Âyet ve Hadis Fihristleri
— 1023 —

(Âsâr-ı Bedîiyye sh: 677((

Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı

Müellifi Müküslü Hamza Rumi 1334, milâdi 1918 yılında yazılmıştır.

(Âsâr-ı Bedîiyye sh: 687((

Tarihçe-i Hayatın Zeyli

Biraderzadesi Abdurrahman Rumi 1337, milâdi 1921 yılında yazılmıştır.

(Âsâr-ı Bedîiyye sh: 691ss

نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَلِ هِلَالَيْ رَمَضَانَ

Ramazan'ın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.

(Âsâr-ı Bedîiyye sh: 694((

وَ اٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Onların en son duaları: "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" dur.

Derleme ve Karton Kapak Risaleler

Asâ-yı Mûsa

Risale-i Nur Külliyatının muhtelif kitaplarında bulunan bahislerdir.

Birinci Kısım olan Meyve Risalesi'nin mealleri ve me'hazleri, bu kitabın Şualar kısmında;

Birinci Hüccet-i İmaniye olan Ayet-ül Kübra Risalesi'nin mealleri ve me'hazleri, bu kitabın Şualar kısmında;

İkinci Hüccet-i İmaniye olan Otuzikici Söz'ün Birinci Mevkıfı bu kitabın Sözler kısmında;

Üçüncü Hüccet-i İmaniye olan Tabiat Risalesi yani Yirmiüçüncü Lem'a bu kitabın Lem'alar kısmında;

Dördüncü Hüccet-i İmaniye olan Otuzuncu Lem'a İkinci Nüktesi bu kitabın Lem'alar kısmında;

Beşinci Hüccet-i İmaniye olan Otuzuncu Lem'a Üçüncü Nüktesi bu kitabın Lem'alar kısmında;

Altıncı Hüccet-i İmaniye olan Onuncu Sözün Dokuzuncu Hakikatı bu kitabın Sözler kısmında;

Yedinci Hüccet-i İmaniye olan Otuzüçüncü Söz olan Pencereler Risalesinin Onyedinci Penceresi bu kitabın Sözler kısmında;

Sekizinci Hücceti İmaniye olan Münacat Risalesi bu kitabın Şualar kısmında;

Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye olan Dokuzuncu Şua, bu kitabın Şualar kısmında;

Onuncu Hücceti İmaniye olan Yirminci Mektub, bu kitabın Mektubat kısmında;

Onbirinci Hüccet-i İmaniye olan Yirmiikinci Söz'ün Birinci Makamı bu kitabın Sözler kısmında;

Enson kısmındaki Önsöz ise bu kitabın Tarihçe-i Hayat kısmında mealleri ve me'hazleri verilmiştir.

Muhâkemat

Muhâkemat Risalesinin mealleri ve me'hazleri bu kitabın Âsâr-ı Bediyye kısmında verildiğinden tekrar edilmemiştir.

İman ve Küfür Müvazeneleri

— 1025 —

Risale-i Nur Külliyatının muhtelif kitaplarında bulunan bahislerdir. Bu kitabın ilgili yerlerine bakılabilir.

Nur'un İlk Kapısı

Nur'un İlk Kapısı 1925 yılında Burdur'da esaretin ilk yılında telif edilmiştir.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 5)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 8)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَبِهِ نَسْتَعِينُ

Ve sadece Ondan yardım diliyoruz.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَ الصَّلَاةُ وَ السَّلَامُ عَلٰى خَيْرِ خَلْقِه۪ مُحَمَّدٍ وَ اٰلِه۪ وَ صَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ اٰم۪ينَ

Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ü Selâm, mahlukâtın en hayırlısı olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ve Onun bütün âl ve ashâbının üzerine olsun. Âmin.

اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ

Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek sûretiyle satın almıştır. (Tevbe Sûresi, 9:111)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 12)

اِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ

Asıl hayata mazhar olan, elbette âhiret yurdudur. (Ankebût Sûresi, 29:64)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 13)

اِنْ هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا

Hayat, sadece şu bizim dünya hayatıdır. (En'âm Sûresi, 6:29; Mü'minûn Sûresi, 23:37)

وَمَنْ كَانَ فِى هٰذِهِ اَعْمٰى فَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَبِيلًا

Kim bu dünyada hakka karşı körlük ederse, işte o âhirette de kördür ve yolca daha şaşkındır. (İsrâ Sûresi, 17:72)

— 1026 —
٭ اَللّٰهُمَّ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ ٭ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ٭ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَ لَا الضَّٓالّ۪ينَ اٰم۪ينَ

Allah'ım! "Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan sâlih kullarının yoluna ilet -gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yoluna değil." Âmin.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 14)

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ٭ وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَ

O gün Cennet, takvâ sahiplerinin gözleri önüne getirilir. Cehennem de azgınlara gösterilir. (Şuarâ Sûresi, 26:90-91)

تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ

Allah'a tevekkül ettim (Hûd Sûresi, 11:56)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 16)

اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى

Yani: Kulum beni nasıl tanırsa, ona öyle muamele ederim. Ben kulumun zannı üzereyim.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 21)

يَا للّٰهُ

Ey Allah!

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ

Kendisinden başka İlâh olmayan Allah.

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ

Allah O'dur ki; Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayydır, Kayyûmdur. (Bakara Sûresi, 2:255)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 22)

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ اَهْلِ السَّعَادَةِ وَ الْقُرْاٰنِ وَ الْا۪يمَانِ اٰم۪ينَ

Allah'ım! Bizi saadet, Kur'an, ve iman ehlinden kıl. Âmin.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 23)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah ile (yani Allah'ın azâbını unutturup sadece affına güvendirerek) sizi aldatmasın (isyana sürüklemesin.) (Lokman Sûresi, 31:33)

— 1027 —

(Nur'un İlk Kapısı sh: 26)

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ

Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)

فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. (Lokman Sûresi, 31:33)

وَاِذَا قُرِىَٔ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ

Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin. (A'râf Sûresi, 7:204)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 30)

فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah ile (yani Allah'ın azâbını unutturup sadece affına güvendirerek) sizi aldatmasın (isyana sürüklemesin.) (Lokman Sûresi, 31:33)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 32)

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٭ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ٭ لَهُمُ الْبُشْرٰى فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاٰخِرَةِ لَا تَبْد۪يلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ

Bilin ki, Allah'ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. Onlar iman eden ve Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınan takvâ ehlidir. Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde vardır. Allah'ın sözlerinde değişiklik olmaz. En büyük kurtuluş işte budur. (Yûnus Sûresi, 10:62-64)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 33)

اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ

Hatâ ve günahlarımdan, yanılgı ve yanlışlıklarımdan dolayı Allah'tan mağfiret diliyorum.

سُبْحَانَ اللّٰهِ

Allah, her türlü noksandan münezzehtir.

حَسْبُنَا اللّٰهُ

Allah bize yeter.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ

Allah'a hamd olsun.

اَللّٰهُ اَكْبَرْ

Allah en büyüktür.

— 1028 —
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ

Havl ve kuvvet ancak Ondandır.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 34)

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ى نَع۪يمٍ ٭ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ى جَح۪يمٍ

İhlâs ile kulluk edenler, nimetlerle dolu Cennet içindedir. Günaha dalan kâfirler ise Cehennem ateşindedir. (İnfitar Sûresi, 82:13-14)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 38)

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ

Ondan başka İlah yoktur.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 39)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَمَا هٰذِهِ الْحَيَوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ ٭ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ

Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka birşey değildir. Asıl hayata mazhar olan ise âhiret yurdudur. (Ankebût Sûresi, 29:64)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 42)

عَجِّلُوا بِالصَّلٰوةِ قَبْلَ الْفَوْتِ وَ بِالتَّوْبَةِ قَبْلَ الْمَوْتِ

Vakti çıkmadan namaz kılmakta; ölüm gelmeden tevbe etmekte acele edin!

