Âsâr-ı Bedîiye
— 677 —

Tarihçe-i Hayatın Zeyli

KALEME ALAN BİRADERZADESİ ABDURRAHMAN
— 679 —

"LEMAAT" Divanın sahibi amcam Said-i Kürdî'nin tercüme-i halini muhtasaran müstakil bir risalede yazmıştım. Fakat iki buçuk senedenberi Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyenin vazifesini ona yüklettirdiler. O da derdi: "Ben bunu terk edeceğim. Fakat millete de bir hesab vermek isterim. Bendeniz de, amcamın Dârü'l-Hikmet-i İslâmiyedeki vazifesinden nasıl hesap vermek istediğine dair birkaç söz yazıyorum.

Bundan ikibuçuk sene evvel, ki 1334 senesi idi. Amcamın rızası olmadan Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'ye aza tayin edildi. Fakat esarette çok sarsılmış olduğundan, on ay me'zunen vazifeye gitmedi. Hatta çok defalar istifa etmek teşebbüsünde bulundu, fakat ahbabları bırakmadılar. Bunun üzerine vazifeye devam etti, ki bir buçuk sene oluyor. Bidayette haline dikkat ettim ki, zaruretten fazla kendine masarif yapmıyordu. Maişetçe neden bu kadar fena yaşıyorsun? diyenlere de cevaben derdi ki: "Ben sevad-ı a'zama tabi' olmak isterim. Sevad-ı a'zam ise bu kadar tedarik edebilir. Ben ekalliyet-i müsrifeye tabi olmak istemem." Ve Dârü'l-Hikmetten aldığı maaştan miktar-ı zarureti ayırdıktan sonra mütebâkisini bana vererek "hıfzet" derdi. Ben de o bir sene zarfındaki fazla kalmış olan paraları amcamın bana olan şefkatine, hem malı istihkar etmesine itimaden haberi olmadan tamamen sarf ettim. Sonradan bana dedi ki: "Bu para bize helâl değildi. Millet malı idi, ne için sarf ettin?. Madem ki, öyledir, ben de seni vekilharçlıktan azl ile kendimi nasb ettim." Ondan sonra ayda bana yirmi banknot, kendisine de onbeş tefrik ederdi. Fakat başka masraflar da onun onbeşine dâhil idi. Demek ayda on-oniki banknot kendisine kalırdı. Fazla kalan mütebâki paraları kendisi hıfzeyledi.

Bir müddet aradan geçti. Yeni kalbine geldiği hakaikten on iki te'lifatını din namına tab' ettirdi. Toplanan yediyüz kadar banknotları o te'lifatların masarif-i tabiyesine verdi. Yalnız bir iki küçüğü müstesna olmak üzere, diğerleri meccanen etrafa dağıttırdı. Ne için sattırmadığını sual ettim. Dedi ki: "Maaştan bana kut-u lâyemut caizdir. Fazlası millet malıdır. Bu suretle millete iade ediyorum."

— 680 —

Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyedeki hizmeti hep böyle teşebbüs-ü şahsîyle idi. Çünkü orada müştereken iş görmek için bazı maniler görüyordu. Zannımca kàri'ler de bunu bilirler ki; müşarün-ileyh kefenini boynuna takmış ve ölümü göze almıştır. Ve Dârü'l-Hikmet-i İslâmiyede demir gibi dayandı. Ecnebi tesiratı Dârü'l-Hikmeti kendine âlet ettiremedi. Ve o yanlış fetvaya karşı dayandı, reddetti. İslâmiyet'e muzır bir cereyan ortaya atıldığı vakit, o cereyanı kırmak için küçük bir eserini neşrederdi. Hatta Anadolu'dan istediler, gitmedi. Demişti: "Ben tehlikeli yerde mücahede etmek istiyorum. Siper arkasında mücahede etmek hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum."

Başka kitapları yanında bulundurmazdı. Ona derdik: "Ne için başka kitaplara bakmıyorsun?" Derdi: "Herşeyden zihnimi tecrid ile Kur'an'dan fehmediyorum." Nakletse, bazı mühim gördüğü mesaili yine tagayyürsüz kendi âsârından alır, tekrar eder. Derdik: "Ne için aynen böyle tekrar ediyorsun?" Derdi: "Hakikat usandırmaz libası değiştirmek istemem." Kendisine derdik: "Neden en ulvî hakaik-i diniye ile beraber bazı mesail-i siyasiyeyi de kitaplarında dercediyorsun?" Cevaben derdi ki: "Çocuğa ilacı içirmek için bir şekerleme gösterilir. Tâ ki, o da ağzını açar, ilacı o vasıta ile içirir. Efkâr-ı amme de siyaset için ağzını açmış, ben de tiryakı içirmek için siyaseti de zikrettim." Fakat maatteessüf pek îcazkârâne söylediği için istifade umumi olmuyor. Hatta kendi kitaplarından aldığı bazı mesaili dahi aynen diğer eserlerinde zikrediyor. Başka müellifler gibi mana tekerrür ettikçe başka suret giydirmiyor. Demek bir buçuk sene me'zuniyetten sonra vazifesinde bulundu. Şimdi dahi başka yere gitmek için niyet etmiştir ve millete hitaben diyor ki:

"Ey Millet! Burada o kadar mâni çoktu ki, iş görmek pek müşküldü. Ben bu kadar yapabildim, beni helâl et!"

