile umreyi başka başka iki ihram ile bir arada yapmaktır. Taşradan gelen hacılar, ihramda fazla kalmamak için en fazla bu haccı temettü'yü tercih ederler. Şöyle ki:
1. Bir taşralı Mikat'ta ihrama başladığı zaman: "Ya Rabbi! Ben umre etmek istiyorum! Bu umreyi bana kolay kıl ve bunu benden kabul buyur!" diye niyet ederek telbiyede bulunur, iki rekat namaz kılar, diğer hususlara da riayet eder.
2. Mekke-i mükerreme'ye girince umre için Kâbe-i muazzama'yı usulüne göre yedi kere tavaf eder, sonra iki rekat namaz kılar, sonra da çıkıp Safâ ile Merve arasında "Sa'y" denilen hareketi yapar. Bunu müteakip de saçlarını tıraş ettirir veya kısmen kestirir, umresini bitirmiş olur.
3. Bu şekilde umresini yapmış olan şahıs, tehallül etmiş, yani ihramdan çıkmış olur. Mekke-i mükerreme'de hiç ihrama girmemiş şahıslar gibi bir halde bulunur, her zamanki elbisesini giyinir. Mübah olan diğer şeyleri yapabilir.
4. Bu kimse, Mina'ya çıkılacak gün veya daha evvel Mekke-i Mükerreme'de tekrar ihrama girip hacca niyet eder, telbiyede bulunur ve yalnız hac için niyet etmiş olan bir kimse gibi -evvelce beyan ettiğimiz- hac vazifelerini tamamıyla yerine getirmeye çalışır, bundan başka Mina'da bir kurban da keser.
Bu kurban, hac ile umreyi bir arada yapmaya muvaffak olmanın bir şükrânesidir. Cemre-i Akabe (büyük şeytan) taşlandıktan sonra tıraştan veya saçları kestirmeden evvel kurban kesme günlerinden birinde kesilir. Bu bir koyun olabileceği gibi, kurban kesilecek bir devenin veya sığırın yedide bir hissesi de olabilir. Böyle bir kurban kesmekten âciz ise üç gün Arefe gününde bitmiş olmak üzere hac esnasında, yedi gün de bayram günleri çıktıktan sonra veya beldesine döndükten sonra oruç tutar ki bu, vacip olan bir vazifedir.
5. Bu tatbikat, haccı temettüde bulunup Mekke-i mükerreme'ye hedy olarak beraberinde kurban götürmemiş veya göndermemiş olan bir şahsa göredir. Eğer böyle bir kurban bulunursa, sadece umreyi yapmakla ihramdan çıkılmış olmaz. Bilakis umre için tavaf eder, sa'yde bulunur. Bununla beraber terviye gününe, yani Zilhicce'nin sekizinci gününe kadar ihramda kalır. Bunu müteakip hac için ihrama niyet eder. Geri kalan hac vazifelerini yerine getirmeye devam ederek kurban bayramının ilk gününde bu şükran kurbanını keser. Daha sonra saçlarını tıraş ettirir veya kısmen kestirir. Artık o anda iki ihramdan çıkmış olur.
HACCI KIRAN HAKKINDA TATBİKAT
47- Malûm olduğu üzere haccı kıran, hac ile umrenin ihramını cem etmek; yani ikisi için birden ihrama girmektir. Şöyle ki:
1. Haccı kıranda bulunacak şahıs, mikat yerinde veya daha evvel umre ile hacca birlikte niyet edip iki rekât namaz kılar. Sonra: "Ey ALLAH'ım! Ben umre ile hac yapmak istiyorum! Bunları bana kolay kıl! Bunları benden kabul buyur!" diye dua eder. Telbiyede bulunur, ihramlı kimse için yasak olan hususlara tamamıyla riayet etmeye çalışır.
2. Bu şahıs, Mekke-i mükerreme'ye girince evvelâ umresini yapar, Beytullah'ı tavaf eder, Safâ ile Merve arasında sa'y eder. Sonra haccın vazifelerini -evvelce yazıldığı şekilde- yapmaya başlar. Bu haccı kıran'a muvaffak kılınmasından dolayı hacc-ı temettü'de olduğu gibi bir şükrâne olarak, yalnız Cemre-i Akabe'yi (büyük şeytanı) kurban bayramı birinci günü taşladıktan sonra, {(*): ÖNEMLİ NOT: Bu ifade bize aittir. İstanbul-1951 baskısında "cemreleri taşladıktan sonra", daha sonraki baskılarda ise "cemreleri veya yalnız Cemre-i Akabe'yi taşladıktan sonra" şeklindedir.} saçlarını tıraştan veya kestirmeden evvel bir kurban keser ki, bu vaciptir. Bunu bulup kesemeyecekse, üç gün arefe gününde bitmiş olmak üzere oruç tutar, yedi gün de bayram günleri çıktıktan sonra dilediği vakit tutar ki toplamı on gündür. Bunlar ayrı ayrı günlerde de tutulabilir.
3. Haccı kırana niyet eden şahıs umresini yapmadan Arafat'a gidecek olsa, umresini bozmuş olur. Artık kendisine bu şükran kurbanı vacip olmaz. Şu kadar var ki, umreyi kaza etmesi ve bunu bozmuş olmasından dolayı bir ceza olarak kurban kesmesi lâzım gelir.
Haccı temettü ile haccı kıran, taşralılara mahsustur. Mekke-i Mükerreme'de veya Mekke ile mikat arasında bulunanlar bunu yapmazlar. Çünkü bu hacları yaparken bir aralık, aile efradının yanına dönüp gitmemeleri lâzımdır. Bunların ise bu esnada aile efradından uzaklaşmaları müşküldür.
HEDY'İN MAHİYETİ VE HÜKÜMLERİ
48- ALLAH Teâlâ'ya manen yakınlaşmak için veya bir cinayetten dolayı bir keffaret olarak kesilmek üzere Harem-i şerif'e götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurbana "hedy" denir ki, en az bir yaşındaki koyun ile altı ayını doldurup bir yaşındaki koyun gibi görülen toklu ve beş yaşını tamamlamış deve ile iki yaşını bitirmiş olan sığır hayvanından olur. Bunların erkekleriyle dişileri müsavidir. Kurbandaki vasıflar bunlarda da aranır.
Koyun cinsinden olan kurbana "dem" denir, diğerlerine de "bedene" denir. Hedy'in en iyisi bedenedir.
49- Bir hayvanın hedy olması, ya açıkça veya herhangi bir işaret ile olur.
Mesela "hedy" için denilerek satın alınıp Mekke-i mükerreme'ye gönderilen bir koyun, açıkça hedy olmuş olur. Hedy olmasına kalben niyet edilen bir koyun veya hedy olmasına niyet edilmeksizin kesilmek için Mekke-i mükerreme'ye gönderilen bir koyun veya deve de delâleten hedy olmuş olur.
50- Hedy hayvanına binilmesi, yük yükletilmesi, bir zaruret bulunmadıkça caiz değildir, tazime aykırıdır. Bu yüzden kıymetine noksan gelirse, bu noksan miktarı sadaka vermek lâzım gelir.
51- Hedy kurbanının sütünü sahibi içmez, hatta etini yemesi kendisine caiz olan kısımdan olsa bile. Memelerini soğuk su ile yıkayarak sütünü kesmeye çalışır, ancak hayvana zarar verirse, o halde sütünü fakirlere sadaka olarak verir. Sahibi bundan istifade etse veya bu sütü zengin kimselere verse, bedelini sadaka olarak vermesi lâzım gelir.
52- ALLAH rızası için teberru edilen bir şeyin bizzat kendisini sadaka olarak vermek caiz olduğu gibi, kıymetini ve bir rivayete göre benzerini sadaka vermek de caizdir.
Bundan dolayı bir kimse kendi koyunlarından muayyen birini hedy olmak üzere tayin etse, bunun kıymetini veya benzerini hedy olarak Harem-i şerif'e gönderebilir.
53- Nafile olarak gönderilen hedy, yolda çalınsa veya telef olsa, yerine başkasını göndermek icap etmez. Vacip olarak gönderilmiş olunca yerine başkasını göndermek icap eder. Fazla kusurlandığı takdirde de hüküm böyledir. Ancak sahibi zengin değilse, o halde bu kusurlu hedy de yeterli olur.
Aynı şekilde Harem'de kesilip de eti henüz dağıtılmadan çalınsa, artık başkasını kesmek lâzım gelmez. Çünkü bu vacip, yerinde yapılmıştır.
54- Evvelce de yazıldığı üzere haccı temettü ile haccı kırandan dolayı hedy vaciptir. Bunun koyun cinsinden olması da yeterlidir. Bu kurban, bayramın birinci, ikinci veya üçüncü gününde kesilebilir. Fakat birinci gününde kesilmesi daha faziletlidir. Bu, bir şükran kurbanı olduğundan bunun etinden sahibi de yiyebilir. Geri kalanını Mekke-i Mükerreme fakirlerine dağıtmak daha faziletlidir.
55- Hac mevsiminde nafile olarak Harem-i şerif'te kesilen her cins kurban da birer hedydir. Bunların etlerinden sahipleri de yiyebilirler.
56- Hacca ait cinayetlerden, yani yapılması yasak olan şeyleri yapmaktan dolayı birer ceza veya keffaret olarak kesilecek kurbanlar da hedy kısmındandır. Bunların etlerinden sahipleri ve sahiplerinin hanımlarıyla usul (ana-baba, dedeleri-nineleri) ve füru (çocukları-torunları) yiyemezler. Çünkü bunlar; zekât, adak kurbanı, ve fıtır sadakası mesabesindedirler. Yiyecek olsalar, kıymetini fakirlere ödemek lâzım gelir.
57- Bedene cinsinden olan kurbanların, nafile, veya adak veya hacc-ı temettü ile hacc-ı kıran için olunca taklid edilmeleri, yani kendilerine birer kurbanlık alâmeti konulması müstehaptır. Bu başkaları için yapılması uygun güzel bir örnek teşkil eder. Fakat ceza ve keffaret kurbanlarına böyle bir alâmet konulmamalıdır. Çünkü bunların teşhir edilmesi değil, gizli tutulması münasiptir.