(Nur'un İlk Kapısı sh: 43)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ

Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir. (Nisâ Sûresi, 4:79)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 46)

مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ

Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir. (Nisâ Sûresi, 4:79)

مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَا وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا

Kim Allah'ın huzuruna bir iyilikle gelirse, kendisine on kat sevap vardır. Kim bir kötülükle gelirse, o da ancak o kötülüğün misliyle cezâlandırılır. (En'âm Sûresi, 6:160)

— 1029 —

(Nur'un İlk Kapısı sh: 48)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ٭ مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَ مَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ٭ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ

Cinleri ve insanları ancak Bana iman ve ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum; Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah'tır. (Zâriyat Sûresi, 51:56-58)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 51)

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ

Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)

نِعْمَ الْمَوْلَى وَ نِعْمَ النَّصِيرُ

O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır! (Enfâl Sûresi, 8:40; Hac Sûresi, 22:78)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 52)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ى عَنّ۪ى فَاِنّ۪ى قَر۪يبٌ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ ٭ اُدْعُون۪ٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ

Kullarım, Beni Senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten Ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. (Bakara Sûresi, 2:186)

قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ى لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْ

De ki: Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?" (Furkan Sûresi, 25:77)

اُدْعُونِى اَسْتَجِبْلَكُمْ

Bana duâ edin, size cevap vereyim. (Mü'min Sûresi, 40:60)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 54)

نُورٌ عَلَى نُورٍ

Nûr üzerine nûr.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 55)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَ التّ۪ينِ وَ الزَّيْتُونِ ٭ وَطُورِ س۪ين۪ينَ ٭ وَ هٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِ ٭ لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓى اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍ ٭ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَ

İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. (Tîn Sûresi, 95: (1-5)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 57)

يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ

Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. (Furkan Sûresi, 25:70)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 62)

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ

Allah bize yeter; O ne güzel vekildir (koruyucu sahiptir). (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 67)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ ف۪ى شُغُلٍ فَاكِهُونَ ٭ هُمْ وَ اَزْوَاجُهُمْ ف۪ى ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ ٭ لَهُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ وَ لَهُمْ مَا يَدَّعُونَ ٭ سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ ٭ وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ ٭ اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓى اٰدَمَ اَنْ لَاتَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٭ وَ اَنِ اعْبُدُون۪ى هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ٭

O gün Cennet ehli büyük bir zevk ve safâ içindedir. Kendileri ve eşleri gölgeliklerdeki koltuklara kurulurlar. Orada onlar için meyveler ve diledikleri herşey bulunur. Rahmet sahibi Rablerinden onlara selâm vardır. Sizler, ayrılın, ey mücrimler! Ben size emretmedim mi, ey Âdemoğulları, 'Şeytana kulluk etmeyin, o sizin ap açık düşmanınızdır. Bana kulluk edin; doğru yol işte budur' diye. (Yâsin Sûresi, 36:55-61)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 71)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ

Selâm senin üzerine olsun

(Nur'un İlk Kapısı sh: 73)

عَلَيْهِ وَ عَلَيْهِمْ أَفْضَلُ الصَّلَاوَاتِ وَاسَّلَامِ

Salavatın ve selâmın en faziletlisi Senin ve onların üzerine olsun.

— 1031 —

(Nur'un İlk Kapısı sh: 74)

صُمٌّ بُكْمٌ

Sağır-dilsiz olan.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 75)

سُبْحَانَكَ

Ey Sübhanımız! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 76)

سُبْحَانَكَ

Ey Sübhanımız! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 83)

لَا يَسَعُن۪ى اَرْض۪ى وَلَا سَمَائ۪ى وَلٰكِنْ يَسَعُن۪ى قَلْبُ عَبْدِ الْمُؤْمِنِ

Ben göklere ve yere sığmam, fakat mü'min kulumun kalbine sığarım. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:165; İmam-ı Gazâlî, İhyâ u Ulûmi'd-Dîn, 3:14)

مَنْ نَگُنْجَمْ دَرْ سَمٰوَات و زَم۪ينْ ٭ اَزْ عَجَبْ گُنْجَمْ بَقَلْبِ مُؤْمِن۪ينْ

Bu beyit yukarıdaki hadis-i kudsînin Farsça ifadesidir.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 84)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰى ٭ وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰى ٭ وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَ الْاُنْثٰى ٭ اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰى ٭ فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَ اتَّقٰى ٭ وَ صَدَّقَ بِالْحُسْنٰى ٭ فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰى ٭ وَ اَمَّا مَنْ بَخِلَ وَ اسْتَغْنٰى ٭ وَ كَذَّبَ بِالْحُسْنٰى ٭ فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰى

Yemin olsun kaplayan geceye. Ve parlayan güneşe. Ve erkeği ve dişiyi Yaratana. Sizin işiniz türlü türlüdür. Kim bağışta bulunur, günahtan kaçınır ve (dinin) en güzelini tasdik ederse, Biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız. Kim cimrilik eder, kendisini (âhiret nimetlerine) muhtaç hissetmez ve (dinin) en güzelini yalanlarsa, Biz de ona kötülüğün ve Cehennem gibi zorlu bir âkıbetin yolunu kolaylaştırırız. (Leyl Sûresi, 92:1-10)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 85)

هَادِمِى

Hedmedici, yıkıcı

— 1032 —

(Nur'un İlk Kapısı sh: 96)

اِنَّا لِلّٰهِ

Biz O'nunuz, Allah'dan geldik. ("Ben, Onun hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer Rabbimin izin ve rızasıyla gelmiş isen, merhaba safa geldin.)

وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

"Biz Ona gideriz ve onun rüyetine müştakız. (Günün birinde elbette bizi hayatın vazife ve tekâlifinden âzâd edecektir. Ne var, o azatlık bugün olsun. Hem, ey musibet, senin elinde olsun. Yok, eğer Rabbimin irade ve emriyle beni tecrübe ve imtihan için gelmişsen, fakat Rabbimin beni azat etmeye izin ve rızası yoksa, kuvvetim yettikçe ben, emaneti emin olmayana teslim etmeyeceğim. Haydi git, ey zâlim musibet!")

(Nur'un İlk Kapısı sh: 99)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِ

Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara Allah'ın izniyle galip gelmişlerdir. (Bakara Sûresi, 2:249)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 101)

قَدْ يُنْكِرُ الْعَيْنُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ وَ يُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمٍ

Yani, "Bazı gözü hasta olan kimse, güneşin ziyasını; ve vücudu hasta olan kimse de, suyun tadını inkâr ediyorlar."

