Bedîüzzaman Cevab Veriyor
— 224 —

(On Nur talebesinin iki aylık bir mevkufiyetten sonra Ankara 1'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde (Es. 958/145, Ka. 958/141) sayılı beraet kararı ile neticelenen ve Temyiz'in (Es. 3583, Ka. 5366) sayılı tasdiki ile kesinleşen tekzib mektubunun sureti.)

Bazı Gazetelerin, Nur Talebeleri Hakkındaki Asılsız Neşriyatlarına Cevabdır.

Bazı muhalif gazetelerin, Risale-i Nur talebelerine tekrar "tarîkat kurmuşlar" ittihamını yaptıklarını gördük. Bunun hakikatle hiçbir alâkası yoktur. Bu husus Risale-i Nur davasını gören birçok Ağır Ceza Mahkemesi'nin kat'iyyet kesbetmiş kararlarıyla sabittir. Hem tarîkata dair en küçük bir emareye, vaktiyle müsadere edilip sonra bilâ-kayd u şart sahiblerine iade edilen Risale-i Nur kitabları ve mektubları arasında tesadüf edilmemiştir. Bilakis Üstadımız Said Nursî'nin mektublarında ve müdafaatında kat'î

— 225 —

bir lisanla beyan ettiği: "Zaman tarîkat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsız Cennet'e giren pek çok, fakat imansız Cennet'e giden yoktur." ifadesi mevcuddur.

Bu sarahate rağmen ve bugüne kadar bütün mahkeme ve ehl-i vukufların tedkikleri neticesi, tarîkat hususunda en küçük bir delile tesadüf edememeleri gösteriyor ki: Dini ortadan kaldırmak isteyen ve bugünkü İslâmî inkişafı bir türlü hazmedemeyen bir güruh, hakikat-i İslâmiyete tarîkat namını verip, kendi efkârları lehine bu vatanda bir zemin ihzar etmek peşindedirler. Elbette her defasında olduğu gibi, gizli dinsizlerin entrikaları ile, plânları ile ihdas edilen bu vakıa, bu vatan ve milletin lehinde olarak tecelli edecek, Aydın ve Nazilli mahkemeleri de adaletli seleflerine ittibaen Nur şakirdlerini tebrie edeceklerdir.

Risale-i Nur'un bütün vatan sathında ve hattâ âlem-i İslâm ve Avrupa'nın pekçok yerlerinde hüsn-ü kabule mazhar olması ve Türkleri âlem-i İslâmla eski ittihada muvaffak edecek dünyevî bir semereyi Nur şakirdlerinin niyetlerinde olmadan netice vermesi ve hükûmetin bizzât İslâmiyete, dine ve vicdan hürriyetine tam kıymet verip ve eski hükûmetin tahribatlarını tamire çalışması

— 226 —

ve mukaddesata tecavüz edenlerin tenkili hakkında bir kanun çıkarmaya teşebbüsü gibi müsbet ve ferahlatıcı pekçok hâdisatın aynı anında bu asılsız mes'elenin ihdası, hükûmetin ve İslâmiyet'in aleyhinde olanların mahsulü olduğunda aslâ şübhe etmiyoruz.

Yalanlarının birkaç delili şunlardır: Üstadımız Said Nursî için "Bir padişah ve bir şah gibi yaşamakta ve gelen yardımlarla geçinmektedir" diye o vicdansızlar apaçık bir iftirada bulunmuşlardır. Said Nursî, hayatında kimsenin minneti altında kalmayan, beş bin lira hediyeye beş para değer vermeden red ve iade eden ve hattâ çocukluğunda amcasının çorbasını dahi içmemiş olan ve bütün hayatında istiğna düsturunu en zalimane muameleler ve mahrumiyetler içinde kaldığı zamanlar dahi bozmayan ve böylece izzet-i İslâmiye ve şeref-i diniyeyi muhafaza etmiş olan bir zâttır.

Evet Üstadımızın halkların hediyesini kabul etmemek düsturu, seksen senelik hayatı ile sabit olduğu, bu otuz senedeki müteaddid mahkemelerde dahi vesikalarla tahakkuk etmiş, dost ve düşmanın gözleri önünde

— 227 —

zahir olmuştur. Bu bedihî hakikatın herkesçe bilindiği bir zamanda, böyle ittihamlarda bulunanların ne kadar dehşetli garazkâr olduklarını ehl-i vicdanın takdirlerine bırakıyoruz...