58- Hedy kurbanlarının kesilecekleri yer, mutlaka Mekke-i Mükerreme'nin haremidir. Bunların Mina'da kesilmesi şart değildir. Şu kadar var ki yolda sakatlanmış olan bir nâfile hedy, yolda kesilebilir. Bu halde etinden yemek sahibine helâl olmaz, tamamını dağıtmak lâzım gelir. Çünkü bunun etinden sahibinin yiyebilmesi, bunun mahalline, yani Harem-i şerif'e kavuşması şartına bağlıdır.
HAC VE UMRE İLE ALAKALI YASAKLAR
59- Hac veya umre için ihrama girmiş olan şahıslar için yapılması, şer'an yasak olan şeylere (Cinâyât-ül hac) denir ki, bu hususta kast ile yanılma, hata, unutma müsavidir.
(Şafiilerce hata ile unutma af olunmuştur.)
60- Hac ve umreye ait memnuât - cinayetler (yasaklar) şu beş kısma ayrılır:
1. Yapılmalarından dolayı yalnız, birer "dem", yani koyun veya keçi kurban edilmesi icap eden cinayetlerdir.
Bülûğ çağına ermiş bir muhrimin, yani ihrama girmiş bir kimsenin bir uzvuna tamamen veya bir uzvu miktarı ayrı ayrı yerlerine güzel kokulu bir şey sürmesi, başına kına yakması, yağ sürünmesi, tam bir gün akşama kadar dikişli bir elbise giyinmesi veya başını örtülü bulundurması, başının en az dörtte birini tıraş ettirmesi, fazla tüylerini gidermesi, tırnaklarını kesmesi, haccın vaciplerinden birini, meselâ Mikat yerinde ihrama girmeyi terk etmesi, cünüp veya hayızlı olarak tavaf-ı kudûmda veya veda tavafında veya abdestsiz olarak tavaf-ı ziyarette bulunması gibi.
Haccı kıranda bu cinayetlerden biri meydana gelirse, iki ihramın hürmetini korumak için iki "dem" icap eder. {(*): ÖNEMLİ NOT: Hacc-ı kıran yapanlar sadece ihram yasaklarından birini yapacak olurlarsa, iki dem kesmeleri gerekir. Haccın veya umrenin vaciplerinden birini terk ettikleri takdirde sadece bir dem gerekir.}
Böyle kişinin bizzat kendi iradesiyle yapılmalarından dolayı dem lâzım gelen şeylerden biri bir hastalık ve zaruret sebebiyle yapılsa, yapan serbest olur, dilerse haremde bir kurban keser, dilerse istediği yerde üç gün oruç tutar ve dilerse altı fakire yarımşar sa' (birer fitre)den üç sa' buğday miktarı (altı fitre) verir ki, (3120) şer'i dirhem ağırlığına eşit demektir.
Bu sadaka vermenin Mekke-i mükerreme fakirlerine yapılması daha faziletlidir. Bu sadaka vermede fakire mülk yapmak caiz olduğu gibi ibaha (yemek yedirmek) de caizdir. İmam Muhammed'e göre ibaha -yemek yedirmek- caiz değildir.
2. Yapılmasından dolayı bedene, yani deve veya sığır kurban edilmesi icap eden cinayetlerdir.
Bunlar; Arafat'ta vakfeden sonra daha tıraş olmadan veya saçları kestirmeden evvel yapılan cinsel ilişki ile tavaf-ı ziyareti cünüp olarak veya hayız veya nifas halinde yapmaktan ibarettir.
Bununla beraber herhangi tavaf, taharet halinde iade edilirse cezası düşer.
Arafat'ta vakfeden sonra tıraş olmadan veya saçları kestirmeden evvel aynı yerde cinsel ilişki tekrar edilirse, yalnız bir bedene lâzım gelir. Değişik yerlerde yapılmış olursa, birinci cinsel ilişkiden dolayı bedene, diğerleri için de "dem" lâzım gelir. Çünkü birinci cinsel ilişki ile bir tavafa noksanlık gelmiştir. Böyle bir noksan tavaf için de "dem" yeterli olur. Fakat tıraş olduktan veya saçları kestirdikten sonra tavaf-ı ziyaretin tamamından veya dört şavtından evvel cinsel ilişkide bulunsa, yalnız bir koyun kurban etmek yeterli olur. Bu halde tavaf-ı ziyaretin tamamından veya dört şavtından sonra yapılacak cinsel ilişki ile artık ne bedene, ne de "dem" lâzım gelmez.
3. Herbirinin yapılmasından dolayı yarım sa', yani beş yüz yirmi dirhem (bir fitre) miktarı sadaka verilmesi lâzım gelen cinayetlerdir.
Bunlar, bir ihramlının uzuvlarından birinin az bir miktarına güzel kokulu bir şey sürmesi, bir günden az dikişli bir şey giyinmesi veya başını örtmesi, başının dörtte birinden azını tıraş etmesi, yalnız bir tırnağını kesmesi, başkasını tıraş etmesi, başkasının tırnağını kesmesi, abdestsiz olarak tavaf-ı kudûm'da veya veda tavafında bulunması gibi şeylerdir.
Tedavi için tîyb = güzel kokulu şey kullanılması, cezayı gerektiriyorsa da yağ kullanılması, meselâ bir yaraya zeytin yağı sürülmesi cezayı gerektirici değildir.
Kırık bir tırnağı koparmak da caizdir. Çünkü bunda büyüme özelliği kalmamıştır.
4. Herbirinin yapılmasından dolayı yarım sa' dan = beş yüz yirmi dirhem buğday (bir fitre) miktarından eksik sadaka verilmesi lâzım gelen cinayetlerdir.
Bunlar, ihramlının çekirge öldürmesi, üzerindeki biti öldürmesi veya öleceği yere atması, başkasının üzerindeki biti öldürmesi için göstermesinden ibarettir. Bunlardan birini yapan bir ihramlı, dilediği miktar bir şey sadaka olarak verir.
Öldürülen bitler, üçten fazla olursa, yarım sa' buğday (bir fitre) miktarı sadaka verilir. Dışarıda, mesela yolda görülen bir biti öldürmek yasak değildir. Bundan dolayı cezayı gerektirici olmaz. Çünkü bu, eziyet veren bir hayvan olduğundan esasen öldürülmesi caizdir.
Bir ihramlının ihramdan çıkıncaya kadar hazin, perişan, mütevazi bir vaziyet ile Hak Teâla'ya ihtiyacını arz etmesi lâzım geldiğinden bu halde üste başa çeki düzen verilmemesi, bir kulluk ve bir muhtaçlık nişanesi bulunmuştur.
5. Her birinin yapılmasından dolayı zaman = bedelinin ödenmesi gerekli olan cinayetlerdir. Bunlar da ihramlının av hayvanlarını öldürmesinden veya Mekke-i mükerreme'nin haremindeki yaş ağaçları, yeşil otları kesip koparmasından ibarettir.
Bundan dolayı ihramlı olan bir kimse, gerek Harem-i şerif'te ve gerek Harem dışında hiçbir av hayvanını öldüremez ve öldürene yerini gösteremez.
Aynı şekilde bir ihramlı Mekke-i mükerreme'nin haremindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesemez. Aksine hareket ederse, bunların kıymetlerini ödemesi gerekir.
Şöyle ki, öldürülen hayvan, eti yenilmez hayvanlardan ise cezası, bir koyun veya keçi kurban etmekten fazla olmaz. Fakat eti yenilir hayvanlardan ise, öldürüldüğü yerdeki kıymeti iki âdil kişi tarafından tayin edilerek tamamen sadaka olarak verilir. Eğer bu kıymet bir fitre miktarından az ise, karşılığında ihramlı için bir gün oruç tutmak da yeterli olur.
Bununla beraber bu kıymet, bir kurban kıymetine müsavi olursa, ihramlı serbesttir, dilerse bununla bir kurban alır, Harem dahilinde keser, fakirlere dağıtır, dilerse bununla satın alıp dilediği fakirlere yarımşar sa' buğday veya birer sa' arpa veya hurma (birer fitre) dağıtır, yahut yarımşar sa' buğday (bir fitre) karşılığında ayrı ayrı günlerde olsa bile birer gün oruç tutar.
Öldürülen hayvan, doğan, köpek gibi eğitilmiş bir şey ise, sahibine eğitilmiş olduğuna göre kıymeti, fakirlere de eğitilmemiş olduğuna göre kıymeti verilmek lâzım gelir.
Ağaçlara, otlara gelince bunlar, kendi kendine bitmiş, kimseye ait değilse Harem-i şerif'in hakkını korumak için kıymetleri sadaka olarak verilir. Fakat bir kimsenin mülküne dahil ise, birer kıymetleri de sahiplerine verilmesi lâzım gelir.
Harem-i şerif'teki bir ağacın yalnız yapraklarını almak, ağaca zarar vermezse câizdir, bundan dolayı ceza olarak bir bedel ödemek lâzım gelmez.
HAC İLE UMRENİN YASAKLARINA AİT DEĞİŞİK MESELELER
61- İhramlı hakkında bir hayvanın bir ayağını kırmak veya bir kuşun kanadını kırıp kendisini kaçıp kurtaramayacak bir hale getirmek veya bir kuşun cılk olmayan yumurtasını kırmak, o hayvanı veya kuşu öldürmek hükmündedir.
62- Bir hayvanın tüylerini, kıllarını kesmek veya kaçıp kurtulmasına ve kendisini müdafaa etmesine mani olmayacak bir uzvunu kesip kırmak, kıymetine ârız olan noksan nisbetinde sadaka vermek icap eder. Ancak iyi olup eseri kalmazsa, o takdirde birşey icap etmez.
63- İhramlının avladığı hayvan, kendi kendine ölse, yine cezayı gerektirici olur. Çünkü buna el koyması, hükmen bir öldürmek demektir.
64- İhramlının av hayvanını satın alması da yasaktır. Çünkü o, ihramlı hakkında mali değeri olan bir mal sayılmaz. Fakat ihramlı olmayan kimsenin kendisi için veya ihramlının emri olmaksızın ihramlı için harem dışından avlamış olduğu hayvanın etinden kendisi yiyebileceği gibi, ihramlı da yiyebilir.