(Nur'un İlk Kapısı sh: 102)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا

Kime hikmet verilmişse, işte ona pek çok hayır verilmiştir. (Bakara Sûresi, 2:269)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 105)

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. (Talâk Sûresi, 65:3)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 107)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

— 1033 —
اَللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ ٭ لَهُ مَقَال۪يدُ السَّمٰوَاتِ وَ الْاَرْضِ

Allah herşeyin yaratıcısıdır. O herşey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir. Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir."(Zümer Sûresi, 39:62-63) )

فَسُبْحَانَ الَّذ۪ى بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ

Her türlü kusurdan münezzehtir o Zât ki, herşeyin hüküm ve tasarrufu elindedir. Siz de Ona döndürüleceksiniz. (Yâsin Sûresi, 36:83)

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ

Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Herşeyi Biz belirli bir miktar ile indiririz. (Hicr Sûresi, 15:21)

مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبّ۪ى عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın. Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adalet üzeredir. (Hûd Sûresi, 11:56)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 114)

فَانْظُرْ اِلٰى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِى الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

Şimdi bak Allah'ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir. (Rum Sûresi, 30:50)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 123)

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ

Allahtan başka ilah yoktur.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 124)

صَدَقْتَ صَدَقْتَ وَ بِالْحَقِّ نَطَقْتَ

Doğru söyledin ve hakkı konuştun.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 127)

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ

Allahtan başka ilah yoktur.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 129)

اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْىٌ يُوحَى

Bu Kur'ân, kendisine vahyolunandan başka birşey değildir. (Necm Sûresi, 53:4)

— 1034 —

(Nur'un İlk Kapısı sh: 130)

اَلْقَارِعَةُ

O Kaaria, o şiddetli ses çıkararak çarpan! (Kâri'a Sûresi 101:1)

اِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ

Gök çatlayıp yarıldığı zaman. (İnfitar Sûresi, 82:1)

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

Güneş dürülüp doplandığında. (Tekvîr Sûresi, 81:1)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 134)

لَيْسَ فِى الْاِمْكَانِ اَبْدَعُ مِمَّا كَانَ

İmkân dairesinde, şu varlık âleminden daha mükemmeli, daha üstünü yoktur. (İmam-ı Gazalî)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 135)

عَلٰى مَنْ اُنْزِلَ عَلَيْهِ الْفُرْقَانُ الْحَك۪يمُ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ مِنَ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلَاةٍ وَ اَلْفُ اَلْفِ سَلامٍ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ اُمَّتِه۪ عَلٰى مَنْ بَشَّرَ بِرِسَالَتِهِ التَّوْرٰيةُ وَ الْاِنْج۪يلُ وَ الزَّبُورُ وَ بَشَّرَ بِنُبُوَّتِهِ الْاِرْهَاصَاتُ وَ هَوَاتِفُ الْجِنِّ وَ اَوْلِيَٓاءُ الْاِنْسِ وَ كَوَاهِنُ الْبَشَرِ وَ انْشَقَّ بِاِشَارَتِهِ الْقَمَرُ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلَاةٍ وَ سَلَامٍ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ اُمَّتِه۪ عَلٰى مَنْ جَٓائَتْ لِدَعْوَتِهِ الشَّجَرُ وَ نَزَلَ سُرْعَةً بِدُعَٓائِهِ الْمَطَرُ وَ اَظَلَّتْهُ الْغَمَامَةُ مِنَ الْحَرِّ وَ شَبَعَ مِنْ صَاعٍ مِنْ طَعَامِه۪ مِاٰتٌ مِنَ الْبَشَرِ وَ نَبَعَ الْمَٓاءُ مِنْ بَيْنِ اَصَابِعِه۪ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ كَالْكَوْثَرِ وَ اَنْطَقَ اللّٰهُ لَهُ الضَّبَّ وَ الظَّبْىَ وَ الذِّئْبَ وَ الْجِذْعَ وَ الذِّرَاعَ وَ الْجَمَلَ وَ الْجَبَلَ وَ الْحَجَرَ وَ الْمَدَرَ وَ الشَّجَرَ صَاحِبِ الْمِعْرَاجِ وَ مَازَاغَ الْبَصَرُ سَيِّدِنَا وَ شَف۪يعِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلَاةٍ وَ سَلَامٍ بِعَدَدِ كُلِّ الْحُرُوفِ الْمُتَشَكِّلَةِ ف۪ى كُلِّ الْكَلِمَاتِ الْمُتَمَثِّلَةِ بِاِذْنِ الرَّحْمٰنِ ف۪ى مَرَايَا تَمَوُّجَاتِ الْهَوَٓاءِ عِنْدَ قِرَائَةِ كُلِّ كَلِمَةٍ مِنَ الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ قَارِءٍ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ اِلٰٓى اٰخِرِ الزَّمَانِ وَ اغْفِرْلَنَا وَ ارْحَمْنَا يَٓا اِلٰهَنَا بِكُلِّ صَلَاةٍ مِنْهَا اٰم۪ينَ
— 1035 —

Rahmânü'r-Rahîmden, Arş-ı Âzamdan gelen Furkan-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed'e, ümmetinin hasenatı adedince milyonlar salât ve milyonlar selâm olsun.

Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur'da müjdelenen; nübüvveti irhâsâtla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşerin kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay parçalanan Efendimiz Muhammed'e, ümmetinin hasenâtı adedince milyonlar salât ve selâm olsun.

Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek taamıyla yüzlerce insanın doyduğu, parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah'ın, kertenkeleyi (keleri), ceylânı, kurdu, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı, çakıl taşını ve ağacı konuşturduğu, Miracın sahibi ve gözünün asla şaşmadığı o mucize-i kübrâda ruyetullaha mazhar olan Efendimiz ve Şefîimiz Muhammed'e, Kur'ân'ın bidâyet-i nüzulünden zamanın nihayetine kadar onu okuyan her bir okuyucunun okuduğu her bir kelimenin temevvücât-ı havâiye aynalarında Rahmân'ın izniyle temessül eden bütün kelimelerinin bütün harfleri adedince, milyonlar salât ve selâm olsun. Bütün bu salâvatlardan her biri hürmetine bizi mağfiret et, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin.

تَجْرِى الشَّمْسُ

Yani "Güneş döner."

وَ جَعَلْنَا الشَّمْسَ سِرَاجًا

Güneşi bir kandil yaptı. (Nuh Sûresi, 71:16)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 143)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah ile (yani Allah'ın azâbını unutturup sadece affına güvendirerek) sizi aldatmasın (isyana sürüklemesin.) (Lokman Sûresi, 31:33)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 145)

اَلْفَقْرُ فَخْرِى

Fakrım, iftiharımdır.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 146)

فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
— 1036 —

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah ile (yani Allah'ın azâbını unutturup sadece affına güvendirerek) sizi aldatmasın (isyana sürüklemesin.) (Lokman Sûresi, 31:33)

وَاِذَا قُرِىَٔ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَاَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, rahmete erişesiniz. (A'râf Sûresi, 7:204)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 148)

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ

Bilin ki, Allah'ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. (Yûnus Sûresi, 10:62)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 160)

اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلَا يُعْلَى عَلَيْهِ

Hak daima üstün gelir; hakka galebe edilmez.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 162)

وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

Gerçek sonuç takvâ sahiplerinindir. (A'râf Sûresi, 7:128)

اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلَا يُعْلَى عَلَيْهِ

Hak daima üstün gelir; hakka galebe edilmez.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 164)

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 165)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 166)

كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ

Onlar, hayvan gibi, hattâ daha da aşağıdırlar. (A'râf Sûresi, 7:179)

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ
— 1037 —

Neredeyse öfkeden parçalanacak! (Mülk Sûresi, 67:8)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 168)

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

Allah'a hamd olsun ki, bu Rabbimin bir ihsânıdır.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 170)

وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ

İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, (gerçekten en sağlam kulpa) yapışmıştır. (Lokman Sûresi, 31:22)

فَقَدِ اسْتَمْسَكَ

Yapışmıştır.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 171)

وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ

İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, (gerçekten en sağlam kulpa) yapışmıştır. (Lokman Sûresi, 31:22)

(Nur'un İlk Kapısı sh: 172)

بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى

En sağlam kulpa..

وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فِى كِتَابٍ مبِينٍ

Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. (En'âm Sûresi, 6:59)

لَا اِكْرَاهَ فِى الدِّينِ

Dinde zorlama yoktur. (Bakara Sûresi, 2:256)

بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى

En sağlam bir kulpa.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 174)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 199)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ
— 1038 —

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; üzerinize olsun.

(Nur'un İlk Kapısı sh: 202)

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَائِقِ شَهْرِ رَمَضَانَ ف۪ى كُلِّ زَمَانٍ

Her zamanda gelen bütün Ramazan aylarının dakikalarının âşireleri adedince Allah'a hamd olsun.

Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 289)

قَدْ يُنْكِرُ الْمَرْءُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ ٭ وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمٍ

Gözlerindeki hastalıklarla bu hakikat güneşinin ziyasını görmezler ve dillerindeki marazla, ab-ı hâyât olan şu tatlı suyun lezzetini hissedip tatmazlar.

رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا

Ey Rabbimiz! Unutur veya hatâya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme. (Bakara Sûresi, 2:286)

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Sûresi, 2:32)

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 291)

اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ فىِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ

Şüphesiz, Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. (Kadir Sûresi, 97:1)

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 292)

اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ

Şüphesiz, Biz, Onu indirdik.

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 295)

وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فىِ كِتَابٍ مبِينٍ

Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. (En'âm Sûresi, 6:59)

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 297)

اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ

Allah'ın yardımı ve fethi geldiği zaman. (Nasr Sûresi, 110:1)

— 1039 —

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 298)

اِنَّا فَتَحْنَالَكَ

Biz Sana (ap açık bir fetih yolu) açtık. (Fetih Sûresi, 48:1)

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 299)

وَاسْتَغْفِرْهُ

O'ndan bağışlama dile.

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ

Artık tesbîh et Rabbına, hamdiyle ve mağfiretini dile,

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ

Rabbine hamd ederek tespihte bulun

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 300)

النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللّٰهِ أَفْوَاجًا

İnsanların Allah'ın (son) dinine bölük bölük akın ederek girdiğinde..

اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّٰهِ

Allah'ın yardımı geldiğinde..

نَصْرُ اللّٰهِ

Allah'ın yardımı.

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 301)

نَصْرُ اللّٰهِ

Allah'ın yardımı

وَاسْتَغْفِرْهُ

O'ndan bağışlama dile.

وَالْفَتْحُ

Ve Fetih (geldiğinde..)

اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّٰهِ

Allah'ın yardımı geldiğinde..

نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ

Allah'ın nusreti ve fethi (geldiği zaman.)

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 305)

إِنَّا أَعْطَّيْنَا

Şüphesiz ki, Biz (Sana Kevser'i) verdik. (Kevser Sûresi, 108:1)

— 1040 —
فَصَلِّ

Rabb'ın için namaz kılmaya devam et

يَا رَبِّ بِسِرِّ سُورَةِ الْكَوْثَرِ وَبِحُرْمَةِ صَاحِبِ الْكَوْثَرِ اَسْقِنَا وَرُفَقَائَنَا مِنْ مَاءِ الْكَوْثَرِ ف۪ى يَوْمِ الْمَحْشَرِ اٰم۪ين

Ya Rabbi Kevser Sûresinin sırrıyla, Kevserin Sahibinin hürmetine bizi ve arkadaşlarımızı mahşer gününde Kevser suyundan içir. Amin..

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 311)

اِنَّا فَتَحْنَالَكَ فَتْحًا مُبِينًا

Şüphesiz Biz Sana apaçık bir fetih verdik. (Fetih Sûresi, 48:1)

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 313)

اَللّٰهُمَّ بِحُرْمَةِ الْفَاتِحَةِ اجْعَلْ فَاتِحَةَ اَعْمَالِنَا مِفْتَاحَ الْفَاتِحَةِ وَاجْعَلْ خَاتِمَةَ اُمُورِنَا فَاتِحَةَ الْفَاتِحَةِ اَعْن۪ى اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Ey Allah'ım! Fatiha Sûresinin hürmetine amellerimizin başlangıcını Fatiha Sûresi anahtarıyla aç. Ve yine amellerimizin sonunu da Fatiha Sûresi anahtarıyla yani "Elhamdü lillahi Rabbil âlemin.." ile mühürle..

(Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi sh: 328)

اِعْلَمْ: اَنَّ مِنْ لَطَائِفِ اِعْجَازِ الْقُرْاٰنِ وَ مِنْ دَلَائِلِ اَنَّهُ رَحْمَةٌ عَامَّةٌ لِلْكَافَّةِ اَنَّهُ كَمَا اَنَّ لِكُلِّ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِ عَالَماً يَخُصُّهُ كَذٰلِكَ لِكُلِّ بِاِعْتِبَارِ مَشْرَبِه۪ مِنَ الْقُرْاٰنِ قُرْاٰنٌ يَخُصُّهُ وَ يُرَبّ۪يهِ وَ يُدَاوِيهِ وَ مِنْ مَزَايَا لُطْفِ اِرْشَادِه۪ اَنَّ اٰيَاتِه۪ مَعَ كَمَالِ الْاِنْسِجَامِ وَ غَايَةِ الْاِرْتِبَاطِ وَ تَمَامِ الْاِتِّصَالِ بَيْنَهَا يَتَيَسَّرُ لِكُلِّ اَحَدٍ اَنْ يَأْخُذَ مِنَ السُّوَرِ الْمُتَعَدِّدَةِ اٰيَاتًا مُتَفَرِّقَةً لِهِدَايَتِه۪ وَ شِفَائِه۪ كَمَا اَخَذَهَا عُمُومُ اَهْلِ الْمَشَارِبِ وَ اَهْلِ الْعُلُومِ فَبَيْنَمَا تَرَاهَا اَشْتَاتًا بِاِعْتِبَارِ الْمَنَازِلِ وَ النُّزُولِ اِذًا تَرَاهَا قَدْ صَارَتْ كَقِلَادَةٍ مُنَظَّمَةٍ اِئْتَلَفَتْ وَ اتَّصَلَتْ مَعَ اَخَوَاتِهَا الْجَد۪يدَةِ فَلَا بِالْفَصْلِ مِنَ الْاَصْلِ تَنْتَقِصُ وَ لَا بِالْوَصْلِ بِالْاٰيَاتِ الْاُخَرِ تَسْتَوْحِشُ فَلِیلْاٰيَاتِ الْقُرْاٰنِيَّةِ مَعَ سَائِرِ الْاٰيَاتِ مُنَاسَبَاتٌ دَق۪يقَةٌ تُجَوِّزُ ذِكْرَهَا مَعَهَا وَ اِتِّصَالَهَا بِهَا... فَكَمَا اَنَّ سُورَةَ الْاِخْلَاصِ اِشْتَمَلَتْ عَلٰى ثَلَاث۪ينَ سُورَةً بِضَمِّ جُمَلِهَا بَعْضٍ اِلٰى بَعْضٍ دَلِيلًا وَ نَت۪يجَةً كَمَا ذُكِرَ ف۪ى ﴿لمعات فى صحيفة ٩٣﴾ كَذٰلِكَ الْقُرْاٰنُ الْكُلِّىُّ الْجُزْئِىُّ وَ النَّوْعُ الْمُنْحَصِرُ فِى الشَّخْصِ يَشْتَمِلُ بِجَامِعِيَّةِ الْاٰيَاتِ لِلْمَعَانِ الْمُتَعَدِّدَةِ وَ بِمُنَاسَبَةِ الْكُلِّ لِلْكُلِّ يَحْتَو۪ى عَلٰى اُلُوفِ اُلُوفِ قُرْاٰنٍ ف۪ى نَفْسِ الْقُرْاٰنِ فَلِكُلِّ ذ۪ى حَق۪يقَةٍ ف۪يهِ كِتَابٌ يَخُصُّهُ وَ مَنِ اتَّبَعَهُ...
— 1041 —

اِعْلَمْ Ey kardeş bil ki; Kur'anın i'cazının letaifinin bürhanı ve kâffe-i insan için bir rahmet-i amme olmasının delili budur: Nasıl herkes için umumî âlemden ona hâs bir âlem varsa, öyle de, herkesin meşrebi itibariyle Kur'an'dan hususî bir Kur'anı vardır ki,, onu terbiye ve tedavî eyler.