Hem kendisine derdik: "Neden bu kadar sarsıldınız?" Derdi: "Ben kendi âlâmlarıma tahammül ettim. Fakat İslâmın âlâmından gelen teellümat beni ezdi. Âlem-i İslâm'a indirilen her bir darbe en evvel kalbime indiğini hissediyordum. Onun için bu kadar sarsıldım. Fakat bir ışık görüyorum ki , o âlâmları unutturacak inşâallah..."

— 681 —
Tesadüf-ü garibedendir:

Lemaat kitabının tarihi, hilâl yıldız çıktı ki;

نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَلِ هِلَالَيْ رَمَضَانَ

hem de tesadüfi olarak kitabın âhirinde de hilâl yıldız gelmiş.. Tabiatı serbest bırakarak hiç nazım yapmadığı halde, bu kitap tamamen Sancak Marşının vezni gibidir ki, pek garib bir tesadüftür; Ramazandan bir kaç gün evvel bazı satırları numune olarak yaptı, ahbablarına gösterdi. Biri müstesna kimse teşci' etmedi. Fakat bir arzu-yu musırraneye ittibaen, Lemaat'ı Ramazanın bidayetindeki hilâl vaktinde yapmaya başladı. Ve Ramazanın âhirindeki hilâlde bitirdi. Hem de der ki: "Bu Ramazaniye kitabımı kim alsa, her kıt'asını dikkatle okumasa, lafız ve nazmın perişaniyetine bakıp manasının anlamasına çalışmasa helâl etmem. Çirkin bir sadefte güzel bir cevher bulunabilir."

Kitabındaki tesadüfe dair konuşurken; semada hilâl yıldız, Sancak-ı İslâmın resmini tersim etti. Amucama dedim: "Kitabındaki tesadüf, sahife-i semada tanzir ediyor." Cevaben dedi: "Ben zaten tesadüf denilen şey'i kabul etmem. Herşeyde bir hikmet var. Hem tesadüf tekerrür etse, tesadüf olamaz. Bir kasdı ihsas eder. Kâinat birbiriyle münasebettardır. O dakik münasebatın manaları var. Vâzıhan bilmediğimiz için tesadüfle tabir ediyoruz." İşte bütün bunlardan tefe'ül çıkıyor ki:

İ'lâ-yı kelimetullahın bayrağı olan (hilâl yıldız bayrağı) teali edecek. Eski şevketini bulacak, inşâallahü teâlâ!..

Âsârı Hakkında Takrizen Küçük Amcam Böyle Söylemişti.

Hakkın cevher-i âlîsiyle elmas-ı hakikatten, şükûka karşı yapılmış olan bir seyf-i kàtı'dır.

Müzehheb basamaklı şu semavat-ı kemalata, urûc etmek için hakkıyla bir nuranî mirkattır.

Küçük Biraderi Abdülmecid
— 682 —
BENDENİZ DE ÂSÂRINDAKİ ÎCAZ VE METANETİNE DAİR TAKRİZEN BU SÖZLERİ SÖYLÜYORUM:

Olmasaydı ger demir, mermer misal lafzı tamam

Ateş-i kuvvet manaya dayanmazdı kelâm

Hakikatta çimenzar hakaiktır bu her dem

Ki olmuş cennet-i a'lâ-i Kur'andan o mülhem

Bu bahr-i muhtelif elvan ve emvacın içinde

Gelen bâd-i nesîmî kalb-i mecruha deva merhem

Buharatı çıkar tâ ki semavat-ı ukûle

Sehabatı bütün teşkil eder o hem zened berhem

Atar na'ra o rahmetli bulut şimşekleri saçar

Yakar kalbin zemininde bırakmaz şübhe u hem vehm

Yağan yağmurları, neşvünema ezhara verirler

Hakikattır ki onlarda birer dane şifadır hem

Biraderzadesi Abdurrahman
DÂRÜ'L-HİKMETİ'L-İSLÂMİYEDE İKEN TAB' VE NEŞRETTİĞİ ÂSÂRI

1- İşaratü'l-İ'caz Fî Mezanni'l-Îcaz

2- Noktatun Min Nur-i Marifetillah

3- Şuâatü Marifetin Nebi

4- Lemaat

5- Tulûat

6- Sünuhat

7- Kızıl Îcaz

8- Rumuz

9- İşarat

10- Hutuvat-ı Sitte

11- Hakikat Çekirdekleri: (Birinci Cüz)

12- Hakikat Çekirdekleri: (İkinci Cüz)