65- İhramlı, tavuk ve koyun gibi yaratılışı itibari ile yabani olmayan ehlî hayvanları kesip etinden yiyebilir. Fakat karadaki av denilen yabani hayvanları kesecek olsa, etinden kendisi de, başkaları da yiyemez. Çünkü bu ölü hayvan mesabesindedir. Deniz kuşlarını da avlayamaz. Zira onlar aslen kara hayvanıdırlar, onları öldürmek cezayı gerektiricidir.
66- Mekke-i mükerreme'nin hareminde öldürülen av, İmameyn'e göre ölü hayvan hükmündedir, bunu öldüren bir ihramlı, bunun etinden yese, istiğfar etmesi lâzım gelir. İmam-ı A'zam'a göre cezasını verdikten sonra yese, yediği miktarın kıymetini sadaka olarak verir öder.
67- Ne Harem-i şerif'teki ava vurmak için bir şey atılır, ne de Harem'deki bir kimse, Harem dışındaki bir ava bir şey atabilir. İkisi de haramdır. Çünkü haremdeki av, emniyet içerisindedir. Harem'deki bir kimse de, dışındaki ava bir şey atmaktan yasaklanmıştır.
68- Mekke-i mükerreme hareminin av hayvanlarını avlamak, kendi kendine biten yeşil otlarını koparmak, bir kısım kendi kendine biten ağaçlarını kesmek yalnız ihramlıya değil, ihramlı olmayana da helâl değildir. Bundan dolayı Mekke-i mükerreme ahalisinden ihramlı olmayan bir kişi, bunlardan birini avlasa veya koparıp kesse, mutlaka kıymetini öder. Bunun karşılığında ihramlı gibi oruç tutması yeterli olmaz. Çünkü bu, ihramlı olmayan Mekke'li hakkında bir borçtur, bir keffaret değildir.
İhramlı olmayanın böyle bir şeyin yerini göstermesi de bir günahtır. Fakat bundan dolayı kendisine bir garamet = ödenecek bir şey, lâzım gelmez.
69- Harem dahilinde hayvanları otlatmak ve kendi kendine biten otları biçmek helâl değildir. Fakat Mekke samanı denilen izhir otu ile mantarları kesip toplamakta bir haramlık yoktur.
Yine böylece, kurumuş ağaçları kesmek, bir ağacın kırık bir dalını koparmak caiz olduğu gibi, ekilmiş ekinleri, sebzeleri ve insanların yetiştirdikleri herhangi ağacı ve insanların yetiştirdiği cinsten olduğu halde kendi kendine bitip yetişmiş olan ağaçları kesmek de helâldır.
Yalnız insanların yetiştirdikleri cinsten olmayıp kendi kendine bitmiş olan ağaçları kesmek cezayı gerektiricidir. Böyle bir ağacı birden fazla kimseler kesse, hepsine yalnız bir ceza lâzım gelir ki, o da bunun kıymetini ödemekten ibarettir.
70- Bir kaç ihramlı, bir av hayvanını öldürecek olsalar İmam-ı A'zam'a göre her birine ayrıca tam bir ceza lâzım gelir.
(İmam Şafiî'ye göre hepsine bir ceza icap eder. Nitekim ihramlı olmayanların Mekke hareminde öldürecekleri bir av hayvanından dolayı da yalnız bir ceza lâzım gelmektedir.)
71- Bir şahsın yaptığı cinayetlerin cinsleri ve işlenme yerleri bir olunca, bir ceza yeterli olur, fakat cinsleri veya işlenme yerleri birden fazla olunca ceza da birden fazla olur.
Meselâ bir ihramlı, bir zaruret olmaksızın bir yerde bir kaç uzvuna güzel kokulu bir şey sürse, veya bir elinin veya bir ayağının veya iki eliyle iki ayağının tırnaklarını kesse hepsine bir dem yeterli olur. Şayet bir elinin veya bir ayağının iki veya üç tırnağını kesse her tırnak için yarım sa' buğday (bir fitre) veya bunun kıymetini sadaka olarak verir. Bunların kıymeti bir dem kıymetine denk olursa, ihramlı, bundan dilediği miktar noksan bir şey sadaka olarak verebilir.
Aynı şekilde bir elinin beş tırnağını kestikten sonra daha keffaret vermeden aynı yerde diğer elinin beş tırnağını da kesecek olsa, yine yalnız bir dem lâzım gelir. Fakat bir yerde veya başka başka yerlerde ellerinin tırnaklarını kesip başını tıraş ettirse ve bir uzvuna güzel kokulu bir şey sürse her biri için ayrıca bir dem lâzım gelir.
72- Bir ihramlı, bir zaruretten, meselâ aynı hastalıktan dolayı bir müddet gündüzleri dikişli bir elbise giyinip geceleri çıkaracak olsa, bundan dolayı ceza olarak bir dem yeterli olur.
Fakat bu hastalıktan iyileştikten sonra diğer bir hastalıktan, meselâ sıtmadan dolayı tekrar böyle bir elbise giyinecek olsa, bundan dolayı da ayrıca bir dem icap eder.
73- İhramda bulunan bir kadının eline kına yakması, demi icab eder. Erkeğin sakalına kına yakmasından dolayı da dem değil, sadaka vermesi lâzım gelir. Çünkü üzerindeki haşeratı, böcekleri öldüreceğinden korkulur.
74- Arafat'ta vakfeden evvel diri bir insan hakkında ön veya arka taraftan cinsel organı kaybolacak derecede cinsel ilişki vuku bulsa, hac bozulmuş olup bir ceza olarak ertesi sene kaza edilmesi icap eder. Bununla beraber bozulan bu hac da noksan bırakılmayıp tamamlanır ve bu yasak hareketten dolayı bir de dem lâzım gelir.
(İmam Şafiî'ye göre bedene icab eder.)
75- Hac için ihrama girip aralarında Arafat'ta vakfeden evvel cinsel ilişki vaki olan bir karı ile kocadan her biri aynı şekilde mükellef olur. Her birine bir dem lâzım gelir. Ertesi sene ihrama girince birbirinden ayrılır, başka başka yollardan giderek Arafat'ta durur, haclarını kaza ederler. Cinsel ilişki korkusu olunca, böyle birbirinden ayrı yürümeleri mendup bulunmuş olur.
76- Şehvetle bakmak, öpüp okşamak veya iki yoldan biri ile olmaksızın cinsel ilişki haccı bozmaz, hatta meni gelse bile. El ile tatmin olma neticesinde
meni gelirse, dem lâzım gelir. Rüyalanmak (hamamcı olmak) tan dolayı bir şey lâzım gelmez.
77- Umre için ihrama giren kimse de daha tavafın dört şavtını yapmadan cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulmuş olur. Bununla beraber bu umreyi tamamlamaya devam eder, ceza olarak bir koyun kurban keser, sonrada bu umreyi kaza eder, bu vaciptir. Tavafın dört şavtından sonra cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulmaz, yalnız bir kurban kesmesi lâzım gelir.
78- İhramlının zarar verici; karga, çaylak, akrep, yılan, fare, sinek, karınca, pire, kene, arı, kirpi, kertenkele, kelebek gibi av cinsinden olmayan ve insanın bedeninden doğmayan haşaratı ve üzerine saldıran köpeği ve kurt gibi tabiatında saldırganlık bulunan herhangi bir yırtıcı av hayvanını öldürmesi hakkında cezayı gerektirici olmaz.
79- Bir ihramlı, ihramdan çıkmak kastı ile birden fazla av hayvanlarını vurup öldürecek olsa, yalnız bir dem lâzım gelir. Çünkü bu; cinayet kastı ile değil, ihrama son vermek maksadı ile yapılmış olur.
80- Bir ihramlının yanındaki kafeste veya evinde bulunan av hayvanını salıvermesi icap etmez. Çünkü bu hal ava saldırı sayılmaz.
(İmam Şafiî'ye göre bunu salıvermesi lâzımdır. Zira avı mülkünde tutmak ava saldırı demektir.)
BEDEL = NİYABET SURETİ İLE HAC
81- Hac için bedel, başka bir tabir ile vekil tutmaya " İhcac" denir. Böyle kendi yerine başkasını hacca gönderen kimseye de "Amir" "Menûp" "Mahcucun anh" denir.
Bir kimse, bizzat hac etmeye gücü yetsin yetmesin, kendi yerine müslüman, akıllı olan bir kimseyi nafile olmak üzere vekil tayin edebilir. Bu şahıs, o kimsenin tayin ettiği yerden gider. Onun adına niyet ederek hac eder.
82- Kendi adına nafile hac için bedel gönderen şahıs, bu haccın sevabına nail olur. Çünkü bu, hac yolunda, Hak rızası için malı infak etmek demektir. Böyle bir infak ise, bizzat olabileceği gibi vekaletle de olabilir.
83- Bir şahıs kendisine farz olan bir haccı, başkasına vekalet sureti ile yaptırabilmesi için aşağıdaki şartların bulunması lâzımdır. Aksi takdirde böyle bir vekalet geçerli olmaz. Şöyle ki;
1. Amir için hac farz olmuş bulunmalıdır. Farz olmadan vekalet yolu ile yapılan hac, bir nafile olur, daha sonra amire hac farz olunca, tekrar hac edilmesi lâzım gelir.
2. Amir bizzat hac etmekten aciz olup bu acizliği vekil tayin ettiği vakitten ölümüne kadar devam etmelidir. Bu yüzden bir aralık acizliği yok olsa, bizzat hac etmesi icap eder. Vekalet sureti ile olan hac nafile olmuş olur. Bundan körlük ve yatalaklık halleri müstesnadır. Bunlar vekaletle yapılan hacdan sonra ortadan kalksa da haccın yeterliliğine mani olmaz.
İmam Ebu Yusuf'a göre herhangi bir acizlik vekilin haccı bitirmesinden sonra yok olsa, artık yapılan haccın yeterliliğine zarar vermez.
3. Amir kendi adına hac etmesini vekiline emretmelidir. Bu sebeple onun emri olmaksızın adına başkasının yapacağı hac yeterli olmaz.