Hem Kur'anın lütf-u irşadının mezayasının birisi de budur ki; âyetlerinin arasındaki kemal-i insicamı ve gayet irtibatı ve tamam ittisali ile, herkes kendi hidayeti ve şifası için müteaddid sûrelerden müteferrik âyetleri ahzeylemesi müyesser olabiliyor.. Nasıl da, umum ehl-i meşarib ve bütün ehl-i ulûm, herbiri kendi meşrebine göre Kur'andan âyetler çıkarıp ahzeylemişlerdir.

İşte sen böylece Kur'anı, menazil ve nüzûl itibariyle çeşitli ulûm ve füyûz'un menbaı olarak gördüğün zaman; elbette onun ayetlerini, güya incilerden dizilmiş bir gerdanlık olmuş da, herbirisi yeni gelen ahavatıyla teellüf ve ittisal peyda etmiş olduğunu da göreceksin. Demek oluyor ki; Hazret-i Kur'an, ne asıldan fasla gitmekle noksanlaşır; ne de diğer âyât ile vasletmekle ürkütür.

İşte bu sır işaret etmektedir ki; ekser âyât-ı Kur'aniye, sair diğer âyâtla o kadar dakik münasebetler içindedir ki; o münasebetler ile bunların o, diğer âyâtla beraber zikredilmesi ve bunun ötekilerle ittisalkârane bir vaziyet içinde bulunması caiz oluyor. Nasılki sure-i İhlas'ın (matbu Lemaat kitabının 29. sahifesinde zikredildiği gibi,) cümleleri, yek diğerleriyle zam edilmekle, birbirine delil ve netice olup, otuz sure-i İhlası tazammun etmektedir.

Öyle de, Kur'an dahi bir küllî-i cüz'î.. Ve nev-ün münhasırun fişşahs'dır ki, âyâtının câmiiyeti ile, müteaddit manaları müştemil bulunmaktadır. Hem her hepsi, hepsi ile münasebettardır ki, nefs-i Kur'an, milyonlarca Kur'anları ihtiva eylemekte ve her bir ehl-i hakikat, Kur'an içinde kendisine mahsus ve ona tabi' olacak bir kitap ve bir Kur'anı bulabilmektedir.

— 1042 —
اَللّٰهُمَّ يَا مُنْزِلَ الْقُرْاٰنِ بِحَقِّ الْقُرْاٰنِ اِجْعَلِ الْقُرْاٰنَ مُونِسًا ل۪ى وَ لِطَلَبَةِ رَسَائِلِ النُّورِ ف۪ى حَيَاتِنَا وَ بَعْدَ مَمَاتِنَا وَ نُورًا ف۪ى قَلْب۪ى وَ قُلُوبِهِمْ وَ قَبْر۪ى وَ قُبُورِهِمْ اٰم۪ينَ...
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَ السَّلَامُ

Ey Kur'an-ı Kerim'i inzal eden, indiren Allah'ım! Kur'an-ı Kerim hakkı ve hürmeti için Kur'an'ı bana hayatımda, vefatımdan sonra enis ve yoldaş eyle ve kalbim ve kabrim için de nûr kıl. Lâilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah.

Konferans

7-59 sahifelerdeki me'hazler Sözler kısmının sonundadır.

(Konferans Risalesi sh: 60)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah'ın adıyla..

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbirşey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi; sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.

(Konferans Risalesi sh: 62)

سَبْعَ سَمَوَاتٍ

(O Allah) Gökleri yedi tabaka (olarak tanzim etti.) (Bakara Sûresi, 2:29)

اَفَلَا يَعْقِلُونَ ٭ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٭ اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ

Akletmezler mi? Düşünmezler mi? Düşünmez misiniz?

(Konferans Risalesi sh: 66)

وَاِنْ كُنْتُمْ ف۪ى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪

Eğer kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'ân'dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. (Bakara Sûresi, 2:23)

(Konferans Risalesi sh: 67)

عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

(O Rahmân ki,) hükümranlığı Arşı kaplamıştır. (Tâhâ Sûresi, 20:5)

وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَاْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ
— 1043 —

Biz demiri de indirdik ki, onda hem kuvvet ve şiddet, hem de insanlar için faydalar vardır. (Hadîd Sûresi, 57:25)

(Konferans Risalesi sh: 68)

اَخْرَجْنَا

Çıkardık.

اَنْزَلْنَا

İndirdik.

اِخْرَاجْ

Çıkarmak.

اِنْزَالْ

İndirmek.

(Konferans Risalesi sh: 69)

كَث۪يرُ الرَّمَادِ

Külü çok.

طَو۪يلُ النَّجَادِ

Kılıncının kayışı, bendi uzundur.

تَنَامُ عَيْنِى وَلَا يَنَامُ قَلْبِى

Benim gözüm uyur, fakat kalbim uyumaz. (Buhari, Teheccüd 16, Teravih 1, Menâkıb 24; Tirmizi, Edeb 86; Nesâî, Kıyâmu'l-Leyl 36; Ebû Dâvud, Tahâret 79; Müsned, 1:274)

مَا زَاغَ الْبَصَرُ

Göz ne şaştı, ne de başka birşeye baktı. (Necm Sûresi, 53:17)

(Konferans Risalesi sh: 72)

وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ

Taşlardan öyleleri var ki, bağrından nehirler çağlar." (Bakara Sûresi: 2:74)

(Konferans Risalesi sh: 73)

وَ الشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ

Güneş de (onlar için bir delildir ki,) kendisine tâyin edilmiş bir yörüngede akıp gider. (Yâsin Sûresi, 36:38)

(Konferans Risalesi sh: 74)

لِمُسْتَقَرٍّ

(Kendisine tâyin edilmiş) bir yörüngede..

— 1044 —

(Konferans Risalesi sh: 75)

وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

Halbuki evlerin en çürüğü örümcek yuvasıdır -eğer bilmiş olsalardı. (Ankebût Sûresi, 29:41)

لَوْ

Eğer, şayet..

(Konferans Risalesi sh: 77)

لَوْ وَزِنَتِ الدُّنْيَا عِنْدَ اللّٰهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ مَا شَرِبَ الْكَافِرُ مِنْهَا جُرْعَةَ مَاءٍ

"Dünyanın, Cenâb-ı Hakkın yanında bir sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfirler bir yudum suyu ondan içmeyecek idiler."

عِنْدَ اللّٰهِ

Tabiri "âlem-i bekàdan" demektir. Allah katında, Allah'a göre..

(Konferans Risalesi sh: 79)

فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ

Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim. (Yûnus Sûresi, 10:92)

(Konferans Risalesi sh: 81)

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Bâkî olan sadece Odur.

(Konferans Risalesi sh: 82)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah'ın adıyla..

(Konferans Risalesi sh: 83)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla..