Ankara hükûmetinin adaletiyle Üstadımız Said Nursî'nin Risale-i Nur eserleri basılmaktadır. Hissesine düşen bir mikdar kitab fiatlarını Üstadımız, hayatını Nurlara vakfedip nafakasını çıkaramayan Nur talebelerine tayin olarak vermektedir. Kendisi de bugün artık herkesin malûmu olmuş olan a'zamî iktisad ve kanaatla yaşamaktadır. Ve bütün ömrü boyunca fevkalâde bir iktisad dairesinde kendini idare ettiğine, seksenyedi senelik hayatını bir şahid-i sadık olarak gösteriyoruz.

Halkı Demokrat hükûmet aleyhine geçirmek plânlarını takib eden muhalif gazetelerin diğer bir zahir yalanları ise, Nazilli'de iki mübarek adamın Ramazan-ı Şerif hakkındaki hasbihalini "İslâmî bir devlet kurmak" gibi siyasetvari bir tarzda tebdil etmeleridir. Bu ise o sahte siyaset bezirgânlarının, çocukları dahi kandıramıyacakları acemîce bir iftira ve uydurmalarından ibarettir. Böyle yalanları yaymakla hangi maksadlarının

— 228 —

istihsaline çabaladıkları, kimsenin meçhulü değildir...

Nazilli'ye hiç gitmemiş olan ve orada bir kimseyi tanımayan ve kırk seneden beri "Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase" deyip, siyasetle alâkasını kesen, yalnız ve yalnız Kur'an ve iman hakikatlarıyla imanı kurtarmak davasına ömrünü hasreden, bunun haricinde dünyevî şeylerle alâkadar olmayan, seksenyedi yaşında ve daima yatakta olan, zehirli hastalıkların tesiratıyla ölüm nöbetleri geçirip "Kabir kapısındayım" diyen ve sükûnet ve istirahata pek muhtaç olan Said Nursî gibi bir İslâm müellifini öyle siyasî maksadlar peşinde koşuyor gibi iftiralarla mevzubahs etmek; çok vecihlerle vicdansızlıktır ve müdhiş bir gaddarlıktır, âdi bir yalancılık derekesine sukuttur.

Herhangi bir din âlimine, bir bahane ile peygamberlik isnadını yapmak, doğrudan doğruya İslâmiyete taarruz ve Kur'ana bir ihanettir.

Üstadımız Said Nursî bütün ömrü müddetince sünnet-i seniyeye ittiba etmiş ve bir sünnet-i seniyeye muhalif hareket etmemek için i'dam cezalarını hiçe saymış ve sünnet-i seniyeyi ihya ve imanı muhafaza

— 229 —

uğrunda yüzotuz parça eser te'lif etmiştir. Din düşmanlarına karşı hayatını istihkar ederek mücahede etmiş ve nihayet muvaffak ve muzaffer olmuştur. Evet ittiba-ı sünnet-i Ahmediyeye (A.S.M.) dair yazdığı bir eseri, otuz seneden beri binlerce nüsha neşrolunmuştur. Fahr-i Kâinat Resul-i Ekrem (A.S.M.) Efendimizin son ve hak peygamber olduğuna dair muazzam bir eseri olan Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) kitabı da meydandadır. Hakikat-i hal böyle olduğu halde, Said Nursî'ye böyle bir ittihamı yapanların; hak ve hakikattan, insaf ve vicdandan ne kadar uzak olduğu kıyas edilsin. O ittihamı yapmak, şeytanların bile aklından geçmez.

Bu hâdisenin bir sebebi de şu olması kavîdir ki: Risale-i Nur, aile hayatına büyük bir faide verip hanımların iffet ve namus ve ismetle ve saadetle hayat geçirmelerini temin ettiğinden, kadınlar Risale-i Nur'a çoklukla rağbet göstermektedirler. Buna bir hüsn-ü misal, hanımların neşrolunan birkaç makalesini din düşmanları görmüşler ve bolşeviklik hesabına bir takım uydurma bahanelerle hücuma geçmişlerdir. Fakat aslâ muvaffak

— 230 —

olamayacaklardır. Onların maksadlarının tam aksine olarak, Risale-i Nur'un neşriyatı erkekler ve kadınlar arasında hârika bir tarzda inkişaf etmektedir ve edecektir.

Tahirî, Zübeyr, Ceylan, Sungur, Bayram, Rüşdü
(Emirdağ L. II, sh. 217)