4. Amir normal bir şekilde yol masrafını vermelidir. Bu sebeple vekil, kendi malı ile hac ederse, kendi adına hac etmiş olur. Ancak kendi malından harcadığı şey nisbeten az bir miktarda bulunursa, o zaman amirin adına hac yapılmış olur.
5. Amir bu vekalet için bir ücret şart etmemiş olmalıdır. Bir ücret karşılığında hac eden kimse kendi adına hac etmiş olur, bu ücrete hak sahibi olamaz. Çünkü hac sırf bir ibadet olduğundan ücret karşılığında yapılamaz.
(Malikiler'e göre haccın bedenî bir ibadet olma yönü daha çoktur. Bundan dolayı farz olan bir hac için niyabet = bedel tutmak caiz değildir. Bunun hakkında ki ücretle yaptırma geçersizdir. Fakat nafile hac için vekalet mekruh olmakla beraber caizdir.
Şafiîler ile Hanbeliler'e göre hac, vekaletin geçerli olduğu ibadetlerdendir. Bu sebeple bizzat hac veya umre yapmaktan aciz olan kimsenin başkasına bir ücret karşılığında veya nafakasını temin etmek. sureti ile hac veya umre yaptırması sahihtir.)
6. Amirin verdiği mal, vasıta ile hacca müsait olunca vekil vasıta ile hacca gitmelidir, hatta âmir, yaya olarak hac edilmesine izin vermiş bulunsa bile. Aksi takdirde vekil sarfede ceği malı âmire borçlu olur, vasıta ile hac ettirilmesi lâzım gelir. Fakat verilen mal, vasıta ile hacca müsait değilse, yaya olarak yapılan hac, yeterli olur.
7. Amirin vasiyet etmiş olduğu mal, müsait ise, vatanından hac edilmelidir, aksi takdirde müsait bulunacağı yerden hac edilir. Bizzat veya vekil olarak hac etmek üzere yola çıkan şahıs, yolda vefat edip tarafından hac edilmesi vasiyet edilmiş bulunsa İmam-ı Azam'a göre vatanından, yani ikamet ettiği yerden, İmameyn'e göre de vefat ettiği mahalden hac ettirilir.
Aynı şekilde kendisi için beldesinden başka bir yerden hacca gidilmesini vasiyet eden kimsenin vasiyetine göre hac ettirilir. Vefat eden bir kimse namına beldesinden hacca gidilmesi lâzım gelirken vasisi başka bir beldeden hac ettirecek olsa, bu hac, vasi namına olur, vefat eden için ayrıca hac ettirmesi lâzım gelir. Ancak bu iki belde arasında bir günde, gecelemeden gidip gelmek mümkün olursa, bu takdirde hac, vefat edenin namına sahih olmuş olur.
8. Vekil hac vazifelerine başlamadan evvel veya ihramına girerken âmir namına hac etmeye niyet etmeli, dili ile
"ALLAH'ım ben senin emr-u fermanına her zaman itaat ederim, bunu falancanın yerine söylerim." diye telbiyede bulunmalıdır, yalnız kalbiyle niyet etmeside kafidir.
9. Vekil amir namına bizzat hac etmelidir. Şayet bir engel sebebiyle başkasına para verip hac ettirirse bu, âmir namına sahih olmaz, almış olduğu yol masrafını öder. Ancak âmir, kendisine o yolda izin vermiş veya "dilediğini yap" demiş bulunursa, o zaman sahih olur. Çünkü bu takdirde mutlak vekil mesabesin de bulunmuş olur.
10. Vekil, haccını bozmamış olmalıdır. Şöyle ki: Vekil, Arafat'ta vakfeden evvel hanımı ile cinsel ilişkide bulunsa haccını bozmuş olur. Artık daha sonra kaza edeceği hac, âmir namına olmamış olur. Bundan dolayı almış olduğu masrafı ödemesi lâzım gelir.
Şayet vekil, Arafat'ta vakfeden sonra cinsel ilişkide bulunsa masrafı ödemez. Çünkü haccın asıl ruknünü yapmış olur. Şu kadar var ki, tavaf-ı ziyarette bulunmadan memleketine dönerse hanımına karşı ihramlı olarak kalır, kendi malı ile gidip tavaf-ı ziyareti yapmadıkça ihramdan tamamen çıkmış olmaz.
11. Vekil âmire muhalefet etmemiş olmalıdır meselâ, âmir hacc-ı ifrad'ı emretmiş iken, vekil umrede ve hacc-ı kıran veya hacc-ı temettu'da bulunsa, âmir namına hac etmiş olmaz. O halde aldığı yol masrafını geri öder.
Fakat vekil, âmirin emrini yerine getirmekle beraber kendisi için de kendi parası ile ayrıca umrede bulunabilir. Nitekim yalnız umre yapmaya memur olan kimse de bunu yaptıktan sonra kendi masrafı ile kendi namına hac edebilir. Amma evvelâ kendisi için hac yapıp sonra âmir namınâ umre yapması caiz değildir.
12. Vekil yalnız âmir adına hac için ihrama girmelidir. Biri kendi namına, diğeri de âmir namına olmak üzere iki ihrama niyet etse, âmir namına haccı câiz olmaz. Ancak kendi namına olan ihramı bırakıp âmir namına ihrama devam ederse o zaman caiz olur.
13. Vekil telbiyeyi yalnız bir âmir namına yapmalıdır. İki kişinin vekaletini kabul edip onların namına telbiye ederse, hiç biri namına câiz olmaz. Almış olduğu masrafları öder. Fakat bunlardan yalnız birini tayin ederek ihramda bulunursa, onun hakkında câiz olup diğerinin masrafını ödemesi lâzım gelir.
Bunlardan tayin etmeksizin birisi için ihrama girse, İmam Ebu Yusuf'a göre yine vekalet sahih olmaz, kendi hakkında nafile olarak hac yapmış olur. İmam-ı Azam'a göre yapacağı haccı bunlardan birine sarfedebilir.
14. Vekil, haccı kaçırmamış olmalıdır. Bundan dolayı bir vekil, kendi işleri ile uğraşır da muayyen senede hac edemezse, aldığı masrafı öder. Fakat hastalık gibi elinde bulunmayan bir özür sebebiyle hac edemezse ödemez, yeniden hac etmesi lâzım gelir.
15. Amirin tahsis ettiği vekil, âmir namına hac etmiş bulunmalıdır.
Bu yüzden âmir "Benim tarafımdan başkası değil, falan şahıs hac etsin" dediği halde o şahsın emri ile veya vefatı ile başkasına hac ettirilecek olsa, bu hac, âmir namına câiz olmaz.
Fakat âmir, böyle ismen belirtmeyip de "benim tarafımdan falan şahıs hac etsin" demiş olduğu takdirde o şahıs vefat edince başkasına hac ettirilebilir.
Nitekim hiç bir kimseyi tayin etmeksizin adına hac ettirilmesini vasiyet etmiş olan kimse için de vefatında vârisleri toplanarak diledikleri bir şahsı vekil tayin edebilirler.
16. Amir ile vekil, müslüman, akıllı olmalı ve vekil hac vazifelerinin nasıl yapılabileceğini bilecek bir yaşta bulunmalıdır.
Bundan dolayı müslüman gayrimüslim'i ve gayrimüslim müslümanı hac için bedel tayin edemeyeceği gibi, akıllı kimsenin deli için ve delinin akıllı kimse için hac etmesi de câiz değildir.
Haccın nasıl yapılabileceğini bilemeyecek bir çocuk da vekil tâyin edilemez.
84- Bir kimse, anası veya babası adına emirleri olmaksızın hac edebilir. Çünkü bu, bir velâyet ve vekalet değildir. Bilakis kendi ibadet ve itaatının sevabını bunlara bağışlamak demektir.
HAC HUSUSUNDAKİ BEDELLİK, VASİYET VE ADAK İLE ALAKALI BAZI MESELELER
85- Hac için bedel tayin edilecek şahsın evvelce kendi adına hac etmiş bulunması, İmam Şafiî'ye göre şart ise de, biz Hanefîlerce şart değildir. Bu ihtilâftan kurtulmak için evvelce kendi adına hac etmiş, haccın vazifelerini iyi bilen bir kimseyi bedel tayin etmek daha faziletlidir.
Bununla beraber efendilerinin izinleriyle kölelerin, kocalarının izinleriyle yanlarında mahremleri bulunacak kadınların da bedel tayin edilmeleri câizdir. Şu kadar var ki, kadınların bu vekilliği mekruhtur. Çünkü onların hacları azda olsa, noksandır telbiyelerde seslerini yükseltmezler, "Remel", "Hervele" gibi bazı hac vazifelerini yapamazlar.
86- Vekil, vasıtalı olarak gidip gelmek ve israftan ve pek sıkı davranmaktan sakınmak şartıyla âmirin parasını sarf eder. Artan parayı da getirip kendisine veya vârisine verir. Ancak âmir veya mükellef olan vârisleri, bu parayı vekile verirken "bundan artacak miktarı kendin için hibe olarak kabul et ve al" diye vekâlet vermiş olurlarsa, o takdirde vekil, artacak parayı kendi adına bağışlayıp alabilir.
87- Vekil hacdan sonra Mekke-i mükerreme'de kalabilir ve ikinci sene kendi parası ile kendisi için hac edebilir. Fakat hacdan sonra dönmek daha faziletlidir.
88- Vekile masraf olarak verilen para; Mekke-i mükerreme'de veya yakınında zayi olsa veya bitip bir şey kalmasa da vekil kendi malından sarf edecek bulunsa, adına hac ettiği ölen şahsın geriye bıraktığı malından alabilir. Yeter ki, kendi kusuru veya israfı bulunmasın.
89- Hac ile mükellef olan kimse, hemen mükellef olduğu sene hac için yola çıkar da daha hac etmeden vefat ederse, hac için vasiyet etmesi icap etmiş olmaz, niyetiyle kazanmış olur. Fa kat haccını daha sonraki yıllara tehir etmiş ise, vasiyet etmesi icap eder, etmezse günâhkar olmuş olur.