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

Hiçbirşey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكَاةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَ لَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَلَوْ لَمْ َتْمسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِى اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ
— 1045 —

Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fanus içindedir. Cam fanus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya ait olmayan mübarek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. O nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. (Nûr Sûresi, 24:35)

(Konferans Risalesi sh: 90)

مُوتُوا قَبْلَ اَنْ تَمُوتُوا

Ölüm gelmeden önce ölünüz. Yani kendi ihtiyarınızla şehvanî ve nefsanî hislerinizi terketmekle; ölmeden evvel ölünüz! demektir.

(Konferans Risalesi sh: 96)

قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنَى

İki yay kadar, hattâ daha da yakın. (Necm Sûresi, 53:9)

(Konferans Risalesi sh: 99)

اَنَا مَدِينَةُ الْعِلْمِ وَ عَلِىٌّ بَابُهَا

Ben ilmin şehriyim. Ali ise, onun kapısıdır. (Tirmizî, Menâkıb: 20; el-Hakim, el-Müstedrek, 3:126)

سَلُونِى قَبْلَ اَنْ تَفْقِدُونِى فَاِنَّهُ لَا يُحَدِّثُ اَحَدٌ بَعْدِى

Beni kaybetmeden önce her istediğinizi bana sorunuz. Çünkü benden sonra hiç kimse her soruya böyle cevap veremez.

سَلُون۪ى عَمَّا شِئْتُمْ

İstediğiniz herşeyi benden sorunuz..

(Konferans Risalesi sh: 101)

قُلْ هُوَ اللّٰهُ

De ki: O Allah birdir. (İhlâs Sûresi, 112:1)

(Konferans Risalesi sh: 103)

اَنْتُمْ اَعْلَمُ بِاُمُورِ دُنْيَاكُمْ

Meâli: Enes (R.A.)'dan rivayet: Resul-i Ekrem (A.S.M.) ferman ettiler ki: "Siz kendi dünya işleriniz benden daha iyi bilirsiniz..."

Sahih-i Müslim 4/1836 hadîs no: 2363; Cem'-ül Fevaid 1/440 Sahih-i Müslim'den nakil; Kenz-ül Ummal 11/465; Tefsir-i Ruh-ul Beyan 6/349; Müsned-ül Bezzar hadîs no: 937.

(Konferans Risalesi sh: 106)

قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنَى

İki yay kadar, hattâ daha da yakın. (Necm Sûresi, 53:9)

— 1046 —
يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

Meali: "Onlar Allahın nurunu ağızlariyle söndürmek istiyorlar. Allah ise, -muhakkak- nurunu tamamlamak (tamamen parlatmak) istiyor.. kâfirler hoşlanmasalar da." (Tevbe Sûresi, 9:32)

Hanımlar Rehberi

(Hanımlar Rehberi sh: 22)

عَلَيْكُمْ بِدِينِ الْعَجَائِزِ

Âhirzamanda, ihtiyare kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi' olunuz." (Keşfü'l-Hafâ, 2: 70)

(Hanımlar Rehberi sh: 23)

عَلَيْكُمْ بِدِينِ الْعَجَائِزِ

Âhirzamanda, ihtiyare kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi' olunuz." (Keşfü'l-Hafâ, 2: 70)

اَبِى الْبَنَاتِ مَرْزُوقٌ

Yâni: "Kızların babasının rızkına bereket düşer"

(Hanımlar Rehberi sh: 27)

فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ

O zaman hoşunuza gideni... nikâh edebilirsiniz. (Nisâ Sûresi, 4:3)

تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا

-ev kema kal- Yani: "İzdivaç ediniz, nikahlanınız; çoğalınız." (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, 1:318; Münavi, Feyzü'l-Kadîr, 3:269, hadis no: 3366.)

لَا رُهْبَانِيَّةَ فِى الْاِسْلَامِ

"Ruhbaniyet İslâmiyette yoktur." mânası, "ruhbanîler gibi tecerrüt merduttur, hakikatsızdır, haramdır" demek değildir, Belki;

خَيْرُ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاسَ

İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:463; el- Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 3:481, no: 4044)

— 1047 —

Nur Çeşmesi

Meyve Risalesi Altıncı, Yedinci Meselesi ve Münacat Risalesi Şualar kısmında; Yirmiikinci Söz'ün Birinci Makamı, Sözler kısmında; Tabiat Risalesi Lem'alar kısmında; Otuzikinci Söz'ün Birinci Mevkıfı Sözler'de, Pencereler Risalesi'nden 31. Pencere Sözler'de; Otuzuncu Lem'anın Beşinci Nüktesi, Lem'alarda; Yirmiikinci Söz'ün İkinci Makamı Sözler'de; İkinci Mesele-i Mühimme Lem'alardan Onikinci Lem'a'da; Aziz Sıddık Kardeşlerim ve Büyük Cihad Gazetesinde neşredilen mektup ise, Emirdağ Lahikası-ll de ilgili yerde yayınlanmıştır.

Gençlik Rehberi

Gençlik Rehberi 1952 yılında tab' edilmiştir. Bu basımdan dolayı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde Bediüzzaman Hazretleri yargılanmış ve beraat etmiştir.

Risale-i Nur Külliyatının muhtelif yerlerinde bulunan ve Üstad Bediüzzaman Hazretleri tarafından hazırlanan mevzu ile ilgili bahislerdir. Mehazleri ilgili yerlerdedir.

Hizmet Rehberi

Hizmet Rehberi merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey tarafından 1962 yılında Risale-i Nurlardan derlenmiştir.

Bu kitabın mehazleri Risale-i Nur Külliyatında muhtelif yerlerdedir. Hususan Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lahikalarında bulunmaktadır.

Küçük Sözler

Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci ve Dokuzuncu Sözler olan Küçük Sözler Risalesi 1926 yılında Barla'da telif edilmişlerdir.

Buradaki dokuz Söz'ün me'hazleri, bu kitabın Sözler kısmındadır. Yirmibirinci Söz'ün Birinci Makamı yine Sözler kısmında ve Hatime Ondördüncü Söz'dedir. Mukaddime ise İşarat-ül İ'caz kısmında verilmiştir. İlgili kısımlara bakılmalıdır.

— 1048 —

Ayet-ül Kübra

Yedinci Şua olan Ayet-ül KübraRisalesi 1938 yılında Kastamonu'da, diğer bir me'hazde de 1941 yılında yine Kastamonu'da te'lif edilmiştir.

Bu Ayet-ül Kübra Risalesinin me'hazleri, bu kitabın Şualar/Yedinci Şua kısmında, verildiğinden burada tekrar verilmemiştir. Âhirindeki parçalardan Sual-Cevap'ın me'hazi Şualar El-Hüccet-üz Zehra'nı ikinci makamı kısmında, Yirmiüçüncü Söz'ün Birinci Mebhasi Sözler'in ilgili yerinde, Otuzikinci Söz'den İkinci Nokta'nın İkinci Mebhasi Sözler kısmında, ensondaki takriz de;

(Ayet-ül Kübrâ sh: 214)

فَسَوْفَ يَاْتِى اللّٰهُ بِقَوْمٍ

Allah (c.c.) bir kavim, bir millet getirecek. (Maide Sûresi, 5:54)

اِرْجِعِى اِلَى رَبِّكِ

Rabbine dön. (Fecir Sûresi, 89:28)

(Ayet-ül Kübrâ sh: 215)

فَادْخُلِى فِى عِبَادِى

Kullarımın arasına dahil ol. (Fecir Sûresi, 89:29)

وَادْخُلِى جَنَّتِى

Cennetime gir. (Fecir Sûresi, 89:30)

اَرِنَا يَا مَنْ اَطْفٰى النَّارَ بِنُورِهِ ٭ وَيَا مَنْ صَلّٰى عَلٰى حَب۪يبِهِ

Bize göster, ey nuruyla ateşi azdıran, kızdıran ve Habibî üzerine salat eden!