90- Bir kimsenin malının üçte birinden hac için vasiyet ettiği para, birkaç hacca yeterli olunca bakılır: Eğer bir defa hac edilmesini vasiyet etmiş ise, bir kere hac ettirilir, artan mal varislerine verilir. Fakat böyle bir hac edilmesini açıkça söylememiş ise, bu paranın imkanına göre bir senede veya birkaç sene içerisinde bir kaç hac yaptırılır. Bu hususta vasi, serbesttir. Fakat ibadette acele davranmak istenildiğinden bunların bir senede yaptırılması daha faziletlidir.
91- Vefat eden bir kimsenin vârisi, geriye kalan malından almak üzere kendi parası ile o vefat eden kişi adına hac etse, bakılır: Eğer vefat eden kişi onun böyle hac etmesini vasiyet etmiş ise, bu hac, o vefat eden kişi adına câiz olur. Fakat böyle bir vasiyette bulunmamış ise, câiz olmaz. Bu yüzden vâris, bu parayı geriye kalan maldan bu hac namına alamaz.
92- Vefat eden bir kimsenin vârisi, vefat eden kişinin vasiyeti bulunsun bulunmasın, geriye kalan malından almamak üzere kendi parası ile vefat eden kişi adına hac etse, bu vefat eden şahsa farz olmuş bulunan hac yerine geçerli olmaz.
Fakat bazı alimlere göre geçerli olur. Bu, vefat eden kişinin borcunu vârislerinden birinin kendi malından ödemesine benzer.
93- Vefat eden bir kimsenin hac ettirmek için vasîsi olan şahıs, başkasına hac ettirmeyip kendisi vekaleten hac edebilir. Ancak vefat eden şahıs tarafından başkası tahsîs edilmiş ve ismen belirtilmiş bulunursa, o takdirde vekaleten hac edemez.
94- Bir kimse, vârislerinden birine geriye kalan malından şu kadar masraf ile adına bedel olarak hac etmesini vasiyet etse, vefatından sonra o vâris, diğer vârislerin açık izinleri olmadıkça hac edemez. Vasiyet edilen mal mirasa dahil olur.
95- Vefat eden bir kişi için muayyen bir senede hac etmek üzere vârisi tarafından vekil tayin edilen zat, yol masrafını aldığı halde o sene hac etmeyip de ertesi sene hac edecek olsa, vefat eden kişi adına caiz olur, masrafı geri ödemez.
96- Vefat eden bir kişi adına vasisi tarafından vekil tayin edilen kişi, yolda hastalanıp almış olduğu masraf parasını tamamen harcamış olsa, kendisine dönüp gelmesi için vasi tarafından yeniden masraf parası gönderilmek lâzım
gelmez. Fakat vasi tarafından vekile "eğer paran yetmezse borç al, ben öderim" denilmiş ise, bu muteber olur.
97- Vefat eden bir kimse sağlığında meselâ on bin kuruş bir şahsa, onbin kuruş fakirlere, on bin kuruş da haccı için vasiyet etmiş olduğu halde geri kalan malının üçte biri yirmi bin kuruştan ibaret bulunsa bu üçte bir, bunların arasında üçte birer olmak üzere eşit bir şekilde taksim edilir. Fakirlere isabet eden miktar, hacca düşen miktara ilave edilir. Hac yaptırıldıktan sonra bir şey artarsa, o da fakirlere verilir. Çünkü farz olanı ilk evvel yerine getirmek daha iyidir.
98- Bir kimse mutlak veya bir şarta bağlı olarak hac yapmayı adasa mesela: "Adağım olsun ALLAH için hac edeyim" veya "filan işim görülürse adağım olsun hac edeyim" dese, birinci surette mutlaka, ikinci surette işi görülünce hac etmesi icap eder. Çünkü bu gibi adaklar, haccın vacip olması sebeplerindendir.
İmam-ı Azam'dan zahiri rivayete göre sadece yemin keffareti ile bu adağın mesuliyetinden çıkılamaz.
(İmam Malik'e göre de hac yapmayı adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi lâzımdır. İmam Şafiî'nin bir görüşüne göre hac yapmayı adayan kimse serbesttir, dilerse adağına bağlı kalıp hac eder ve dilerse yemin keffaretin de bulunur. Diğer bir görüşüne göre yalnız yemin keffareti lâzım gelir.)
99- Vefat eden bir kişi hayatında malının üçte birini zekâtına, haccına, adağına ve diğerlerine harcanmak üzere vasiyet edip de bu miktar bunların hepsini yapmaya yetişmese bakılır: Eğer bunlar zekât ve farz hac gibi farz şeyler ise, vefat edenin ilk söylemiş olduğu tercih edilir, o yerine getirilir. Fakat biri farz, diğeri adak veya nafile ise, farz tercih olunur. Biri adak, diğeri nafile ise, adak tercih edilir. Hatta adağı farzdan evvel, nafileyi de adaktan önce söylemiş olsa bile.
100- "ALLAH için adağım olsun Beytullah'a veya Kâbe-i muazzama'ya veya Mekke-i mükerreme'ye gideyim" diye adak yapıldığı takdirde hac veya umre lâzım gelir. Bunlardan birini tâyin hususunda bu adağı yapan dilediğini tercih edebilir.
"ALLAH için Harem'e veya Mescid-i Haram'a veya Mescid-i Medine'ye veya Mescid-i Aksa'ya gideyim" diye adak edilmesi, İmam-ı Azam'a göre muteber değildir. Çünkü böyle bir ibadetin gerekli olması hususunda bir örf yoktur.
Fakat "Harem'e" veya "Mescid-i Haram'a gideyim" tarzındaki bir adak İmameyn'e göre muteberdir, hac ile umreden birini tercih etmek lâzım gelir.
101- Yaya olarak hac etmeği adak yapan kimse, -en sahih olan görüşe göre- evinden diğer bir görüşe göre ihrama gireceği yerden itibaren yaya olarak gidip hac eder. Daha tavaf-ı ziyareti yapmadan vasıtaya binse, kurban kesmesi lâzım gelir.
102- Adak hali hariç, hac yolunda- kendisini korumak, usanmaktan sakınmak için- vasıtalı olmak yaya olmaktan daha faziletlidir.
Bununla beraber yürümeye gücü yeten bir kimse için yaya olarak gidip hac etmenin daha faziletli olduğu görüşünde olanlar da vardır.
İHSAR İLE ALAKALI MESELELER
103- İhsar lûgatta, bir kimseyi arzusuna - isteğine kavuşmaktan men etmek ve hapsetmek manasındadır. Şer'an "hac için ihrama girmiş bir şahsın Arafat'ta vakfe ile tavaf-ı ziyaretten, umre için ihrama girmiş bir şahsın da tavaftan men edilmesi" demektir.
Böyle men edilen kişiye "muhsar" denir.
Hac yolunda kocası veya mahremi vefat eden ihramlı bir kadın da "muhsar" sayılır.
104- İhsar, bir nevi zaruret hali cinayeti sayılır. Onun için bundan dolayı kurban kesilmesi ve o suretle ihramdan çıkılması lâzım gelir. Bu kurbana "ihsar demi" denilir.
Mesela bir ihramlı, bir hastalıktan veya düşmandan veya nafakasının tükenmesinden dolayı haccını yerine getirmeye muvaffak olamazsa, Mekke-i mükerreme'nin hareminde kesilmek için Mekke-i Mükerreme'ye bir koyun veya parasını gönderir. Bunun kesileceği kesin olan saati müteakip ihramdan çıkarak ihram yasaklarından kurtulmuş olur.
105- İhsardan dolayı ihrama son vermek için İmam-ı A'zam ile İmam Muhammed'e göre yalnız kurban kesilmesi yeterlidir. Ayrıca halk veya taksîr = tıraş olmak veya saç kesmek icap etmez. İmam Ebu Yusuf ile İmam Şafiî'ye göre halk veya taksîr de lâzımdır. Bunlar haccın vazifelerindendir.
Bir görüşe göre de Harem dahilinde vuku bulan bir ihsardan dolayı ihramdan çıkmak için, halk veya taksîr lâzımdır. Nitekim Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, Hudeybiye'de böyle yapmıştı.
106- Muhsara ait kurbanın, kurban bayramının birinci, ikinci veya üçüncü günlerinden birinde kesilmesi, İmam-ı Azam'a göre şart değildir. Daha evvel ve sonra da kesilebilir.
107- Bir muhsar, fakir olsa da kurban kesmedikçe ihramdan çıkmış olamaz.
(İmam Şafiî'nin bir görüşüne göre fakir olan muhsar bir kurban yerine on gün oruç tutar. İmam Şafiî'ye göre bu kurban, ihsar vuku bulduğu yerde de kesilebilir.)
108- Hacdan men edilen ihramlı, haccı kırana niyet etmiş olduğu takdirde Mekke-i mükerreme'nin hareminde kesilmek için iki kurban gönderir. Bunlardan biri hac, diğeri de umresi içindir. Böyle iki kurban kesilmedikçe ihramdan çıkmış olmaz.
109- Hac veya umreden men edilen ihramlı, gönderdiği kurban ile ihramdan çıktıktan sonra aynı mevsimde hacca veya umreye imkân bulsa, men edildiği hacca veya umreye bedel hac veya umre etmesi icap eder. Bunları yapmadıkça ihramdan çıkmış olmaz. Çünkü bu ihramlı, âdeta başlamış olduğu bir haccı veya umreyi kaçırmış kimse mesabesinde bulunur.
110- Haccı kırana niyet etmiş olan bir kimse, hac ile umre den men edilmesi sebebiyle Mekke-i mükerreme'nin haremine kur ban göndermek suretiyle ihramdan çıkıp da daha sonra engelin ortadan kalkması sebebiyle Harem-i şerif'e gidip umresiyle haccını yapmaya imkân bulsa, üzerine bir hac ile iki umre lâzım gelir. Bunlardan bir hac ile bir umre kaza olarak icap eder. Çünkü bunlar, ihrama girmesiyle kendisine lâzım gelmiştir. Diğer bir umre de bunlara ait ihramdan çıkmak, ihram yasaklarından kurtulmak için lâzım gelmiş olur. Bu hac ile bu iki umre ayrı ayrı zamanlarda da yapılabilir.
111- Yalnız umre için ihrama giren bir kimse, umrenin rukünleri olan tavaf ile sa'yden men edilecek olsa, ihramdan çıkmak için Mekke-i mükerreme'nin haremine bir kurban gönderir ve bu umresini ileride imkân bulunca kaza eder. Buna "umretü'l-kaza" " عُمْرَةُ الْقَضَاءِ " denir.
(İmam Malik'e göre umre yapan kimse, umre yapması engellenmesinden dolayı kurban ile ihramdan çıkmış olamaz, çünkü umrenin vakti muayyen değildir, kaçırılmasından korkulamaz.)
112- İhramlı bir kimse, hacdan men edilmekle kurban göndermiş olup da daha sonra engelin kalkması sebebiyle haccı yapmaya kudret bulsa, hemen haccını yapmaya yönelir, çünkü aslı yerine getirmeye imkân bulmuştur. Bu halde kurbanına, daha kesilmeden yetişir ise, sahip olur. Onda dilediği gibi tasarruf edebilir. Zira artık ona ihtiyaç kalmamıştır.
113- Bir kimse, Arefe günü Arafat'ta vakfeden sonra tavaf-ı ziyaretten ve diğer hac vazifelerinden men edilse, bununla hacdan engellenmiş olmaz. Çünkü artık haccını tamamlamasına imkân vardır, kaçırılmasından korkulmaz, tavaf-ı ziyaret her zaman yapılabilir.
Bilakis Arafat'ta vakfeden men edildiği halde yalnız tavaf-ı ziyarete muvaffak olsa, yine engellenmiş sayılmaz. Çünkü bu takdirde de hac kaçırılmış olur. Bu tavaf ile beraber sa'y edip tıraş olunca veya saçını kısaltınca, ihramdan çıkmış olur. Bu ihramdan çıkmaya bedel olan kurbana artık ihtiyaç kalmaz.
114- Mikat yerinden farz, adak veya nâfile hac için ihrama giren kimse, Arefe günü zeval(öğle)den sonra bayram gününün fecr (şafağ)ına kadar, pek az bir miktar da olsa, Arafat'ta vakfeye muvaffak olamazsa, hac kaçırılmış olur. Artık ihramdan çıkmak için kendisine umre yapması ve bu haccı da gelecek sene kaza etmesi icap eder. Bu umre için ayrıca ihram icap etmez. Bilakis o kaçırılan haccın ihramı buna da yeterli olur. Bu umreye başlayınca telbiyeye de son verir.
Bu şahıs, eğer haccı kırana niyet etmiş ise, iki defa umre yapması lâzım gelir. Bu sebeple iki defa tavaf eder, iki defa da Safa ile Merve arasında sa'y'de bulunur. Bunların birincileri niyet edilmiş olan hac ile umreye bedeldir. İkincileri de haccın ihramından çıkıp ihram yasaklarından kurtulmak içindir.
Bu ikinci umreye başlayıp Hacer-i Esved'i selamlaması anında telbiyeye son verir.
115- Hac için vekil olan ihramlı kimse hacdan men edilse, hareme gönderilecek kurban bedeli amirine lazım gelir. Çünkü amirinin namına bu mesuliyete girmiştir. Bundan kurtulmak için amirin yardımına ihtiyaç vardır. Bu halde vekil amirinin malından yapmış olduğu masrafları da ödemez. Zira bu onunla ilgili bir husustur, bu engel hususu da kendisinin iradesi ile değildir. Fakat bir vekil, hac cinayetlerinden birini kendi iradesi ile yapacak olursa, icap eden kurbanın bedeli kendisine ait olur. Çünkü o yasak olan şeyi kendi iradesi ile yapmıştır.
RESULÜ EKREM (S.A.V) EFENDİMİZ'İN KABRİ SAADETİNİ ZİYARET
116- Hac yolculuğunda bulunan kimselerin Medine-i Münevvere'ye giderek Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in mescid-i şeriflerini, kabr-i saadetlerini ziyaret etmeleri pek büyük bir vazifedir.
Bazı alimlerin beyanına göre, evvela hac vazifesini yerine getirmeli, o vesile ile Hak Teala'nın mağfireti ile günahlardan temizlenmeli de, sonra Peygamber-i zişan'ımızın ziyaretine varmalıdır.
Bununla beraber hacdan evvel de Medine-i Tahire'ye gidilebilir.
117- Şam yolcuları gibi Mekke-i mükerreme'ye gitmek üzere yolları Medine-i Münevvere'ye uğrayan şahıslar için ilk evvel Resul-ü Ekrem Efendimizi ziyaret etmek bir vazifedir, manevi yakınlığa bir vesiledir. Bunu bir an evvel yapmamak katı kalpliliğin bir eseridir. Bu ziyaret adeta namazların evvellerindeki sünnetler mesabesindedir. Bu halde hac ve umre için ihram, sonraya bırakılır. Mekke-i mükerreme'ye gidileceği zaman Medine-i Münevvere ahalisinin mikat yeri olan Zülhuleyfe'den ihrama girilir.
118- Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in pürnûr olan kabr-i saadetlerini ziyaret, manevi yakınlıkların en faziletlisi en şereflisidir. Nasıl olmasın ki bütün kainat, o Peygamber-i Zişan'ın nurundan yaratılmıştır. Bütün beşeriyetin en büyük, en muhterem rehberi odur. Bütün insanlara Hak Teala'nın mukaddes dinini, mübarek kitabını tebliğ ederek insanları haktan, faziletten, hakiki medeniyetten haberdar eden odur.
119- Hazreti Muhammed (A.S) Efendimiz bir Peygamber-i Zişan'dır ki, tertemiz hayatı, bütün mukaddes söz ve fiilleri hayran edecek paklığı, bir fazilet ve hikmeti kendisinde bulundurmuştur.
O öyle kadri yüce bir Peygamberdir ki, bütün beşeriyetin selametine saadetine çalışarak yeryüzünde en mesut bir inkılap meydana getirmiştir.
O bir muazzam Peygamberdir ki, kabri saadetinde her an lahuti nurlar, parıldanıp durmaktadır. O aziz bir varlıktır ki, mescid-i saadeti bir emniyet yeri olup, münevver kabriyle mübarek minberi arası, cennet bahçelerinden latif bir bahçedir.
O şanı şerefi büyük bir Resulü Kibriya'dır ki, mübarek vücudu ile topraklarına ebedi bir şeref ve ulviyet vermiş olduğu tertemiz belde, ilahi vahyin son tecelligâhı olup, sinesinde islamiyetin binlerce mukaddes hatıralarını, şeref levhalarını saklamaktadır. Artık o mukaddes hayat sahibi Peygamberin kabri saadetlerini ziyaret etmek pek mühim bir vazife olmaz mı?
120- Resulü Ekrem (S.A.V)'in kabr-i saadetlerini ziyaret etme faziletinin sonu yoktur. Bir hadis-i şerifte: "Beni ahirete irtihalimden sonra ziyaret eden, beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur." {(*): Darekutni, Hac, No: 193: 2/278; Taberani, el-Mucemü'l-Kebir, No: 13496; 12/309} "Kabrimi ziyaret edene şefaatim vaciptir" {(*): Darekutni, Hac, No: 194; 2/278; Beyhaki, es-Sünen-i Kübra, Hac, No: 10407; 8/44} buyurulmuştur. Bundan dolayı her müslüman ve bilhassa hacca giden her ehli iman, büyük bir engel karşısında kalmadıkça, mutlaka gidip Fahr-i âlem (S.A.V) Efendimiz'i ziyaret etmelidir.
Bütün peygamberlerin sonuncusu olan o büyük Peygamber'in yüce gayretleri sayesinde hak ve hakikatten haberdar olup hidayet ve saadete eren bir müslüman, nasıl olur da mübarek Hicaz bölgesine kadar gitmiş iken, o mukaddes Peygamber'in, o eşsiz-benzersiz veliyyi'nimetlerimizin latif kabrini, şeref-yücelik dolu mescidini, mübarek beldesini ziya ret etmeksizin yurduna dönebilir.
Özellikle bir hadis-i şerifte: "Beytullah'ı ziyaret edip de beni ziyaret etmeyen bana cefa etmiş olur" buyurulmuştur. {(*): el-Kâmil fi'd-Duafâ, 8/248 No: 1956}
Diğer bir hadîs-i şerif de: "Hali müsait iken beni ziyaret etmeyen bana cefada bulunmuş olur." mealindedir. {(*): el-Kâmil fi'd-Duafâ, 8/248 No: 1956}
121- Medine-i Münevvere'ye gidecek şahıslar için riayet edilmesi lazım gelen bazı hususlar vardır. Şöyle ki:
1. Medine-i Tahire'ye gidecek bir şahıs, Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in kabr-i saadetini ve mescid-i şerifini ziyaret niyetinde bulunmalı, yolda sık sık salâtü selâm okumalı, o mübarek beldeye yaklaşınca yıkanmalı, yeni elbiselerini, yenisi yoksa yıkanmışlarını giyinmeli, bir zaruret yoksa, yaya olarak kemali edep ve hürmet ile yürümeli, o münevver beldeye girince de duaya başlamalı, Fahr-i Kâinat'ın hicret buyurmuş, Cebrail (A.S)ın son ilâhî vahyi indirmiş olduğu mukaddes bir beldede bulunmak şerefine nâil olduğunu düşünerek salât-ü selâma devam etmelidir.
2. Medine-i Münevvere'ye girerken, Besmele-i şerife ile:
"Ve kul rabbi edhılni müdhale sıdkın ve ahricni muhrace sıdkın vec'alli min ledünke sültanen nasira"
"De ki: Ya Rabbi! Beni -Medine-i Münevvere'ye veya herhangi bir yere girdirirken- doğru mükemmel bir girişle girdir ve beni -her nereden çıkarırken- doğru makbul bir çıkışla çıkar ve bana kendi tarafından hakkıyla yardımcı bir kuvvet, bir hüccet nasip buyur" {(*): İsra sûresi:80} gibi bir ayet-i kerime okumalı.
"ALLAH'ümmeftah li ebvabe rahmetike verzukni ziyarete rasülike sallALLAH'ü aleyhi ve sellem kema razekte evliyâeke ve ehle taatike vağfirli verhamni ya hayra mes'ulin."