İman Hakikatleri

Dördüncü Söz, Dokuzuncu Söz, Yirmibirinci Söz, bu kitabın Sözler kısmında; Onüçüncü Lem'a (Hikmet-ül İstiaze Risalesi), Onyedinci Lem'a ise, Lem'alar kısmında ve Hasan Feyzi Ağabeyin bir takrizi ise Emirdağ Lahiksı-l de bulunmaktadır. Me'hazler için verilen yerlere müracaat edilmelidir.

— 1049 —

Haşir Risalesi

Onuncu Söz 1926 Matbu' nüshanın üstündeki tarih 1342'dir.

Onuncu Söz olan Haşir Risalesi mehazleri bu kitabın Sözler kısmında verildiğinden tekrar verilmemiştir.

İhlas Risaleleri

Yirminci ve Yirmibirinci Lem'alar 1934 yılında kat'î olarak Barla'da te'lif edilmiştir.

Yirminci ve Yirmibirinci Lem'alar olan İhlas Risaleleri'nin me'hazleri bu kitabın Lem'alar kısmında verildiğinden burada tekrar verilmemiştir.

Pencereler Risalesi

Otuz Üçüncü Söz, Barla'da 1928-30 yılları arasında Türkçe olarak telif edilmiştir.

Pencereler Risalesi olan Otuzüçüncü Söz'ün me'hazleri Bu kitabın Sözler kısmındadır.

Yirmiüçüncü Söz

Yirmiüçüncü Söz, Barla'da 1929'da telif edilmiştir.

Bu risalenin mehazleri de bu kitabın Sözler kısmındadır.

Divan-ı Harbî Örfî

1909 yılında Sıkıyönetim Mahkemesinde yapılan müdafaadır. 1911 ve 1912 yıllarında iki defa tab'edilmiştir.

Bu eserin me'hazleri bu kitabın "Asâr-ı Bediyye" bölümünde verilmiştir.

Zühretünnur

Bu Risalenin me'hazleri bu kitabın "Mektubat" ve "Lem'alar" bölümünde verilmiştir. O bahislere müracaat olunmalıdır.

— 1050 —

El-Hüccet-üz Zehra Risalesi

On Beşinci Şua bu risale, Afyon hapishanesinde 1949'da telif edilmiştir.

Bu El Hüccet-ül Zehra Risalesinin me'hazleri de Şualar kısmında verilmiştir.

Mu'cizat-ı Ahmediye Risalesi

On Dokuzuncu Mektup, Barla'da 1929'da telif edilmiştir.

Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) risalesi olan bu risalenin mehazleri bu eserin Mektubat bölümünde verilmiştir.

Hutbe-i Şamiye

Hutbe-i Şâmiye eseri, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin otuz beş yaşında iken, 1911 yılında Şam ulemasının ısrarı üzerine Câmi-i Emevîde irad ettiği bir hutbenin kendisi tarafından yapılmış tercümesidir.

(Hutbe-i Şamiye sh: 6)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

Hiçbirşey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Allah'ın selâmı rahmeti ve bereketi ebediyyen üzerinize olsun.

(Hutbe-i Şamiye sh: 9)

يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا

Onlar dünya hayatını seve seve (ahirete) tercih ederler. (İbrahim Sûresi, 14:3)

(Hutbe-i Şamiye sh: 18)

Bu kısımdan sonraki sayfaların me'hazleri, Asar-ı Bediyye kitabının "Hutbe-i Şamiye", "Teşhis-ül İlllet", "Nutuklar", "Makaleler", "Hakikat Çekirdekleri"; ve "Emirdağ Lahikası-ll" kısmında yazılmıştır.

— 1051 —

Muhakemat

Türkçesi "Muhakemat", Arapçası "Reçetet-ül Ulema" veya "Reçetet-ül Havas" olarak 1910 yılında te'lif edilip, 1911 ve 1912 de tab' edilmiştir.

Muhakemat'ın me'hazleri bu kitabın Asar-ı Bediyye kısmında verilmiştir.

Sünuhat - Tulûat - İşarat

Bu risaleleri Bediüzzaman Hazretleri 1918-1921 yılları arasında Dar-ül Hikmet-ül İslâmiyede iken telif etmiş ve bilahere tab' etmişlerdir.

Bu risalelerin mehazleri Asâr-ı Bediyye kitabının ilgili kısmında verilmiştir.

Münazarat

Münazarat Risalesi, hem Arabça hem Türkçe olarak 1910'da te'lif edilip 1913'de tab' edilmişlerdir.

Münazarat Risalesinin me'hazleri bu kitabın Asâr-ı Bediyye kısmında verilmiştir.

Uhuvvet Risalesi

Bu risale Bediüzzaman Hazretleri Barlada iken 1926-1934 yılları arasında telif edilmiştir.

Uhuvvet Risalesinin me'hazleri, bu kitabın "Mektubat" kısmında verilmiştir. (22. Mektub)

Mi'rac ve Şakk-ı Kamer Risalesi

Bu risale Bediüzzaman Hazretleri Barlada iken 1928 yılında telif edilmiştir.

Otuzbirinci Söz, Sözler'de; Yirmidördüncü Mektub'un İkinci Zeyli, Mektubat'ta Otuzbirinci Söz'ün Zeyli, Otuzbirinci Pencere, Lemaat'dan bazı parçalar Sözler kısmındadır.

İçtihad Risalesi

Bu Risale 1929 yılında Barla'da te'lif edilmiştir.

İçtihad Risalesinin me'hazleri bu kitabın Sözler mecmuası kısmında (27. Söz) ve Mektubat Mecmuasının 29. Mektubun Birinci kısmında ve 7. Kısmı olan İşarat-ı Seb'a olan bölümünde verildiğinden oraya bakılmalıdır.

Hastalar Risalesi

Yirmibeşinci Lem'a olan Hastalar Risalesi 1934 yılında Isparta'da te'lif edilmiştir.

Yirmibeşinci Lem'a olan Hastalar Risalesi'nin me'hazleri bu kitabın Lem'alar kısmında ve Onyedinci Mektup ise, Mektubatta, İkinci Lem'a ise, Lem'alar'da verilmiştir.

(Hastalar Risalesi sh: 30)

لِكُلِّ مُصِيبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

(Herbir musibet için sözümüz:) "Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz. (Bakara Sûresi, 2:156)

Tabiat Risalesi

Yirmi Üçüncü Lem'a olan Tabiat Risalesi önce Ankara'da Arabî olarak 1921'de sonra da Barla'da 1933'te Türkçe olarak telif edilmiştir.

Yirmiüçüncü Lem'a olan Tabiat Risalesi'nin me'hazleri bu kitabın Lem'alar bölümünde verilmiştir.

Ene ve Zerre Risalesi

Otuzuncu Söz olan Ene ve Zerre Risalesi 1929 ve 1930 yılları arasında Barla'da te'lif edilmiştir.

Bu Risalenin me'hazleri, bu kitabın Sözler kısmında verildiğinden tekrara ihtiyaç kalmamıştır. İlgili yere bakınız.

— 1053 —

Ramazan ve İktisad ve Şükür Risalesi

Ramazan Risalesi olan Yirmi Dokuzuncu Mektup [Birinci Kısım] 1934'te Barla'da telif edilmiştir.

* İktisad Risalesi olan Ondokuzuncu Lem'a ise, Isparta'da 1935'te telif edilmiştir.

* Şükür Risalesi de olan Yirmi Sekizinci Mektubun bir kısmı 1931'de, bir kısmı da 1933'te Barla'da telif edilmiştir.