"Ya Rabbi! Bana rahmetinin kapılarını aç, bana Resulünün Aleyhissalâtü vesselam ziyaretini nasib et, velilerine, taatında bulunanlara nasib ettiğin gibi. Ey kendisine niyaz edilenlerin hayırlısı! Beni mağfiret eyle, bana merhâmet buyur" diye Hak Taalâ'ya yalvarmalıdır.
3. Peygamber Efendimiz'in Mescid-i saadetleri görülünce kemali tevazu ile salât-ü selâmı artırmalı, içerisine girince orada minberi şerifin yanındaki direk, sağ omuzu hizasında olmak üzere Tahiyyet-ül mescid olarak iki rekat namaz kılmalıdır. Çünkü orası, Resûlü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in durmuş olduğu saadetli yerdir. Ve bu minber ile kabr-i saadet arasındaki saha, bir cennet bahçesi demektir.
Bu nimete erişmekten dolayı iki rekat da şükür namazı kılmalı, hatıra gelen hayırlı dualarda bulunmalı, kimse hakkında beddua etmemelidir.
4. Sonra şanı yüce Resûlü Ekrem (S.A.V) Hazretleri'nin kabr-i saadetlerine mübarek ayakları tarafından gidip mübarek yüzleri karşısında dört arşın kadar uzakta olarak gayet edep ve tevazu ile, huşu ve son derece saygı ile durmalıdır. O
şanı yüce büyük Peygamber'in mukaddes bakışlarının kendisine yönelik olduğunu, selâmını alacağını, niyazlarını işiteceğini dualarına "Amin" demek lütfunda bulunacağını düşünerek:
"Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve beraketüh es-selamü aleyke ya seyyidi ya resülellah esselamü aleyke ya habibellah."
"Ey Peygamber! Selam, ALLAH'ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun, sana selam olsun ey Efendim ya Resülellah, sana selam olsun ya Habibellah" gibi bir tarzda tazimlerini sunmalı dilediği hayırlı şeyler hakkında dua etmelidir. Resûlü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'e ulaştırılmak üzere kendisine bazı şahıslar tarafından emanet edilmiş selâmlar var ise, onları da o şahıslar adına Fahr-i âlem Efendimiz'e arzetmelidir.
Kabr-i saadet önündeki duvara yaklaşıp el sürmekten ve yüksek sesle dua etmekten sakınmalıdır. Çünkü bunlar tazime aykırıdır.
5- Bu ziyaretçi, bir arşın miktarı yürüyerek Ebubekir Sıddık (R.A)ın mübarek başları hizasında durmalı.
"Esselamü aleyke ya halifete rasülillah. Esselamü aleyke ya sahibe Rasülillah ve enisehü fi'l-gari ve rafikahu fil'esfari ve eminehü ale'l-esrari cezâkellahü teala hayran."
"Sana selâm olsun ey Resulullah'ın Halifesi! Sana selâm olsun ey Resülullah'ın mağaradaki can ciğer arkadaşı, seferlerde yoldaşı, gizli işlerde emini, Hak Teâlâ sana hayırlı mükâfatlar versin." gibi hitaplarla hürmetlerini sunmalıdır. Sonra bir arşın daha yürüyerek Ömer'ül Faruk (R.A)'ın mübarek başları hizasında durmalı,
"Esselamü aleyke ya emire'l-mü'minin. Ya nâsira'l-müslimin. Esselamü aleyke ya müşettite şemli'l-müşrikin. Cezakellahu teâla annâ hayra'l-cezai."
"Sana selâm olsun ey mü'minlerin emîri, ey müslümanların yardımcısı! Sana selâm olsun ey müşriklerin cemiyetini dağıtıp perişan eden din mücahidi! Bizlere olan iyiliklerinden dolayı Hak Tealâ sana hâyırlı mükâfâtlâr versin." gibi bir tarzda saygılarını takdim etmeli, daha sonra yine dönüp Resul-ü Ekrem
Hazretlerinin mübarek yüzleri hizasında bir miktar daha salat-ü selâm ile duada bulunmalıdır.
6. Bundan sonra da Ashab-ı Kiram'dan Ebû Lübabe (R.A)'a nisbet edilip kabr-i saadeti ile minberi şerif arasında bulunan direğin yanına gelerek kerahet vakti haricinde dilediği kadar nâfile namaz kılmalı, tövbeler edip ALLAH Teâlâ'dan dilediğini istemelidir.
Rivayete göre Ebû Lübabe Hazretleri Tebük gazasına iştirak etmemiş, bundan dolayı pişman olup tövbesinin kabulüyle müjdeleneceği zamana kadar kalmak üzere kendisini bu direğe bağlamış, tövbesinin kabul edilmesiyle bundan kurtulmuştur.
7. Ziyaretçi daha sonra Mescid-i Saadet'te Üstüvane-i Hannane denilen direğin yanına varmalı, orada da namaz kılarak salât ü selâm da bulunmalıdır.
Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, Mescid-i Saadet'te daha minber yapılmadan mihrap civarında bulunan hurma ağacından bir direğe dayanarak hutbelerini okurlardı. Hicretin sekizinci senesinde minber yapılınca hutbelerini minberden okumaya başlamıştı. Hazreti peygamberin bu ayrılışından dolayı bu mübarek direk, bir hârika olarak inleyip ağlamakla merhamet dolu Peygamber Efendimiz, minberden inerek kendisini kucaklamış, onun hazin inleyişini, ağlayışını sakinleştirmişti. Halâ nişanesi mevcut olan bu direk, Resul-ü Ekrem (S.A.V)'in emri ile minberin altına defnedilmiştir.
8. Ziyaretçi, bundan sonra da "Baki'" kabristanına gitmeli, Fatımatü'z-zehra, (R.A)'nın Baki'deki mescidinde namaz kılmalıdır. {(*): Bugün bu ve diğer mescitler maalesef tamamen yıkılmıştır, hiç bir izleri kalmamıştır.} Bu kabristandaki mübarek şehitlerin, İslâm mücahitlerinin, bir çok Sahabe-i Kiram'ın kabirlerini ziyaret etmeli, özellikle orada medfun bulunan Hz.Abbas'ın, Hz.Osman'ın, Peygamber Efendimizin pak hanımlarının ve Peygamber Efendimizin muhterem oğlu Hz. İbrahim'in, Hz.Hasan ile Zeynül Abidînin ve Muhammed Bakır ile Caferi Sadık hazretlerinin kabirlerini ziyaret edip onların faziletlerini ve güzel eserlerini düşünmeli, onların amellerine, örnek hal ve gidişatlarına erişme temennisinde bulunmalıdır. Fahr-i Kâinat Efendimizin halası ve Zübeyr b. Avvam, (R.A)ın vâlidesi Hz.Safiyye ile İmam Ali (K.V)nin vâlidesi Hz.Fatıma'nın kabirleri de Baki' kabristanı yanındadır.
9. Bundan sonra da Uhud dağı tarafına giderek Seyyid-üş Şüheda Hazret-i Hamza (R.anh) ile diğer Uhud şehitlerinin mübarek kabirlerini ziyaret etmeli, daha sonra Cumartesi günü Kubâ mescidine gidip iki rekat namaz kılmalı, kapısının yanında bulunan Eris kuyusunun suyundan içmelidir. Daha sonra da "Seli" dağının bir parçası üzerinde bulanan "Mescid-i Feth"i ziyaret etmelidir.
Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, her cumartesi günü Kubâ mescidine giderdi. Bu mübarek mescidin ilk taşlarını evvelâ Peygamber Efendimiz, sonra Hz.Sıddık, sonra Hz.Ömer, sonra da Hz.Osman koymuştur.
Nebiyy-i Zîşan Efendimiz (S.A.V)in mübarek yüzükleri, Hz.Osman'ın elinden halifeliği esnasında bu Eris kuyusuna düşmüş, bir daha bulunamamıştı.
10. Özetle, bir hac yolcusu, Medine-i Münevvere'de bulundukça buradaki mukaddes makamları ziyaret etmeli, bilhassa Mescid-i Nebevî'ye devam edip orada namazlarını kılmalı, Resul-ü Ekrem (S.A.V)in Kabri Saadetlerini ziyaret etmeyi büyük bir nimet, bir ganimet bilmelidir.
Fahr-ül Mürselin Hazretleri'nin komşularına bahşiş-hediye olarak bir şeyler ikram etmeli, Mekke-i mükerreme'ye gideceği veya beldesine döneceği zaman Mescid-i Nebevî'de iki rekat namaz kılarak vedada bulunmalı, dilediği hayırlı dualarda, niyazlarda bulunarak tekrar tekrar salât-ü selâm ile tazimlerini arz etmeye çalışmalıdır. Bunlar müstehaptır, güzel şeylerdir.
Feyiz ve inayetine nihayet bulunmayan ALLAH'ü Azîmüşşan Hazretleri'nden sızlanarak niyaz ederiz ki bu ziyaret şerefine bizleri de nâil buyursun. Amîn!
NA'T-I ŞERİF
1. Ey nuri hüda! Ziyayi kudret!.> Ey neyyiri âsımanı vahdet!.
2. Peygamberi bî naziri haksın,> Her türlü sitayişe ehaksın,
3. Cisminle verince dehre ziver,> Eflâke tefevvuk etti yerler.
4. Bir mislini almamıştır elbet,> Ağuşuna dayei meşiyyet
5. Oldu sana münkeşif kemahi,> Gencinei hikmeti ilahi.
6. Kudsiyyetin ey nebiyyi Enver> Düşmanların itiraf ederler.
7. Vermekte bütün ukule hayret,> Hülkunde olan mükemmeliyyet.
8. Ey pertevi hak! Resuli efham!> Nurunla hayat buldu âlem.
9. ALLAH'tan ey nebiyyi muhtar!. Ettin beşeriyyeti haberdar.
10. Yarab ne idi o devri fetret!> Sarmıştı nasıl cihanı zulmet!.
11. Almıştı hazan, muhiti yekser> Solmuştu o dilnişin çiçekler.
12. Dönmüştü zemin, harabe zare,> Hasretle bakardı yer mezare,
13. Bulmuştu zevâl ehli iman,> Tutmuştu fezayı putperestan
14. Etmişti ufûl mihri hikmet> Sönmüştü çırağı âdemiyyet
15. İcra edilirdi bi behane,> Binlerce rusûmı vahşiyane.