Ramazan Risalesi'nin me'hazleri Mektubat Yirmidokuzuncu Mektupta, İktisad Risalesi'nin Lem'alar Ondokuzuncu Lem'a'da ve Şükür Risalesi'nin me'hazleri de Mektubat Yirmisekizinci Mektupta verildiğinden burada tekrarlanmamıştır.

Nur Aleminin Bir Anahtarı

Bu Risale 1941 yılından başlayarak 1953 yılına kadar devam eden bir süre içinde Emirdağ'ında te'lif edilmiştir.

Hava ve Nur unsurunun tevhid ve Vahdet-i Rabbaniye ve emir ve İrade-i İlahiyeye gâyet aşikâr bir tarzda delâlet ve işaretlerini gösteren bir risaledir.

Me'hazleri bu kitabın Emirdağ Lahikaları l ve ll. kısımlarında verilmiştir.

Türkçe Risaleler:

1. Asâ-yı Musa Risalesi (Müstakil Kitap)

2. Âyet-i Feth Risalesi, (Yedinci Lem'a)

3. Âyet-i Hasbiye Risalesi, (Dördüncü Şua)

4. Âyet-ül Kübra Risalesi, (Yedinci Şua)

5. Bismillah Risalesi, (Birinci Söz)

6. Deva-ül Y'es, (Âsâr-ı Bediyye)

7. Elhüccet-üz Zehra Risalesi, (Onbeşinci Şua)

8. Es'ile-i Sitte Risalesi, (Yirmidozuzuncu Mektup)

9. Esma-i Sitte Risalesi, (Otuzuncu Lem'a)

10. Fihriste Risalesi, (Onbeşinci Lem'a)

11. Hakikat Çekirdekleri Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

12. Hastalar Risalesi, (Yirmibeşinci Lem'a)

13. Haşir Risalesi, (Onuncu Söz)

14. Hikmet-ül İstiaze Risalesi, (Onüçüncü Lem'a)

— 1054 —

15. Hutbe-i Şamiye Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

16. Hutuvat-ı Sitte Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

17. Hüccetullah-il Bâliğa Risalesi (Asa-yı Musa)

18. Hüccet-ül Kur'an Aleşşeytan Ve Hizbihi, (Yirmialtıncı Mektub)

19. Hücumat-ı Sitte Risalesi, (Yirmidokuzuncu Mektub)

20. İçtihad Risalesi, (Yirmiyedinci Söz)

21. İhlas Risaleleri, (Yirmi ve Yirmibirinci Lem'alar)

22. İhtiyarlar Risalesi, (Yirmibeşinci Lem'a)

23. İkinci Keramet-i Aleviye Risalesi (Yirmisekizinci Lem'a)

24. İktisad Risalesi, (Ondokuzuncu Lem'a)

25. İşarat-ı Huruf-u Kuraniye Risalesi (Lem'alar)

26. İşarat-ı Kur'aniye Risalesi, (Birinci Şua)

27. İşarat-ı Seb'a Risalesi, (Yirmidokuzuncu Mektub)

28. İşarat-ı Selase Risalesi, (Yirmidokuzuncu Mektub)

29. Kader Risalesi, (Yirmialtıncı Söz)

30. Keramet-i Aleviye Risalesi, (Birinci) (Onsekizinci Lem'a)

31. Keramet-i Aleviye Risalesi (İkinci) Yirmisekizinci Lem'a)

32. Keramet-i Aleviye Risalesi, (Üçüncü) (Sekizinci Şua)

33. Keramet-i Gavsiye Risalesi, (Sekizinci Lem'a)

34. Lâhika Risalesi (Lahikalar)

35. Lemeat Risalesi, (Asâr-ı Bediyye)

36. Mektubat Risalesi (Mektubatın tamamı)

37. Meyve Risalesi, (Onbirinci Şua)

38. Mi'rac Risalesi, (Otuzbirinci Söz)

39. Minhac-üs Sünne Risalesi, (Onbirinci Lem'a)

40. Mirkat-üs Sünne Risalesi, (Onbirinci Lem'a)

41. Mu'cizat-ı Ahmediye Risalesi, (Ondokuzuncu Mektub)

42. Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi, (Yirmibeşinci Söz)

43. Muhakemat Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

44. Müdafaat Risalesi, (Onikinci ve Ondördüncü Şualar ve Lâhikalarda)

45. Münacat Risalesi, (Üçüncü Şua)

46. Münazarat Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

47. Nokta Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

48. Nasr Risalesi (Rumuzat-ı Semaniye)

49. Notalar Risalesi, (Onyedinci Lem'a)

50. Nur Âleminin Bir Anahtarı Risalesi, (Emirdağ Lâhika-sı-ll)

51. Nurun İlk Kapısı Risalesi, (Karton Kapak müstakil)

52. Nübüvvet-i Ahmediye Risalesi, (Ondokuzuncu Söz)

53. Onaltıncı Mektub Risalesi (Mektubat Onaltıncı Mektub)

54. Pencereler Risalesi, (Otuzüçüncü Söz)

55. Ramazan Risalesi, (Yirmidokuzuncu Mektub)

56. Rehber Risalesi (Emirdağ Lahikası-l)

— 1055 —

57. Rumuzat-ı Semaniye Risalesi, (Yirmidokuzuncu Mektub)

58. Üçüncü Keramet-i Aleviye Risalesi (Sekizinci Şua)

59. Sırr-ı İnna A'tayna Risalesi, (Yirmidokuzuncu Mektub, Rumuzat-ı Semaniye)

60. Sikke-i Gaybiyye Risalesi (Müstakil Sikke-i Gaybiye)

61. Sünuhat Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

62. Şakk-ı Kamer Risalesi, (Otuzbirinci Söz)

63. Şefkat Tokatları Risalesi, (Onuncu Lem'a)

64. Şuaat-ı Marifet-in Nebi Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

65. Şükür Risalesi, (Yirmisekizinci Mektub)

66. Tabiat Risalesi, (Yirmiüçüncü Lem'a)

67. Telvihat-ı Tis'a Risalesi, (Yirmidokuzuncu Mektub)

68. Tevhid Risalesi. (İkinci Şua)

69. Tesettür Risalesi, (Yirmidördüncü Lem'a)

70. Uhuvvet Risalesi, (Yirmiikinci Mektub)

71. Yirmidördüncü Söz Risalesi (Yirmidördüncü Söz)

72. Yirminci Mektub Risalesi (Yirminci Mektub)

73. Zerrat Risalesi. (Otuzuncu Söz)

74. Zülfikâr Risalesi (Müstakil kitap)

Arabî Risaleler:

75. Hutbe-i Şamiye Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

76. Münazarat Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

77. Teşhis-ül İllet Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

78. Muhakemat Risalesi, (Âsâr-ı Bediyye)

79. İşarat-ül İ'caz, (Otuzuncu Mektub, Müstakil)

80. Katre, (Mesnevi-i Nuriye)

81. Kızıl İcaz, (Müstakil)

82. Habbe, Hubab (Habab), (Mesnevi-i Nuriye)

83. Lasiyyemalar (El-Lasiyyemat) , (Mesnevi-i Nuriye)

84. Lem'alar (El-Lemeat), (Mesnevi-i Nuriye)

85. Reşhalar (Er-Reşahat), (Mesnevi-i Nuriye)

86. Şemme, (Mesnevi-i Nuriye)

87. Şu'le, (Mesnevi-i Nuriye)

88. Ta'likat, (Müstakil)

89. Zerre, (Mesnevi-i Nuriye)

90. Zühre (Zehre) (Mesnevi-i Nuriye)