16. Vakta ki nebiyyi kutsi tinet,> Birdenbire dehre verdi ziynet.
17. Bir ruhı meali etti ruşen,> Afakı ceziretül arabdan.
18. Etraf bütün müzeyyen oldu> Eflâkü zemine nûr doldu
19. Ahlakı zaman, tebeddül etti,> Kibru azamet, fenaya gitti.
20. Mahv oldu dalâlet, en nihaye> Gark oldu gönüller incilâye.
21. Ashabı edep, muradın aldı> Alem bütün inşirahe daldı
22. Yağdı yere bir latif baran> Her saha kesildi bir gülistan
23. Parlattı cihanı nuri iman> Ekvane hayat verdi Kur'an
24. Mahvoldu o nuru müstani> Söndürmeye say eden edâni.
25. Mahveyleyemez o nuru nâsut;> Nasuta zebun olurmu lâhut,
26. Ey badı nesim! Çık semaya,> Var beldei pâki Mustafa'ya.
27. Sür ravzai feyzine cebinin> Öp hâkini fahri âleminin.
28. Ol hâke sarıl, tevessül eyle,> Pür neşve kesil, tekemmül eyle.
29. Ol ravzai pâke her seher sen,> Lutfeyle, selâm söyle benden.
30. Al halimi çeşmi itinaya, Arz eyle Resuli kibriyaya.
31. Derdi dilime inayet etsin,> Ukbada bana şefaat etsin.
32. Peygamberimiz, nasirimizdir.> Bir melcei bi nazirimizdir.
33. Olsun o nebiyyi sidre makber> Binlerce salâtı hakka mazher,
34. Ashabına ruhumuz fedadır.> Ashabı nücumu ihtidadır.
ALLAH'ümme! İstecip duâena Âmin. Ve'l-hamdü lillahi rabbi'l-âlemin. Ve's-salatü ve's-selamü alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmeîn.
HAZRETİ PEYGAMBER (S.A.V)'İ ÖVMEK ÜZERE YAZILMIŞ BİR ŞİİR
1- Ey ALLAH'ın nuru!.. Kudret ışığı!.. Ey göğün tek yıldızı
2- Eşsiz-benzersiz hak peygambersin Her türlü övgüye en layıksın
3- Varlığınla zamana süs-zinet verince yerler feleklere üstün geldi
4- Senin bir mislini ALLAH'ü Teâla yaratıp yetiştirmek dilememiştir elbet
5- İlahi hikmet hazineleri sana olduğu gibi apaçık olmuştur
6- Ey nur dolu peygamber!.. Senin kutsiyetini düşmanların bile itiraf ederler.
7- Yaratılışında ahlakında olan mükemmellik bütün akıllara hayret vermekte
8- Ey hak ışığı!.. Şanı büyük Resül!.. Nurunla hayat buldu alem
9- Ey seçilmiş peygamber!.. Bütün beşeriyeti ALLAH'tan haberdar ettin.
10- Ey Rabbim! Neydi o fetret devri cihanı nasıl zulmet sarmıştı
11- Baştan başa her yeri sonbahar kaplamıştı o gönül alıcı çiçekler solmuştu
12- Yeryüzü harabeye viraneye dönmüştü, hayattakiler mezardakilere hasretle bakardı
13- Ehli iman yok olmuştu, cihanı putperestler doldurmuştu
14- Hikmet aşkı, sevgisi batmıştı, insanlık çırağı sönmüştü
15- Sebepsiz yere binlerce vahşet adetleri-merasimleri icra edilirdi
16- Peygamber (S.A.V)'in mukaddes yaratılışı kâinatı birden bire süslediği zaman
17- Arap yarım adası ufuklarından parlak yüce bir ruh doğdu
18- Bütün her taraf süslenmiş oldu. Yerler gökler nurla doldu
19- O zaman ki ahlak değişti. Kibir, büyüklük taslamak yok oldu gitti
20- En sonunda sapıklık mahv oldu. Gönüller tamamen aydınlandı cilalandı
21- Edep - ahlak sahipleri muradına erdi. Bütün âlem gönül ferahlığına daldı
22- Yeryüzüne latîf bir yağmur yağdı. Her taraf bir gül bahçesi oldu
23- İman nuru cihanı parlattı kainata hayat verdi Kur'an
24- ALLAH'ın o nurunu söndürmeye çalışan alçaklar mahv oldu
25-O nuru insanlık mahv edemez o ilahi nur insanlığa mağlup olur mu
26- Ey tatlı esen rüzgar! Göğe çık Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)'in tertemiz beldesine var.
27- Feyizli ravzasına alnını sür Fahri Âlemi'nin toprağını öp
28- O toprağa sarıl tevessül eyle pür neşe ol kemale er
29- Her sabah o tertemiz ravzaya sen lütfedip benden selam söyle
30- Halimi göz önüne al, itina göster, Resül'ü Kibriya'ya arz eyle
31- Gönlümün derdine inayet etsin. Ahirette bana şefaat etsin
32- Peygamberimizin canı gönülden yardımcımızdır. Eşsiz-benzersiz bir sığınma yerimizdir.
33- O büyük kabirdeki Peygamber binlerce hak salavata nail olsun
34- Ashabına ruhumuz fedadır. Ashabı, hidayet yıldızlarıdır.
Ey ALLAH'ım!. Duâmızı kabül eyle Âmin.
Bütün hamd'ü senalar; Âlemlerin Rabbi ALLAH'a mahsustur. Salâtü Selam Peygamber Efendimize, Âline ve ashabına... hepsine olsun.
Ömer Nasuhi Bilmen'in «İki Şükûfe-i Teaşşuk = İki Aşk Çiçeği» isimli romanının önsözü
DEĞERLİ OKUYUCULARA
Medeni bir milletin şöhret kaynağı bilgi ve kültürdür. Bilgi ve kültür, medeniyet cihanının güneşidir. Bilgi ve kültürün parlayıp ortaya çıkmadığı taraflar, cehalet karanlıkları içinde kalır. Herkesin istifadesini esas alan ve dünyanın yükselmesine sebep olan icatların tamamı bilgi ve kültürün tarifine dahildir. İnsanlık âleminde yaşayan her insan - Medeniyet kanunu icabınca- diğer insanlar hakkında saadet getirecek işler yapmak için gücü nisbetinde çalışma, gayret ve bilgi, kültür tahsiliyle mükelleftir.
Bilgi ve kültürün büyük bir kısmı da edebiyattır. Fikirleri aydınlatmaya, ahlâkı güzelleştirmeye, zihinlere ışık tutmaya hizmet eden her eser, her makale edebiyattan sayılır. Edebiyatın en seçkin kısmı -vezinsiz, kafiyesiz bile olsa- şiir adını alır. Edebiyatın hakikatlerine âşinâ olanlar, romanı da edebiyattan sayarlar. Zira: Edebiyat dairesinde yazılan romanlar insanı olan biten hadiselerden hissedar ettiği gibi, ahlâkı güzelleştirir, zihni genişletir, kalem kuvvetini artırır. Yoksa romandan maksat, hikâyenin mevzularını teşkil eden hayali şahısların halini tasvir etmek değildir. Şu naçiz ifâdemden anlaşıldığı gibi, bazı tercüme romanlar görülüyor ki, insanlık âdâbı ve millî ahlâkımızı ihlâl ediyor. En adî bir ziyâfet evinde, içki kadehindeki zehirli suyla saçılmış olan bir takım saçma sözleri söyleyenlerin boş işlerden ibaret bulunan konuşmalarıyla dolu bulunuyor. Okuyanların başını şişirmekten, zihinlere bıkkınlık vermekten başka bir fayda veremiyor. Bu gibi romanların, edebiyatın mâhiyetinden hariç bulunduğunu açıklamaya gerek yoktur.
Evet, yabancı milletlerin edebî eserlerinin çoğunun, fikir hediyeleri ve ince manalı, nükteli sözlerle süslü olduğu inkâr olunamaz. Fakat bütün bütün eserlerini ve millî hallerini taklide düşkünlük göstermek, âdâb ve islâmî ahlâkımızı yıkacağı, ve istenen faydalar yerine, çoğunlukla zarar görüleceği de malûmdur.
Bendeniz de, fikir tecrübesinin sevketmesiyle «İki Şükûfe-i Teaşşuk» başlığı altında bir romancağız karalamaya heveslendim. Güçsüzlüğüme bakmayarak niyetimi uygulamaya cesaret ettim. Bu eser, edebî güzelliklerin tatlarından yoksundur. Edebiyatçıların tenkid ve itirazına lüzum yok. Kendi vicdanımın mahkemesinde mahkûm olduğumu itiraf ederim. Lâkin ne yapalım? Bir kere yazıldı, imhasına gönlüm razı olmuyor. Edebî inceliklerden ne kadar mahrum olsa da, yine tabiatımdan meydana gelen bir eser ve çocukluğumdan yâdigâr olduğundan, içime işleyen, dokunaklı bakışlarıma sahiptir.
Bununla beraber bu eser, balolarda, salonlarda aşırı sevdâsını herkese ifşa ederek gördüğü erkeklere karşı cilveli olan yabancı kadınlara dâir yazılmamıştır. Ancak pırlanta elmaslardan daha çok kıymetli olan namus cevherini masumiyet perdesiyle muhafaza eden, masumiyetini koruyan namuslu bir kızın iffetli aşkını tasvir, ve gözlerinden jaleler gibi serpilen aşk damlalarını kimseye göstermeyerek içinin derdini gizleyen sevdaya tutulmuş bir âşığın hislerini ve hüzünlü hallerini göstermek için yazılmıştır. İslâmî ve millî ahlâkımızın bir edebe bağlılık numunesini, mütalaa edeceklerin huzuruna arzeder, bunun için rağbete nail olacağını ümîd eylerim.
~NOT: Bu kısım kitabın aslında bulunmamaktadır. Tarafımızdan sadeleştirilerek ilave edilmiştir.